Ertesi sabah Yang Chen uyandığında, pencereden dışarı baktığında gökyüzünden tüy gibi kar tanelerinin döküldüğünü gördü. Kar; çimenleri, ağaçları ve evleri görkemli bir şekilde kaplamış, dünyayı göz alıcı bir beyaza bürümüştü. Bu, Zhonghai’ye düşen ikinci kardı; sanki Noel için özel olarak gelmiş önemli bir karakter gibiydi.
İşe gitmek için yola çıktığında, yol kenarındaki dükkanlar neon lambalarla aydınlatılmıştı; vitrinlerde Noel bebekleri ve süsleri asılıydı. Noel ağaçları da sanki bir anda bir yerlerden bitivermişti. Yang Chen ilk kez Çin'de bir Noel geçiriyordu; atmosferin bu kadar zengin olacağını tahmin etmemişti. Amerika veya Avrupa'dan kalır yanı yoktu. Dünyanın gerçekten küçüldüğünü düşünmeden edemedi.
Ön yolcu koltuğunda beyaz bir çanta duruyordu. Cai Yan'ın dün gece getirmesini istediği çantaydı bu ve Yang Chen de bunu unutmamıştı. Sabah çantayı sehpanın üzerinde görmüş ve yanına almıştı.
Yu Lei Entertainment'ın ofis binasının otoparkına geldiğinde, Hui Lin’i getiren Lin Ruoxi de oraya yeni varmıştı. Hui Lin arabadan indikten sonra Lin Ruoxi’ye el salladı. Lin Ruoxi arabanın camını indirip karşılık verdi. Oldukça yorgun görünüyordu ama yüzünde nazik bir gülümseme vardı.
Karşı tarafta arabasından inen Yang Chen’i gördüğünde ise, Lin Ruoxi onu tamamen görmezden geldi ve sanki onu hiç görmemiş gibi doğal bir tavırla camı kaldırıp sürerek uzaklaştı. Yang Chen, giden arabanın arkasından hafif bir gülümsemeyle bakakaldı. Görünüşe göre dün gece söylediklerim onun beni tamamen yok saymasına neden olmuş. Lin Ruoxi'nin bu görmezden gelme biçimi, soğuk bir tonda konuşmaktan çok daha uzak ve mesafeli hissettiriyordu.
Hui Lin olanları fark etti. Oldukça endişeli görünüyordu ama bu konuda yapabileceği bir şey yoktu.
Şirkete girdiğinde kalın giysiler ve atkılar giymiş birçok çalışan görülebiliyordu. Besbelli ki kar yağmaya başlayınca, "havalı" görünmek isteyenler bile sıcaklık arayışına girmişti. Yang Chen aniden, en son kar yağdığında Mo Qianni ile doğa yürüyüşüne çıktığını ve ardından unutulmaz bir gece geçirdiklerini hatırladı. Mo Qianni’nin bacak sorununu düşününce biraz endişelendi. Hava soğumuştu, sorununun tekrar nüksetmeyeceğinin garantisi yoktu.
Ofisine girip kapıyı kapattıktan sonra telefonunu çıkarıp Mo Qianni’nin numarasını tuşladı. Birkaç saniye içinde Mo Qianni telefonu açtı. Sesi, sanki çok mutluymuş gibi her zamanki gibi enerjik geliyordu.
"Benim gibi küçük bir metrese telefon açacak kadar boş vakit bulman ne büyük şeref," diye şaka yaptı Mo Qianni, kendini tiye alarak.
Yang Chen doğrudan konuya girdi: "Bacağın nasıl? Ağrıyor mu?"
Mo Qianni kısa bir süre sessiz kaldı. Gülümseyerek, "Sorduğun için söylüyorum, ağrıyor olsa bile ağrımıyor derdim," diye yanıtladı.
"Ağrıyor mu ağrımıyor mu?" Yang Chen’in sesi oldukça endişeli geliyordu. O gece kadının çektiği acıyı hala net bir şekilde hatırlıyordu.
"Hayır, acımıyor, endişelenme," dedi Mo Qianni cilveli bir tonla. "Geçen sefer beni iyileştirdiğinden beri çok daha iyi hissediyorum. Bugün kar yağmaya başlayınca bir kat fazla pantolon giydim ve hiçbir ağrı hissetmedim."
Yang Chen sonunda rahatladı. "Eğer ağrın olursa bana söyle, sakın katlanmaya çalışma. Gelip yaranına bakarım, hatta seni hastaneye götürürüm."
