Akşam işten dönen Lin Ruoxi eve girdiğinde beklemediği bir manzarayla karşılaştı. Mutfaktan, ayağında tüylü ev terlikleriyle yabancı bir genç kız çıkıyordu. Kız, elinde dumanı tüten bir tencere dolusu erişteli eti özenle taşıyordu; bu kişi Hui Lin’den başkası değildi.
Hui Lin tencereyi masaya bıraktı ve başını kaldırınca kapıda duran Lin Ruoxi'yi fark etti. Bakışları buluştuğu anda, ikisi de tuhaf bir hisse kapıldı. Birbirlerini ilk kez görüyor olmalarına rağmen, aynı zamanda tanıdık, hatta... yakındılar.
"Abla... Büyük Abla, hoş geldin..." Hui Lin gayriihtiyari ağzını açıp usulca bir şeyler söyledi.
Lin Ruoxi bir an duraksadı ve sordu: "Sen... şu herifin uzak kuzeni misin?"
Hui Lin oldukça gergindi. Bir an paniklese de Yang Chen’in onu eve kuzeni kimliğiyle getirdiğini hatırladı. Sonuç olarak başını salladı ve "Evet," dedi.
Lin Ruoxi biraz şaşırmıştı. Yang Chen ile evli olduğumuzu bilmiyor mu acaba? Mantıken bana 'Yenge' falan demesi gerekirdi. Lin Ruoxi bu unvanı pek istemiyor olsa da, kızın kendisine "Abla" demesinin neden bu kadar içten ve yakın hissettirdiğini anlayamamıştı.
"Madem buradasın, lütfen rahatına bak. Bir ihtiyacın olursa çekinmeden söyle." Lin Ruoxi, geldiği ilk günden mutfağa girip yardım eden bu kadar uslu bir kıza karşı kötü bir niyet besleyemezdi. O "aşağılık adam" Yang Chen’in kuzeni olsa bile, en nihayetinde onu kabul etmek zorundaydı.
Yang Chen banyodan çıkıp aşağı indiğinde, Lin Ruoxi ve Hui Lin'in sanki aralarında doğal bir bağ varmış gibi masaya oturmuş, yemeğe hazırlandıklarını gördü. Kabul edilmesi zor olsa da kanbağı sudan ağırdı. İki kadın yan yana oturduğunda ikisi de öyle soğuk ve sessizdi ki, auraları bile birbirine çok benziyordu; tek fark Lin Ruoxi’nin çok daha mesafeli olmasıydı.
Lin Ruoxi, Yang Chen’i görünce kalbi sızladı ve onu görmezden gelmeyi seçti. Pilavını doldurduktan sonra sessizce yemeğe başladı.
Yang Chen onun bu tepkisini bekliyordu. Hui Lin’in yanına oturdu ve "Kendi evindeymişsin gibi davran ve bol bol ye. Zaten çok zayıfsın; eğer bir dahaki sefere daha da zayıflamış halde geri dönersen, büyükannen işkence ettiğimi düşünür. O zaman gelip beni kesmekten kendini alıkoyamaz," dedi.
"Büyükannem öyle önüne geleni kesip öldürmez," dedi Hui Lin masumca.
Yang Chen birkaç kez öksürerek Hui Lin’e konuşmadan önce düşünmesi için işaret verdi. "Önüne geleni kesip öldürmek" gibi ifadeler, onun yaşındaki bir genç kızın ağzına yakışmıyordu.
Beklendiği gibi Lin Ruoxi, ikisine tuhaf bir bakış attı; acaba Hui Lin'i yanlış mı duydum diye düşündü.
"Tabii ki büyükannen önüne geleni öldürmez. Yoksa hapse girerdi," diyerek Yang Chen durumu toparladı.
Hui Lin uygunsuz bir şey söylediğini fark etti. O koca siyah gözleriyle tepkisiz görünen Lin Ruoxi’ye bir göz attı ve sonunda rahatladı. Yemek yerken, Lin Ruoxi bilerek ya da bilmeyerek sordu: "Adın ne?"
Hui Lin oldukça gergindi. Garip bir şekilde, "Hui Lin..." dedi.
