Cilt 5 Bölüm 30 [ Ay Işığı Altındaki Kaplan ve Kedi ] (1/2)

avatar
1711 0

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 5 Bölüm 30 [ Ay Işığı Altındaki Kaplan ve Kedi ] (1/2)


Çevirmen : Clumsy 


??: “Çok üzgünüm, misafir beklemediğim için temizlik yapmamıştım.”

 

Mimi: “Hmm~! Bizim için sorun değil~! Hem temiz görünüyor~! Gayet temiz~! Mimi’nin odası çok daha fena durumda~”

 

???: “Ah, ah, bu iyi bir şey değil.”

 

Diyen kadın, koltukta yatmakta ve bacaklarını sallayarak son derece rahat görünmekte olan Mimi’yi doğal bir tavırla okşamıştı.

 

Garfiel ise bu manzaraya dalmış şekilde sessizce kadına bakmaktaydı. Uzun sarı saçları beline dek iniyordu, teni kar beyazıydı, ince bedeni bir kadının yumuşaklığını taşıyordu ve sevimli suratında bir çift sakin, zümrüt yeşili göz sergileniyordu.

 

25lerinde görünüyor ama Garfiel, onun 35ini aşkın olması gerektiğini biliyordu.

 

Ne olursa olsun bu Garfiel’in beklentileriyle örtüşmüyordu ki kafa karışıklığının sebebi de tam olarak buydu.         

 

???: “Bay Görkemli Kaplan, çay damak tadınıza uymuyor mu? Üzgünüm, ne içmek istediğinizi sormayı bile düşünememişim…”

 

Reala Thompson olduğunu iddia eden kadın sessizliğini koruyan Garfiel’in karşısında surat asmış, Garfiel ise kadının sesiyle yeniden toparlanmıştı. Ardından hiç dokunmadığı çayına bakarak fincanını aceleyle kaldırdı.

 

Garfiel: “Yo, yo, harika benliim azıcık şapşallık etti sadece… bu odanın genişliği alışılmadık boyutta, ondan olmuştur.”

 

Reala: “Öyle mi? Ailem çok büyük olduğu için evimiz de öyle ama temizlemesi zor oluyor. Yine düşüncesizlik etmişim sanırım.”

 

Reala Garfiel’in telaşlı bahanesini hiç şüphelenmeden kabul etmişti ve büyüleyici sesi yumuşacıktı. Evin kocaman avlusu ve abartılı işçilik, ifadesini doğruluyordu. Gülümseyişi, tatlı ses tonu ve onunla ilgili her şeyse Garfiel’e nostalji yaşatıyordu.

 

Fakat Reala, Garfiel’in bakışlarıyla ilgili tek kelime etmiyordu. Ve tek başına bu detay bile Garfiel’in kalbinin acıyla sıkışmasına yetiyordu.

 

Reala Thompson olduğunu iddia eden bu kadın, Garfiel’in zihnine net bir şekilde kazınmış olan annesi Reshia Tinsel’in tıpatıp aynısıydı.

 

Tabii ki Garfiel’in annesiyle vedalaşışı doğumundan kısa bir süre sonra gerçekleştiği için ona dair anıları sınırlıydı.

 

Buna rağmen Yargılamaların gerçekleştiği mide bulandırıcı mezar sayesinde annesinin yüzünün her detayını biliyordu. Çünkü orada, veda anlarına tanık olmuştu.

 

Annesinin yüzü, sesi, sevgisi… Garfiel hepsini Yargılamalar sayesinde biliyordu.

 

Ve o Yargılama annesinin vedalarından kısa bir süre sonra gerçekleşen trajik ölümünü de göstermişti. Dolayısıyla Garfiel için annesini bir daha görmek imkânsız bir düşten ibaretti.

 

Öyleyse şu anda karşısında bu kadının bulunması da imkânsız olmalıydı. 

 

Reala: “Mimi-san, kulakların çok yumuşak görünüyor. Dokunmam mümkün mü acaba?”

 

Mimi: “Lütfen dilediğince dokun~!”

 

Onay alan Reala mutlu mesut elini uzatıp Mimi’nin kulaklarını memnuniyetle okşamaya başlamıştı.

 

Mimi’yse yalnızca küçük kızların takınacağı bir gülümseme takınmıştı. Minicik bir yaratık adamla şüpheli bir yarı insan olarak tuhaf bir ikili teşkil etmelerine rağmen kadın tarafından hiç düşünmeden davet edilmişlerdi. Bu kadında gerçekten temkinlilikten eser yoktu.