Mo Qianni onaylayan bir mırıltı çıkardı. "Seni şimdiden özledim. Sabahın bu kör saatinde araman hep senin suçun. Bugün nasıl çalışacağım ben? Ne sinir bozucu, yapacak bir sürü işim kalmıştı."
"Gerçekten çok mu meşgulsün?"
"Tabii ki, artık finans departmanının başındayım. Yıl sonu geldi, şirkette ilgilenmemiz gereken bir sürü farklı hesap olduğunu bilmiyor musun? Ayrıca yeni yıl yaklaştığı için birçok çalışan memleketinde tatil yapıyor. Zhonghai’de yaşayan bizler doğal olarak biraz daha fazla çalışmak zorundayız," diye dert yandı Mo Qianni.
Yang Chen bir süre düşündü. "Bu akşam beraber yemek yiyelim, epeydir baş başa kalamadık. Bu kadar sıkı çalıştığın için ödüllendirilmeyi hak ediyorsun."
Mo Qianni kıkırdadı. "Bana bakmayı biliyorsun demek, fena değil. Ama dışarıda yemek istemiyorum, benim evimde yesek olur mu? Sana yemek hazırlarım."
"Ben de senin evinde uyuyabilir miyim peki?" diye sordu Yang Chen gülümseyerek.
"Ölmek mi istiyorsun sen!" diye bağırdı Mo Qianni. "Her neyse, karar verildi. Ben işe dönüyorum, akşam eve gel. Bay!"
Sözünü bitirir bitirmez telefonu kapattı. Yang Chen’in yüzünde mahzun bir ifade belirdi. Çok hızlı kapattı, bir veda öpücüğü falan bile vermedi.
Tam oyun oynamak için bilgisayarı açmayı düşünürken telefonu titredi. Yang Chen tanımadığı numaraya baktı; en büyük tahmini Cai Yan olduğuydu. Telefonu açtığında beklediği gibi Cai Yan’ın sesini duydu.
"Çantamı aldın mı?" diye sordu Cai Yan hızlıca, sesi oldukça neşeli geliyordu.
"Hafızam o kadar da kötü değil. Emniyete vardın mı? Getireyim."
"İşin istediğin zaman dışarı çıkmana izin veriyor mu yani?" diye sordu Cai Yan.
Yang Chen kıkırdadı. "Ben sadece küçük bir rol oynayan bir karakterim. Tüm işi başkaları yapıyor."
"Mantıklı..." Beklenmedik bir şekilde Cai Yan, eskisi gibi ona laf sokmadı. "Şu an müsait değilim. Saat on birde Zhongnan Caddesi’nin kuzeyindeki kavşakta buluşalım."
Yang Chen şaşırdı. Cai Yan’ın neden ne kendi şirketine ne de emniyete yakın olmayan bir yer seçtiğini anlamadı ama çok da dert etmeyip kabul etti.
İki saat oyun oynadıktan sonra, bütün sabah yağan kar durdu. Yang Chen de Cai Yan ile buluşmak üzere anlaştıkları yere sürdü. Zhongnan Caddesi bir yürüyüş yoluydu; her iki yanı da restoranlar ve yemek tezgahlarıyla doluydu. Yang Chen kavşağın yakınında yürüyerek polis üniforması giymiş bir kadın aradı.
O sırada arkasından Cai Yan’ın sesi duyuldu: "Ne arıyorsun? Buradayım!"
Yang Chen arkasına döndüğünde Cai Yan’ı gördü. Krem rengi, vücuduna oturan kazağı göğüslerini her zamankinden daha belirgin ve gururlu kılmıştı. Boynuna doladığı mor atkı ona ayrı bir cazibe katıyordu. Açık renkli kot pantolonu ise uzun ve ince bacaklarını olağanüstü çekici gösteriyordu.
Kabul etmek gerekirdi ki, Cai Yan bu kıyafeti ve hafif makyajlı güzel yüzüyle hem erkeklerin hem de kadınların bakışlarını üzerine çekiyordu. Yang Chen’in ona dalgınca baktığını fark eden Cai Yan, içten içe oldukça memnun oldu ve sevindi. Ancak hislerini belli etmedi; hiçbir şeyden haberi yokmuş gibi, "Çok mu garip görünüyorum?" diye sordu.
Yang Chen mahcup bir şekilde gülümsedi. "Polis üniforman olmayınca seni neredeyse tanıyamayacaktım ama bu halin de sana çok yakışmış."
