"Ben Li Qiye'yim ve bu tek başına yeterli." #Emperor's Domination

Kara Büyücü - 266.Bölüm - Uzay Tanrıçasının Geçidi


Karva’nın gösterdiği uzaysal kırığa dokunduktan sonra bayılıp bir süre sonra Spadia’nın ruhunu sarsışıyla uyanan Paul gözlerini milyonlarca yıldızla süslenmiş olan uzay boşluğunda açmıştı. Vücudunun etrafında farklı bir mananın akışını hisseden Paul bir yandan da bu bölgenin neresi olduğunu hatırlamaya çalışıyordu.

 

Spadia’nın sürekli olarak soruşu yüzünden -Spadia miras alanıyla ilgili bir şeyi görememişti- ona anlatmaya başlayıp bir yandan da kendi zihnini düzenleyen Paul en sonunda Spadia’nın şaşkın yüzünü ve derin iç çekişini fark etmişti.

 

Elbette, Spadia’nın şaşkınlığı yersiz değildi. Tüm yasa enerjilerine ayak uydurabilen bir kılıç enerjisinin gücü oldukça korkutucu olurdu ve gelişme potansiyeli oldukça yüksekti. Elbette, Paul’ün böyle bir tekniği kazanması onu da epey mutlu etmişti.

 

Aynı zamanda Spadia bir süre boyunca Keln’i incelemiş ve Bin Şeytan Kılıcı ile birlikte kullanılabileceğini söyleyerek Paul’ün bir kat daha mutlu olmasını sağlamıştı. Paul’ün aldığı çift kılıçlar güçlü olsalar da Bin Şeytan Kılıcının seviyesinin yakınında bile değillerdi. Keln ise bu seviyeye biraz yakındı ve çift kılıç çalışmasında kullanılabilirdi.

 

O sırada Paul Sonsuzevren Kılıç tekniğini iki eliyle beraber çalışıyordu. Daha önce Spadia’nın ona sunduğu yolları biraz değiştirmiş ve en sonunda yeni bir şey seçmişti.

 

İki kılıç için iki farklı teknik ve iki farklı enerji geliştirmek yerine iki kılıcına aynı tekniği iki farklı şekilde geliştirecekti. Yeterince ustalaştığı yasa enerjilerini istediği anda kontrol edebildiğinden sağ elinde kullanacağı kılıçta Alev, Toprak ve Karanlık yasalarını bırakırken diğerinde Su, Rüzgar ve Işık yasalarını bırakacaktı. Ardından eklenen yasalar ise bu elementler ile olan bağlarına göre bölüneceklerdi.

 

Paul o anda bunu başaramasa da bir süre sonra başarabileceğini düşünüyordu. Ancak her yasa üzerine iyice çalışmalı ve bir yandan da mana üzerine çalışarak element üzerine olan anlayışını daha da yüksek bir seviyeye getirmeliydi.

 

Ancak bunun için önce geri dönmesi gerekeceğini bilen Paul Spadia’ya buradan sonra ne yapması gerektiğini söylemişti. Uzay Tanrıçasının Geçidine girmiş olsa da buradan sonra ne yapması gerektiğini bilmiyordu.

 

O bu konuyu açtığında Spadia anında hafifçe gülümsemiş ve birden aurasını Paul’ün vücudundan sızdırırken kendisi de yarı saydam bir şekilde dışarıda belirmişti. O boşluğun derinliklerine sırıtarak bakarken Paul onun ne yapmaya çalıştığını anlamıyordu.

 

Ancak birkaç saniye içinde, boşluk bir anda sarsılmaya ve hareketlenmeye başlamıştı. Spadia’nın yarı saydam figürünün önünde yoğunlaşmaya başlayan boşluk birkaç dakika sonra ufak bir figürü oluşturmuştu.

 

Mavi renkli saçlara ve mavi gözlere sahip 10 yaşlarındaki, uzun mavi elbiseler giyen bu kız çocuğu o anda gözlerinde belirgin bir heyecan ile Spadia’nın yarı saydam figürüne bakıyordu. Ufak kızdan yayılan sonsuz gibi hissedilen enerjiyi fark eden Paul istemsizce seslice yutkunurken küçük kız mutluca bağırmıştı.