 

Garfiel’in gözünde bu tavırlar tamamıyla annelik duygularıyla ilişkiliydi.

 

Annesi Reshia son derece talihsiz bir kadındı. Ebeveynleri borçlanıp her şeylerini yitirince bir grup köle tüccarına satılmış, sonra da orada yarı insan haydutlar tarafından pusuya düşürülmüştü. O haydutlar da Reala’yı metresleri olarak almıştı.

 

Yolculuğun bir noktasında Frederica’ya hamile kalmış, sonra da ikinci kez haydutlar tarafından satılığa çıkartılmıştı. Ve bir başka hırsız topluluğu tarafından alınarak onlarla da uzun bir vakit geçirmişti.

 

Frederica o hırsız topluluğunun içerisinde büyümüştü. Bu vakitlerden nadiren bahsetse de Reala’nın oradan uzaklaşışını şükredilecek bir şey olarak görüşü, son derece kötü bir çevrede büyümüş olduğunun göstergesiydi.

 

Talihsizlik üzerine talihsizlik yaşayan Reala çok şükür bir noktada meraklı Roswaal tarafından kurtarılmıştı.

 

Roswaal ona bir teklif yapmıştı; onları Sığınağa götürecek, güvenli bir yuvaları olacaktı. Sığınağa gittiklerinde de Lewes onların gardiyanı olmuştu.

 

Hayatın Reala’ya gösterdiği muamele yalnızca ‘zalimce’ şeklinde özetlenebilirdi.

 

Fakat yalnızca bu hikayeleri işiten Garfiel, annesinin kişiliği hakkında herhangi bir şey bilmiyordu. Onu gerçekten tanıyan kişilerse yaşayışı hakkında asla aksi bir yorumda bulunmazdı.

 

Lewes: “Ah, Reshia. O çocuk oldum olası açıklanamaz, anormal bir iyimserliğe sahipti ve daima önüne bakardı. Kendisini öldürebilecek zorlukta günler geçirmiş olmasına rağmen sürekli, ‘Belki yarın güzel şeyler olur. Bugün zor olsa bile yarın daha iyi olabilir’ derdi. Küçük bir çocuk gibi sürekli hayatında olabilecek ufacık mutlu şeyleri beklerdi.”

 

Frederica: “Saygıdeğer annemiz… bir şeyleri çok kolay çarçur eden aptal bir kadın gibi görünebilir ve dürüst olmak gerekirse onun hayatta kalma yollarıyla ilgili herhangi bir ders aldığına gerçekten inanmıyorum… ama inanılmaz nazik biriydi. O benim favori insanımdı. Onun kızı olduğuma tüm kalbimle minnettarım.”

 

Roswaal: “Bu konu annenle, Reshia-san’la mı ilgili? Peeeeeki, onunla yüz yüze sohbet etme şansına peeeek fazla erişemesem de anlaşılması zor biriydi. Yoksa inanılmaz biriydi mi desem? Mutluluk konusunda çoğu kişiden çoook daha hassastı. Sürekli neşeliydi, eeeeeen kötü durumlarda bile mutlu bir yön bulurdu. Hııııı hı, bu benim hooooşlanmadığım bir şey değildi.”

 

Lewes, Frederica ve hatta Roswaal bile onun hakkında iyi şeyler söylerdi.

 

Yine Sığınakta olup annesini tanıyan herkes benzer şeyleri sıralardı. Daima rahat ve mutlu görünen biriydi.

 

Zaten öyle olmasa salaklık edip Garfiel’in başına bir işler gelmiş olma ihtimali çok yüksek olan babasını aramaya gitmezdi.

 

Peki hemen ardından bir talihsizlik daha yaşayıp öldüyse mutluluğu neredeydi?

 

— Garfiel annesinin mutluluğu nerede bulduğunun yanıtını hiçbir zaman alamamıştı.

 

Garfiel: “Bulamıyorsam pes etsem daha iyi.”

 

Tırnaklarını avcuna geçirmiş şekilde yumruklarını sıkmıştı.

 

Pes etmeliydi. Ama bunu hiçbir zaman anlamamıştı. Uzun bir vakit alsa da nihayet bunu kabullenecek kadar büyümüştü.

