Lms 15.7 : Smith'in Merakı

avatar
960 16

Legendary Moonlight Sculptor - Lms 15.7 : Smith'in Merakı


Çevirmen : Clumsy-nim



Weed bitkin düşmüş bir yüzle Nekan Kalesine döndü.

 

Kramado Zindanında yaptıkları aralıksız av!

 

Hala hatırı sayılır ölçüde tecrübe ve öğe kazanma fırsatı varken bitkinliği yüzünden bir Bitap Düşme Uğursuzluğuyla kritik duruma düşmüştü. Şu anki Canlılığı ve statları orijinalinin üçte biri kadar bile değildi.

 

Weed bir Tavernaya girerek bir torba fıstık, bir soğan ve bir de sarımsak aldı.

 

“Bana yarım bardak bira!”

 

Diyerek sipariş ettiği biradan bir yudum aldı.

 

- Ufak bir miktar Canlılık onarıldı.

 

Ciddi bir Bitap Düşme evresindesiniz.

 

Artık yaşamına devam edebileceğini hissediyordu.

 

‘Yalnızca av değil; festival de yıpratıcıydı.’

 

Gençliğinin ve üniversite hayatının ilk festivaliydi ve ölümüne sıkılmıştı!

 

‘Söz konusu para kazanmak olunca başkaları gibi rahat davranamam. Canımın her istediğini yeseydim, canımın her istediği oyunu oynasaydım ve tıpkı diğerleri gibi canımın her istediğini yapsaydım ne zaman para kazanma fırsatım olacaktı ki?’

 

Bugünlerde küçük çocuklar bile zenginler ile fakirler arasındaki uçurumdan haberdardı.

 

Weed’e kalırsa anaokuluna ebeveynlerinin sürdüğü yabancı marka arabalarla gelen çocuklar özgüven ve asalet dolu olurdu. Okul otobüsüyle gelen çocukların ise öyle ya da böyle gözü korkardı.

 

“Sen…”

 

“Ha?”

 

“Yazarken Monami kalem kullanıyorsun.” (Monami Kore yapımıymış ve daha pahalıymış.)

 

“Annem işten çıkarıldı… Gelecek ay bunun yerine Japon yapımı bir kalem kullanacağım.”

 

Bu, Weed’in hayalindeki anaokulu öğrencileri arasında geçen bir konuşmaydı.

 

Açıkçası paranızın olup olmaması en ufak şeylerde bile bir fark teşkil ediyordu.

 

Okulda öğle yemeklerini yerlerken ailelerinin durumu iyi olan öğrenciler ilk önce ketçaba bandıkları sosislerini yerlerdi. Fakat fakir ailelerin çocukları ilk önce fasulye filizlerini veya sebzelerini yerlerdi.

 

Sosisin sona saklanması gerektiği gibi bir takıntıları olurdu.

 

Lee Hyun da bu aşağılık kompleksine sahipti.

 

‘Sade süt içerek büyüyen çocuklar asla çilekli süt içerek büyüyenlerle bir olamaz.’

 

Çilekli süt üzerine bu teorisi kalbinin bam telini titretiyordu!

 

Birasını içmekte olan Weed, festivalde yaşananları düşünüyordu.

 

Jung Hyo Rin’in şafağa dek süren canlı konseri.

 

Bir daha bir daha şeklinde istekler sıralandıkça çalıp söylemeye devam etmiş ve bir eliyle Lee Hyun’un elini tuttuğu için o da mecburen yanında kalmıştı.

 

‘Ve hepsi bu da değildi, değil mi?’

 

Bununla kalmış olsaydı canlılığı bu derece tükenmiş olmazdı.

 

* * *

 

Festivalin son gününde kıdemliler Seo Yoon’la konuşmuştu.

 

“Seo Yoon, senin de festivalin tadını çıkartman lazım. Burada çalışmaktan başka bir şey yapmayacak mısın?”

 

Bar müşterilerinin %90ı onu görmeye geliyordu fakat son sınıf öğrencileri onu azat etmişti.

 

“Hiç değilse çık da birazcık etrafa bakın. Festivale herkes katılım sağlamalı. Belki gidip birlikte eğlenmek istediğin biri vardır?”

 

Üst sınıfların bu iyi niyeti karşısında Seo Yoon’un bakışları refleks olarak Lee Hyun’a çevrilmişti.

 

Lee Hyun da anında ışıl ışıl bir gülümsemeyle karşılık vermişti.

 

“Peki. Bar için endişe etme ve gidip festivalin tadını çıkar.”

