Hui Lin’in o "dehşet verici" başarı listesini dinleyen Lin Ruoxi, hemen elini kaldırarak onu durdurdu. "Tamam, yeterli. Gerçekten mükemmelsin. Ben bile sana hayran olmaya başladım."
Ruoxi bu konuda samimiydi. Genç yaşta yüksek lisans yapıp dev bir şirketin başına geçtiği için kendiyle gurur duyardı ancak her zaman 'iyinin iyisi' vardı. Yang Chen'in bu mahcup kuzeni, eğer sahip olduğu donanımı ortaya koysaydı, koca bir kalabalığı şaşkınlıktan hayrete düşürebilirdi.
"O zaman Büyük Abla, sence bana hangi iş uygun?" Hui Lin her ne kadar ilk kez sıradan bir hayat sürmüyor olsa da, iş arama konusunda kesinlikle ilk deneyimiydi. Üstelik Zhonghai'nin insanlarına ve mekanlarına yabancı olduğu için kendi fikirleri yoktu.
Hui Lin’in saf zihnine göre, büyükannesinin Lin Ruoxi’den nefret edip etmemesi onun sorunu değildi. Lin Ruoxi onun kan bağıyla bağlı olduğu ablasıydı, bu yüzden ona doğrudan ablası gibi davranıyordu. İlk tanıştıklarında bu kadar samimi davranmasının sebebi de buydu. Hui Lin, uslu ve itaatkar olduğu sürece, Lin Ruoxi onun o "düşmanının" torunu olduğunu öğrendiğinde bile kabul edileceğini hissediyordu.
Lin Ruoxi, Hui Lin’in bu kadar ona bağlı ve muhtaç gibi davranmasına şaşırmıştı; sanki kız Yang Chen’in kuzeni değil de kendi öz akrabasıydı.
"Yeteneklerini boşa harcamak yazık olur diye düşünüyorum. Eğer istersen..." Lin Ruoxi başını çevirip yemek masasında yemekleri mideye indiren Yang Chen’e baktı, "...kuzeninin şirketinde çalışabilirsin. Oradaki sisteme dahil olup müzik ve dans üzerine eğitim alırsın, eğer uygun görülürsen şarkıcı ya da film yıldızı olarak çıkış yaparsın. Eğer şarkı söylemeyi, dans etmeyi veya oyunculuğu sevmiyorsan genel merkeze gelebilirsin. Seni finans departmanında Bayan Mo’nun yanına asistan olarak veririm. Sana işleri o öğretir. Ne dersin?"
Hui Lin bir süre ciddiyetle düşündü. Dikkatle sordu: "Büyük Abla, şarkı söylemeyi ve enstrüman çalmayı seviyorum ama dans etmekten ve oyunculuktan pek hoşlanmıyorum. Yine de şarkıcı olabilir miyim?"
"Olabilirsin ama popüler müzik geleneksel olandan farklıdır. Yine de sisteme uyup bir öğretmenden ders alman gerekecek," dedi Lin Ruoxi.
Hui Lin yine bir şeyi merak etti: "Peki, televizyondaki o kadınlar gibi sahnede şarkı söylemek için çok az kıyafet mi giymem gerekiyor?"
Lin Ruoxi sonunda gülümsedi; Hui Lin’in saf düşüncelerinden etkilenmiş gibiydi. Keyfi yerine gelmişti. "Şart değil, herkesin tarzı farklıdır. Eğer seksi kıyafetlerden hoşlanmıyorsan, başkalarını müziğinle fethedebilirsin. Sadece şarkı söyleyip başka hiçbir şey yapmayan ama herkesin çok sevdiği pek çok şarkıcı var."
"O zaman ben Yang... Kuzenimin şirketine gideyim," dedi Hui Lin neşeyle. "Büyükannemin yanındayken sadece eski şarkıları söylememe izin verirdi. Aslında modern müziği çok seviyorum ama düzgünce öğrenme fırsatım hiç olmamıştı!"
Lin Ruoxi gülümseyerek, "Henüz çok gençsin, öğrenmek için bir yıl kadar vakit ayırabilirsin. Eğer sana uymadığını hissedersen, mutfakta ya da başka bir alanda çalışabilirsin," dedi.
"Hayır, yapmam. Yapmak istediğim bir şeyse, en iyisini yapacağımdan emin olabilirsin. Büyük Abla bak, bu sertifikaların hepsi kendi emeğimle geldi!" Hui Lin oldukça öz güvenli görünüyordu.