 

Durumun özeti buydu. Ama neden yeniden karşısına çıkmıştı ki? Hem de o her zamanki umursamaz, neşeli tavrıyla…  

 

Garfiel: “——”

 

Garfiel, onun fark etmesini önlemek adına ifadesini ve davranışlarını gizliden gizliye gözlemliyordu.

 

Doğal hissettirmeyen hiçbir şey yoktu. Annesinin kendisine bir yabancı gibi davranıyor oluşu tamamen doğaldı ve Garfiel izlemeyi sürdürdükçe kadını daha da büyüleyici buluyordu.

 

Yanıtı bu muydu?

 

Yeni bir hayatı olmuştu. Garfiel’in varlığından habersiz şekilde mutlu bir hayat bulmuştu.

 

‘Seninle ilgili bir şeyler öğrenmek umurumda değil’ miydi annesinin yanıtı—

 

Fred: “Anneeeeee.”

 

Abla: “Anne, ben acıktım.”

 

Garfiel Mimi ve Reala’nın eğlenişleri esnasında sessizliğini korumuş, bu sırada küçük kardeş ve ablası da üstlerini değiştirmek için odalarına gittikten sonra salona geri dönmüştü.

 

Abla Garfiel’e attığı sert bir bakışın ardından hızla annesine yaklaşarak,

 

Abla: “Anne, misafirlere evlerine gitmelerini söyle de yemek yiyebilelim.”

 

Reala: “Kızım, ne diyorsun sen öyle? Bay Görkemli ve Mimi, Fred’i neredeyse boğulurken kurtarmışlar.”

 

Abla: “Bu konuya gelince, bu işi yapan Görkemli olamaz mı? Bu sayede evimize gelip cömertliğimizden faydalanacaktır, belki de para istiyordur.”

 

Reala: “Hey, artık fazla ileri gidiyorsun. Ama haklısın, Fred’i kurtardığı için ona teşekkür etmeliyiz… acaba para mı versek ki?”

 

Abla: “Anne!?”

 

Sözlerinin ailesini iflasa götüreceğini fark eden abla paniğe kapılmıştı. Diğer taraftan kızının niyetini anlayamamış olan Reala kafa karışıklığı içerisinde etrafına bakınıyordu.

 

Ebeveyn ve çocuk arasındaki bu gülümsetici etkileşime tanık olmak Garfiel için dikenlerin üzerinde çıplak ayakla yürümek kadar zorlu bir tecrübe olmuş, çayını tek yudumda tüketerek fincanını çat diye yerine indirmişti.

 

Garfiel: “Harika benliim burda hoş karşılanmıyo gibi göründüüne göre bize müsaade.”

 

Mimi: “Haauhh? Neden~?”

 

Garfiel: “Özel bi sebebi yok.”

 

Garfiel oradan gitmek istese de Mimi kalmakta ısrarcıydı. Fakat Garfiel onu duymamışçasına yerinden kaldırmış ve gitmeye yeltenişi Reala’nın perişan olmasına, kızınınsa alaylı bir şekilde sırıtmasına yol açmıştı.

 

Ehh, Garfiel onun hislerine saygı duyardı — ve bu düşünceyle gidecekken,

 

Fred: “Gitme, Görkemli Kaplan…”

 

Garfiel’in pantolonuna tutunan küçük kardeş, yolunu kesmişti.

 

Garfiel her nedense bir an için o ufak elleri uzaklaştırmaktan yana tereddüt etmişti. Ama,

 

Abla: “Fred, sen gerçekten…”

 

Fred şüpheli bir suçlunun kalması için uğraşırken ablası ellerini öfkeli bir şekilde bileklerine yerleştirmiş, Reala ise ellerini çırparak herkesin dikkatini üzerine çekmişti.

 

Reala: “Millet, bakın, iyi anlaşmamak hoş bir şey değildir. Sen misafirlerimizi gitmeye yönlendiriyorsun, Fred’se kalmalarını istiyormuş gibi görünüyor, o yüzden onları herhangi bir şeye zorlama kızım.”

 

Abla: “Ama anne…”

 

Reala: “Aması falan yok. Bay Görkemli ve Mimi, birazcık daha kalsanız olmaz mı? Sizinle akşam yemeği yemek çok hoşuma gider, hem bu akşam özel yemeğimi yaptım.”

