Cilt 4 Bölüm 76 [ ≠Satella ] (2/2)

avatar
3855 1

Re:Zero Kara Hajimeru Isekai Seikatsu - Cilt 4 Bölüm 76 [ ≠Satella ] (2/2)


Çevirmen : Clumsy 

 

Subaru, bildiği her şeyi ters yüz edecek bir şey öğrendiğini hissetmişti.

 

Minerva’nın sözleri Subaru’nun düşündüğü ve bildiklerine tamamen tersti. Ancak diğer Cadıların sessizliği, Minerva’nın sözlerinin bir kafa karışıklığı veya şaka olmadığını ispatlar nitelikteydi.

 

Minerva’nın çağrısını işiten Kıskançlık Cadısının omuzları ise ilk defa hareketlenmişti. Ve başını gizleyen siyah sisin kıpırdayışı, Minerva’ya döndüğü izlenimini verdi.

 

――Cadı, Minerva’nın varlığını daha yeni fark ediyordu.

 

[Subaru: ――――]

 

“Ne demek istedin?” Subaru şu anda böyle bir soru soramazdı, zaten gergin ve baskı dolu ortam yüzünden boğazı kurumuştu.

 

Cadıların doğrulayışı, Subaru’nun çelişkilerini iyice güçlendirmişti. Yani Minerva’nın sözlerine bakılırsa――

 

―― Kıskançlık Cadısı Satella olarak bildiği kalıp, aslında aynı kişiye ait olmayabilirdi.

 

Yo, bu azıcık bilgiyle gereğinden büyük bir çıkarım yapmak olurdu.  

 

Yüzeysel bilgilere dayanarak verdiği kararlar yüzünden kaç korkunç tecrübe yaşamıştı? Düzenli olarak olasılıkları değerlendirse bile tek bir fikre takılıp kalmamalıydı.


Daha da önemlisi, dikkatini bir saniyeliğine dahi önünde yaşanan sahneden başka bir şeye çevirmemeliydi.

 

[Minerva: İlk sorumda saldırmadıysan…… bir şans olmalı.]

 

Bunu söyleyen Minerva, biraz daha yakınlaştı.
‘Cadı’ ve Öfke Cadısı arasındaki mesafe yalnızca beş adıma inmişti.

 

[Minerva: Hem Kıskançlık Cadısı olsaydın onunla arana girdiğim anda kıskançlık ederek saldırıya geçmen şaşırtıcı olmazdı… yani pek endişeli değilim.]

 

Dört adım.

 

[Minerva: Ama en başta bir şey söyleyebilirdin. Yani ilişkimizi yüz yüze yürütmenin kolay olmadığını biliyorum. Beni yuttuğun andaki son ifademin nasıl olduğunu kimse unutamamıştır.]

 

Üç adım.

 

[Minerva: Gerçi diğer beşli olmasındansa benim olmam daha iyi oldu bence. Typhon’u saymazsak diğer Cadılar arasında…… en yakın arkadaşın bendim.]

 

İki adım kaldı. Ve başını eğdi.

 

[Minerva: Yeah, böyle düşünüyordum…… ve o yüzden……!]

 

Yalnızca iki adam kala yere çömelen ve öne doğru eğilen Minerva, gücünü arkadaki bacağına verdi ve-

 

[Minerva: Yok sayılmanın bu kadar uzun süreden sonra nasıl hissettirdiğinin farkında mısın――!?]

 

Aradaki mesafenin ani kapanışı zemini patlattı. Ve bir toz bulutu yaratarak ileri atılan Minerva, bedenini bükerek yumruğunu tüm gücüyle savurmaya hazırlandı. Ardından havayı delip geçerek, ses bariyerini aşarak Cadının başını hedefledi. Saldırı gölgeli kısma yaklaştı ve――

 

[Minerva: ――Bak, biliyordum işte.]

 

Minerva’nın yumruğu Cadının yüzüne değmeden önce mucizevi bir şekilde durmuştu. Yumruğu durduran ise Cadının gölgeleri değildi. Minerva, saldırısını kasten durdurmuştu. 

 

Yumruğu hala uzatılmış halde olan Minerva, gerileyerek altın saçlarını savurdu.