Lin Ruoxi başıyla onayladı. Hui Lin’e bakarken gözlerindeki sevgi ve yakınlık hissi daha da artmıştı.
Yang Chen, hayatının çoğunu dağlarda geçirmiş olan Hui Lin’e "şarkıcı" olmanın ne demek olduğunu gerçekten anlayıp anlamadığını sormak istiyordu. Ancak Lin Ruoxi ve Hui Lin’in etkileşimini görünce içini bir sıcaklık kapladı ve geri kalan her şeyin önemsiz olduğunu hissetti. Onlar mutlu olduğu sürece o da memnundu.
Kan sudan koyuydu. Hui Lin kimliğini açıklamaya cesaret edemese, Lin Ruoxi de Hui Lin’in öz kardeşi olduğunu bilmese de; bu basit konuşmalar aracılığıyla iliklerine kadar o bağı hissediyor ve sonuç olarak birbirlerine olağanüstü yakın davranıyorlardı.
Yemekten sonra Hui Lin, mutfağa yardım etmek için usulca Wang Ma’nın peşinden gitti. Lin Ruoxi’nin gözünde bu manzara, ilk kez tanıştığı bu kızı her geçen dakika daha fazla sevmesine neden oluyordu.
Lin Ruoxi aniden Yang Chen’in, kuzeninin gelmesine izin verirken verdiği başka bir sözü hatırladı. Soğukça hatırlattı: "Madem Hui Lin’in burada kalmasına izin verdim, verdiğin sözü unutma. Zhenxiu’yu yetimhaneye geri götür."
Yang Chen ağzında bir kürdanla televizyon izliyordu. Başını sallayıp, "Biliyorum ama uygun bir gün seçmem lazım. Birkaç gün sonra düşünürüm," dedi.
Lin Ruoxi soğuk bir sesle, "Sadece unutma. Eğer yapmak istemiyorsan doğrudan söyle, Zhenxiu’yu kendim götürürüm," dedi.
Yang Chen, "Güven bana, sözümü kesinlikle tutacağım," dedi.
Lin Ruoxi’nin kalbi aniden sızladı... Sözünü tutmak mı? Yani altı ay sonraki boşanma konusunda da bu kadar kararlı mısın?
O anda Yang Chen’den daha çok nefret etti. Lin Ruoxi ona öfkeyle baktıktan sonra sert adımlarla yukarı çıktı ve odasının kapısını çarparak kapattı. Yang Chen bu manzara karşısında donakaldı. Bu kadını yine nasıl kızdırdığını anlamamıştı.
Calosa not: :D :D
Yang Chen, Yu Lei Entertainment’ın başına geçtiğinden beri halkla ilişkiler departmanındaki kızlara kahvaltı yetiştirmekte zorlanmaya başlamıştı. Meslektaşlarıyla bu konuyu konuşup durumu tatlıya bağlamış, bu sorumluluğu üzerinden atmıştı; artık sadece ara sıra kahvaltı getiriyordu.
Hui Lin’in şirketteki ilk günü olduğu için Yang Chen doğal olarak onu oraya götürmek zorundaydı. Evde Lin Ruoxi ve Hui Lin ile kahvaltı yaptıktan sonra, Yang Chen onu işe götürmekle görevlendirildi.
Yola çıkmadan önce Lin Ruoxi, Hui Lin’e, "Bugün seni bu herif götürsün. Bundan sonra benimle çıkarsın. Zaten konum hemen yolun karşısında, çok yakın," dedi.
Hui Lin pek bir şey sormadan kabul etti. Lin Ruoxi’nin neden böyle bir istekte bulunduğunu bilmese de, onunla daha fazla vakit geçireceği için çok mutluydu. Çocukluğundan beri yanındaki tek akrabası Başrahibe Yun Miao olmuştu ve ona çoğu zaman "Büyükanne" diyemez, "Usta" diye hitap ederdi. Şimdi ise kendi neslinden olan kardeşiyle birlikte yaşayıp çalışma fırsatı bulunca, saf zihni kendini özellikle kutsanmış hissediyordu.
Şirkete giderken Hui Lin yolcu koltuğunda oturuyordu ve kendini biraz gergin hissediyordu. Ara sıra yanındaki, korkunç bir dövüş yeteneğine sahip olan ama sıradan görünümlü adama bakıyordu. Ona karşı hem biraz korku hem de bir miktar sevgi besliyordu.
Yang Chen, Hui Lin’in tavrını fark etti. Tuhaf bir şekilde gülümseyerek, "Bana öyle bakmaya devam edersen, bana gizlice aşık olduğunu sanacağım," dedi.
