Bölüm 318: Bu Yine Ne?

avatar
18 0

My Wife is a Beautiful CEO - Bölüm 318: Bu Yine Ne?


Bu Yine Ne?


Gece, çok uzun zamandır aklına getirmediği pek çok şeyi rüyasında gören Yang Chen, uyandıktan sonra nadir görülen bir şekilde biraz daha uyumak istedi. Ancak bir gezide olduğu ve sabah kadın meslektaşlarıyla turistik yerleri ziyaret etmesi gerektiği için, gönülsüzce dişlerini fırçalayıp kahvaltı için aşağı indi.

Liu Mingyu ve diğerlerinin yanına uyuşuk bir tavırla oturdu. Kadınların sabahın köründe ızgara Japon balığı yiyişini izledi; kendisinin hiç iştahı yoktu. İki kase miso çorbası içtikten sonra başka bir şey yemedi.

Zhao Hongyan merakla, "Sana ne oldu? Normalde en çok yiyen sensin. Bugün sadece çorbayla yetinmeni beklemiyordum," dedi. Yang Chen elbette gerçeği söylemeyecekti. Hiç aç olmayan karnına dokunarak, "Dün sizinle pazara gitmek bende çok büyük bir etki yarattı. Şu an pek iştahım yok," dedi.

Zhang Cai, ağzına yağlı bir sosis tıkıştırırken, "Bizimle pazara gitmenle ne ilgisi var? Kaytarmak için bahane uydurma, bu akşam yine gitmek istiyoruz," dedi. Yang Chen gözlerini devirdi. Onları hiç tahrik etmemeliydim!

Sabahki programları Tokyo'daki Sensoji Tapınağı'nı ziyaret etmekti. Burası, yaklaşık yedi yüz yıllık geçmişiyle Japonya'nın en eski tapınağıydı. Her yıl sayısız turist ve yerli, kutsanmak için burayı ziyaret ederdi. Japon tapınakları belirli bir tanrıya tapınmak için değildi; bu bir eşya, hatta bir bitki bile olabilirdi. Ruhu olduğunu hissettikleri her şey için bir tapınak inşa edebilirlerdi. Bu yüzden Japon tapınakları her zaman tuhaf gelmişti.

Calosa not: Küçük bir not bırakayım bununla ilgili, japonlar için iyi ruhlar ve kötü ruhlar vardı, iyi ruha dönüşmek için yaşıyorken iyi şeyler yapmak lazım ve eğer öldüğünde iyi bir ruh olursan başka insanlara da yardımcı olabilirsin. Bu iyi ruhların her biri tapılabilir aynı zamanda kötü ruhlar da tapılabilir ancak kötü ruhlar öldüğünde iyi ruhlar tarafından rahatsız ediliyor vesaire vesaire, bir de bir japonun birden fazla dini olabilir. Onlar için bir dinde ne kadar iyi bir şey onu alabilirler, çünkü kendi asıl dinleri olan Şintoizm diğer dinlerden iyi şeyler almaya açık bir görüş, her şintoist bir japon olmak zorunda değildir ama her japon şintoisttir felsefesine sahipler, bu konuda da ciddi bir milliyetçilik sergilerler.

Ancak Yang Chen bunlarla pek ilgilenmiyordu. Onu asıl canlandıran şey, Makedon'un An Xin'in nerede olduğuna dair raporuydu. An Zaihuan'ın An Xin'i neden Japonya'ya "kaçırdığını" şimdi anlamıştı; işin arkasında Liu ailesi vardı. Liu ailesi, An Xin'in kendi rızasıyla dönmesini beklemekten sıkılmıştı. Liu Kangbai’nin kışkırtmasıyla Liu Yun, Hokkaido'daki Otaru'da görkemli bir düğün yapmaya karar vermişti. Bir hafta sonra yapılacak bu düğüne pek çok ailenin temsilcisi katılacaktı. An Xin ne kadar isteksiz olsa da babası tarafından bu evliliğe zorlanıyordu.