 

[Minerva: Bak, gördünüz mü? Yumruğumdan kaçınmasına gerek olmadığını biliyordu. Bu Satella, Kıskançlık Cadısı değil. Echidna, gereksiz yere endişelenmişsin.]

 

[Echidna: ……Diyorsun. Bedenini riske atarak bunu test etmeni gerçekten takdir ediyorum ama bunlar bambaşka meseleler. Varlığının büyük bir tehdit oluşturmadığını düşünerek tepki vermemiş de olabilir. Yani, Sekhmet…]

 

[Sekhmet: Beni harekete geçirebilmek için her yolu deniyorsun… huu… vazgeçmek konusunda berbatsın, Echidna… haa… Kabul et işte, Satella bu, huu.]

 

Sekhmet, sessizleşen Echidna’ya bakarak iç çekti.
Hala bir saç topu halinde var olmakta olan ve Cadıların son silahı görevi gören Sekhmet’in kıpırdamaya hiç niyeti yoktu. Cadıyla――Satella ile birbirlerine dokunabilecek mesafede duran Minerva Subaru’ya dönmüştü.

 

Kızın gök mavisi gözleriyle yüzleşen ve koca bir tehdidin karşısında duruyor oluşunu sindiremeyen Subaru ise öylece, aptallaşmış bir şekilde durmakla yetiniyordu.

 

Bunu gören Minerva, burnundan soluyarak, hoşnutsuz bir yüz ifadesiyle lafa girdi.

 

[Minerva: Ne duruyorsun orada? Hadi, buraya gel.]

 

[Subaru: Oraya… geleyim…… ehh, öyle söylüyorsun ama…]

 

[Minerva: Ne, adam değil misin sen? Ben tüm yolu gelip sıkıntı olmadığını kanıtlamadım mı? Sen de gelebilirsin işte! Yaptığım düzenlemeler yetmedi mi? Birinin senin için tuttuğu köprüyü bile geçemeyeceksen geçecek yüreği nasıl bulacaksın!?]

 

[Subaru: Durduk yere öfkelenmesene! Oraya çıldırdığım için falan gelmiyor değilim! Gelmiyorum çünkü ne yapmam gerektiğini bilmiyorum!]

 

Minerva’ya aynı içerlemiş ses tonuyla karşılık veren Subaru, kimse kendisini bilgilendirmediği için gücendiğini anlatmaya çalışıyordu.

 

An itibariyle tehdit olmaktan çıkan Satella’yı işaret eden Subaru, savaşa hazır pozisyonlarını terk etmiş olan Cadılara dönerek devam etti.

 

[Subaru: Öncelikle, Kıskançlık Cadısı ve Satella aynı kişi değil de ne demek oluyor!? Bundan çok bariz bir şeymiş gibi bahsediyorsunuz ama benim bildiklerime hiç uymuyor!]

 

[Echidna: O kadar karmaşık değil. Eğer ilişiği olmayan birine zorla Cadı Geni aktarılırsa etkileri görülür. Cadı Geninin içerisindeki Cadı Kişiliği ve orijinal benlik çatışmaya başlar……böyle anlatmak da mümkün. Gerçi bana kalırsa onlar aynı varlıklar, yani onları ayrı tutmanın gereğini diğerleri gibi anlayamıyorum.]

 

[Subaru: Ayrı… kişilikler mi……? Yani ne…? Hepinizi yutan ve tarihe kazılan o kötülükleri yapan bir kişilikti ve orijinal kişiliğin bir günahı yok muydu……]

 

[Echidna: Hayır, bu konuda yanılıyorsun.]

 

Subaru edindiği bilgiyle bir çıkarım yapmaya çalışırken Echidna tarafından durduruldu. Ve Echidna, başını sallayarak Subaru’nun teorisini düzeltti.

 

[Echidna: Dünyanın yarısını ve biz altı Cadıyı tüketen kişi Satellaydı, Kıskançlık Cadısı değil.]

