Cilt 4 Bölüm 126 [ Ormanların Abanoz Kralı Guiltilaw'ın Saldırısı ] (3/4)

avatar
2008 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm 126 [ Ormanların Abanoz Kralı Guiltilaw'ın Saldırısı ] (3/4)


Çevirmen : Clumsy 

 

 

Subaru: “...Dalga geçiyor olmalısın.”

 

Merdivenlerin sonuna ulaşıp koridora bir göz atan Subaru refleks olarak bu şekilde mırıldanmadan edemedi.

 

Ardından Otto kafasını onun üzerinden uzattı, Petra da aynısını yaptı ve aynı şeyi görerek Subaru’nun sersemleyişine katıldılar.

 

Frederica: “Ne oldu? Efendimin ofisinde bir sıkıntı mı var?”

 

Frederica ise arkalarındaki merdivene oturarak üç gözcüye bu soruyu yöneltti. Fakat tepkilerine bakınca durumun kötü olduğunu tahmin edebilmişti.

 

Subaru adımlarını duraksatarak arkasına döndü ve oldukça tedirgin bir şekilde cevap verdi.

 

Subaru: “Kahrolasıca odanın dışında gerçekten çirkin görünümlü bir şey var.”

 

—O şey Subaru’ya KİMERA yaratığı gibi görünmüştü.

 

Aslanvari bir kafanın altında at veya keçiyi andıran cılız bir beden... Uzun kuyruğu arkasında yılan gibi kıvranıyor ve yaratık ustasının suaygırından küçük olsa da köşkün geniş koridorunu örtmeye fazlasıyla yetecek aptalca bir büyüklükte… Masallardan fırlamış gibi görünen tuhaf bir varlıktı—güçlü olduğunu rahatlıkla varsayabilirdiniz.

 

Otto: “O... o cadı yaratığı GUILTILAW. O-o miasması yoğun derin ormanlarda yaşar, yaratıkların kralı gibi bir şeydir… ve şimdi bir insan köyünde… o, peşinde köşke getirebileceğin türde bir cadı yaratığı olmamalıydı…”

 

Subaru: “Yanlış anlamış olmamız, aslında bir pısırık çıkması mümkün mü? Mesela böyle görünse ama aslında narin bir kişiliği olsa ve birazcık katsuobushi ile beslediğimizde mutlu olsa falan...”

 

Otto: “Katsuobushinin ne olduğunu bilmiyorum ama ona yemekle yaklaşmaktan mı bahsediyorsun? Muhtemelen sonun yaratık tarafından iki lokmada yutulmak olur.”

 

Otto'nun ifadesi Subaru’yu Guiltilaw’ın kafa boyutunu düşünmeye teşvik etmişti.

 

Evet. Gerçekten de böyle büyük bir ağız için Subaru iki lokmalık bir öğün olurdu.

 

Subaru: “Ama Garfiel dönüşünce daha da büyük oluyor. Tamamdır, hadi gidip onu getirelim ve boyutlarını kıyaslayalım. Bizimki daha büyük çıkarsa bu herifin morali bozulacaktır.”

 

Otto: “Geri dönüp onu çağıracak olursak o kadın da bizi parçalara ayırır. Artık komikliği bırakabilirsin, Natsuki-san... Aklında bir fikir var mı?”

 

Otto Subaru'nun şakasını beğenmiş olsa da bakışları beklenti içerisindeydi.

 

Subaru’nun bu kısa konuşma esnasında bir fikir bulmasını beklemiş gibiydi. Otto’nun oldukça saçma beklentiler içerisine girdiğini düşünen Subaru bakışlarını hızlıca Frederica ve Petra’ya çevirdi.

 

Petra: “Subaru.”

 

Frederica: “Subaru-sama.”

 

Ve onların da kendisine beklenti dolu bakışlar attığını gördü.

 

Subaru: “—Cidden benden beklentiniz nedir sizin?”