 

Barın durumu başarılıydı ve siparişlerin yoğunluğu nedeniyle neredeyse hiç malzemeleri kalmamıştı. Erkenden, 8 gibi kapatacak olurlarsa Lee Hyun eve gidebilir ve Kraliyet Yoluna bağlanabilirdi.

 

Lee Hyun Kraliyet Yolunda harcayacak iki saati olduğu takdirde Seo Yoon’la randevuya çıkmayı bile reddedebilecek bir adamdı.

 

“Lee Hyun.”

 

Ordudan dönen *ihtiyat birliği üyeleri bu hassas meseleyi kaçırmamıştı. (Kore’de tüm erkeklerin iki yıl askerlik yapması/orduda eğitim alması gerekir ve geri dönenlere ihtiyat birliği denirmiş.)

 

“Evet. Sunbae.”

 

“İnanamasak da Seo Yoon seni istiyor gibi görünüyor. Git de ona festivalde rehberlik et.”

 

Üst sınıf ihtiyat birliği üyelerini reddedemeyeceği için de Lee Hyun, festival rehberi rolünü üstlenmek zorunda kalmıştı.

 

“Ağğh, onu kıskanıyorum.”

 

“Ah, ben de sana gayet güzel rehberlik edebilirdim…”

 

Böylece kıdemlilerin ve müşterilerin kıskanç bakışları altında Lee Hyun ve Seo Yoon ikilisi bardan birlikte ayrılmıştı.

 

Seo Yoon gelinliğini çıkartıp günlük kıyafetlerine geçse de güzelliği festivale bir göz atmaya gelen tüm erkeklerin gözlerini irileştirmeye yetecek düzeydeydi. Yanından geçen erkekler ona hayret dolu bakışlar atıyor ve kımıldayamıyordu.

 

“Gidelim mi?”

 

Diyen Lee Hyun ansızın Seo Yoon’un elini tutmuştu.

 

Jung Hyo Rin el ele tutuşmaktan asla bırakmayacak derecede hoşlanıyorsa muhtemelen o da rahatsız olmaz diye düşünerek Seo Yoon’un eline yapışmıştı. Bu erkekçe bir cesaret değildi, bunu yapmasının ana sebebi festival kalabalığı yoğun olduğu için el ele tutuşmazlarsa ayrı düşebilecek olmalarıydı.

 

“...”

 

Yumuşacık ve narin elleri şaşırtıcı derecede ılıktı.

 

Elini tutuşunun ardından Seo Yoon’un bedeninin kaskatı kesildiğini hissetmiş ama kızın rahatlaması çok sürmemişti.

 

“Yapmak istediğin bir şey var mı?”

 

Lee Hyun bu soruyu sorsa da Seo Yoon yanıt verememişti.

 

Hem işin konuşmaya geldiği her seferde sesi boğazında düğümleniyordu hem de daha önce hiçbir üniversite festivalinde gezinmemişti.

 

“Öyleyse ben rehberlik edeyim.”

 

Diyen Lee Hyun, fazla pahalı olmadığı ve Jung Hyo Rin’le oynarken hatırı sayılır derecede iyi bir performans sergilediği için Seo Yoon’u da insan köstebek oyununa götürmüştü.

 

Köstebek etkinliğine katılıp da Lee Hyun’u gören öğrenciler ise küskündü.

 

“Ağğh…”

 

“Yine dünkü herif.”

 

“Sunbae! Dün Jung Hyo Rin’le gelen tip bu… Ve bugün de Seo Yoon’la birlikte.”

 

Köstebek etkinliğindekiler yoğun kıskançlıklarını gizlemeyi beceremiyordu.

 

Dün Jung Hyo Rin’le geldiği yetmezmiş gibi şimdi de Seo Yoon’u getirmişti.

 

Üstelik Lee Hyun’un tavırları eşsiz ve fazlasıyla rezildi.

 

‘Dün Jung Hyo Rin koluna girdiğinde utanıyormuş gibi davranıyordu… ama bugün mutlu mesut Seo Yoon’un elini tutuyor.’

 

‘Kendini beğenmiş piç.’

 

‘Oyuncuların en beteri.’

 

Oyuncular öfkeyle akın ediyordu.

 

“Bu plastik tokmağı tutup köstebeklere vurmalısın.”

 

Seo Yoon, Lee Hyun’un tavsiyesi doğrultusunda plastik tokmağı kaldırmıştı.

 

Pyok pyok pyok pyok pyok pyok!

 

Hareketleri beceriksiz Jung Hyo Rin’inkinden oldukça farklıydı.

 

Seo Yoon, Lee Hyun’un elini tutuyor olmasına rağmen çevik saldırılarıyla tek bir köstebeği bile ıskalamıyordu.

