"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Mavi Elma - Bölüm 21: Balta Kullanmayalı Uzun Zaman Oldu


Adem gözlerini açtığında çoktan gece yarısıydı, gözlerinde boş bir ifade görülüyordu. Suratına bakan birisinin bir ceset gördüğünü söylemesi muhtemeldi.

“Ben birisini öldürdüm…”

Arenada savaştığı sahneler sürekli zihninde dönüyordu, Candar’ı nasıl öldürdüğü ise bir türlü kafasından ayrılmıyordu. Yatağında yatmakta olan Adem’in düşünceleri sadece bu konu üstüne yol almıştı.

İlk kez birisini öldüren Adem’in nasıl olurda zihni çalkalanmazdı ki?

Midesi bulanan Adem, hızla kafasını yana çevirdi ve kustu. Yatağının kenarlarına dahi kusmuğu bulaşmıştı. Boş midesinden düşen yeşil sıvılar ortalıkta hemen belli oluyordu.

İki saat boyunca hiç hareket etmeden durdu, dudakları hala daha titriyordu. En sonunda kendisine bir tokat atan Adem’in yanağına renk gelmişti. “Orada onu öldürmemiş olsaydın zaten kendin ölmeyecek miydin? Kendi hayatın onun hayatından daha değerli! İleride de sayısız defa bu yollara düşeceksin, o zamanda bunun gibi olursan hayatta kalma ihtimalin yok!”

Kendisine defalarca tekrarlamış olduğu bu sözler ile birlikte, Adem bir miktar daha iyi hissetmeye başlamıştı. “Doğru, ölmüş olursam bu durum ölümsüz olma düşüncemin kuyuya düşmesine neden olur. Eğer bu yolda ilerleyeceksem ölümün son derece normal olduğunu kafama kazımalıyım!”

Gece boyunca kendisine bunları tekrarlayan Adem en sonunda daha iyi hissetmeye başlamıştı.

Adem sabah vakti hazırlandı ve en sonunda Şifa Şatosundan ayrıldı.

Kendi mağarasına geri dönerken onunla birlikte gelmeyi teklif eden Che’yi kulak arkası eden Adem, en sonunda kendini mağarasının kapısında bulmuş ve hiç vakit kaybetmeden içeriye girmişti.

“Ölüm yolundan bir kez döndüm ancak; ilerleyen zamanlarda bunun gerçek olmayacağı ne malum?!”

Adem’in bu tutumuna karşın aklına ilk gelen şey kitabı olmuştu. Kitabını hızla açan Adem, eline almış olduğu kalemle hızla kitabın üstüne yazmaya başladı.

“Vücudu güçlendiren teknikler.”

Kısacık süre sonunda kendisine istediği bilgiler zaten verilmeye başlanmıştı. “Evren içerisinde 1.965.259 adet beden güçlendiren teknik bulunmaktadır. Bunlardan en ünlüsü, Deli Dumrul’un bedeni olarak bilinir, ölüme meydan okuyan bu bedeni yetiştirmesi son derece zordur ancak ödülleri de son derece fazladır.”

“Bunun dışında Oğuzhan’ın Cildi de oldukça yaygındır. Bu teknikte beden kaslanır ve güç muazzam olarak artar, bununla birlikte gelen kıl fazlalığı ise bu tekniğin bir yan etkisidir…”

Üç saat aralıksız olarak okuyan Adem, en sonunda tekniklerin hepsinin son derece olağan üstü olduklarına inandı.

“Ural’ın güneşe meydan okuyan bir bedene sahip olması…” diye düşündü Adem, hemen sonrasında ise istediği tekniği zaten seçtiğini fark etti.

Hızlıca kağıda, “Deli Dumrul’un Bedeni Tekniği.” yazdı, ardından da bekleyişe koyuldu. Çok değil bir tütsü yakacak kadar zaman sonrasında, resimler ve yazılar kitap üzerinde belirmeye başladı.

“Deli Dumrul Tekniği birinci kısım, bu tekniğin en temel kısmını sağlamaktadır. Bu teknikte en önemli kısım olduğu için doğrudan birinci kısım buna verilmiştir, ardından gelecek olan bütün kısımlar bu tekniğin üstüne koyulmuş versiyonlardır.”

“Deli Dumrul Tekniğinin asıl özü metalleri beden içerisine özümsemektir, bu sayede yenilmez bir cilt elde edilecektir. Bunu yapabilmek için…”

Tüm kitap bir tekniğin yazıları ile dolmuştu ve Adem hepsini hızlıca okumaya koyuldu. Sadece iki gününü bu yazılara ayıran Adem, kitabı bitirdiğinde derin bir üzüntü içerisindeydi.