Yang Chen rahat bir nefes aldı. Neyse ki çocuk aptallık edip adını 'Lin Hui' diye söylemedi.
"Hui Lin..." Lin Ruoxi kaşlarını hafifçe çattı. İsmin biraz tuhaf olduğunu düşünse de üzerinde fazla durmadı. "Buraya ne kadar süreliğine geldin, iş için mi?"
Yang Chen, "Hayır" diyerek araya girmeye hazırlanırken, Hui Lin aniden başını salladı.
"Sahi Büyük Abla, bana bir iş bulmamda yardım edebilir misin?" Hui Lin büyük bir umutla Lin Ruoxi’ye baktı.
Yang Chen şaşkınlıkla hızla başını Hui Lin’e çevirdi. Bu çocuk hâlâ Zhonghai’de iş mi arıyor? yoksa Emei Dağı’na geri dönmeye niyeti yok mu?
Lin Ruoxi fazla düşünmedi. Ona göre Hui Lin’in yaşındaki bir kızın çalışmaya başlaması normaldi, üstelik uzaklardan Yang Chen’e güvenerek gelmişti. Yang Chen’in bir kuzeni olması ona tuhaf gelse de -geçmişinin çoğu yurt dışında geçtiği ve karmaşık bir arka planı olduğu için- kızın o nazik görünüşüne ve saf davranışlarına bakarak sıradan bir kız olduğunu düşündü. İş bulup evleneceği bir adam araması, büyüklerinin onun için istedikleri şey olmalıydı.
Lin Ruoxi'nin Hui Lin’e karşı oldukça içten davrandığı söylenebilirdi; sonuçta Yang Chen onun uzak kuzeni olduğunu söylemişti. Tanıştıklarından beri Yang Chen’in hiçbir akrabası ya da arkadaşı ortaya çıkmamıştı. Nihayet biri gelmişti ve gelen de Lin Ruoxi’nin sevdiği tarzda bir kızdı, bu yüzden ona yardım etmeye niyeti vardı.
"İş bulmak yeteneklerine bağlıdır. Üniversite mezunu musun?" diye sordu Lin Ruoxi.
Yang Chen içten içe gülümsedi. Bu çocuk küçüklüğünden beri Shushan’da büyükannesiyle yaşamış, üniversiteye gitme şansı mı olmuş sanki? Bahse girerim Lin ailesi tek torunlarının eğitimi için paradan kaçmamıştır ama olsa olsa evde özel ders falan almıştır.
Beklenmedik bir şekilde Hui Lin hızla başını salladı. O parlak ve kocaman gözlerini kırpıştırarak ciddiyetle, "Üniversite diplomam var, Büyük Abla'nın bakması için hemen getiriyorum," dedi.
Daha Yang Chen tek bir kelime edemeden, kız kasesini ve çubuklarını bırakıp hızla yukarı koştu.
Yang Chen donakalmıştı. Neden her şey düşündüğümden farklı gelişiyor?! Bu küçük rahibenin nasıl üniversite diploması olabilir?!
Lin Ruoxi, Yang Chen’in halini fark etti. Kaşlarını çatarak, "Kuzeninin üniversiteden mezun olduğunu bile bilmiyor musun? Sen nasıl bir abisin?" diye sordu.
"Eee... Şey, aslında tam bilmiyordum," dedi Yang Chen acı acı gülümseyerek.
Lin Ruoxi soğukça bir "Hıh" çekti, Yang Chen'e nazik davranmaya hiç niyeti yoktu. "Neyse ki ben varım, yoksa bu saf kız sana kalsa kesinlikle perişan olurdu."
Yang Chen dudak büktü, bu durumdan hiç hoşlanmamıştı. Altı ay sonra boşanmayı kabul etmedik mi? Beni başka bir kadınla yakaladın diye bana bu kadar kötü davranmak zorunda mısın? Zaten bunu çok önceden konuşmuştuk, ondan bir şey saklamayı hiç planlamamıştım. Üstelik biz birbirimize yeminler etmedik, birbirimizin hayatına karışmama kararı aldık. Bu bir ihanet bile sayılmaz, diye düşündü. Aslında Yang Chen, Lin Ruoxi’yi daha fazla kızdırmanın sırası olmadığını biliyordu; bu yüzden kendi işine bakıp sessizce yemeğini yedi.