 

Saf kişiliğine kıyasla atletik becerisi hiç normal değildi.

 

Ne zaman bir tanesi tokmakla vurulacak olsa tüm köstebeklerin canı sıkılıyordu.

 

‘Yakışıklı bir yüzü veya dolgun bir cüzdanı olsaydı bu kadar adaletsiz olmazdı.’

 

‘Böylesine sıradan bir adamın nasıl bir cazibesi olabilir ki...’

 

Pelüşleri vurmaya da gitmişlerdi ve Lee Hyun, dünkü tecrübeleri sayesinde ufak bir havuç ve kivi pelüşü vurabilmişti.

 

“Hediye.”

 

Sonra da havuç pelüşünü Seo Yoon’a armağan etmişti.

 

“Diğer pelüşü kız kardeşime hediye etmem gerekiyor, o yüzden yalnızca bir tanesi senin olabilir.”

 

“...”

 

Seoyoon havuç oyuncağını sımsıkı kavramıştı.

 

Festivalin son günü olduğu için Lee Hyun, Seo Yoon’a gece geç vakitlere dek festivali gezdirmişti.

 

Birlikte öyle bir manzara çiziyorlardı ki katıldıkları pek çok etkinlikte merak dolu bakışları üzerlerine çekiyorlardı.

 

Seo Yoon coşkulu kahkahalar atmasa da kıpkırmızı kesilmişti. Kalabalık yerlerden geçtikleri sırada Lee Hyun’u izlemiş, hatta elini sımsıkı tutmuştu.

 

“Dans etmek ister misin?”

 

Ana sahnenin olduğu noktadaki çim alan ışıklarla aydınlatılmıştı.

 

Bir halk şarkısı çalıyor ve çiftler dans ediyordu, dolayısıyla Lee Hyun da Seo Yoon’a dans etmek isteyip istemediğini sormuştu.

 

Seo Yoon ise kızarmış suratıyla hafifçe başını sallayıp onay vermişti.

 

Lee Hyun elini tutup onu kendisine yaklaştırmıştı.

 

Bedenleri müziğin ritmiyle doğal bir şekilde sallanmaya başlamıştı.

 

Dans edilmesi çok da zor bir parça değildi fakat ikisi de oldukça beceriksizdi. Kimin liderlik edeceğine karar verememiş, dolayısıyla birkaç defa birbirlerinin ayaklarına basmışlardı.

 

"..."

 

Ve Lee Hyun, Seo Yoon’un ne zaman patlayacağını bilemediği için oldukça tedirgindi.

 

* * *

 

“Lanetli festival nihayet sona erdi. Artık her zamanki rutinime dönebilirim herhalde.”

 

Weed birasını içtikten sonra esneyerek gerindi.

 

Bitap Düşme evresinde dinlendirici ve yenileyici bir an yaşıyordu. Bir Cüce bedenindeyken bira içip dinlenmenin büyük bir etkisi oluyordu.

 

‘Bedenim normale döndüğünde Heykel Dönüşümünü bozmak için doğru zaman gelmiş olacak sanırım.’

 

* * *

 

Her ırkın avantajları ve dezavantajları olurdu. Cüceler Canlılık ve Dayanıklılık konusunda avantajlıydı fakat kısa uzuvları gereği sahici çarpışmalarda hatırı sayılır ölçüde dezavantajlıydılar. Hızlı adapte olamamak bile savaşmayı daha zor hale getirebilirdi.

 

Barbarlar fiziksel kabiliyet konusunda başı çekerlerdi. Uzun boyları ve kaslı vücutlarıyla bedenlerini bir savaşçı olmak için en uygun pozisyona sokabilirlerdi. Fakat Mana kullanamazlardı ve kolaylıkla büyüyle cezbedilmek gibi bir dezavantajları vardı.

 

İnsanların tam ortada olduğu söylenebilirdi. İlahi güç ve büyü kullanımında iyiydiler ve grup halinde avlanırken zayıf noktalarını birbirleri sayesinde desteklerlerdi. Orklar, Elfler, Periler ve Cingoblinler gibi ırklar göze çarpsa da en çok tercih edilen ırk İnsanlardı.

 

Ayrıca en büyük krallıklar İnsanların elindeydi ve Ana Kıta üzerindeki en büyük etki de onlarındı.

 

“Duyduğuma göre Daymond liderliğindeki Şeytani Ruh ordusu şu anda Odin’de müttefik güçlerle çekişmeli bir çarpışma içerisindeymiş.”

 

“Odin Hisarı gücünü gösteriyordur, değil mi?”