“Bu tekniğin mühür sanatları ile çalıştığını başında neden söylemedin!”

Adem mühür tekniklerinin son derece esrarengiz olduğunu baltası sayesinde anlamıştı. Yapılan her şekil, bir başka özelliğin ortaya çıkmasını sağlıyordu ve bu da çok daha güçlü olmasına neden oluyordu.

“Ayrıca mühür tekniğinin son derece zenginler tarafından uygulandığı da bir gerçek!”

Adem’in duymuş olduğu tüm mühür ustaları aşırı derecede zengin insanlardı, hatta bunlardan bir kısmının krallardan bile zengin olduğu söyleniyordu.

Kısacık bir göz açıp kapama süresi sonunda bir hafta ortadan kayboldu. Bu sırada Adem’de en sonunda görev açıklamalarını okumaya dalmıştı.

“Sarmaşık Dağları içerisinde bulunan, yedi renk mağaralarına girilecektir, bu dağın içerisinde yer alan demir çekirdeğinin Kıdemli Ouz’a acilen getirilmesi gerekmektedir…”

Adem hemen hızlıca elindeki haritayı açtı ve tehlikeli olan bölgeleri hızlıca gözden geçirdi, en sonunda minik bir tepecik görüntüsünü fark ettiği anda gözleri doldu. “Gerçekten de burası…”

Haritaya bakan Adem, Sarmaşık Dağlarının üç tehlikeli bölge içerisinde en sonuncusu olduğunu fark etti. Adem’in gözleri bunları okurken kan dökmüştü kağıtta Sarmaşık Dağları için bir uyarı notu da vardı. “Bu bölgede yoğun miktarlarda canavar bulundurmaktadır, güvenliğiniz için en azından Qi Yoğunlaşmasının beşinci düzeyine geçiniz!”

Bu sözler Adem’in ağzını neredeyse yerinden çıkartacaktı. “Qi Yoğunlaşmasının beşinci düzeyi…” Onun için gökler kadar zor bir durumdu.

“Şu an görevi iptal de edemem, ancak gidersem de kesinlikle ölüme gideceğim! Ne yapmam gerekli?”

Hemen aklından Kıdemli Ouz’a gitmek gelmişti, fakat kafasını salladı; “Bu çok anlamsız Kıdemli Ouz’un yanına gidersem kesinlikle bu teklifimi reddedecektir. Başka bir şey düşünmem gerekli!”

“Adem! Ben Che, nasıl hissediyorsun kendini? Merak ettim bir kontrol etmek isterim.”

Adem, Che’nin sesini duyduğu anda ayaklandı ve kapıya doğru ilerledi, kapısı açıldığında karşısında hafif kahverengi saçlı, ince bir çocuk duruyordu. Adem ona bakarak gülümsedi, “Son derece iyi hissediyorum, sen nasılsın?”

Adem’in kapısını açması ve suratını göstermesiyle birlikte, bir nefes koyuveren Che, “Kıdemli Ouz’un görevi için hazır gibi duruyorsun ben iyisi mi haber vereyim.” dedi.

Adem bir anda ayrılmaya karar vermiş olan Che’yi fark ettiğinde panikledi, hemen Che’nin kolundan tuttu ve “Che kardeşim, az bekle yahu, dur seninle iki lafın belini kıralım.”

Che kafasını çevirdi ve güzel bir gülümseme ortaya koydu, “Kıralım değil mi?”

Adem kafasını salladı, oda gülümsemeye başladı “Kıralım, kıralım…”

İkili hızla içeriye geçtiler ve kapıyı sürgülediler, ardından saatler boyunca konuşmaya başladılar. İkilinin konuşmaları o kadar ateşliydi ki, güneş bile buna daha fazla dayanamamış ve kendisini bu gün erken indirmeye karar vermişti.

Akşam olduğu halde ikilinin konuşmaları hız kesmeden devam etti, genellikle Che konuşur ve anlatırdı. Adem ise sürekli olarak dinlerdi, onun engin bilgisini hızla sömürüyordu.

“Sahi, sen neler yaptın ki? En son kendini şifa salonlarında göstereceğini söyledin ancak bundan başka bir icraat göstermemiştin.”

Che elindeki şarabı tek seferde içti ağzını sildikten sonra gözlerini Adem’e dikti, “Gerçekten kolay mı zannediyorsun? Tek seferde 10.000 şifalı bitkiyi sana ezberletiyorlar. Bunu tamamlıyorsun bir tane daha geliyor ve bir tane daha… 110.000 tane şifalı bitkiyi ve kombinasyonlarını öğrendikten sonra ancak eline kazanı alabiliyorsun ki buna da hemen ulaşamıyorsun! Bir de üstüne kalfalık kazanman gerekiyor!”

