Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Kara Büyücü - 486.Bölüm - Okyanusun En Derin Bölgesi


486.Bölüm – Okyanusun En Derin Bölgesi

 

Bu genç… kimdi böyle?

 

Bu soru savaş alanındaki herkesin zihinlerinde belirmişti. Yalnızca ortaya çıkışıyla devasa savaşı tamamen durduran bu gencin basit birisi olmadığı belliydi ancak onu tanıyan kimse yokmuş gibi görünüyordu.

 

Sidur ve Venki birbirlerine bakarlarken en ufak bir hareketi bile inceliyorlardı. Eğer karşı taraf mutlu veya üzgün olduklarını belli eden herhangi bir ifade gösterirse bu, bu genç adamın onların düşmanı veya dostu olduğu anlamına gelirdi.

 

İki lider yalnızca güçlü değillerdi. Aynı zamanda akıllı kişilerdi. Düşmanları onların saldırılarını basit hareketlerle durdurabilirken savaş açmak mantıksızdı. Yapabilecekleri tek şey kayıpları minimuma indirip kaçmaktı.

 

“Birbirinize inceleyen gözlerle bakmayın. Sizlere soracağım sorular var. Savaşınıza daha fazla karışmayı düşünmüyorum.”

 

Paul’ün hafif tonlu sözlerinden sonra iki tarafın da gözleri ona dönmüş ve gözlerinde hafif bir rahatlama belirmişti. Paul onların savaşına karışmayacağına göre iki tarafında da bir yandaşı olmamalıydı. Paul’ün sahip olduğu güçle onlara yalan söyleyeceğini sanmıyorlardı.

 

“Kıdemli lütfen sorularınızı sorun. Onları cevaplamak için elimden geleni yapacağım.”

 

“Aynı şekilde, kıdemlinin sorularını cevaplamak için elimden geleni yapacağım.”

 

Sidur ve Venki birbiri ardına cevap verdikten sonra birbirlerine sert bir bakışla bakmışlardı. İkisi de birden ortaya çıkan bu güçlü kişiden ufak da olsa bir yardım almak istiyorlardı ve eğer ona yardımları dokunursa o zaman karşılığını alabilirlerdi.

 

“Bunu ciddiye aldığınızı görüyorum. Öyle olsun, benim için de ufak bir oyun olur. Bana bu dünyadaki en garip, en tehlikeli yerleri söyleyin. Elbette, vücudu oldukça büyük bir balina görmüşseniz o da olur. Dikkat edin, boynuzlu bir balina değil.”

 

Paul son cümleyi kurarken boynuzlu balinaların tarafına bakmıştı. Vielis’in vücudu bir balina şeklindeydi ancak normal bir balinaydı. Eğer bunu söylemeseydi boynuzlu balinalar istediği türü karıştırıp onu yalnızca oldukça yaşlı ve bunun yüzünden büyük bir boynuzlu balinaya götürebilirlerdi ve bunu istemiyordu.

 

“Oldukça büyük bir balina derken… tam olarak nasıl bir büyüklükten bahsediyoruz, efendim?”

 

Venki bu soruyu sorarken başını hafifçe kaşımış ve Sidur’un vücudu istemsizce titremişti. Deniz insanları kendi bölgelerinde diğer ırkları sevmedikleri için normal balinalar bile o bölgeye giremiyorlardı ve hiç aşırı büyük bir balina görmemişti. Ancak Venki ve boynuzlu balinalar farklılardı.

 

Onlar da diğer ırkları pek sevmeseler de normal balinalar benzerlik taşıdığından onlarla bir sıkıntıları yoktu. Bu nedenle Venki bu uzmanın aradığı figürü görmüş olabilirdi.

 

“Küçük… hayır, büyük bir dağ kadar. Deniz altında da dağlar olduğunu biliyorum. Boyutu tahmin edebilmeniz gerekiyor.”