 

“Muhtemelen! O hisar ele geçirilemez oluşuyla ünlü sonuçta. Devasa Şeytani Ruhlar olmadıkça Odin Hisarının defans hattını aşmaları zor olacaktır.”

 

Versailles Kıtasına kaos çökünce müttefik güçler Daymond ve Şeytani Ruhlarını engellemek için Odin Hisarında toplanmıştı.

 

100,000i aşkın müttefik bir mekanda toplanmış ve bir başka 100,000 kişilik destek birlik de arkadan saldırmaya odaklanmıştı.

 

Şeytani Ruhların her hücumunda Odin Hisarından 10,000 saldırı büyüsü gerçekleşiyor olması bile başlı başına harikuladeydi!

 

“Kahramanlar, Odin Hisarına gelin!”

 

“Savaşa katılacak Büyücüleri hevesle bekliyoruz.”

 

Refah İmparatorluğu Loncası, toplanan tüccarlarla birlikte Odin Hisarındaydı. Şeytani Ruhlar Odin Hisarını aşacak olursa toprakları ellerinden gidecek diye endişeliydiler.

 

İsimsiz yüksek seviyeli kullanıcılar bile savaşa katılmıştı. İnanılmaz çoklukta tüccar katılımı nedeniyle tüm Versailles Kıtasının ilgisi Odin’e odaklıydı.

 

Odin Hisarının duvarlarında her gün öyle bunaltıcı çarpışmalar yaşanıyordu ki galibin kim olacağına hızlıca karar vermek zordu.

 

Şeytani Ruhlar duvara tırmandığında müttefik güçlerin mağlup olacağı tahmin edilmişti. Fakat tüccarlar, Savaşçılar ve Şövalyelerin mucizevi mücadele ruhu sayesinde Şeytani Ruhlar ucu ucuna da olsa püskürtülebilmişti.

 

Müttefik güçler Diriliş Ordusunu püskürtebilmişti fakat ekstra Şeytani Ruhlar savaşa katılır katılmaz müttefik güçlerin Odin Hisarına geri çekilmesi gerekmişti.

 

Krallıkların düzenli orduları arasında yaşanan savaşlar ve Diriliş Ordusunun ele geçirdiği toprakları geri alma amaçlı seferler de tüm şiddetiyle gerçekleşiyordu.

 

Karanlık Oyuncular da bellerine astıkları kılıçlarla Odin Hisarına dalınca silah, zırh ve savaşa yönelik malların fiyatları tavan yapmıştı.

 

Büyük ölçekli ilk savaş denilebilecek bu vukuat sonrası tüm Versailles Kıtası gürültüye boğulmuştu.

 

* * *

 

Weed göğsünden Ölüm Heykelini çıkarttı.

 

Bu heykel Kurueso’da Ecel Elleri mağlup etmesinin ödülüydü. Başka bir zincirleme görevle ilişkili olduğundan şüphelendiği bir öğeydi.

 

"Muhtemelen Diriliş Ordusuyla ilişkili bir görev değildir, değil mi?"

 

Ecel Ellere karşı galip gelmenin zorluğu büyük ölçüde yüksekti. Bir ışık heykeli yerine taştan veya ahşaptan normal bir heykel yapmış olduğu takdirde galip gelebileceğinden emin değildi.

 

"Tırpan taşıyan şeytani bir heykel..."

 

Heykelin görünümü hatırı sayılır bir şüphe uyandırıyordu.

 

Diriliş Ordusu en başta Morata’dan çok uzak olmayan bir noktada belirmişti. Maceraperestler Diriliş Kilisesinin orijinal konumunu keşfedince de sembollerinin şekilleri açığa çıkmıştı.

 

O şekil tam da Weed’in tutmakta olduğu heykelinki gibiydi.

 

O heykelin Diriliş Ordusuyla bir ilişkisi olması Weed için kötü olurdu!

 

100,000 müttefik güçle çarpışmakta olan Diriliş Ordusuna karşı savaşma şeklinde bir görevi olabileceğini hiç düşünmemişti.

 

"Saçma sapan bir görev olmayacağı kesin tabii..."

 

Weed’in ifadesi ciddileşti.

 

Aslında Weed herhangi bir fedakarlık olmadan zorlu ve saçma bir görevi tamamlayamamıştı.

 

Bitkin yüzlü Cücenin ifadesine bir ciddiyet yerleşmiş olması sefil görünümünü iyice kötüleştiriyordu.

 

Bu sırada bir çalışan kendisine yaklaştı.

 

“Müşteri.”

 

“Evet?”

