Bölüm 288: Akrep

avatar
25 0

My Wife is a Beautiful CEO - Bölüm 288: Akrep


Akrep

Lin Ruoxi olduğu yerde çakılı kalmıştı. Yang Chen öldürmeye başladığından beri tek bir adım bile atmamıştı. Şimdi ise avuçları taze kana bulanmış, sanki kan banyosu yapmış gibi her yeri kızıla boyanmış adama bakarken, gayriihtiyari yarım adım geri gitti.

Yang Chen o ana dek eğik olan başını kaldırdı ve Lin Ruoxi’nin gözlerindeki paniği fark edince acı bir şekilde gülümsedi.

Alçak bir sesle, "Korkuyorsun," dedi.

Lin Ruoxi bembeyaz ellerini yumruk yapmıştı, parmak boğumları bembeyaz kesilmişti. Vücudu hafifçe titrerken uzun bir süre sonra cevap verebildi: "İy-iyiyim..."

Yang Chen kendiyle alay etti. "Kendini bunu söylemeye zorlamana gerek yok. Er ya da geç böyle bir sahneye, yani benim bu halime tanık olacaktın. Eskiden bu yönümü göstermekten kasten kaçınırdım ama olaylar bu noktaya geldikten sonra artık gizlenmeme gerek kalmadığını anladım. Sıradan hiçbir kadın, hatta sıradan hiçbir insan benim bu yüzümü görmeyi hayal bile edemez."

Lin Ruoxi’nin hafifçe ıslanmış gözleri Yang Chen’in üzerindeydi. Adamın söylediklerini duyunca kalbinde keskin bir sızı hissetti. Onu teselli etmek için ağzını açmak istedi ama zihninde çok fazla şüphe ve karmaşık düşünce vardı. Konuşmak istese de dudaklarından tek bir kelime bile dökülmüyordu.

Geçmişte kimdi bu adam? Neden bu kadar vahşi bir yöntemle öldürüyordu? Bugüne kadar kaç kişinin canını almıştı?

Aranan bir katil miydi? Uluslararası bir suçlu mu? Bir terörist mi? Yoksa... başka bir şey mi...

Lin Ruoxi aniden korkuya kapıldı. Karşısındaki adam görünüşte eskisiyle aynıydı ama aynı zamanda tarif edilemez bir şekilde yabancı geliyordu. Ona gülümsüyor olsa da, aralarında ucu bucağı görünmeyen devasa bir uçurum varmış gibi hissediyordu.

İçindeki bu duygu -kalp ağrısı ve korku dışında- hayatta kalmasını sağlayan şey onun bu yeteneği olsa bile, en ufak bir minnet kırıntısı içermiyordu.

Yang Chen, Lin Ruoxi’nin sessizliğini izlerken içinde hem bir keder hem de garip bir rahatlama hissi uyandı. Eninde sonunda her şeyle yüzleşmesi gerekiyordu. Bu hem bir tür ceza hem de bir çeşit kefaretti.

Sessizlik bir süre daha devam etti, ardından Yang Chen düşüncelerini toparladı. Samimiyetle konuştu: "Ruoxi, şu an bir anda yok olup gitmemi dilediğini biliyorum. Bu gece muhtemelen kabuslar göreceksin. Üzgünüm, ben de böyle olmasını istemezdim. Ancak bugün yaşanan Jingjing meselesi... Her ne kadar Zeng Xinlin’in başının altından kalkmış olsa da, ben de hatalıyım. Sana karşı kendimi suçlu hissettiğim pek çok şey yaptım."

"Ben nitelikli bir koca değilim. Bugüne kadar, senin için hayatlarını ortaya koyan diğer kadınlardan vazgeçmeyi hala başaramadım. Bazılarını tanıyorsun, bazılarını ise bilmiyorsun. Ancak benim için hepsi aynı; her ne kadar üçüncü şahıs olsalar da, hepsi değer verdiğim ve sevdiğim insanlar. Açgözlü ve aşağılık biri olduğumu kabul ediyorum. Seni kaybetmek istemiyorum ama onlardan hiçbirini de kaybetmek istemiyorum."

