Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Mavi Elma - Bölüm 13: Hırsız!


Kıdemli Bahar’ın dudaklarından dökülmekte olan sözleri Adem son derece merak etmişti. En sonunda nasıl söyleyeceğini düşünen Kıdemli Bahar, dudaklarını araladı ve konuşmaya başladı.

“Bu takımın aslında pek de bir özelliği olduğu söylenemez… Genelde güçlerini insan sayısından alıyorlar. Takım üyeleri okul içerisinde defalarca kez takım değişikliği için başvuru yapsa da sadece bir kez takım seçebildiğin ve ileride değiştiremediğin için üye sayısı son derece fazladır. İnsanlarda pek bir özellik aramamaktadırlar, takımın lideri olan Ebubekir’in son derece rahat bir tavrı olduğundan güç dengesinde son sıradadırlar. En kararsız takım olduğunu çok net bir şekilde söylemek mümkündür. “

“Pekala, Adem denen çocuk şimdi söyle bana hangi takıma girmek istiyorsun.”

Adem’in bu sözler üzerine dudakları bir miktar büküldü, düşünceli olduğu suratından okunuyordu. Güç seviyelerinin ve zenginliğin bir takım için son derece önemli olduğunu anlamıştı. “Esrarengiz Kış Takımına zaten giremem, bir eşcinsel olmadığım kesin ayrıca bir kız da değilim. Yükselen Güneş Takımına da girebileceğimi sanmıyorum, onlar gibi zengin değilim ve son derece az üye aldığını çoktan Kıdemli Bahar söyledi. Bana uygun olarak görülen zaten iki takım var, bunlar; Kayıtsızlar Takımı ve Zümrüdü Anka’nın Pençesi Takımı.”

“Kayıtsızlar takımına girecek olursam Kıdemli Bahar’ın dediği gibi kesinlikle sayısız ölüm kalım savaşına tabii olacağım. Bu beni ne kadar güçlendirecek de olsa en sonunda ölüm garantileşecek değil mi? Bunun olmasını neden isteyeyim ki?”

“O halde girebileceğim tek bir takım kalıyor…”

Derin bir iç çeken Adem en sonunda kafasını yukarıya doğru kaldırdı ve Kıdemli Bahar’a doğru bakmaya başladı. “Kıdemlim, benim seçimim Zümrüdü Anka’nın Pençesi Takımından yana olacak.”

Kıdemli Bahar’ın suratı bir an çarpıldı. “Salak mı lan bu çocuk?!” diye içinden sormadan edemedi. Ancak bunu suratında belli etmemişti, hafif gülen bir surat ile birlikte “Adem, bu konuda emin misin? İstersen başka grupları da seçebilirsin, senin için önerebileceğim yer kesinlikle Kayıtsızlar Takımıyken neden Zümrüdü Anka’nın Pençesi Takımını seçesin ki?”

Adem ona karşı kayıtsız kaldı ve düz bir suratla baktı, “Kıdemli Bahar, sizce insanlar canlarınk sokakta mı buluyor?”

Bu sözler Kıdemli Bahar’ın kulaklarına ulaştığı anda gözleri açıldı. “Seni!...”

“Ayrıca Kıdemli Bahar, Kayıtsızlar Takımına katılmış olursam sayısız defa benim ölüm kalım savaşına gireceğimi söylemiştiniz. Bunu neden isteyeyim ki? Canım bir kez daha mı canlanacak, yoksa asla ölmeyecek miyim? Bunu bilmeden neden tek hakkımı ziyan etmeye çalışayım?”

“Bundan ötürü bu takımı seçiyorum, diğer iki takıma zaten kabul edilmeyeceğimi biliyorum.”

Kıdemli Bahar’ın suratı kızarmıştı, sinirinden dudaklarının iç kısmını ısırdı. Çocuğun son derece haklı olduğunu biliyordu, ancak bu ani çıkışı onun gibi bir kıdemliye nasıl oluyordu da yapabiliyordu.

En sonunda yıllarca eğitim yaptığı için sinirini kontrol edebildi. Normal haline gelerek suratında hafif bir tebessüm oluşturdu. “O halde beni takip et. Sana takımının karargâhını göstereyim.” dedi.

“Kıdemli Ouz, Adem’e buraya kadar eşlik ettiğiniz için teşekkürler bundan sonrasını ben devralabilirim.”

Kıdemli Ouz kafasını salladı ve ardından arkasını döndü, dudakları tekrardan ıslık çalmak için kıvrılmıştı.