 

[Subaru: Ne――!? Ama bu hiç mantıklı değil! Eğer sizi yutan kişi Satella’ysa ve burada duran kişi de Satella ise……o zaman…]

 

[Sekhmet: Aslında mantıklı, haa. Kıskançlık Cadısını bağışlamayacağız… huu… Satella’ya karşı ise bir kinimiz yok… haa… Hepsi bu kadar huu…]

 

[Camilla: Be-ben…… Satella-chan’ı da…. pek sevmiyorum ama…… e-en azından o, Ca-Cadıdan daha iyi…… sanırım.]

 

Sekhmet ve Camilla’nın onayı Subaru’nun aklındaki soruları iyice arttırmıştı.

 

Cadılar bir fikir birliğine varmış gibiydi ama Subaru buna hiç anlam veremiyordu. Kendilerini ve dünyanın yarısını yok eden kişi, iki kişiliğe sahipti. Ama onlar kendilerini yok edeni bağışlıyor, diğerini bağışlayamıyordu―― bu ne anlama geliyordu?

 

[Echidna: Her zaman ayrımın anlamsız olduğunu savundum…… ama aynı fikirde olmayışımızı da kabullendim. Onların fikrini göz ardı edip o şeyi yok edemem. Kırılgan ruhsal-bedenim bunu yaptığım takdirde diğerlerinin düşmanlığını kaldıramaz. Bir ruh olsam dahi parçalara ayrıldıktan sonra var olmayı sürdüremem.]

 

[Subaru: A..ama…… bu diğer beşli için de çok riskli değil mi? Diğerlerinin ruhlarını sağlam tutan sensin. Eğer sen yok olursan diğer Cadılar da……]

 

[Echidna: Zaten “Ölümlerini” kabullendiler ve onayladılar. Bir ruh olarak var olmak konusunda özel bir arzuları yok. ―― İdeallerine ihanet edilmesindense yok edilmeyi tercih ederler. Çünkü onlar Cadı olarak düşünüyorlar.]

 

Sekhmet ve Camilla’nın bu sözlere itirazı olmamıştı.

 

“Asil ruhlu” tam olarak bu tarife uymazdı ama Subaru’nun, Cadıların seçtiği yaşama tarzını tarif edebileceği bir kelimesi yoktu.

 

Bazen herkes bir noktada, “Keşke ben de böyle yapabilseydim”, “Keşke ben de böyle olabilseydim’ diye düşünürdü.

 

Ancak ölümden sonra bile aynı ideallere bağlı kalabilmek herkesin harcı değildi.

 

[Subaru: Ve Minerva……]

 

Muhtemelen o da aynıydı.

 

Kıskançlık Cadısının elleriyle ilk yok edilen o olmalıydı. Ama ne olursa olsun Cadıya güvenerek kol mesafesine kadar yaklaşmış ve bu güvenin karşılığını almıştı.  

 

Subaru, bu Cadıların arasındaki ilişkiyi bilemiyordu.

 

Peki aralarında birbirlerine güvenecekleri kadar bir bağ mevcutsa Kıskançlık Cadısının diğer altılıyı yok etme sebebi neydi? Ve Cadılar onu nasıl affedebilmişti?

 

Echidna’nın düşünceleri anlaşılabilir seviyedeydi.
Ama yine de――

 

[Subaru: Sizin böyle olduğunuzu anlayabiliyorum. Sindirmesi……biraz zor ama sanırım anlıyorum. Ama onun neden burada olduğunu hala söylemediniz.]

 

[――――]

 

[Subaru: Kayıtsız şartsız, öylece saldırıya geçmeyecek. Bunu anlıyorum……Ama bu onun güvenli olduğu anlamına gelmez. Eğer benim bugüne dek gördüğüm kişi Kıskançlık Cadısı idiyse Satella benden ne istiyor olabilir? Kıskançlık Cadısı benim için tam bir baş belası oldu…yani öylece arada fark olduğunu söyleyip de anlamamı bekleyemezsiniz.]

 

Ayrıca Cadıların söylediğine göre kendilerini tüketen kişi Satella idi. Yani Sığınağı yutan kişi Kıskançlık Cadısı olsa bile Satella’nın da ondan aşağı kalır yanı yoktu.

 

Sonuç olarak kim Subaru’yu tehlikede hissettiği, temkinli olmak ve geride durmak istediği için suçlayabilirdi ki?