Yang Chen tarihe baktı; düğüne bir hafta vardı. Görünüşe göre meslektaşlarıyla olan geziyi yarıda kesmesi gerekecekti. Geziyi yarıda bırakmak kaba bir davranış olsa da, An Xin gerçekten o adamın gelini olursa Liu Yun çok sevinecekti değil mi? Yang Chen, An Xin'in o durumda hayata küseceğini ve intihar bile edebileceğini biliyordu. Hemen Makedon'a bir e-posta gönderip An Xin'i izlemelerini emretti. Liu ailesinin özenle hazırladığı o düğünle nasıl ilgileneceği konusunda ise hiç endişeli değildi.

Ne kadar yükseğe çıkarsanız, o kadar sert düşersiniz. Birkaç gün daha mutlu olmanıza izin vereceğim.

Kahvaltının ardından rehber Kawanako grubu ilk duraklarına götürdü. Sensoji Tapınağı'nın Gök Gürültüsü Kapısı'ndan geçtikten sonra, her iki yanda geleneksel Japon el sanatları ve yemekleri satan tezgahlar sıralanmıştı. Kadınlar grubu bir oraya bir buraya bakarak hızla kendi eğlencelerine daldılar.

Kawanako kısa bir açıklama yaptıktan sonra herkesi serbest bıraktı. Yang Chen'in ise kadınlarla alışveriş yapmaya tahammülü yoktu. Birkaç dükkan gezdikten sonra acıktığını bahane ederek bir sürü takoyaki (ahtapot topları) aldı ve kalabalığın az olduğu merdivenlere kaçıp onları mideye indirdi. Liu Mingyu ve diğerleri ona kızgınlıkla baksalar da bu "pişkin" adama bir şey yapamadılar. Başka erkekler bu güzel kadınların yanından ayrılmamak için her şeyi yapardı ama bu adam sanki onlarla yürümek zehir içmekmiş gibi davranıyordu.

Yang Chen yerel atıştırmalıklarını çiğnerken etraftaki turistleri izledi. Pek çok Japon, yaklaşan yeni yıl için kimonolarını giymiş, takunyalarıyla (geta) kutsal kura  çekmeye gelmişti. Kötü bir kura çekenler, uğursuzluğun orada kalması için kağıdı tapınaktaki duvara bağlıyorlardı. Kadın meslektaşlarının hiçbiri bunlarla ilgilenmiyordu; Yang Chen de bildiklerini anlatmaya üşendi.

Atıştırmalıklarını bitirip çöpünü atmaya hazırlanırken, kalabalığın arasından bir figür geçti... Bu, dua etmeyi bitirip ayrılan devasa bir insan grubuydu. O kalabalıkta tek bir kişiyi fark etmek çok zordu. Ancak Yang Chen için bu figürün buzdağının ucu gibi görünmesi bile içinde inanılmaz bir tepkiye yol açtı!

Dün gece gördüğü o omuzları açık mavi elbisenin aynısıydı. Aynı uzun siyah saçlar... Tek fark, saçlarının arkasına Japon tarzı pembe bir kurdele bağlanmış olmasıydı. Bu dondurucu kışta, bakınca bile insanı üşüten bu incecik kıyafetle başka kim dolaşabilirdi ki?!

Yang Chen elindeki çöpü atmayı falan bıraktı ve kalabalığa daldı. İnsanları omuzlayarak ilerlemeye çalıştı ama figürün göründüğü yere vardığında onu yine gözden kaybetti. Etraftaki binlerce kafa arasında o figürden eser yoktu. Yang Chen sinirle elindeki kağıt torbayı yere fırlattı. Çevresindekilerin aşağılayıcı bakışlarını umursamadan tapınağın çıkışına doğru yürüdü.

İlk seferinde bir illüzyon olabilirdi... Ama ikinci kez nasıl görebildim?!

Yang Chen, Tanrı'nın kendisiyle büyük bir oyun oynadığını hissetti ama bu hiç de komik değildi. Kalbinde ekşiden acıya her türlü duygu birbirine karışmıştı; gökyüzüne doğru bağırmak istiyordu ama kendini zorla tuttu. Otobüse döndüğünde Kawanako onu selamlamak istedi ama adamın korkutucu bakışlarını görünce hemen ağzını kapalı tuttu.