Kıdemli Ouz’un gitmeye başlamasıyla birlikte, Adem ve Kıdemli Bahar’da ilerlemeye başladı. İkisi arasında, daha önce Kıdemli Ouz’la olduğu gibi yine bir suskunluk oyunu dönüyordu. Ama bu sefer Kıdemli Ouz’un aksine, Kıdemli Bahar doğrudan Adem’e bakıyordu. “Bu kendini bilmez densizin bir cezaya ihtiyacı var!” diye düşünüyordu.
Üç saatlik uzun bir yürüyüşün ardından Adem, büyük bir sevinç yaşamıştı. Bunun en temel sebebi ise Adem’e yol gösteren Kıdemli Bahar’ın aslında onu evinin yakınlarına getirmesinden ötürüydü.

Karargah son derece gösterişsizdi, hatta bir bina bile olmaması Adem’i son derece şaşırtmıştı. Kırmızı bir kumaş çadırın içine bakan Adem, ayaklarını masaya dikmiş, hafif kumral saçlara sahip bir erkekle karşılaşacağını hiç düşünmemişti.

Adem’i şaşırtan diğer şey ise, bu adamın aslında uyuyor olmasıydı. Böylesine önemli birisinin bu saatte uyuyor olabileceğini hiç düşünmemişti.

“İşte seni Zümrüdü Anka’nın Pençesi Takımının lideri Ebubekir ile tanıştırayım. Kendisi gördüğün gibi şuan uyuyor, haydi hemen kayıt ol ve daha sonra benim yanıma dön!”

Sondaki sert çıkışı ile birlikte Adem neden bu kadar kızgın olduğunu anlamamıştı. Ancak hemen kafasını salladı ve daha fazla sormaya cesaret edemedi. Kendisini çadırın içine doğru sürükledi ve “Ehrm…” diye öksürdü.

Sou!

Hemen toparlanan Ebubekir, gözlerini açtığı gibi karşısında küçük bir çocuğu göreceğini aklının ucundan bile geçirmezdi. Gözlerini bir iki kez ovuşturan Ebubekir, “Ne için geldin bakayım sen.” diye soru sordu.

“Ben Zümrüdü Anka’nın Pençesi Takımına kayıt olmak için gelmiştim.”

“Ah desene lan öyle! Pekala geldin madem kayıt edelim seni.” Ebubekir, hemen ayağı ile kirlenmiş kağıda kalemini uzattı ve “İsmin?” diye sordu.

“Adem, Adem Çulsuz.”

“Mükemmel bir soy adı! Bu kadar açık olan insanları severim!” Suratında derin bir gülümseme ile birlikte kağıda yazmaya döndü.

Yaklaşık olarak otuz dakika süren kayıt işleminden sonra Ebubekir, doğrudan elinde beliren bir nişanı Adem’e doğru uzattı, “Bu senin takım üniforman, bununla birlikte bizim eğitim sahalarımıza ve kütüphanemize girebilirsin. Bunun içine yüklenecek olan puanlarla okulun hazinelerinden faydalanabilirsin.”

“Ayrıca, bireysel ya da grup olarak bir göreve çıkmak istersen, buraya gelerek şuradaki tahtadan bir görev seçebilir ve bunu uygulayabilirsin. Eğer iyi bir görev seçersen vereceğimiz puanların son derece yüksek olacağını sana temin edebilirim.”

“Başka bir şey?”

Adem hayır anlamında kafasını salladı, ardından da dışarıya çıktı. Onun için bu kadarı yeterliydi, nasıl olsa kalan şeyleri daha sonrasında yavaş yavaş öğrenebilirdi. Daha fazla durmasına gerek kalmadığından doğrudan Kıdemli Bahar’ın yanına doğru ilerledi, Kıdemli Bahar’ın kendisine bakan kızgın suratı ile birlikte hızla ilerlemeye başlamışlardı.

Göz açıp kapayıncaya kadar bir dağ yolunu tutmuş olan ikili, en sonunda durmaya karar vermişlerdi. “İşte burası senin mağaran.” diyen Kıdemli Bahar, peşi sıra ekledi “Buradaki kayayı Qi ile sürgüleyebilirsin, ağır gibi görünse de aslında son derece duyarlıdır. Ondan ötürü için rahat edebilir.”

Adem, mağarasına baktığında içerisinde bir meditasyon minderi ve bir tane de meşale olduğunu fark etti, aşırı derece sade olan bu yer onun evi olacağından Adem mutluydu. Kıdemli Bahar’a doğru dönen Adem “Kıdemlim bana bu kadar şey anlattığınız için çok teşekkür ederim!” diye bağırmış ve yanında saygısını da göstermeyi unutmamıştı.

Kadın ona soğuk bir bakış ile bakmış ve “Bundan sonra bir şey soracağın zaman takımına doğru gitmen gerekli, ayrıca gitmeden önce söylemem gereken bir şey olduğunu fark ettim. İç kuşak öğrencilerinin ders alması normaldir, eğer ders almak istersen bunun için büyük sahaya gelmen yeterli olacaktır.” demişti.