 

[Subaru: Ne yapmak istiyor ve buraya neden geldi? Bu soruların cevabını almadığım takdirde……!]

 

[Minerva: Eğer öğrenmek istiyorsan buraya gelmek zorundasın.]

 

Sesini yükseltmek üzere olan Subaru, Minerva tarafından durdurulmuştu.
Ellerini kalçalarına koyan kızın güzel yüzündeki rahatsızlık son derece barizdi.

 

[Minerva: Bahanelerin de çekincelerin de yetti artık. Tam önünde duruyorum ve bir şey olmuyor işte. Ayrıca gelme sebebi de sensin. Eğer bir ezik gibi davranacak ve buraya gelemeyeceksen seni yanlış yargılamışız demektir.]

 

[Subaru: Yanlış anlayacak neyiniz var ki!? Benim hakkımda çıkarımlarda bulunup durma! Ve bu saçmalıkları da bırak! Benimle ilgili ne biliyorsun ki sanki!?]

 

Kendisine ‘böylesin’ denildikten sonra tam olarak öyle olduğunu gösterecek değildi.  

 

Bir zamanlar tam olarak aynı şeyi söylemiş ve bir yanıt almıştı. O yanıtı hala hatırlayabiliyordu. Ve o sözler de kendisine güç vermişti.

 

――Eğer kendisini kurtaran o sözlere ihanet etmek istemiyorsa, o zaman,

 

[Subaru: Agh, kahretsin…… ne düşünüyordum ki… aptal……]

 

Mantıklı düşünmemiş, kararlarını duygularına dayanarak vermişti.

 

Bu kararları yüzünden yaşadığı onca acılı tecrübeden hiç mi ders almamıştı? Artık detaylara daha çok dikkat etmeli, duygularını göz ardı edip sakin düşünmeli, dürtülerine değil gerçeklere göre hareket etmeli―― sarsılmaz ve çelikten bir kalbe sahip olmalıydı.

 

Kendisi için istediği şey hep bu olmuştu.

 

[Minerva: Çok yavaşsın.]

 

[Subaru: Neredeyse ölümüne sebep olan birine yaklaşmanın ne kadar zor olduğunu biliyor musun…… kahretsin, biliyorsun tabii ki. Zor işte.]

 

[Minerva: Biz de bu konuyu düşünmüyor değiliz. Sekhmet ve Camilla benden çok daha olgun. Ama benim de ona arka çıkmak için bir sebebim var.]

 

Subaru’nun dilini şaklatarak yaklaşışını izleyen Minerva omuz silkti. Ve ona sebebin ne olduğunu sorma fırsatı vermeden kenara çekildi, sahneyi Subaru’ya bıraktı.

 

Öfke Cadısının kenara çekilişi ve Subaru’nun yaklaşışı sayesinde―― Subaru ile Satella yüz yüze gelmiş oldu.

 

[Subaru: ――――]

 

Karşısındaki manzara karşısında istemsizce yutkunan Subaru, ne diyeceğini bilemiyordu.

 

Onu uzaktan da gözlemlemiş olmasına rağmen yaklaştığında hissettiği yoğun baskıyı ve uyuşmazlık hissini sindiremiyordu.

 

Bedenini saran gölgeli elbisesi kıvrımlarının üzerinde geziyor ve boynunun yukarısının yokluğu da bu hoş görünüme terslik yaratıyordu.

 

Başının eksikliği, önceki tüm izlenimleri anında yok ediyordu.

 

[Subaru: ――――]

 

Kıza yaklaşmış olan Subaru, başının görülememe sebebinin fiziksel bir engel olmadığını fark etti.

 

Aslında görülmesini engelleyen şey başını kaplayan karanlık değildi.

 

Cadının yüzünü görünmez kılan şey daha ziyade akli ve ilkel bir seviyedeydi. Yani fiziksel değil, içgüdüsel bir şey söz konusuydu.

 

[Echidna: Herkes gözlerini en iğrenç ve suni hayallerinden kaçırmak ister.]

 

[Subaru: …………]

 

[Echidna: Eğer onun yüzünü göremiyorsan problem senin kalbindedir.]