 

Fred: “Anneeeeee, sen her şeye özel yemeğim diyorsun…”

 

Reala: “Mhm, sebebi çok bariz değil mi? Anneniz sizin için yaptığı her yemeği özene bezene yapıyor.”

 

Pek yetenekli olduğu söylenemese de elinden gelenin en iyisini yapmaya çalışıyordu. Herkes panik dolu ifadelere bürünmüşken en barizleri Garfiel’di.

 

Bu uyumlu atmosfer, Garfiel’in kalbinin en derinlerine saplanıyordu.

 

Reala’nın sözleri onda eşsiz bir mutluluk ve çaresizlik hissi doğurmuştu. Bu daveti kabul etmek Garfiel’in yapabileceği en kötü şey olurdu.

 

Garfiel: “Davetinizi geri çevirdiim için üzgünüm ama bikaç yoldaşım beni bekliyo. Eğer gecikirsem endişelenirler, o yüzden bi an önce gitsek iyi olur.”

 

Reala: “……”

 

Göğsündeki acıyı bastıran Garfiel, sesinin titrememesi için dua etmişti.

 

Karşılığında ablanın suratı kaskatı kesilmiş, Reala ise gözleri kapalı şekilde kaşlarını çatmıştı. Sonra da,

 

Reala: “Anlıyorum, canınızı sıkacaksa sizi kalmaya zorlamamın bir anlamı yok.”

 

Garfiel: “—hk”

 

Bugün Garfiel’in canını en çok acıtan şey bu olmuştu.

 

Reinhardt’a düelloda kaybetmek ve Reala’yı ilk defa görmek bile şu anda hissettiklerinin yanında bir hiçti.

 

Garfiel bilinçsizce bir elini göğsüne götürmüş, bedeninin hala sağlam olduğunu teyit etme ihtiyacı duymuştu. Ve Garfiel’in bu hali karşısında,

 

Mimi: “Garfiel, hadi gidelim.”

 

O ana dek gitmeyi reddeden Mimi, Garfiel’in elini kibarca kendi ellerinin arasına alıp başı çekmişti. Onun endişesiyle yüzleşen Garfiel ise sessizce itaat etmişti.

 

Böylece onların eli oturma odasının kapı kulpuna yerleşmişken ve ikisi de gitmeye hazırken,

 

???: “Ben geldiim! Oh, misafirimiz mi var?”

 

Kapının diğer tarafında harikulade sakalları olan bir beyefendi belirmişti.

 

Sağlam bir işçiliğin eseri gibi görünen adam enerjik bir hava yayıyordu. Ses tonundan yüzüne dek her şeyiyle başarılı bir adam olduğu anlaşılıyordu.

 

Adamı görmek çocukların neşe içerisinde ayaklanmasına yol açmıştı. Öyleyse bu adam—

 

Baba: “Hmm… Bu yabancıyı daha önce hiç görmemiştim.”

 

Fred: “Baba, bu Görkemli Kaplan.”

 

Abla: “Şüpheli bir kötü adam.”

 

Baba: “Ne?”

 

Kızı ve oğlunun tamamen zıt tavırlarla verdiği yanıtları işiten adam, sıkıntılı bir şekilde başını eğerek odada sessizce dikilmekte olan Reala’ya dönmüştü.

 

Reala ise onun sevgi dolu bakışları karşısında sakince cevap vermeye başlamıştı.

 

Garfiel sınırına ulaşmıştı.

 

Garfiel: “Büyük bi mesele diil, gidiyoduk zaten.”

 

Ardında bu cümleyi bırakan Garfiel, Mimi’yi kaptığı gibi hızla odadan çıkmış ve kaçarcasına ön kapıya atılmıştı.

 

Fred: “Görkemli Kaplan!”

 

Arkasından mutsuz bir ses yükselmişti. Fakat Garfiel’in bu çağrıya verecek bir yanıtı yoktu.

 

Görkemli de kimdi, Kaplan da kimdi? O Garfiel’di, Görkemli Kaplan değildi. Kaplan dediğin herhangi bir şey karşısında sarsılmaz, güçlü olurdu. O kaplan şimdi neredeydi?

 

Gerçek bir kaplan böyle şeylerden bu kadar etkilenmezdi—!

 

Mimi: “Garfiel! Elimi, acıtıyorsun!”

 

Garfiel: “——”

 

Düşüncelerine fazla odaklanan Garfiel, Mimi’nin acı dolu çığlığını fark etmemişti.