 

“Hoo…”

 

Paul’ün sözlerinden sonra Venki derince iç çekmişti. Büyük bir dağ boyutundaki bir balinayı bilmiyordu. Eğer öyle büyük bir balina olsaydı büyük ihtimalle yalnızca saf vücuduyla onu ezip geçebilirdi. Karşısındaki uzman büyük ihtimalle kendisiyle eşit seviyede birisini arıyordu…

 

“Yazık, sizin söylediğiniz kişi ile karşılaşmadım. Ancak konu tehlikeli yerlerse o zaman birçok yer söyleyebilirim.”

 

“Örneğin Dünya Boğumu.”

 

Venki tam sözüne devam edecekken birden Sidur konuşmaya başlamıştı.

 

“Dünya Boğumu okyanusun içindeki büyük ve ölümcül bir girdaptır efendim. Oraya gidenler-”

 

“Oraya gittim zaten. Biraz gezip aradığım kişiyi bulamayınca girdabı dağıtasım geldi ama en sonunda sistemi bozmamaya karar verdim. Her neyse, başka?”

 

Paul’ün oldukça rahat bir tonda söylediği bu sözler iki tarafı da şok etmişti. Boğum Girdabı buradaki birçok kişi için ölümcül bir yerdi çünkü güçlü dalgalar ve mana dalgalanmaları giren herhangi birini aniden parçalara ayırabilirdi.

 

Ancak Paul’ün sözlerine göre o yer onun basitçe dağıtabileceği bir yerdi ve yalnızca sistemi bozmamak için bir şey yapmamıştı…

 

“Efendim peki…”

 

Ve bu şekilde, iki lider Paul’ün desteğini kazanmak için tehlikeli yerleri ve oluşan garip fenomenleri sıralamaya başlamışlardı…

 

 

“Sıkıcı… İstediğim yerlere benzemiyorlar. Bu kadar olduğuna emin misiniz?”

 

Paul hafifçe esnerken konuştuğunda iki lider derin nefesler alıyorlardı. Yüzü belli olan Sidur’un yüzü biraz kızarmıştı çünkü bir süredir karşı tarafın doğru cevabı vereceği endişesi içindeydi. Ama Paul onların söylediği yerlerin ikisini de beğenmemiş gibiydi.

 

Ama iki lider de bildikleri her yeri saymışlardı. Tehlikeli ve gizemli yerler sonsuz değillerdi ve bir küçük dünyada oldukları düşünülürse geçen zamanda Paul onların çoğunu çoktan görmüştü. Görmediği yerler ise Vielis’in bulunabileceği yerler değildi ve onlara gitmeyi bile düşünmüyordu.

 

“Ragdalyan Yarığı… Efendim, Ragdalyan Yarığını biliyor musunuz!?”

 

O sırada birden Sidur’un yüzü parlamış ve bağırmıştı. Bunun üzerine Paul Venki’nin aurasında bir şaşkınlık fark etmişti ama nedenini anlayamamıştı.

 

“Konuş.”

 

Paul’den onay alınca yüzünde bir gülümseme oluşan Sidur anında konuşmaya başlamıştı.

 

“Ragdalyan Yarığı okyanusun derinlerinden daha derinde bir yerdir efendim. Az önce söylediğim yerler arasında, Kalyan Kanyonunun derinlerinde bu Ragdalyan Yarığının ağzı bulunur. Bu yer fazla bilinmez çünkü içeriye girenler dışarıya çıktıklarında içerisi hakkındaki tüm anılarını kaybederler. Ama dışarıdan incelenebilir. İsminin nereden geldiğini bilmiyorum ama kayıtlarda böyle geçiyordu.”

 

“Kayıtlar?”

 

Paul ‘kayıtlar’ kısmına takıldığında Sidur anında başını sallamıştı.

 

“Atalarımızın bıraktığı yazıtlar. Ragdalyan Yarığı tehlikeli olmasa da tüm dünyadaki en gizemli yer olarak kaydedilmiş. Elbette, Kalyan Kanyonunun en derin kısmında olduğu için gitmesi tehlikeli ama-”

 

“Boyutu ne kadar?”

