Yang Chen ile o oldukça zorlu geçen akşam yemeğinin ardından ikili istakoz restoranından ayrıldı. Hava, çeşitli sokak lezzetlerinin iştah açıcı kokularıyla doluydu; ancak ikisinin de tek bir lokma daha yiyecek hali kalmamıştı.
Etraftaki dükkanlara göz gezdiren Lin Ruoxi sordu: "Wang Ma’nın ilacını nereden alacağız?"
Yang Chen, "Bu cadde üzerinde bulamayız, iki cadde öteye gitmemiz gerekiyor," diye yanıtladı.
Lin Ruoxi memnuniyetsizliğini gizleyemedi: "O halde neden buraya yemek yemeye geldik?" Onun için zaman kaybetmek, tahammül edilemez bir durumdu.
Yang Chen başını sallayıp gülümseyerek, "Pek düşünmedim doğrusu. Sadece canım istakoz çekti ve buraya geldim," dedi.
Lin Ruoxi gözlerini devirip otoparka doğru yönelmek istedi ancak Yang Chen onu bir kez daha durdurdu.
"Oraya arabayla gitmeyelim. Yürüyelim; hem yemekten sonra sindirime yardımcı olur hem de egzersiz yapmış oluruz. Sadece bir kilometre kadar uzakta, gayet uygun bir mesafe," dedi Yang Chen.
"Ama bu şekilde çok zaman kaybedeceğiz," diye itiraz etti Lin Ruoxi.
Yang Chen, hayal kırıklığına uğramış bir ifadeyle sordu: "Bayan Lin Ruoxi, eve koşa koşa gidince ne yapacaksınız?"
Lin Ruoxi hiç tereddüt etmeden, "Çalışacağım," dedi.
"Neden bu kadar çok çalışmak zorundasın?"
"Elbette şirketin gelişmesi için," diye yanıtladı Lin Ruoxi, yine aynı hızla.
Yang Chen bir soru daha ekledi: "Peki, şirket geliştikten sonra ne olacak?"
"Sonra... sonra..." Lin Ruoxi söyleyecek söz bulamadı. Neden bu denli hırsla çalıştığını aslında kendisi de pek bilmiyordu. Eskiden, genç yaşından dolayı küçümsendiği için kendini kanıtlamak istemiş, sektördeki rakipleriyle amansız bir yarışa girmişti.
Ancak Yu Lei International’ın şu an için dişli bir rakibi kalmamıştı. Bir girişimcinin toplumsal sorumluluklarından dem vurulacak olsa, Lin Ruoxi kendisinin o kadar ulvi bir gayeye sahip olmadığını itiraf ederdi. Bu yüzden Yang Chen, ne için bu kadar çabaladığını sorduğunda mantıklı bir cevap veremedi.
"Eğer henüz bir cevabın yoksa, benimle o bir kilometreyi yürümeni öneririm. Newton yerçekimini otururken keşfetmiş olabilir. Aptal Kız, sen bir Newton değilsin ama yürümek senin için oturmaktan çok daha iyidir. Hayat, hareket etmektir." Yang Chen, bir yığın mantıksız argümanı sıraladıktan sonra Lin Ruoxi’yi kolundan tutup cadde boyunca sürüklemeye başladı.
Bir süre sonra Lin Ruoxi nihayet cümlede takıldığı noktayı fark etti: "Sen az önce bana 'Aptal Kız' mı dedin?!"
Yang Chen oldukça ciddi bir ifade takındı. "Bak şuna, tepki vermen bile ne kadar sürdü. Eğer aptal bir kız değilsen nesin?"
Lin Ruoxi başını yana çevirdi ve bu utanmaz adamı görmezden gelmeyi seçti.
Sokak lambalarının sarı ışığında, yan yolda birlikte yürüdüler. Yerde uzanan gölgeleri yan yana, birbirine karışarak ilerliyordu. Burası şehrin biraz dışında kaldığı için etrafta çok fazla insan yoktu; ancak arada sırada yanlarından geçenler, ikiliye dönüp bakmadan edemiyordu.
Yang Chen, yanındaki kadını gören hiç kimsenin bakışlarını ondan kaçıramayacağını biliyordu. Lin Ruoxi gibi bir eşle sokakta yürümek, her erkeğin egosunu okşardı. Bu içgüdü her erkekte mevcuttu; kiminde bir solucan kadar küçük, kiminde ise bir fil kadar devasa...
Lin Ruoxi, sokaklarda yürümeye pek alışık olmadığı için kendini biraz huzursuz hissediyordu.