Kısa bir süre sonra Hui Lin, elinde bir tomar kırmızı sertifika ve bazı belgelerle yukarıdan sekerek indi. Üzerindeki bol beyaz tişörtüyle aşağı süzülen bir pamuk şeker yumağı gibi görünüyordu. Kızararak, "Bunlar benim sertifikalarım ve diplomam. Büyük Abla bir göz atabilir," dedi.
Lin Ruoxi, Hui Lin'in bu kadar çok şey getirmesini beklemiyordu. Belgeleri incelemeye başladığında yüz ifadesi bir hayli değişti. Nedense başını kaldırıp Hui Lin’i tepeden tırnağa süzdü; bu durum Hui Lin’in yüzünün kan damlayacak kadar kızarmasına neden oldu.
Wang Ma araya girdi: "Hanımefendi, Bayan Hui’ye öyle bakmayın artık. Bakın kızcağız ne kadar utandı."
Lin Ruoxi bakışlarını çekti ve hafifçe iç geçirdi. "Bilerek öyle bakmıyorum, sadece çok şaşırdım. Çok genç görünüyorsun ama şimdiden Tsinghua Üniversitesi'nden iki tane yüksek lisans diploman var."
Yang Chen ağzındaki sıcak çorbayı neredeyse püskürtüyordu. Dikkatini Lin Ruoxi’nin elindeki sertifikaya verdi, Gerçekten de öyleydi!
Görünüşe göre Başrahibe Yun Miao, torunu için her türlü kimlik belgesini ve sertifikayı ayarlamak için bağlantılarını kullanmış, diye düşündü Yang Chen.
Lin Ruoxi durumun biraz tuhaf olduğunu hissetse de elindekiler gerçek diploma ve sertifikalardı, bu yüzden diyecek pek bir şeyi yoktu. Sayfaları biraz daha çevirince ifadesi daha da garipleşti. "Hatta ulusal pipa ve guqin yarışmalarında şampiyonlukların mı var?"
Hui Lin’in belgeleri arasında gerçekten de pipa ve guqin ulusal yarışmalarından alınmış iki tane birincilik sertifikası duruyordu!
Bu sefer Hui Lin sessiz kalmadı. Gülümseyerek, "Evet, onları on yedi yaşındayken büyükannemin beni yazdırdığı yarışmalarda kazanmıştım," dedi.
Bu iki sertifika kesinlikle gerçekti. Sonuçta Başrahibe Yun Miao, torununu geleneksel yöntemlerle eğitmişti. Dövüş sanatlarının yanı sıra Hui Lin; geleneksel müzik aletleri, satranç, hat sanatı ve resim konusunda da ustaydı.
Bir süre sonra Lin Ruoxi’nin şaşkınlığı daha da arttı. Hui Lin’in belgelerinin arasında 3. Çin Kılıç Dansı Yarışması’nın büyük ödülü, 2. Ulusal Gençler Go Satranç Yarışması şampiyonluğu, Çin Hat Derneği onur üyeliği, Çin Sanat Derneği konsey onur üyeliği, 7. Ulusal Gençler Dans Yarışması şampiyonluğu gibi belgeler de vardı...
Sonunda Lin Ruoxi, Tsinghua Üniversitesi’nden aldığı ekonomi ve reklam medyası yüksek lisans diplomalarına bakmaya gerek bile duymadı; çünkü bunlar Hui Lin’in diğer başarılarının yanında sönük kalıyordu. Karşısında duran kız, normalde gururlu olan Lin Ruoxi’yi bile utandırmıştı. Bu küçücük vücutta bu kadar etkileyici bir güç gizliydi; bunca şeyi aynı anda nasıl yapabilmişti?
Hui Lin, Lin Ruoxi’nin sessiz kaldığını görünce endişelendi ve korkuyla sordu: "Lin Abla, bunlar yetersiz mi? Ben... bende birkaç tane daha sertifika var ama onlar hep ikincilik ödülü. Onları da getirmemi ister misin?"
Calosa not: Saygılar :D
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