 

"Şuradaki tüccar beyefendi size bir sürahi bira ısmarladı."

 

“...”

 

Acınası tavrı insanlarda acıma duygusu uyandıracak düzeyde olmalıydı!

 

O, kahramanların sahip olduğu erdem, güç ve karizmadan fazlasıyla uzak olan Weed’di.

 

Dolayısıyla elini sallayıp teşekkürünü ederek birasını yudumladı.

 

- Bedeniniz gevşemeye başlıyor.

 

Biraz kestirmek, bitkinliğin onarılma hızını arttıracaktı.

 

Fazlasıyla çalıştırıp bitap düşürdüğü bedeni dinlenmeyi talep ediyordu.

 

Weed dikkatli bir değerlendirmenin sonunda kararını verdi.

 

"Zor bir görev olsa da tamamen kaçındığım takdirde ilerleyemem. Özünde şu anda bu noktada olmamı Freya Kilisesinin bana verdiği görevleri başarıyla tamamlamış olmama borçluyum."

 

Ölü Şövalye Van Hawk, Vampir Lordu Tori, Liç Shire ve Ölümsüz Lejyonuna karşı verdiği savaşlar ve Morata Lordu oluşu bütünüyle tamamladığı görevlerle ilişkiliydi.

 

Cennet/Gök Şehrinde Helain’in Kasesini bulmasa şu anda yalnızca avlanmaktan anlayan bir Karanlık Oyuncu olabilirdi.

 

Daha da öncesinde Bilge Rodriguez’den görev almış olmasa bir Şövalye veya Savaşçı olarak normal bir ilerleme kaydedebilirdi.

 

Demiri ne kadar döverseniz o kadar güçlenirdi.

 

Bir Oymacı olarak diğerlerinden daha hızlı şöhret arttırışı da Oymacılık tekniğini elde edişiyle yüzleştiği zorluklar da birbiriyle ilişkili, kıymetli olaylardı.

 

Dolayısıyla herhangi bir görevden kaçınmak istemiyordu.

 

‘Gerçekten zor olsa bile denemeden bilemem. Öylece kaçınıp durarak hiçbir sonuç alamam.’

 

Weed mutlak bir kararlılıkla yeteneğini kullandı.

 

“Tanımla!”

 

Ding!

 

- Yeteneğiniz başarısız oldu.

 

Konsantrasyon eksikliği nedeniyle öğeyi tanımlamakta başarısız oldunuz.

 

“...”

 

Tamamen hayal kırıklığına uğramıştı.

 

Yüksek dozda alkolün verdiği bitkinlik, onu yetenek kullanımında başarısız olmaya itmişti.

 

“Tanımla!”

 

Ding!

 

- Yeteneğiniz başarısız oldu.

 

“Tanımla!”

 

Ding!

 

- Yeteneğiniz başarısız oldu.

 

“Tanımla!”

 

Ding!

 

*****

 

Ahşap bir oyuncak kutusu.

 

Oyuncak tozla lekelenmiş durumda.

 

Bir çocuğun oynaması için uygun ebatta.

 

Sanatsal Değer: Dile getirilemeyecek kadar utanç verici.

 

Özel Nitelikler: Ağlayan çocukları susturabilir.

 

Ağzında bir şeker olan yedi yaşlarında bir çocuk, oyuncağı çitlerin altına yerleştirmişti.

 

"Hyung bunu asla bulmamalı, çünkü bulursa oyuncağımı yine çalacaktır. Hyung kötü biri, sürekli oyuncaklarımı alıp kırıyor. O gerçekten kötü bir hyung."

 

Ufak çocuk, abisini kötüleye kötüleye oyuncağını oraya gizlemişti.

 

Ailevi bağları içeren iç ısıtıcı bir manzaraydı.

 

Ahşap kutu, göze batmasın diye çitin altındaki sarmaşıkların arasına saklanmıştı.

 

Derken Ecel Eller geçerken o oyuncağı görüp almıştı.

 

"Bu... kullanmaya değer bir ahşap kutu."

 

Kayıp Oyuncak.

 

Sur Krallığının Hagen Köyünde yaşayan Brave isimli bir oğlanın bir zamanlar oynadığı bir oyuncak.

 

Oyuncağı Brave’e geri götürürsen sana kıymetli şekerlerinden verecek.

 

Zorluk: F

 

Ödül: Brave'in Şekeri

 

Görev Kısıtlamaları: Oyuncağı geri vermek yerine onunla oynar ve küçük çocuklara yakalanırsanız inanılmaz kötü bir şöhret edinecek ve ‘Oyuncak Hırsızı’ unvanı alacaksınız.