"Bugün senin odana kaçışını izlerken kendimden iğrendim. Bu yüzden az önceki adamlarla bizzat ilgilenmem gerekmese de, bunu senin gözlerinin önünde yaptım."

"Eğer burada kalmaya devam edeceksem, sana gerçekte kim olduğumu söylemeliyim. Gördüğün gibi, kana bulanmış bu kirli eller benim gerçek ellerim. Geçtiğimiz on küsur yıl içinde kaç can aldığımı ben bile unuttum. Elimdeki yöntemler, az önce gördüklerinden çok daha vahşi—"

"Sus! Dinlemek istemiyorum!"

Lin Ruoxi aniden bağırarak Yang Chen’in sözünü kesti. Bir robot kadar sakin olan bu kadının böylesine duygusal bir patlama yaşaması karşısında Yang Chen şaşkına döndü.

"Sana anlatmanı söylemedim, konuşamazsın! Kim senin geçmişini bilmek istiyor ki? Sen eskiden kebapçılık yapan birisin! Uydurduğun bu hikayeye inanacağımı mı sanıyorsun?! Dinlemek istemiyorum!"

Lin Ruoxi arkasını döndü ve yere çöktü. Bir şekilde güç toplayıp yerde baygın yatan Wang Ma’yı kaldırdı ve onu kanepene yaslanacak şekilde sürükledi. Sonra Yang Chen’e dönüp çıkıştı: "Neden orada öyle dikiliyorsun? Her yerin leş gibi olmuş. Hala banyoya girmeyecek misin?"

Yang Chen acı acı gülümsedi. "Ruoxi, her şeyi itiraf etmeyi seçtim, bu meseleyi benim için geçiştirmene gerek yok. Dürüst olmak gerekirse, beni bu halde gördükten sonra kaçıp gitmediğin için sana gerçekten minnettarım, ciddiyim."

Lin Ruoxi’nin vücudu hafifçe titredi. Başını başka yöne çevirerek soğukça, "Neden bahsettiğin hakkında en ufak bir fikrim yok..." dedi.

"Anlasan da anlamasan da, sana sonsuza dek görmemeni umduğum o asıl yüzümü gösterdim. Bunu kabul edemeyeceğini biliyorum, zaten kim kabul edebilir ki?" diye sordu Yang Chen yumuşak bir sesle. "Beni kabul etmeye çalıştığın için minnettarım ama sanırım artık gitme vaktim geldi. En azından benim yüzümden az önceki gibi tehditler altında kalmazsın..."

"Gitme" kelimesini duyduğunda Lin Ruoxi’nin yüzünde bir panik belirdi. Yang Chen’in kararlı bakışlarına bakılırsa şaka yapıyor gibi durmuyordu.

Lin Ruoxi hızla arkasına dönerek buz gibi bir sesle, "Çok fazla kibirlenme Yang Chen," dedi. "Seni kabul etmek istediğimi ne zaman söyledim ki? Diğer kadınlarının olması beni ne ilgilendirir?! Sana aşık olacağımı falan mı sanıyorsun?! Sana biraz daha iyi davranmaya başladım diye seni sevdiğimi düşünme sakın. Evimde uzun süre kalan bir kedi ya da köpeğe bile tavrım yumuşardı. Yang Chen, sana şunu söyleyeyim; bizim evliliğimiz bir sözleşmeye dayanıyor. O sözleşme bitene kadar gitmene izin vermiyorum! Beni duyuyor musun?!"

Kızarmış gözlerinden yaşlar süzülürken bağıran Lin Ruoxi’ye bakan Yang Chen, şaşkınlıktan tek bir kelime bile edemedi.