Nihayet bir eczane zincirine ulaştılar. İçeri girdiklerinde Yang Chen, ihtiyaç duydukları ilacı tarif etti. Aslında Wang Ma ilacını çoktan içmişti; ilaç bahanesi, sadece Lin Ruoxi’yi dışarı çıkarmak için uydurduğu bir oyundu. Ancak buraya kadar gelmişken rolünü sonuna kadar oynaması gerekiyordu.
İlaçlardan pek anlamayan Lin Ruoxi, kapının girişinde bekledi. Yang Chen alışverişini bitirince dükkandan birlikte çıktılar.
Tekrar sokağa adım attıklarında Yang Chen, Lin Ruoxi’nin bakışlarını yere dikerek yürüdüğünü fark etti. İnsanların meraklı bakışlarından rahatsız olduğunu bildiği için, "Tatlım, dönüşte otobüse binelim mi?" diye sordu.
"Otobüs mü?" Lin Ruoxi şaşkınlıkla başını kaldırdı. Uzun yıllardır toplu taşıma kullanmamıştı.
Yang Chen gülümseyerek, "Daha önce hiç sokakta istakoz yememiştin, sakın bana hiç otobüse binmediğini de söyleme," diye takıldı.
"Asıl binmeyen sensin," diye tersledi Lin Ruoxi. Sağ tarafındaki boş otobüs durağını görünce oraya doğru yürüdüler.
Saat gece dokuz sularıydı. İnsanlar evlerine çekilmiş, gece hayatı ise henüz tam anlamıyla canlanmamıştı; bu yüzden durak tenha, yollar boştu. Beş dakikalık bir bekleyişin ardından otopark güzergahından geçen otobüs geldi.
İçeride sadece birkaç yolcu vardı. Lin Ruoxi, koridor tarafındaki bir koltuğa oturdu ve pencere kenarını boş bıraktı. Mesajı netti: Yang Chen'in yanına oturmasını istemiyordu.
Yang Chen dudak bükerek gülümsedi ve Lin Ruoxi’nin yanına gitti. Genç kadının mis kokulu omzuna hafifçe dokunarak, "Söz dinle ve pencere kenarına geç," dedi.
Lin Ruoxi başını kaldırıp ifadesiz bir sesle, "Her yer boş koltuk dolu. İstediğin yere oturup daha rahat edemez misin? Neden illa burası?" diye sordu.
Yang Chen muzip bir parıltıyla gözlerinin içine baktı: "Eğer sözümü dinlemezsen seni burada öperim."
Lin Ruoxi’nin yanakları anında alev aldı. Bu serserinin dediğini yapacağından korkarak hemen cam kenarına kaydı.
Zafer kazanan Yang Chen, hemen yanına yerleşti. Hatta daha yakın olabilmek için iyice ona doğru sokuldu.
Lin Ruoxi neredeyse sinirden patlayacaktı. Bu adam nasıl bu kadar yüzsüz olabilir? diye düşündü. Önce beni tehdit edip yanına oturttu, şimdi de beni iyice sıkıştırıyor!
"Sen... sen gerçekten inanılmazsın! Neden ısrarla yanıma oturuyorsun? Koca otobüste yer mi yok?" diye öfkeyle fısıldadı.
Yang Chen gülümseyerek elini paltosunun cebine attı. Bir şeylerle oynarken Lin Ruoxi’ye döndü: "Otobüste çok koltuk olduğu doğru. Ama benim yanına oturabileceğim tek bir kişi var, o da sensin."
Lin Ruoxi’nin nemli gözleri şaşkınlıkla irileşti, bir an için nefesi kesildi. Sadece kalbinin göğüs kafesini zorlayan güm güm sesini duyabiliyordu.
Yanında oturabileceği tek kişi benmişim...
Ancak bu romantik havanın etkisi kısa sürdü. Bir şeyi hatırlamış gibi soğuk bir gülümsemeyle, "Beni üç yaşındaki bir çocuk gibi kandırabileceğini sanma. Çevrendeki o diğer 'koltukların' farkında olmadığımı mı sanıyorsun?" dedi.
Yang Chen’in gülümsemesi yumuşadı. "Kaç koltuk olursa olsun, senin yerin her zaman sana ait kalacak. Başkası oraya oturamaz. Bu şimdi de böyle, gelecekte de böyle olacak. En azından ben buna tüm kalbimle inanıyorum."
Lin Ruoxi dudaklarını büzdü ve yüzündeki ifadeyi gizlemek için hızla başını dışarıdaki gece manzarasına çevirdi.
O sırada Yang Chen, beklenmedik bir hamleyle Lin Ruoxi’nin elini yakalayıp kendi dizinin üzerine koydu.
Lin Ruoxi irkilerek elini çekmeye ve onu azarlamaya hazırlandı; fakat Yang Chen’in cebinden bir yara bandı çıkardığını görünce duraksadı.