 

*****

 

“HIK!”

 

Öylesine şaşırmıştı ki alkolün verdiği sersemliği tamamen üzerinden atmıştı.

 

Tam bir kararlılıkla tanımladığı heykelden yalnızca F sınıfı zorlukta bir görev çıkmıştı.

 

"Onca yer dururken Sur Krallığına gitmem lazım… Çileye bak."

 

Minicik bir görevi tamamlamak için gidip bir yerleri bulmak çok can sıkıcıydı.

 

"Bir şeker..."

 

Weed iç çekti.

 

Genellikle haklarında kötü söylentiler işittiği için can sıkıcı ve yaygın görevlerden kaçınsa da Kurueso Krallığından aldığı nadir bir görevin F sınıfı çıkmasını hiç beklememişti.

 

"Ama uçarsam oraya çabucak ulaşabilirim… Bu da işleri birazcık daha iyileştirir."

 

Uçmak, yalnızca bitkinliğini atlattığı takdirde mümkün olacak bir şeydi. Uçuşun ortasında Bitap Düşme Uğursuzluğuyla Manası tükenirse canından olurdu.

 

Weed birasını yudumlarken biraz dinlenme kararı aldı.

 

"Şu ana dek içtiğim biraların maliyeti... Ahh."

 

Bir yandan fıstıklarını kırarak ve soğanıyla sarımsağını soyarak birasını yudumluyordu.

 

Ne yaparsa yapsın lükse veya zevke zaman ayırmıyordu. Tavernada bira içerken bile masraflarını telafi etmeyi düşünüyordu.

 

* * *

 

Hagen Köyü, fırıncılık malzemeleriyle ünlü bir köy!

 

Şehrin ana mamulleri şeker kamışı, un, ceviz, üzüm, mısır ve benzerleriydi. Üretim kalitesi şefleri çekmeye yönelikti. El yapımı kekler, kurabiyeler ve tatlı şaraplar iyi satıyordu.

 

Çiftlerin romantik atmosferin tadını çıkartmak için özellikle tercih ettiği bir konumdu.

 

"Oppa, çok ye!"

 

“Balım, balım, senin de çok yemen lazım! Seni ben yedireyim mi?”

 

Çiftler hamamböcekleri gibi dört bir yana yayılmıştı!

 

Weed ise onları görmezden gelip düşük omuzlarla, sevgilisi olan biri gibi dolanıyordu; sevgilisine pasta almaya gelmiş bir adamdı adeta.

 

“Gitmeden önce keklerimize bir göz atın lütfen!”

 

Seyyar satıcıların tezgahlarına göz atmayı da ihmal etmiyordu.

 

Öylece dolanırken tanıştığı teyzelerle sohbet ediyordu.

 

“Brave isimli bir çocuk tanıyor olabilir misiniz?”

 

Amcalar çocuk isimleri gibi şeyleri bilmiyor olabilirlerdi. Fakat benzer yaşlarda çocukları olan teyzelerin çocuk isimlerini bilme ihtimallerinin yüksek olacağını hissediyordu.

 

“Brave mi? Tanrım, o çocuk yine başını bir belaya mı soktu?”

 

“Ne?”

 

“Şehrin pis, afacan veletlerinden biridir. Yetişkinlerin söylediklerini hiç dinlemez. Benim çocuğumun onunla oynamaması gerekir ama…”

 

“Brave’i nerede bulabilirim? Ona iade etmem gereken bir oyuncak var.”

 

“Daha akşamın erken saatleri, yani evine gidersen onu bulma ihtimalin düşük… Ama arka sokaklara veya oyun alanlarına gidecek olursan onu bulabilirsin.”

 

Küçük bir şehirdi fakat Brave’i bulmak kolay değildi. Weed, teyzenin önerdiği her yeri dolansa da Brave’e dair hiçbir iz bulamamıştı.

 

En sonundaysa Brave’i bir fırının arkasındaki bir depoda buldu. O kerata ağzının etrafındaki bir ton krema ve ekmek kırıntısıyla ekmek çalıp yemekle meşguldü.

 

‘Onu buldum.’

 

Weed neşeyle, “Velet, bu heykel senin kaybettiğin bir oyuncak, değil mi?” dedi.

 

“Ha? Bu bir Cüce. Konuşan bir Cüce.”

 

“Gördüğün gibi senin kaybettiğin oyuncağı buldum.”

 

“Bıyığın cidden çok komik. Bacakların benimkilerden kısa mı?”

 

“Bu senin heykelin, değil mi?”

 

Brave Weed’in uzattığı heykeli aldı.

