"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Martial God Asura - Bölüm 987: Teşekkürler


 

Çeviri: Wolfcobain Düzenleme: Sajapyu

 

Chu Feng'in kalp atışları birden hızlandı. Sakin duruyordu ama içinde fırtınalar kopuyordu çünkü Huangfu Haoyue'nin bahsettiği yer Chu Feng'in geldiği yerdi.

 

"Huangfu Efendi, orada ne gördün?" diye sordu Chu Feng. Orada nasıl insanlar olduğunu öğrenmek için can atıyordu. Ebeveynleri miydi? Ailesi de orada mıydı? Ya da başka bir şey mi olmuştu?

 

"Ah..." Huangfu Haoyue derin derin iç çekti, sanki anlatamadığı bir şeyler vardı. Sonra "Ben İmparator Mezarlara bile girdim. İnsanların gördüğü görmediği birçok büyük olaylara tanık oldum."

 

"Ama hayatımda ilk defa öyle bir yer gördüm. O kutsal havası boğucu derecelerdeydi. Sadece korku duymuyordu insan, ister istemez saygı da duyuyordu. Ben de böyle hissedince duruverdim, içeri girmeye cüret edemiyordum."

 

"Ama arkamda beni öldürmek isteyen canavarlar olduğundan içeri girmekten başka bir şansım yoktu. İçeride bir adam gördüm."

 

"O adam..." Huangfu Haoyue birden sözlerini yuttu. Bakışlarını Chu Feng'e çevirdi, duygu doluydu bu bakışlar. Sertliğinden eser yoktu artık, bunun yerini karışık duygular ve korku almıştı.

 

Panik, korku ve paranoya.

 

"Huangfu Efendi, iyi misin?" Chu Feng biraz endişelenmişti. O zamandan kalma anıların Huangfu Haoyue'yi kötü etkilediğini biliyordu.

 

Bunu duyan Huangfu Haoyue biraz titredi ve sonra kendine geldi. Alnındaki soğuk terleri sildi ve "Aslında o adamı gördüğümde bilincim bulanıklaştı. Yüzünü hatırlamıyorum ama sen ona oldukça benziyorsun gibi hissediyorum."

 

"Garip bir his... Yüzünü hatırlamıyorum ama sana bakınca ona benzediğini hissediyorum." Huangfu Haoyue gülümsedi çünkü kendisi de söylediklerinin absürtlüğünün farkındaydı.

 

"Chu Feng, bu Huangfu Haoyue kesin babanı görmüş. Ondan başka kim sana benzeyecek?"

 

"Babanın nasıl gözüktüğünü hatırlamamasına rağmen seni ona benzetmesinin sebebi aklıyla oynamış olmaları. Gerçek bir uzman kişinin bilincini öyle bir bulandırır ki hatıraları bile bozulur."

 

"Hafızasının bu kısmı bulanık ve korku dolu. Hatırlamıyor çünkü korkuyor. Hemen sonrasında ne olmuş diye sor. O zamanları hatırlamasına izin veremezsin, sorularını hemen sormalısın. Yoksa zarar görecek, belki de tekrar aklını kaybedecek," dedi Eggy.

 

"Huangfu Efendi, sonra ne oldu? O adamı gördükten sonra ne oldu?"  Diye sordu Chu Feng hemen.

 

"Biraz utanç verici ama... Yüzünü göremesem de adam beni çok korkutmuştu. Onu gördükten sonra ne yaptım biliyor musun?" Diye sordu Huangfu Haoyue.

 

Chu Feng kafasını salladı ve sordu, "Ne yaptın?"

 

"Bir şey demeden diz çöktüm. Diz çökmekle kalmadım yalvarmaya başladım."

 

"Ben öyle çok ahım şahım biri değilim belki ama korkak da değilim. Hayatım boyunca ancak anne babam ve ustamın karşısında diz çökmüşümdür."

 

"Beni öldüresiye dövseler bile hayatım için yalvarmazdım."

 

"Ama o gün tam olarak bunu yaptım işte. Çok iyi hatırlıyorum. Kendimi ne kadar da alçaltmıştım." Huangfu Haoyue acı acı güldü ve sözlerine devam etti, "O adam beni gerçekten de korkutmuştu. Bu korku kalbimin derinliklerinden geliyordu. Sanki tanrıyı görmüştüm. Hissettiğim saygıya boyun eğmek imkânsızdı."