Yang Chen ona şefkatle bakarak, "Bunu az önce senin için eczaneden aldım. Karımı yemeğe çıkarıp parmağını kanatmasına izin vermek... Gerçekten büyük beceriksizlik ettim. En iyisinden aldım, iz bırakmıyormuş. Gel, ben yapıştırayım," dedi.
Lin Ruoxi’nin zihni bir anlığına bomboş kaldı, tepki veremeden öylece Yang Chen’i izledi.
Yang Chen’in paketi dikkatle açışını, yara bandını o küçük yaranın üzerine titizlikle yerleştirişini ve iyice yapışması için üzerine hafifçe bastırışını seyretti.
Lin Ruoxi’nin eli o kadar yumuşaktı ki, Yang Chen o eli tutunca bırakmak istemedi. Hazır genç kadın da geri çekilmemişken, fırsat bu fırsat diyerek avucunu okşamaya başladı. Elini nazikçe ovarak, "Bu yara bandı senin elinde bir mücevher gibi durdu. Karımın zarafetine ne yakışmaz ki zaten?" dedi.
Nihayet kendine gelen Lin Ruoxi, elini hızla geri çekti. Yang Chen’in temasının yarattığı sıcaklık yüzünden yanakları kıpkırmızı olmuştu. Utancından yerin dibine girmek ya da şu camdan dışarı atlamak istiyordu!
"B—bir dahaki sefere böyle şeyler yapma..." diye kekeledi, ne yapacağını bilemeyerek.
Yang Chen ise karısının bu halinden büyük bir keyif alarak keyifle gülümsedi.
Otoparka ulaştıklarında arabaya bindiler. Yang Chen emniyet kemerini takarken, hala başı önde, pembe yanaklarla oturan Lin Ruoxi’ye baktı. "Benimle birini ziyarete gel," dedi.
Lin Ruoxi, sesindeki utangaçlığı hala atamamıştı: "Kimi ziyaret edeceğiz?"
"Kız kardeşlerimden birini. Onu iki gün önce tanıdım ve yengesiyle tanıştıracağıma söz vermiştim," diye yanıtladı Yang Chen.
Lin Ruoxi, bu söylenene kesinlikle inanmadığını belli eden "ölümcül" bir bakış attı.
Yang Chen acı bir gülümsemeyle ekledi: "Sevgili karım, sence ben seni 'o tarz' ilişkilerim olan bir kadınla tanıştıracak kadar yürek yemiş olabilir miyim?"
"Yani sonunda 'o tarz' ilişkilerin olan kadınlar olduğunu itiraf ediyorsun," dedi Lin Ruoxi. Sinirlenince o alışıldık soğuk tavrına bürünmüştü.
Yang Chen, onun bu "sevimli olmayan" hallerini özlediğini fark edip gülümsedi. Sessizce omuz silkti, motoru çalıştırdı ve doğu banliyösüne doğru sürmeye başladı.
Yaklaşık 15 dakika sonra Zhenxiu ile tanıştığı caddeye vardılar. Beklediği gibi, Zhenxiu uzaktan tezgahının başında seçilebiliyordu.
Yang Chen arabadan inip Lin Ruoxi’yi seyyar tezgaha doğru yönlendirdi. Zhenxiu’nun üzerinde eski, koyu yeşil bir yelek vardı. Kıyafetleri oldukça sade, hatta eski moda olsa da, düzgün yüz hatları ve ışıl ışıl gözleri ona doğal bir zarafet katıyordu.
Zhenxiu tam bir müşteriyi uğurlarken Yang Chen’i fark etti ve yüzünde kocaman bir gülümseme açtı.
"Yang Ağabey!" diye seslendi neşeyle. "Bugün buralara uğrayacağın hiç aklıma gelmezdi!"
Yang Chen, sanki kırk yıllık dostuymuş gibi rahat bir tavırla acılı çorba kazanından bir şiş bambu filizi alıp ısırdı. "Yengeni görmek istediğini söylememiş miydin? İşte getirdim. Ama bak, yenge indirimi isterim. %5 kurtarmaz, en az yarı fiyatına anlaşalım."
// Bu nasıl bir pazarlık... ne veriyorsun ne alıyorsun...
Zhenxiu kıkırdayarak burnunu kırıştırdı ve Yang Chen’in arkasında duran kadına, Lin Ruoxi’ye baktı.
Ancak Zhenxiu ve Lin Ruoxi’nin gözleri buluştuğu an, ikisi de buz kesildi. Havada asılı kalan o tuhaf sessizlik, büyük bir fırtınanın habercisi gibiydi.
// UUU NELER OLUYOR
Epik Novel © 2017 | Tüm hakları saklıdır..