“Kalfalık?”

“Tabii ya kalfalık! Seni bir sınava tabii tutuyorlar, önce bitki ezberini ardından da ilaç hazırlama yeteneğini ölçüyorlar bundan sonra uygun görülürsen kalfa oluyorsun!”

“Peki ya uygun görülmezsen?”

“Eh o zaman da… Çıraklığın ve sürünmen devam ediyor!”

Adem kafasını sallamakla yetindi, şifacılığın bu kadar zor olacağını düşünmemişti.

“Gerçekten de zor.” diye düşündü. Bu sırada Che şarabından tekrar yudum aldı, “Ancak en güzel yanı şu; kendi ruh geliştirme haplarını üretebiliyorsun…”

“Ruh geliştirme hapı?”

İnanamıyormuş gibi Adem’e bakan Che, “Sana daha önce kimse bir şey öğretmedi mi?! Pekala ruh geliştirme haplarının temel prensibi, mavi elma ile aynı şeydir. Ancak ruh geliştirme hapları çok daha güçlüdür. Hatta en basit ruh hapının bile mavi elmanın iki katı kadar güçlü olduğu söylenir…” dedi.

Bunları söylerken gözlerinde derin bir keyif vardı. Adem’in ise bunları duyarken suratında geniş bir şaşkınlık bulunuyordu. “En kötü ruh hapı bile iki elmaya eş… Tengri hiç adaletli değil!”

Konu hemen bir başka yöne doğru kaydı, her konuda zaten en fazla bir yemek süresi kadar duruyorlardı. Ardından da başka bir konuyu seçmiş oluyorlardı, onların bu konuşmaları bir daha birbirini göremeyecek olan iki aşığa benzetilebilirdi.

“Geçenlerde, mühür ustalığının son derece para ettiğini duymuştum bu doğru mu?”


Che’nin gözleri fincan gibi açıldı; “Şaka yapıyorsun herhalde! Elbette ki en pahalı sanatların baş tacı! Onun için gerekli olan tüm malzemeler uçuk fiyatlarda hatta o kadar pahalı ki, şifacılık bile onun yanında ucuz bir meslek gibi görülebilir!”

Adem’in kaşları bu sözler üstüne neredeyse birbiriyle birleşti, “Kahrolası teknik… Ancak kendimi bu teknikle eğitirsem kesinlikle yenilmez olacağım!”

“Sormama izin ver, bir mühür ustası olmak için ne yapmalıyım?”

Kısacık bir duraksamadan sonra Che yanıt verdi, bu sırada kızarmış yanakları da daha kırmızı bir hal almıştı. “Bir mühür ustası olabilmek için öncelikle mühür tapınağına gitmeli ve kendini kayıt ettirmelisin, ardından ise onların kendi disiplini ile çalışmalı ve sayısız sınavda başarılı olmalısın! Bu çok zor bir süreç, hatta o kadar zor ki bunu yapacak insanın kayıtsızlar takımından bile deli olması gerekli!”

Bunu duyan Adem’in suratı karardı, “Che kardeşim sana bir şey sormama izin ver, son derece eşsiz ve sonsuz gibi görülen, hazinelerin sayısının bir dağı geçtiği bir dağa doğru gidiyorum desem, benimle gelir misin?”

Che’nin suratı bir anda ciddileşti, “Ne demek istiyorsun?”

“Görev mektubunu okudum ve Kıdemli Ouz’un vermiş olduğu görevin Sarmaşık Dağlarında olduğunu fark ettim, kardeşimi çok sevdiğimden ötürü sana sormak istedim. Sayısız canavarı ve onların kaynak çekirdeklerini bir düşün! Çok zengin olabiliriz!”

“Sarmaşık Dağları mı?! Kafayı mı yedin Adem! Oraya giden insanların en azından büyük çoğunluğu öldü, bölge liderinin gazabının çok büyük olduğunu duydum Adem!”

“Ancak bir canavar denizi olduğu da doğru değil mi? Düşünsene oradan çıktığımız da nasıl zengin olacağımızı!”

Che bir an durdu, hızla ayağa kalktı bu süreç içerisinde bir-iki kez dengesini kaybeder gibi oldu. “Bir hafta düşünmem için süre ver, ben artık kalkayım. Bu bir haftalık süre içerisinde seni Kıdemli Ouz’a karşı korurum, kendine iyi bak ve benden haber bekle!”

Hızla dışarıya çıkan Che’nin ardından Adem, odasına geri döndü. “Merak ediyorum da, balta kullanmayalı uzun zaman oldu test etmenin vakti gelmedi mi?”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1105

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 730

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 421

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16539 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22340 Bölüm Sayısı


creator
manga tr