"Tek becerin adam öldürmek mi? Sadece biraz vahşi misin?! Az önce söylediklerini duymadın mı? Yirmili yaşlarımda Yu Lei International’ın başına geçtiğimden beri, bugünkü konumuma gelmek için rakip şirketlerin cesetleri, sayısız insanın işini kaybetmesi ve mahvolan ailelerin üzerinden geçtim! Tıpkı seni ve Qianni’yi kullanıp bir komployla Changlin Medya’yı ve Xu ailesini yerle bir ettiğim zamanki gibi! Eğer gaddarlıktan bahsedeceksek, ben senden çok mu daha iyiyim? Zhonghai’de Xu Zhihong gibi silahla kafama delik açmak isteyen bir sürü insan var! Ama ne olmuş yani? Ben böyle büyüdüm; eğer bunları yapmasaydım şu an karşında canlı bir Lin Ruoxi duruyor olmazdı... Sen insanların canını alıyorsun, bense piyasadaki rakiplerimi ve ailelerin geleceğini yok ediyorum. Benim karşımda kendinin daha etkileyici olduğunu mu sanıyorsun?!"

"Ruoxi..." dedi Yang Chen fısıltıyla, dona kalmıştı.

Lin Ruoxi gözyaşlarını durdurmak için gözlerini kapattı. Aşırı duygusallaştığı için nefes nefese kalmıştı. Bir süre sessiz kaldıktan sonra geçmişi hatırlar gibi konuşmaya devam etti: "Büyükannem vefat etmeden önce, hasta yatağında bana bir hikaye anlatmıştı..."

"Bir varmış bir yokmuş, zehirli bir akrep varmış. Hızla akan bir nehri geçmek istiyormuş ama yüzme bilmiyormuş. Bu yüzden bir kurbağadan yardım istemiş."

"Kurbağa akrebin onu sokacağını düşünerek bu isteği reddetmiş. Ama akrep demiş ki: 'Seni sokarsam ben de nehirde boğulurum, bunu neden yapayım ki?'"

"Kurbağa bunun çok mantıklı olduğunu düşünmüş ve teklifi kabul etmiş."

"Ancak kurbağa akrebi nehrin ortasına taşıdığında, akıntı aniden hızlanmış. Akrep korkuya kapılmış ve kurbağayı bir kez sokmuş."

"Kurbağa anında zehirlenmiş ve nehre düşmek üzereymiş."

"Şaşkınlık içindeki kurbağa akrebe sormuş: 'Neden beni soktun? Sen de ölmeyecek misin?'"

"Akrep ise şöyle cevap vermiş: 'Bunu yapmak istememiştim ama benim yaşam tarzım bu. Sonu iyi bitmeyeceğini bilsem bile çılgınlar gibi soktum. Bu... engelleyemediğim içgüdüm!'"

Yang Chen’in beyninden bir elektrik akımı geçmiş gibi oldu ve vücudu hafifçe titredi. Lin Ruoxi acı içinde dudaklarını ısırarak Yang Chen’in yüzüne baktı. Soğukça gülümseyerek konuştu: "Şimdi, neden insanlarla arama her zaman mesafe koyduğumu anladın mı? Neden hep yalnız olduğumu nihayet anladın mı? Tıpkı senin düşündüğün gibi; sen içgüdülerin yüzünden benim öleceğimden korkuyorsun, benim için de aynısı geçerli; benim içgüdülerim diğer insanları öldürür."

"İkimiz de aynı zehri taşıyan birer akrebiz aslında. Bu kahrolası içgüdülerimiz yüzünden dışarıdan bakınca saçma sapan hayatlar süren canavarlar gibi duruyoruz. Şunu bil ki; ne sen beni ne de ben seni sokarak yok edebilirim. Bizim sonumuzu getirecek tek şey, yine kendimiziz..."

Calosa not: Güzel ve derin bir bölümdü açıkçası







Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 57211 Üye Sayısı
  • 399 Seri Sayısı
  • 44046 Bölüm Sayısı


creator
manga tr