 

Uzunca bir iç çekerek yüksek beklentilerinin ağırlığıyla ürperdi. Ve sırtındaki Rem’in duruşunu düzelterek gözlerini kapattı.

 

Şu anda olası savaş güçleri ne kadardı?

 

Frederica yaralıydı ve Otto’nun büyü gücü yoktu. Petra ve Subaru dövüşçü değildi ve şu anda köşkün ana kanadının üçüncü katındaydılar. Yani Garfiel’i buraya çağırmalarına imkan yoktu ve Beatrice’in yardımını almayı düşünmek bile saçmaydı.

 

Ama Subaru’nun aklına gelen tek şey mümkün olan tüm varlıklarını kullanarak dövüşmekti. Ekibin kabiliyetlerini, yeteneklerini, ellerindeki materyalleri, rakibin durumunu ve gereklilikleri düşündü, değerlendirdi, kafa yordu—ve iç çekti.

 

Subaru: “Ne büyü gücümüz de ne dövüş sanatlarımız iş görecek… 21. yüzyıla ait eşsiz bilgilerimi kullanma zamanı geldi.”

 

※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※ ※

 

Guiltilaw'ın ilgisini çeken ilk şey bir ses oldu.

 

Guiltilaw: “—”

 

Bir şeyin zemine düzenli olarak pat pat vuruşunu işittiğinde burnunu kaldırdı.

 

Ormanların Sessiz Kralı. Kimi yerliler ona Guiltilaw demeyi de tercih ederdi ve o, diğer cadı yaratıklarının aksine gereksiz kükremeler ve anlamsız seslerle uğraşmazdı.

 

İri cüssesine ve acayip görünüşüne zıt şekilde ustaca ilerler, avına yaklaşıp ölümcül darbesini indirerek onu katletmeden önce en ufak bir ses çıkartmazdı. Bu sinsi ve suikasta yakın av kabiliyeti onun en güçlü tarafıydı.

 

Bu yüzden Efendisinden emir almış olmasına rağmen bir noktada pusuda yatmanın, gücünün aptalca bir kullanımı olduğunu düşünmeden edememişti.

 

Tabii doğal olarak Ustasının emirlerine karşı koymaya ve itiraz etmeye hiç niyeti yoktu. Çünkü boynuzunun kırılışı sayesinde lanetinden kaçabilmişti. 

 

Guiltilaw: “—”

 

Guiltilaw etrafı koklayarak sesin kaynağın bulmaya çalışırken bir yandan da Efendisinin emirleri üzerine düşünüyordu.

 

Bu kapının dışında kal ve yaklaşabilecek olan düşmanları avla—Efendisinin arzusu ve Guiltilaw’a verilen görev buydu.

 

Pat pat pat. Bu savunmasız seslerin ayak sesleri olduğu barizdi.

 

Efendisi gibi pek çok iki bacaklı yaratık, yürürken bu sesi çıkarırdı. İçlerinde gerçekten güçlü olanlar böyle ayak sesleri çıkarmayabilirdi ama bu adımların sahipleri öyle değildi.

 

Savunmasız, hesapsız, istemsiz, ihmalkâr—en ufak zarafetten yoksun.

 

Guiltilaw onları bir öğün yapmaktan dahi rahatsız olacak derecede güçsüz bulmuştu.

 

Guiltilaw: “—”

 

Sessizce ve hafifçe kapıdan kaydı.

 

Ayak sesleri batı merdivenlerinden, bir süredir kesintili mücadele sesleri işittiği yönden geliyordu.

 

Guiltilaw, Efendisinin beraberinde diğer cadı yaratıklarını da getirdiğini biliyordu. Efendisi kendisinden güçsüz ve ufak pek çok yaratığa köşkü çevreleme talimatı vermiş, Guiltilaw’ı kapıyı korumakla görevlendirmiş, kendisi de kocaman ve ahmak bir yaratığa binerek ava çıkmıştı.