 

Ding!

 

*****

 

“Kayıp Oyuncak” görevi tamamlandı.

 

Oyuncağı bulup Brave’e, Hagen Köyündeki bir oğlana geri verdiniz.

 

Görev Ödülü: Brave iyi bir ruh halindeyse bir şekerle ödüllendirilebilirsiniz.

 

Can sıkıcı görev tamamlanmıştı.

 

Weed sabırla şekerini almayı bekliyordu.

 

‘Harcanan emeği bile karşılayamayan bir görevdi ama hiç değilse şekeri dükkanda satarak 3 bakır elde edebilirim.’

 

Fakat Brave, şeker vermek yerine heykeli geri uzattı.

 

“Evet, benim oyuncağım. Hyungum çalacak diye düşünmüştüm ama… İhtiyacım kalmadı.”

 

“...”

 

“Ben artık çocuk değilim. Sekiz yaşındayım. Görüyorsun ya, oyuncaklarla falan oynayacak yaşı geçtim. Beyefendi gönlünce oynayabilir.”

 

Gıcııırrt!

 

Weed’in dişlerini gıcırdatma sesi duyuluyordu. Fakat sabırlıydı ve sabrını koruyordu.

 

Versailles Kıtası sakinleriyle olabildiğince dostane ilişkiler yürütmek, karınızı arttırıyordu.

 

Hizmet anlayışının temelleri arkadaş canlılığı, yardımseverlik ve adanmışlıktı.

 

Öfkeli olsan ve adaletsizliklerle karşılaşsan bile bunu asla dile getirmemeliydin.

 

Buna Karanlık Oyunculuğun katı bir kuralı denilebilirdi.

 

“Yine de bu oyuncağı almalısın, senin sonuçta. Bunu içtenliğimin bir göstergesi olarak algıla; buraya bilhassa seni bulmak için geldim. Sence de bana bir şeker vermen gerekmez mi?”

 

“Sana onunla oynamak istemediğimi söylemedim mi!” Brave ansızın bağırmaya başladı. “Bayım, şekerimi o kadar çok mu istiyorsun? Tarçın aromalı şekerimin lezzetli olduğunu nereden bildin acaba…”

 

“Öhöm.”

 

“Her neyse, sana şekerimi vermeyeceğim, yani oyuncağı alıp oynamakta özgürsün. Oh evet, oyuncağı isteyen o sarhoş Bay Smith’e vermeyi denesene.”

 

“Bay Smith mi?”

 

“Yalnızca yapacak daha iyi bir işi olmayan ihtiyar bir amca. Ama eh, bir çocuğun şekerinin peşine düşen bir Cüceden iyidir herhalde.”

 

Ding!

 

*****

 

İhtiyar Ayyaş Smith’in İstediği Oyuncak.

 

Hagen Köyündeki ayyaş Smith’in aradığı oyuncak.

 

Bir tavernada bayılana dek içki içen Smith, Brave’in oyuncağını istiyor.

 

Zorluk: F

 

Ödül: Olmayabilir.

 

Görev Notu: Görevin iptal edilmesinin hiçbir cezası yok.

 

Brave sırıtarak ekledi: “Sürekli alkol hesabını ödemeden kaçan ihtiyar, beceriksiz bir amcadır. Bir ailesi de yok. Asla yaşlanıp onun gibi işe yaramazın teki olmayacağım. Hehe!”

 

Weed iç çekti.

 

F sınıfı zorlukta bir zincirleme görev.

 

Taverna yakınlarda olduğuna göre gidip bir kez olsun Smith’i görecekti.

 

"Peki, velet. Sonra görüşürüz öyleyse."

 

“Sana ben çocuk değilim dedim. Ve muhtemelen bir daha görüşmemiz için bir sebep de yok. Belki bana istediğim demir kılıcı getirirsen görüşebiliriz.”

 

Weed heykeli sessizce göğsüne yerleştirerek oradan ayrıldı.

 

Brave depodan taze bir ekmek daha çalmaya niyetliydi.

 

Fakat kısa bir süre sonra Weed’in kaybolduğu yerden korkutucu bir Ork sıçradı.

 

Ork Karichwi!

 

En azılı suçluları bile yüzü ve bedeniyle narin kuzulara çeviren güçlü bir varlık!

 

“KYAAAK, BU BİR ORK!”

 

"Chwiik! Buldum seni. Küçük insan oğlan!"

 

Weed pek fazla şey söylemedi.

 

Yalnızca yetişkinlere saygı duyması gerektiği bilgisini iliklerine dek işlemek için çocuğu bir güzel korkuttu.