Hui Lin kızararak başını hızla salladı. "Hayır, hayır! Sadece kafamda bazı sorular var."
Yang Chen dudak bükerek, "Ne sorusuymuş bunlar? Açık açık söyle. Bir kadının ne düşündüğünü tahmin etmeye çalışmak okyanusta iğne aramaya benzer. Bana meydan mı okuyorsun?" diye sordu.
Hui Lin bir süre tereddüt ettikten sonra sordu: "Neden Büyük Abla... Yang Abi'den nefret ediyor gibi görünüyor..."
Hui Lin, Yang Chen’e nasıl hitap edeceğini çok düşünmüştü; "Enişte" demesinin Lin Ruoxi’yi kızdıracağını hissettiği için "Yang Abi" demenin daha uygun olacağına karar vermişti.
Yang Chen acı acı gülümsedi. "Sorun çok derin; ben de ablanın neden bana sürekli sinir olduğunu bilmiyorum. Eğer bir sebep söylemem gerekirse; altı ay sonra boşanmak istediğimi söylediğimden beri bana özellikle soğuk davranmaya başladı. Ha, bir de beni dışarıda başka bir kadınla yakaladı."
Hui Lin sanki dünyanın en sarsıcı haberini duymuş gibiydi. "Boşanmak mı? Neden... neden Yang Abi, Büyük Abla'dan boşanmak istiyor?"
Aniden Hui Lin’in aklına Başrahibe Yun Miao’nun onu Yang Chen’le evlendirme fikri geldi. Acaba benimle evlenmek için mi ondan boşanmak istiyor?
Bu düşünceyle Hui Lin’in pürüzsüz, yeşim taşı gibi yüzü kıpkırmızı kesildi. O koca gözleri karmaşa ve gerginlikle doldu.
Yang Chen "boşanma" kelimesini telaffuz edince morali kontrolsüzce bozulmuştu. Bu yüzden Hui Lin’in bu tuhaf halini fark etmedi. Donuk bir sesle, "Bu dünyada pek çok şey sadece birini sevip sevmemenle kurulmuyor. 'Kader' kelimesi kulağa belirsiz gelse de aslında çok önemli. Sanırım onunla benim aramda bir kader yok. Ben de kesinlikle iyi bir adam değilim. Ablan o zaman benimle evlenmek istediğinde bu sadece bir gösterişten ibaretti. Dürüst olmak gerekirse şu ana kadar bana karşı gerçekten bir şeyler hissediyor mu yoksa sadece kendini sorumlu mu hissediyor, hâlâ bilmiyorum. Kısacası, ayrılmak ikimiz için de iyi bir seçim... Ben ona ayak bağı olmayacağım, o da beni özgürleştirecek," dedi.
Açıklamasını dinledikten sonra Hui Lin’in içine bir kasvet çöktü. "Anladım..." dedi. Bir şeyleri anlamış gibiydi ama aynı zamanda hiçbir şey anlamamıştı.
"Sahi," dedi Yang Chen merakla. "Neden Zhonghai’de çalışmak istiyorsun?"
Hui Lin mahcup bir sesle, "Büyükannem, dönmeme izin vermeden önce burada kalmam gerektiğini söyledi. Ve bana hiç harçlık da vermedi, bu yüzden çalışmak zorundayım..." dedi.
Ah Yun Miao, ah Yun Miao... Nasıl Buda’nın adını zikreden vejetaryen bir başrahibesin sen? Sen resmen kan içen obur bir cadısın! diye içinden bağırdı Yang Chen.
Yu Lei Entertainment ofisine girdiklerinde, açık renkli kışlık kıyafetleri içinde Yang Chen’in arkasından gelen Hui Lin tüm dikkatleri üzerine çekti. Hui Lin, Lin Ruoxi gibi kusursuz bir güzelliğe sahip olmasa da yine de çok güzel ve zarif bir kızdı. Dağlarda büyümenin verdiği o sessiz aurası, asilliğini çok daha samimi ve sevilesi kılıyordu.
Şirketin iç operasyonlarından Zhao Teng sorumlu olduğu için Yang Chen, Hui Lin’i doğrudan Zhao Teng’in ofisine götürdü.
Zhao Teng, ofisine giren kişinin Yang Chen olduğunu ve arkasında ona çok bağlı görünen tanımadığı güzel bir hanımefendi bulunduğunu fark edince, hemen Yang Chen’e imalı bir bakış attı. "Günaydın Müdür Yang. Bu hanımefendi yoksa Müdür Bey’in kız arkadaşı mı?"
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