 

Av için o irilikten ibaret yaratığı seçip kendisini arkayı kollamak için bırakması Guiltilaw’ın hoşuna gitmemişti. Fakat hiç değilse güçlü düşmanlarla karşılaşacak olursa buraya getirilme amacı konusunda hemfikir olabilir, onurunu koruyabilirdi.

 

Bu yüzden görev yerini bırakarak düşmanlara saldırmak gibi aptalca bir şey yapmamıştı, düşmanların karşılaştıkları yaratıklardan sonra o noktaya ulaşmayı başarmaları gerekliydi.

 

Guiltilaw kendisine ulaşmayı bile başaramayacak kadar güçsüz düşmanlarla erdemli bir mücadele gerçekleştiremezdi.

 

Kendinden güçsüz yaratıklara yem olan güçsüzleri avlamaya değmezdi.

 

Fakat... Avı diğer yaratıkları atlatıp buraya gelmişti. Guiltilaw varlıklarını hisseder hissetmez gizliden gizliye neşelenmişti.

 

—Uğruna beklediği şey bu muydu?

 

Ayak seslerini gizlemekten bile aciz, kırılgan, savaş arzusundan yoksun bir şey.

 

O güçsüz şeyi pençesini bir savuruşu, dişlerini bir geçirişiyle parçalara ayıracaktı.

 

Guiltilaw: “—”

 

İçinde kabaran şey öfkeydi. Yalnızca öfke.

 

Dişleriyle avını lime lime edecek ve onlardan tek bir lokmayı boğazından geçirerek dağınık halde yerde bırakacaktı.

 

Hissettiği aşağılanmayı bastırabilecek tek şey buydu.

 

Ayak seslerini takip ederek ve ay ışığında hiçbir gölge bırakmayarak harekete geçmişti. İri bedeninin sessizce süzülüşünü gören olsa bir kabusla karşı karşıya olduğunu düşüneceği kesindi.

 

Abanoz suikastçı ayak seslerinin sahibine yaklaşıyordu, avının sıradaki dönemeçte durmuş gibi göründüğünü fark edince—avını arkadan parçalamak adına pençelerini çıkarttı.

 

Guiltilaw: “—!”

 

En ufak bir ses çıkartmadan boynunu uzattı ve avının sırtını hedef alarak sıçradı—fakat…

 

Guiltilaw: “—?”

 

Yakaladığı ve varlığını öfkeyle sezdiği düşmandan eser yoktu.

 

Kaldırdığı pençesini nereye savuracağını bilemeyen Guiltilaw bir saliseliğine duraksadı ve bir tuhaflık olduğunu sezdi. Koklanarak kafasını çevirdi.

 

O aptal, kırılgan, eften püften av nereye gitmişti?

 

Guiltilaw: “—!”

 

Kulaklarına bir kez daha ayak sesleri ulaştı.

 

Başını eğerek kaynağa döndüğünde sesin merdivenlerden yankılanıyor gibi göründüğünü fark etti.

 

Avın ayak sesleri alçalıyor, merdivenlerden iniyordu.

 

Av varlığını fark etmiş ve her nasılsa ondan kaçınmak için hızlanmış gibi görünüyordu. Fakat Guiltilaw avının kaçmasına asla izin veremezdi.

 

Kafasını çevirdi. Efendisinin korumasını emrettiği kapıya baktı.

 

Görev yerinden uzaklaşacak olabilirdi ama bu av kesinlikle tam da Efendisinin öldürmesini emrettiği avdı. O avı katledecek olursa Ustasının emirlerini yerine getirmiş sayılırdı. Bu kararı vererek zarafetsiz bir şekilde kaçan avını takip etmeye başladı.

 

Şu anda avına, kendisine arkasını döndükleri an—saldırı menzilinde olsalar da olmasalar da—hiçbir direnç sergileyemeyeceklerini etkin bir şekilde öğretmeye niyetliydi.