"Şu an suçlu kovalamıyorum, polis üniforması giymeye meraklı olduğumu mu sanıyorsun?" diyerek gözlerini devirdi Cai Yan.
Yang Chen umursamazca omuz silkti ve elindeki beyaz çantayı Cai Yan’a uzattı. "Bu senin, getirdim."
"Teşekkür ederim." Cai Yan çantayı aldı ve içindekileri kontrol etmedi. Gülümseyerek sordu: "Bir şeyler yemek ister misin?"
Yang Chen bir an tereddüt etti. "Öğle yemeği mi?"
"Başka ne olabilir ki?" dedi Cai Yan, hoşnutsuz bir tavırla.
Yang Chen, Cai Yan’ın kendisini yemeğe davet etmesini gerçekten beklememişti. Onunla arkadaş olmaya söz verdiği için bu isteği geri çevirmesine bir sebep yoktu, üstelik acıkmaya da başlamıştı. "Bana uyar," diye yanıtladı.
Cai Yan doğrudan, "O zaman şu Shandong yemekleri yapan restoranda yiyelim. Daha önce orada yemiştim, tadı oldukça iyidir," dedi.
Yang Chen itiraz etmedi. En yakındaki Shandong restoranına girdiklerinde pencere kenarında iki kişilik küçük bir masa bulup oturdular. Cai Yan, garsona oldukça profesyonel bir tavırla bir sürü yemek sipariş ettikten sonra Yang Chen’e sordu: "Sen ne seversin? Birkaç tabak daha söyle."
"Gerek yok, söylediklerin yeterli bence. Öğlen çok yersem akşam iştahım kalmaz." Yang Chen akşam kendisine yemek hazırlayacak olan Mo Qianni’yi düşündü. Şimdi çok yerse, akşam "yeterli performans" gösterememesi ihtimali hoş olmazdı.
Cai Yan çok fazla üstünde durmayıp başka konulardan bahsetti ama Yang Chen’in ona anlatacak pek bir şeyi yoktu. Ona söyleyemeyeceği çok şey olduğunu hissediyordu. Cai Yan, Yang Chen’in kendisine karşı bir tür temkinlilik içinde olduğunu fark etti. Hoşnutsuzlukla sordu: "Bunu yapmak zorunda mısın? Sadece eskiden ne yaptığını ve neden dövüşte bu kadar iyi olduğunu merak ediyorum. Yoksa anlatamayacağın kadar çok suç işlemiş biri falan mısın?"
Yang Chen hafifçe iç çekti. "Cai Yan, daha önce arkadaş olduğumuzu umduğunu söylemiştin. Eğer gerçekten böyle düşünüyorsan, bu soruları sormamanı umuyorum. Ağzımı sıkı tutmak için kendime göre sebeplerim var. Ablan biraz bir şeyler biliyor olmalı ama o da sana anlatmak istemediğine göre durumun hafife alınmayacağını bilmelisin."
Cai Yan hafifçe burnundan soludu ve soru sormaya devam etmedi. Çok geçmeden garson birkaç tabak yemeği getirdi. Cai Yan bir şeyi hatırlamış gibiydi. Alelacele sordu: "Ne içmek istersin, sert içki mi yoksa şarap mı? Burada güzel gaoliang şarabı (sert bir Çin içkisi) da var."
Yang Chen doğrudan, "Gerek yok, sadece karnımı doyurmak için iki kase pilav yiyeceğim," dedi.
Cai Yan buna oldukça sinirlendi ama diyecek bir şeyi yoktu. Aç bir kurt gibi iki koca kase pilavı mideye indirmeye başlayan Yang Chen’e baktı, sonra kendisi de yemeğe başladı.
Bugün için farklı konular ve sorular hazırlamıştı ama hiçbirini açamıyordu. Yang Chen için yemek beş dakikadan az sürdü. Karnını sıvazladı ve geğirdi. "Yemeğimi bitirdim, sen rahat rahat ye." Yang Chen hemen kalkıp gitmedi, bu kaba olurdu. Bu yüzden bir kürdan aldı ve masada sabırla Cai Yan’ı bekledi.
Cai Yan aniden yemeyi bıraktı. Ağzındaki pilavı ve sebzeyi yuttuktan sonra o parlak ve güzel yüzünü kaldırdı; beklenmedik derecede kasvetli ve soğuk bir ifadeyle Yang Chen’in gözlerinin içine baktı.
Calosa not: Acaba konu ne
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