 

"Aslında adam bana kötü bir şey falan yapmamıştı. Beni ne tehdit etti ne de bir zarar verdi. Hatta oldukça iyi biriydi. Seni bana emanet etti ve Cennet Yolundan çıkarmamı, Chu isimli aileye vermemi söyledi. Sana Chu Feng ismini verdi ve büyüyene kadar seni korumamı tembihledi."

 

"Ben de kabul ettim, zaten reddetmeye cüret edemezdim. Kabul etmekten başka bir şansım olmadığını düşünüyordum ve ondan sonra... Görüşüm bulanıklaştı. Tekrar görebilmeye başladığımda kendimi Doğu Deniz Bölgesinde buldum. Ondan sonra ne oldu biliyorsundur. Geri döndükten sonra yavaş yavaş aklımı kaybetmeye başladım."

 

"Adam beni ne korkuttu ne de tehdit etti ama ben görevimi sonuna kadar takip etmem gerekiyormuş gibi hissediyordum. Yoksa beni öldürecekti. Öyle hissediyordum yani. Ölümden korkmuyordum ama beni öldüreceği düşüncesi içime tarifi zor bir dehşet salıyordu."

 

"Korkunun beni mahvettiğinin farkındaydım. Aklımı kaybettiğimin farkındaydım. Ama kaderimin kontrolü ellerimde değildi. O kadar güçsüzdüm işte."

 

"Aklımı kaybetmeden Fuyan'ı görmeye gittim. Cennet Yoluna girmemesini söyledim. Sonrasında Dokuz Eyalete gittim, seni yerleştirmeye."

 

"Aslında Doğu Deniz Bölgesinde de Chu isimli birkaç klan var ama seni oralara vermeye cüret edemedim. Zamanımın kısa olduğunu ve gücümü kaybedeceğimi, seni koruyamayacağımı biliyordum. Öyle bir yerde emniyette olur musun bundan emin değildim."

 

"Bu yüzden seni Dokuz Eyalete, küçük bir aileye verdim. Onları tehdit edersem sana kötü davranmaya cesaret edemezler diye düşündüm."

 

"Seni Chu ailesine verdikten sonra gizli gizli izledim onları, ta ki kontrolümü kaybedene kadar. Kendimi kaybedince orayı terk ettim, sana bir zarar vermekten korkuyordum."

 

"Sonrasında olanları zaten biliyorsun," dedi Huangfu Haoyue.

 

"Efendi, o bahsettiğin yeri hatırlıyor musun? Cennet Yolunda adamla karşılaştığın yeri?" Diye sordu Chu Feng.

 

Huangfu Haoyue ipuçlarını vermişti ama istediği cevapları vermemişti. Bu yüzden Chu Feng'in bizzat Cennet Yoluna gidip araştırması lazımdı.

 

"Hatırlamıyorum. Ama Cennet Yolunda hiçbir şey değişmez. İkinci yaratık grubuyla karşılaşınca biraz ilerle sonra doğuya doğru git. Bulursun..." dedi Huangfu Haoyue kendinden emin olmayan bir ses tonuyla.

 

"Teşekkürler Huangfu Efendi." Chu Feng eğildi ve ellerini birleştirerek Huangfu'yu selamladı. Daha fazla soru sormaya devam etmedi, bir işe yaramayacağını biliyordu. Huangfu Haoyue'ye kötü şeyler hatırlatmaktansa burada işin ucunu bırakmak daha iyi olurdu.

 

"Bana teşekkür etmene gerek yok. Sen olmasan belki de Cennet Yolunda ölecektim. O zaman ne yaşamış olursam olayım en azından hayattayım. Ayrıca bilmeden sekizinci seviye Dövüş Kralı olmuşum. Bu da bir tesadüf değil. Şu anki hünerim o zamandan da kuvvetliymiş gibi hissediyorum. Belki de bir gün Dövüş İmparatoru olurum."

 

"Ve bu... Bunların hepsi senin sayende. Teşekkür edilecekse ben sana etmeliyim." Huangfu Haoyue Chu Feng'e büyük bir minnettarlıkla bakıyordu.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1288

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1096

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 908

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 834

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 719

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 677

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 652

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 613

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 559

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 530

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 401

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 207

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 189

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 141

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 105

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

White
White
Beğeni Sayısı: 55

Site İstatistikleri

  • 16108 Üye Sayısı
  • 432 Seri Sayısı
  • 21292 Bölüm Sayısı


creator
manga tr