 

Paul’ün ilgisinin çekildiğini fark eden Venki’nin vücudu hafifçe titrerken Sidur bir şansı olduğunu fark etmiş ve anında cevap vermişti.

 

“Yazıtlarda Ragdalyan Yarığının iç boyutu yazılmamış olsa da okyanusun en derin yeri olduğu söylenir. Girişinin ise Kalyan Kanyonunun girişinin üçte biri kadar olduğu yazıyordu. Kalyon Kanyonunun girişi yaklaşık altı büyük dağ kadar yani en az iki büyük dağ kadar bir giriş olmalı. Başları yalnızca karanlık ancak bir süre ilerledikten sonra gri bir sis devralıyor ve bu sisten sonrasını geçenler dışarı atılırken içeride olanları unutuyorlar.”

 

‘Bu o olmalı…’

 

Paul içinden geçirirken hafifçe gülümsemiş ve başını sallamıştı. Bunu gören Sidur’un yüzünde anında parlak bir gülümseme belirirken Venki istemsizce geriye doğru bir adım atmıştı.

 

Bundan sonra başını Venki’ye doğru çeviren Paul elini bile kaldırmamıştı. Onları öldürmeyi planlamıyordu. Normalde bunu rahatça yapardı ancak Vielis’i ararken etrafındaki öldürme niyetini olabildiğince düşük bırakmalıydı. Ama Sidur’u verdiği bilgi için ödülsüz bırakacak da değildi.

 

“Şu anda savaşın boynuzlu balinaların tarafında olduğunu görüyorum. Bugün gereksiz öldürmeyeceğim. Geri dönün. Üç ay boyunca iki taraf da büyük bir savaş içerisinde olmayacak. Eğer ondan fazla kişiyi bile savaşırken bulursam ne yapacağımı biliyor olmalısınız.”

 

Paul’ün sözlerinin sonuna doğru gözleri hafifçe kısılmış ve tonu değişmemiş olsa da Venki tüm vücudunun titrediğini hissetmişti. Aynı anda ellerini birleştirip Paul’e eğilirken saygılı bir tonda konuşmuştu.

 

“Anlaşıldı, efendim. Geri dönüyoruz!”

 

Son kısmı bağırdıktan sonra hayatı affedilmişçesine rahatlayan Venki anında ordusu ile birlikte geri çekilmeye başlamıştı. Paul’ün son anda fikrini değiştireceğinden korkuyordu ve bu nedenle kendisini hızlandırmak için birkaç büyü bile kullanmıştı.

 

“Sen de gereğinden fazlasını istemesen iyi edersin. Üç ay, ordunu yeniden toplamak ve ekipmanlar ile ilaçları düzenlemek için yeterli olmalı. Boynuzlu balinaların güçlü ruh enerjilerini aştığın sürece onları yenebilirsiniz.”

 

Sidur’un memnun olmamış yüz ifadesini yakalayan Paul bunu söylediğinde Sidur derince iç çekmişti. Paul’ün söylediğinin doğru olduğunun farkındaydı ve daha fazla zorlarsa Paul’ü sinirlendirip istenmeyen sonuçlara varabileceğini de biliyordu.

 

“Şimdi… beni Kalyan Kanyonuna götür bakalım.”

 

Paul gülümseyerek bu sözleri söylediğinde Sidur da zihnindeki son memnuniyetsizliği silmiş ve saygılı bir şekilde eğilmişti.

 

“Zevkle, efendim.”




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1433

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1189

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 975

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 902

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 791

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 770

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 712

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 634

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 620

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 567

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 567

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 216

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 157

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 139

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 133

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 127

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 125

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 124

Site İstatistikleri

  • 13869 Üye Sayısı
  • 660 Seri Sayısı
  • 31343 Bölüm Sayısı


creator
manga tr