120. Bölüm : Ufaklığın Adı

avatar
382 46

My Vampire System - 120. Bölüm : Ufaklığın Adı


Çevirmen : Clumsy



Vorden kumların içerisinde öylece uzanıyordu. Birkaç saniyedir kımıldamıyordu ve yüzü yere dönüktü. Kafasının tepesinden alnına doğru kanlar akıyor ve damlacıklar tek tek yere düşüyordu.

 

"Patron neden hiçbir şey yapmıyor?" diye sormuştu Lippy.

 

Gerçek şu ki Berg de bu durumu açıklayamıyordu. Birkaç saniye önce yüzleştiği kişi ansızın değişmiş gibi geliyordu. Ailesindeki kıdemlilerden biriyle yüzleşmek üzereyken hissettiği şeyi hissediyordu.

 

Derken Vorden, yere devrilmesinin üzerine ilk defa kımıldandı. Elini kaldırdı, alnındaki kanı sildi ve gözlerini eline dikti.

 

"Beni koruyacağınızı söylemiştiniz."

 

"Hey, hiç bana bakma Sil." dedi Raten. "Ben kılımı bile kımıldatamadan bayılıp giden Vorden’dı."

 

"Belki de bir değişiklik yapma zamanı gelmiştir?" dedi Sil.

 

"Ne, kontrolü buna mı vereceksin yani!" diye karşı çıktı Vorden’sa. "Bunu yaparsan eskisinden de yalnızlaşırsın, Quinn bile yanında kalmaz!"

 

"Quinn. Ah evet, Quinn." diyen Sil, etrafına bakındı. "Ortalıkta Quinn’i göremiyorum?"

 

"Bu iyi olacak." dedi Raten. "Hey Sil, önündeki adam var ya, o Quinn’i bizden gizliyor işte."

 

Sil kafasını çevirerek Berg’i baştan ayağa süzdü ve üzerine yürümeye başladı ancak suratında barışçıllıktan eser yoktu. Daha ziyade bir iblis gibiydi. Öfkesi, duyguları, aklından ne geçiyorsa hissedilebiliyordu. Berg, hepsinin yüzüne yansıdığını sezebiliyordu.

 

"Geri çekil!" diye bağıran Berg, bir kez daha önkolları ve yumruklarını alevlerle kapladı.

 

Sil bir adım daha yaklaşırken Berg, sınıra ulaşmıştı ve artık saldırması gerektiğini biliyordu. Ellerini birleştirerek elinden alev makinesi misali alevler saçmaya başladı.

 

Sil ise alevler üzerine doğru gelirken ellerini sallayarak bir kum öbeği kaldırdı ve doğrudan alevlerin üzerine bırakarak sönmelerini sağladı.

 

"Benim gücümü ne zaman aldı ki bu?" dedi savaşı izleyen Layla. "Ve neden benden daha güçlü? Ben bu kadar kumu hayatta kaldıramazdım."

 

"Vorden'ın gücü bir tuhaf." diye yanıtladı Erin. "Ama doğru hatırlıyorsam aynı anda iki gücü kontrol edebiliyordu. Belki de bununla bir ilgisi vardır?"

 

Yaşananları gören Berg de şoktaydı. Vorden’ın aile sırlarını öğrenen biri olduğunu düşünmüştü. Belki üyelerden birine kendisini eğitmesi için işkence yapmıştır diye düşünmüştü. Ama bir anda yeni bir özel güç kullanmıştı. Bu nasıl mümkün olabilirdi ki?

 

Berg tüm bunlar karşısında şaşkına dönmekle meşgulken ayaklarının altından bir soğukluğun tırmanmakta olduğunu hissetti.

 

Ve iki bacağının da donmakta olduğunu görerek, "Bu da ne?" dedi.

 

O saniyede buzları eritmek için bacaklarını kaplayacak bir ateş aktive etti ama Sil’in tek isteği onu bir iki saniyeliğine oyalamaktı, bu fırsatı yakaladığı andaysa bir buz mızrağı şekillendirerek doğruca omzuna fırlattı.

 

Mızrak hedefe ulaşıp Berg’in bedenine saplansa da yerden alev sütunları yükselmeye başladığı için sızlanacak vakti yoktu.

 

"Senin buz gücünü de kullandı!" dedi Layla. "Üç güç etti, bu Vorden tam olarak ne kadar güçlü!?"

 

Sil bir eliyle alev sütunları yükseltirken diğer eliyle buz mızrakları fırlatmayı sürdürüyordu. Berg ise yalnızca bu iki saldırıdan kaçınmakla yetinebiliyordu.

 

"Hadi ama, yakın zamanda MH puanları tükenmek zorunda olmalı!" dedi Berg.

 

Bu esnada siyah odanın içerisindeki Raten kahkahalar atmakla meşguldü.

 

"Bahse varım bu herif Sil tükeninceye dek beklerse mücadeleyi kazanacağını zannediyordur. Ehh, daha çok bekler."