 

Mimi o sımsıkı kavrayıştan kurtulana dek tırnaklarını kızın avcuna saplamakta olduğunu anlayamamıştı. Ufacık elleri şişmiş ve morarmıştı.

 

Garfiel: “Ü, üzgünüm… harika benliim…”

 

Mimi: “Gar~f, o evde çok tuhaf davrandın. Elim de gerçekten~ acıyor.”

 

Mimi sessizce mırıldanırken Garfiel eliyle kendi alnına vurmuştu.

 

Su Kapısı Şehrinin nemli havası suratlarını okşarken ikisi de ahenksiz bir sessizliğe gömülmüştü. Güneş gökte alçalmış, şehir büyülü ışıklarla kuşanmıştı.

 

Suyun yüzeyindeki güneş ışıltılarının yerini büyülü lambaların ışıkları almıştı fakat Garfiel ne bu gizemli manzaranın ne de sessiz güzelliğin tadını çıkaracak haldeydi.

 

???: “Hey, siz ikiniz!”

 

Biri nefes nefese kalmış şekilde Garfiel ve Mimi’ye yaklaşmaktaydı.

 

Büyü ışıkları, az önceki adamın ceketini kuşanmış şekilde gelişini yansıtıyordu. Nihayet ikilinin önüne varan adam ellerini dizlerine yerleştirmişti ve kuvvetli nefesler almaktaydı.

 

Baba: “Ah, nihayet yetiştim… böyle olmayacak… Eskiden çok daha enerjiktim ama işim yüzünden tamamen formdan düşmüşüm…”

 

Garfiel: “Bizden istiyceğin bişi mi vardı?”

 

Garfiel, adamın söyleyecekleriyle ilgilenmediğini açıkça belli etmişti.

 

Bu adamın varlığı da -Reala’nın çocukları kadar olmasa da- Garfiel’in canını sıkıyordu. Fakat sesi çok sert olsa da adam bunu hiç umursamamış, elini utangaç bir şekilde kafasına götürmüştü.

 

Baba: “Hayır, karımdan siz ikinizin oğlumu kurtardığınızı işittim. Size karşılığında hiçbir şey vermemem hiç adil olmazdı.”

 

Garfiel: “… büyük bi mesele diil, böyle abartmaya devam edersen harika benliim utanacak.”

 

Garek: “Bırakın tehlikeden kurtulmayı, çocuklarımı ilgilendiren şey her ne olursa olsun inanılmaz önemlidir. Gerçekten herhangi bir şeye ihtiyacınız varsa… Ah, çok üzgünüm, ismim Garek, Garek Thompson. Görünüşüme aldanmayın, aslında Pristella’nın Büyükşehir Direktörüyüm, yani size yardım edebileceğim herhangi bir şey varsa…”

 

Garfiel: “Gerçekten, biz…”

 

Neler olduğunu bilen bir adamdı — Ve oradan bir an önce ayrılmak isteyen Garfiel, bu farkındalıkla bir anda duraksamıştı. Eğer bu adam Reala’yı gerçekten ama gerçekten tanıyorduysa,

 

Garfiel: “Harika benliimin tek bi sorusu olacak… yanıtlamanız mümkün olur mu?”

 

Garek: “Tabii ki. Sorun her neyse yanıtlamak için elimden geleni yapacağım.”

 

Garek Garfiel’e yardımseverlik dolu bir gülümsemeyle karşılık vermişti.

 

Aynı şey Reala için de oğulları Fred için de geçerliydi. Tüm aile gereğinden fazla, kendilerine iyi gelmeyecek derecede kibardı. Yalnızca kızları şüphe denen şeyden biraz olsun anlıyordu.

 

Bunu düşünen Garfiel son derece dikkatle seçtiği kelimelerle,

 

Garfiel: “Karınız, Reala’nın… gerçek ismi ne?”



#Taze taze bölüm geldiii! 
Garfiel-Mimi cephesini okumaya devam ediyoruz. Bu kısım biraz hüzünlüydü, ikinci kısımsa daha da hüzünlü olacak gibi görünüyor. Hüznü pek sevmesem de neler anlatılacağını öğrenmeyi iple çekiyorum. Öyleyse ikinci kısımda tekrar görüşmek üzere!







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21865 Üye Sayısı
  • 835 Seri Sayısı
  • 40659 Bölüm Sayısı


creator
manga tr