“Teşekkürler Kıdemlim bunu aklımda tutacağım.”

“O zaman… Neyse.”

Hızla ilerleyen Kıdemli Bahar, anında gözden kaybolmuştu. Adem yerdeki tek ayak izine baktı ve ardından da uçmakta olan Kıdemli Bahar’ın uzaklarda kaybolmasını izledi. Bir iç geçiren Adem, “Bende uçabilsem…” diye düşünüyordu.

Qi Yoğunlaştırma aşamalarından, Ruh Oluşturma aşamalarına geçiş yapıldığında bu durum gerçek oluyordu, gezegen senin gücün ile kıyaslandığında seni yerde tutamıyordu ve bu durumda da istediğin gibi uçabiliyordun.

Hızla kapısını kapatan Adem, kendisini meditasyon minderinin üstüne koymuş ve kitabını da bir köşeye fırlatmıştı. Kitabı minik bir “pat!” sesiyle düşmüş ve sayfaları açılmıştı.

Adem meditasyon yaptığında hemen belirgin Qi azlığını anlamıştı. “Bu… Kıdemli Ouz’un evinde bulunan Qi ile burada bulunan Qi arasında o kadar fark var ki! Şuna bak, buradaki iplikler neredeyse sarı!”

Gerçekten de, buradaki Qi iplikcikleri neredeyse sarıydı. Bu da meditasyon süresini uzatıp verim alamamanızı sağlıyordu.

Meditasyonda tamı tamına üç gün duran Adem, en sonunda daha fazla dayanamamış ve dışarıya çıkma ihtiyacı hissetmişti. Aklına birden göreve giderken alması gereken eşyalar gelmiş ve Adem bunlar için iç kuşağın girişindeki gösterişli binaya doğru gitmeye karar vermişti.

Mağarasından dışarıya çıkan Adem, bedenine güneşin nüfus etmesine izin vermiş ve kollarını açarak ışınları kucaklamıştı. Işınların tüm bedenine girdiğine emin olduktan sonra Adem’in sadece gördüğü gösterişli binaya gitmesi gerekiyordu. Hızla koşmaya başlayan Adem, hemen dağ yolundan aşağıya indi.
Mevcut hızı ile giriş alanındaki gösterişli binaya ulaşması yaklaşık bir buçuk saat sürmüştü. Bu süre içerisinde iki defa mola vermesi gerekmiş olan Adem’in bedeni biraz ağrımaya başlamıştı.

Bina’nın önüne geldiğinde Adem tam kapıyı açmak üzereydi ki, bir anda kapı kendisine doğru açılmış ve birisi üstüne düşmüştü.

“Seni pis hırsız!”

“Kaçamazsın gel buraya!”

Adem, üstüne düşen kişinin ayağa kalkmasıyla birlikte, kim olduğunu fark etmişti. Bu kişi ona zehirlendiğinde yardım eden Dicle’den başkası değildi.
Dicle Adem’i gördüğünde kısacık bir süreliğine gözleri açılmış hemen ardından da arkasına bakmıştı. Yaklaşmakta olan çocukları gördüğü gibi elindeki keseyi Adem’e doğru atmış ve “Ben burada sadece kulum! Bu çocuk bana emir verdi ve bende emri uyguluyordum! Bana lütfen zarar vermeyin!” demişti. Adem bu duruma nasıl düştüğüne emin olamadan Dicle’ye baktı. Gözlerindeki yalvaran bakışı fark etmişti ancak “Ne zaman sana emir vermişim ki ben! Üstüne üstlük benden daha da kıdemliyken!” demekten kendini alamamıştı.

Ancak çocuklar bir domuza benzer gibi, Dicle’nin söylemiş olduğu şeylerden sonra doğrudan Adem’e doğru bakmaya başlamışlardı. “Demek o sendin ha! Ver ulan paramızı!”

İkisi doğrudan Adem’e doğru hareket etmişti, Adem kendisine doğru gelen iki kişiyi gördüğünde ne yapacağını bilemedi. Dahası iç kuşağa gelişinin ilk günlerinde doğrudan kavgaya karışmıştı.

Bu durumdan sözler ile sıyrılamayacağını çoktan anlamıştı. Kalbi büyük miktarda kanı hızla pompalamaya başlamıştı, nefesi hızlandı ve neler olacağını bekledi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 915

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 863

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 712

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 678

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 560

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 497

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 466

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 464

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 409

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 406

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 172

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 135

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 134

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 132

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 115

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 112

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 48

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 43

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 41

Site İstatistikleri

  • 7732 Üye Sayısı
  • 159 Seri Sayısı
  • 11949 Bölüm Sayısı


creator
manga tr