 

An itibarıyla Vorden’ın elinde üç güç vardı. Bir insanın gücünü kopyaladığı her seferde bedenlerindeki MH puanlarını da kopyalıyordu. Bedeninin içerisinde depoladığı diğer güçler için de aynı şey geçerliydi. Ama Vorden’ın özel gücü ve hücreleri eşsizdi.

 

Bir gücü kopyaladığı takdirde herhangi bir MH hücresini istediği tipe dönüştürebiliyordu. Kullandığı ateş gücü 8. seviye, Erin’in gücü 5. seviye, Layla’nın gücüyse 2. seviyeydi. Bu da elinde kullanabileceği bol bol MH olduğu anlamına geliyor, tüm hücrelerini istediği MH tipine çevirebiliyordu. Layla özel gücüyle böyle bir şeyi asla yapamayacakken Sil’in ateşleri söndürmek için onca kumu kaldırabilme sebebi de buydu.

 

Mücadele devam ediyor ve Berg, Vorden’ın hiç de tükenmediğini görebiliyordu. Hızlı olmak zorundaydı. Sağından ateş, solundan buz gelirken cenin pozisyonunda çömelerek alevlerin içerisinde birikmesine izin verdi.

 

Ve saldırılar hemen yanına ulaştığı anda uzuvlarını yanlara açıp bir ateş küresi çıkartarak hepsinden kurtuldu.

 

Ama artık soluk soluğaydı ve kan ter içerisinde kalmıştı. Kendisini korumak için son bir çaba sarf etmiş olsa da şimdi ne yapacağını gerçekten bilemiyordu.

 

Üzerine doğru yürüyen Sil, "Söyle… Quinn... nerede?" diye sordu.

 

Layla ve Erin, Vorden’ın söylediklerini işitemeyecek kadar uzaktaydı. Ama abartılı bir şey yapacağından endişe duyuyorlardı.

 

"Deli çocuk, yalvarırım bir delilik yapma!" dedi Layla.

 

"Bekle!" diye bağırdı Vorden’sa. "Raten yalan söylüyordu, Quinn şu anda başka bir yerde güvende, kontrolü geri almama izin ver de sana göstereyim."

 

Raten ise "Seni lanet olasıca ispiyoncu Vorden!" diye karşılık verdi. "Şimdi götümü elime verecek işte."

 

O anda Sil, "Yoruldum." dedi.

 

Ve Vorden nihayet Berg’in dikildiği noktaya ulaştı.

 

"Seni düşman edinmek istememiştim ama ilk önce sen bize saldırdın." dedi Vorden.

 

O anda Berg’in kapıldığı his kayboldu. Artık Vorden’a baktığında onu eskisi gibi görebiliyordu.

 

"Ben Blade ailesinden geliyorum, muhtemelen ailelerimiz karşı karşıya gelmese daha iyi olur."

 

Berg Vorden’ın soyadını duyar duymaz gerçeği idrak etti. Blade Ailesi dört büyükler kadar büyük bir aile değildi ama bunun tek sebebi bu seçimi kendilerinin yapmış olmasıydı. Dünyada pek fazla etki sahibi olmamayı seçen ketum bir aileydiler ve bu nedenle onları tanıyan çok fazla kişi yoktu.

 

Berg o güne dek babasının ‘bir Blade’le karşılaşacak olursan mutlak bir saygı göster’ deme sebebini oldum olası anlayamamıştı.

 

Ama o saniyede kafasını yere koyarak özür dilemeye başladı.

 

"Özür dilerim, tüm bu yaşananlar benim hatamdı. Senin için yapabileceğim bir şey var mı?"

 

Vorden bir müddet düşündü. Soyadını kullanmaktan nefret ediyordu ama hiç değilse dört büyük aile tarafından tanınacağından ve bunu yaptığı takdirde durumu fırsata çevirebileceğinden emindi.

 

"Sorun değil. Ama dün ve bugün topladığınız kristalleri bize vermenizi istemek zorunda kalacağım." dedi Vorden, gülümseyerek.

 

"Elbette."

 

Bu manzaraya tanık olan Erin, Layla ve diğerleri gözlerine inanamıyordu. Vorden’ın bir Orijinal olduğunu da soyadını da biliyorlardı ama daha önce Blade Ailesinin namını hiç duymamışlardı.

 

Şimdiyse her nedense dört büyüklerden biri Vorden’ın önünde diz çöküyordu. Üstelik özürler diliyor ve hatta ona kristallerini veriyordu.

 

Layla’nın aklından, "Kimin nesisin sen Vorden?" sorusu geçiyordu.

 

#Bunlar en çok kristali toplayan grup muydu? Eğer öyleyse bizimkiler iyi bir avantaj elde etti. Gerçi muhtemelen aynı sıralarda Peter dayak yiyerek ellerindeki kristalleri yitiriyor olacak. Bu arada Peter, Quinn ve Vordenlar derken üç ayrı gruba ayrılan takımımızın her grubu ayrı bir macera yaşıyor, bu gezegen daha ikinci gününden bize ne heyecanlar yaşattı be! Öyleyse yeni heyecanlar için okumaya devam! 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 31673 Üye Sayısı
  • 319 Seri Sayısı
  • 42613 Bölüm Sayısı


creator
manga tr