 

Dağları aşıp geçen ve ormanlarda Kral olarak hüküm süren Guiltilaw için kaçan avları yakalamak günlük bir eğlenceydi.

 

Etini etine katmaya değer gördükleriyse yalnızca gerçekten güçlü canlılar olurdu.

 

Arkalarını dönenler ve ona karşı koyacak dişi olmayanlarsa yalnızca dişleriyle pençelerinin yaratacağı kan ve etin verdiği hissiyatı unutmasınlar diye bu dünyadaydı—ve onlara bu dersi vermek onun boynunun borcuydu.

 

Guiltilaw ayak seslerini takip ederek merdivenlerden iniyordu.

 

Merdivenlere vurarak dans edercesine inmeye başlamıştı. Önce ikinci kata, sonra birinci kata ve derken binanın en alt katına ulaştı.

 

Belli belirsiz mücadele işaretlerini algılayabiliyordu.

 

Efendisinin ve ona eşlik eden sinir bozucu, beyinsiz yaratığın kokusunu alabiliyordu. Geri kalan kokularsa kan, çelik ve güce aitti.

 

Guiltilaw: “—”

 

Mümkün olsa oraya yönelmek ve o mücadeledeki yerini almak isterdi. Efendisinin yanında pençelerini ve dişlerini kullanmak, o güçlü dövüşçüyü parçalara ayırıp bir kan denizinde yüzdürmek ve galibiyetin tadını çıkarmak isterdi.

 

Fakat şu anda böyle bir arzusu olmamalıydı. Uyması gereken emirler vardı.

 

—Belki de bu avın işini çabucak bitirirse onlara katılmasına izin verilebilirdi.

 

Guiltilaw: “—ϡ”

 

Guiltilaw dişlerindeki sıcaklığın iyice keskinleştiğini, bedeninin ürperdiğini hissetti.

 

Yine ayak seslerini fark etmiş ve onları takip ederken karanlık koridorun sonunda yeni kapanan bir kapının sesini duymuştu.

 

Hızla ilerleyip kapının önünde sessizce durduktan sonra uzun kuyruğuyla maharetli bir şekilde kapıyı araladı.

 

Bu onun iki bacaklı yaratıkların meskenlerine ilk girişi değildi, aynı şekilde dişlerini ilk geçirişi de…

 

Bu ‘kapıların’ mantığını anlamıştı, devasa cüssesini aralıktan geçirerek içeri sızdı. Avının oracıkta olmasını bekliyordu ama ilk bakışta onlara dair hiçbir belirti bulamamış ve bir kez daha oldukça şaşırmıştı.

 

Bu seferki hayal kırıklığını gizleyememişti.

 

Guiltilaw: “—”

 

Kafasını çeviren Guiltilaw’ın bakışları odanın köşesine takıldı—gardıroba.

 

Gardırobun iki kapısının arasından avının kıyafetleri fışkırmıştı. Belli ki panik içerisinde içeri girerken kıyafetleri oraya sıkışmıştı. Guiltilaw’ın bunu fark etmeyeceğine inanarak saklanmaları gülünesiydi, avının sığlığının göstergesiydi.

 

Guiltilaw adım sesini kıstı. Gardıroba yaklaştı.

 

Kuyruğunu kaldırdı, ucunu keskinleştirdi ve bir saniye dahi tereddüt etmedi.

 

#Tekrar merhaba arkadaşlar :) Yolculuk, sonrasındaki koşturmacalar, bir de diğer serideki premium yetiştirme çabaları derken minik bir ara verdim. Ama tabii ki bir haftalık aradan sonra sizi tek bölümle bırakmaya içim razı gelmedi. Bundan sonra iki bölüm daha atacağım. Guiltilaw ve bizimkilerin macerasının nasıl ilerleyip sonlandığını göreceğiz ve heyecanlı olayları başlatacağız. Öyleyse okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21928 Üye Sayısı
  • 836 Seri Sayısı
  • 40698 Bölüm Sayısı


creator
manga tr