 

* * *

 

Tavernanın ayyaşı Smith’e heykeli uzattığında adamın kasvetli gözlerinin feri geri döndü.

 

“Bu heykeli nereden buldun?”

 

“Brave isimli bir çocuğun eskiden oynadığı bir heykelmiş.”

 

“Ben o çocuğun heykeline sahip olmak istememiştim aslında… Heykeli ondan çalmış olabilir misin acaba?”

 

Weed kafasını salladı.

 

Ork Karichwi dönüşümü sonrası Heykel Dönüşümünü iptal edip İnsan formuna dönmüştü.

 

“Hayır. Kayıp oyuncağı güç bela buldum ve ona geri vermeye çalıştım ama artık onunla oynamak istemediğini söyledi. Bir yetişkinin bu oyuncakla, yo, bu heykelle ilgilendiğini söyledi, ben de buraya getirdim.”

 

“Demek öyle. Heykeli birazcık elime almama müsaade eder misin? Brave’in elindeyken de incelemek istemiştim ama yalnızca kısacık bir süre görmeme izin vermişti.”

 

“Buyur. Senin olabilir.”

 

Ding!

 

*****

 

İhtiyar Ayyaş Smith’in İstediği Oyuncak görevi tamamlandı.

 

Ayyaş Smith, istediği heykele sahip oldu.

 

Henüz gün ortası olsa da ondan bir içki alabilirsiniz.

 

Görev Ödülü: Doğruca Ayyaş Smith’ten teslim alın.

 

- Şöhretiniz 1 arttı.

 

Smith dikkatlice heykeli inceledi.

 

“Bu heykel… Gençlik günlerimdeki seyahatlerimde bu heykeli bir defa görmüştüm.”

 

“Ne?”

 

“Brave sana bu heykelin nereden geldiğini söyledi mi?”

 

"Söylemedi."

 

“Bu 20 yıl öncesine dayanan bir hikaye. Bir paralı asker olarak kıtayı dolaştığım zamanlardı… Öhöm! O zamanlar fazlasıyla seçkin bir paralı askerdim. İster inan ister inanma ama bir paralı asker birliğine bile komuta ederdim.”

 

Weed tabii ki bu sözlere inanmamıştı.

 

Ayyaşların hepsi aynıydı— içlerinde zamanında büyük bir tüccar veya birinci sınıf bir paralı asker olmayan yoktu. Böbürlenmeleri bir iki günü kapsamazdı, bu yüzden adamın iddialarını kabullenerek geçip gitmelerine izin verdi.

 

“Kraliçe Hazretlerinin komutası altında Kraliyet Güçleriyle birlikte hain Kont Savoid’in idamını gerçekleştirdim. O zamanlar Kont Savoid’in deposunun içerisinde tıpkı buna benzeyen bir heykel vardı.”

 

“Anlıyorum.”

 

“Üzücü bir durum ama onun da ne tarz bir heykel olduğunu bilememiştim. Şüphelerim yoktu diyemem tabii… Peki yerel kütüphaneyi kontrol edersen bu konuda bir hikaye bulabilir misin sence?”

 

Weed, görevin bu noktada sonlanmayacağıyla ilgili kuvvetli bir hisse kapılmıştı.

 

“Neden gidip bir bakınmıyorsun? Bunu yaparsan sana paralı askerlik yaptığım o eski günlere dair hikayeler anlatırım.”

 

Ding!

 

*****

 

İhtiyar Smith’in Merakı

 

Eski paralı askerin, Smith’in, gençliğinde gördüğü bir heykele dair bazı soruları var.

 

Heykel hakkında bir bilgi toplar ve ona iletirseniz size bir paralı asker olarak biriktirdiği hikayeleri anlatacak gibi görünüyor.

 

Zorluk: D

 

Ödül: Smith’in Hikayesi

 

Görev Kısıtlaması: Yok

 

#Bizimki şarkıcı ablamızla geçirdiği randevu yetmezmiş gibi bir de Seo Yoon’la randevuya çıktı. Ama öylesine öküz ki bu randevular onun için para ve zaman kaybından başka bir şey ifade etmiyor. Aaah çocuğum ah… Neyse. Tüm bu festival ve okul maceralarından sonra oyun akışımıza geri dönmüş bulunuyoruz. Heykelin gizemini çözeceğiz diye düştük yollara, bu görevler nerelere kadar gidecek, beklenmedik bir şeyler olacak mı diye meraklıyım açıkçası. Siz de meraklandıysanız bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 23947 Üye Sayısı
  • 835 Seri Sayısı
  • 42081 Bölüm Sayısı


creator
manga tr