 

Arkadan gelen faydalı bilgi, Subaru’nun farkındalığıyla ölçüşmüştü. Kendisine hakim olan ve Echidna’yı duymazdan gelen―― ya da daha ziyade başka bir şeye ayıracak ilgisi olmayan Subaru, Satella ile yüzleşmeye devam etmekteydi.

 

Satella ise hala hiçbir tepki vermiyordu.

 

Şu ana dek yaptığı tek şey burada ortaya çıkmaktı. Etrafındaki insanlar ise kendi başlarına telaşlanmış, herhangi bir olası tehlike veya tehdide karşı hazırlık yapmıştı.

 

Gerçi sadece varlığının bile yoğun bir tehlike oluşturduğu ve korku saçtığını söylemek abartı olmazdı.

 

Ve Subaru, tam kızın tepkisizliği yüzünden sıkılmaya başlamışken,

 

[Subaru: ――gh]

 

[Satella: ――――]

 

Ellerinin kendisine uzandığını görerek donakaldı.

 

Subaru’nun ilgisi bir saniyeliğine bile Satella’dan başka bir noktaya kaymadı. Peki şimdi ne olacaktı?

 

――Bu belli belirsiz ellerin ne yapacağını bilmemenin gerginliği zihnini teslim almıştı.

 

Şaşkınlığının sebebi bu hareketi göremeyişi değildi. Satella’nın ellerinin hareket ettiğini gayet net bir şekilde görebilmişti. Onu şaşırtan şey kendi bilinciydi, çünkü ellerin kendisine ulaşmasına sessizce izin vermişti.

 

[Subaru: Sen…… nesin gerçekten? Benden… ne istiyorsun?]

 

Kızın yaklaşan ellerine verebileceği faydalı bir tepki yoktu. Bunun neden yaşandığını aşağı yukarı anlayabilmiş ve bu sözleri sarf etmişti.

 

Sonra da bu işi gerçeği kabullenmeden, onunla yüzleşmeden bitirebilmek için şu sözlerle devam etti:

 

[Subaru: Eğer… bana yeniden başlama gücü veren sensen…… neden……]

 

Satella’nın bunu neden yaptığını bilmiyordu.

 

Ve Satella ile burun burunayken, içten içe ‘o tehlikeli’ diye çığlıklar atarken bedeninin neden kendisine itaat etmediğini de bilmiyordu.

 

――Onunla karşılaştığında her nedense “Rahatlamış”mıydı?

 

[Satella: ――――b]

 

[Subaru: ――a?]

 

İradesini reddeden bedenine söz geçirmeye çalışan Subaru, kulaklarına ulaşan sese geç kalmış bir tepki verdi. Bu, hiç niyetlenmeden verdiği doğru bir tepki olmuştu.

 

Nefesini tutarak kızın devam etmesini bekledi.

 

Satella’nın hala görünmez olan suratı ile yüzleşen Subaru yutkundu ve zaman yavaşça geçerken beklemeyi sürdürdü.

 

[Satella: ――――Ben daima-]

 

[Subaru: ――――]

 

[Satella: Ben daima. Daima. Yalnızca seni seveceğim.]

 

#Sorularla dolu bir bölümdü. Orijinal benliğin Satella olduğunu ve Cadı Geni ile Kıskançlık Cadısı kişiliğinin uyandığını öğrendik. Ancak dünyadaki tüm o kötülükleri yapan ve Cadıları yutan kişi Cadı değil Satellaymış. Peki öyleyse Cadılar neden Satella'yı affediyor da Cadıyı etmiyor?
Minerva'nın Satella'ya destek çıkma 'sebebi' ne? 
Satella neden geldi, Subaru'nun bedeni neden kendisine itaat etmiyor ve neden kendisini 'rahatlamış' hissediyor? 
Tabii en önemli sorumuz, Satellanın ve Kıskançlık Cadısının Subaru ile ne alakasının olduğu?
Umarım bir gün hepsinin cevabını alacağız. Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 22122 Üye Sayısı
  • 821 Seri Sayısı
  • 41007 Bölüm Sayısı


creator
manga tr