Koltukta gözlerini kapatıp az önceki figürü hayal etti. Kalbi şiddetle sıkıştı, sanki canı çekiliyormuş gibi bir acı hissetti. Onyedi... Onyedi... Gerçekten sen olabilir misin? Gerçekten hâlâ bu dünyada mısın? Eğer gerçekten sensen, neden benden kaçıyorsun? Kaçmak istiyorsan neden iki kez önüme çıktın?

Yarım saat sonra kadınlar döndüğünde Yang Chen eski haline dönmüştü; koltuğunda esniyordu. Bu durum rehber Kawanako’nun kafasını iyice karıştırdı.

Öğleden sonraki program son dakikada değişti. Modern gökdelenlerle ilgilenmeyen kadınlar, Tokyo Kulesi planını iptal edip 30 dakikalık bir yolculukla Kanagawa'daki ünlü Yugawara Onsen'e (Kaplıca) gitmeye karar verdiler. Otobüste sürekli kaplıca otellerinden ve tatami minderlerinden bahsediyorlardı.

Liu Mingyu, Yang Chen’in durgunluğunu fark edip endişeyle sordu: "Neden bu kadar cansızsın, hasta mısın?" Yang Chen gülümsedi: "İyiyim, sadece konuştuğunuz konulara dahil olamıyorum, o yüzden biraz düştüm."

 Liu Mingyu neşeyle, "Tabii ki dahil olamazsın, kadın olmadığın için ne hissettiğimizi anlayamazsın," dedi. Yang Chen fısıldadı: "Evet... Gerçekten anlamıyorum."

İki saatlik yolculuğun ardından ahşap yapılı, eski bir kaplıca oteline vardılar. Çalışanların çoğu hafif makyajlı yaşlı teyzelerdi. Zhang Cai hemen dert yandı: "Japonlar çok etik dışı. Bu kadar yaşlı insanı çalıştırıyorlar, hiç mi genç yok? Bu yaşlılar bana hizmet ederken utanıyorum." 

Yang Chen açıkladı: "Mesele gençlerin ölmesi değil. Japonya'da nüfus yaşlanıyor ve gençler hizmet sektöründe çalışmak istemiyor. Alışırsın, batıda da durum böyle."

Odalara giderken koridordaki bir otomat herkesin dikkatini çekti. Otomattaki ürünlerin ambalajlarında açıkça yetişkin içerikleri görünüyordu. Zhang Cai kızararak Yang Chen'in kolunu çekiştirdi: "Hey, bu yine ne?" Diğer kadınlar da merak içindeydi ama sormaya utanıyorlardı.

Yang Chen, ne kadar pişkin olsa da bu durumda biraz utandı ve açıkladı: "Bin yen atıyorsunuz, size bir kart veriyor. O karttaki şifreyi odadaki televizyona girince 'o malum' kanallara erişim sağlıyorsunuz." "O malum kanallar"ın ne olduğunu hepsi anlamıştı; Japonya bu sektörde oldukça ileriydi. Diğer hanımlar hiçbir şey olmamış gibi ciddi bir tavır takındılar.

Yang Chen tesadüfen Liu Mingyu'nun utangaç halini görünce aniden bir sıcaklık hissetti. Kulağına fısıldadı: "Bu gece yanına geleceğim." Liu Mingyu kimsenin bakmadığından emin olup ona öfkeyle baktı: "Hongyan ile aynı odadayım, sakın aptalca bir şey yapma!"

Yang Chen acı acı gülümsedi: "Küçük Yu'er, çok acımasızsın. En azından bir kez olsun olmaz mı?" Liu Mingyu dudaklarını ısırdı; aslında kendisi de istiyordu. Kısık sesle, "O zaman Hongyan uyuyana kadar bekle, sonra ben senin yanına gelirim..." dedi.

Yang Chen, emeline ulaşmış bir tilki gibi sırıttı: "Kaplıcada kendini bir güzel yıka, pürüzsüz ol. Seni bekliyor olacağım."







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 58082 Üye Sayısı
  • 410 Seri Sayısı
  • 44184 Bölüm Sayısı


creator
manga tr