 

“Yaşlı Spadia! Seni uzun zamandır görmüyorum!”

 

Spadia hafifçe güldükten sonra cevapladı.

 

“Evet, önceki seçilenler dünyalar arası geziler yapabilmek için yeterli değillerdi.”

 

Gözlerini Paul’e çevirip onu baştan aşağıya süzen ufak kız onun hissettiği incelenmenin kötü hissini umursamadan konuştu.

 

“Onun ne farkı var?”

 

“Habistanrı Çekirdeğine ve Allatra’nın Kan Soyuna ne dersin?”

 

Ufak kızın gözleri şaşkınlıktan sonuna kadar açılırlarken Paul en sonunda onun dikkati farklı bir yere çekildiği için mutlu olmuştu. Küçük kızın mavi gözleri her şeyi görebileceklermiş gibi hissediyordu ve onu incelemesi hiç de iyi hissettirmemişti.

 

Ufak kız bu yenilikleri öğrendikten sonra birden kendi kendine mırıldanmaya başlamıştı.

 

“Demek bu yüzden… Demek bu yüzden konseydeki manyaklar…”

 

“Konsey ne yapıyor?”

 

Onun mırıldanışlarını duyan Spadia anında konuşmuştu. O anda kaşlarının çatıldığını ve yüzünde kararmış bir ifade olduğunu gören Paul bu konseyin düşman olduğunu anında anlayabilmişti.

 

Spadia’nın yüzüne bakan ufak kız derince iç çektikten sonra konuştu.

 

“1.Sema bir Yükselen Ruh seviyeli Kutsaldoğan Vals’e gönderildi. Bir süredir orada. İlk geldiğinde gerçekten de bir varis olduğunu bilmiyordum ve geciktirmek yerine direkt olarak gönderdim. Ondan sonra oradan ayrıldı ama sonrasında özel bir kapıyla bir kez daha gitti. Şu anda bir süredir orada ama neler yaptığını bilmiyorum. Gerçi…”

 

Bir süre sessiz kalan ufak kız en sonunda sözünü bitirmişti.

 

“Konseyin yöntemlerini biliyorsun.”

 

Spadia’nın yüzünde iyice kararmış bir ifade varken Paul’ün yüzündeki ifade de biraz çarpılmıştı. Vals’in kendi dünyası olduğunu fark etmişti ve ikilinin konuşmasından güçlü birinin oraya yollandığını da anlayabiliyordu.

 

O anda olabilecek şeyleri düşünen Paul’ün gözleri sonuna kadar açılmıştı. İkilinin konuşmasını ve ufak kızın aurasını görmezden gelerek anında bağırdı.

 

“Oraya gitmem lazım! Hemen!”

 

Onun tepkisini gören Spadia derince iç çekerken ufak kızın yüzü hafifçe buruşmuştu.

 

“Ne dediğimi anlamıyor musun? Şu anda yalnızca bir ölümlüsün. O Yükselen Ruh seviyeli kişinin seni öldürmek için çaba göstermesine bile gerek yok. Yaşlı Şeytan Kral’ı tanırdım ve onun mirasının sona ermesine izin verecek değilim. Başka bir yere gidiyorsun.”

 

Ufak kızın sert konuşmasını dinleyen Paul’ün kaşları iyice çatılmıştı.

 

“Ailem orada! Ne olursa olsun oraya dönmem gerekiyor!”

 

“Öleceksin diyorum!”

 

“Beni oraya gönder!”

 

İkisi birden bağırmaya başlarlarken Spadia eliyle hafifçe alnını ovuşturmuştu. En sonunda, derin bir sesle konuşmuştu.

 

“Silleverde, onu Vals’e gönder.”

 

Ufak kız, Silleverde, Spadia’nın kararına şaşırmış ve karşı çıkmak için konuşmaya çalışmıştı ancak o bir şey diyemeden Spadia devam etmişti.

 

“Onu başka bir dünyaya göndersem bile Konsey onu bulacaktır. Bu yüzden kaçmanın bir anlamı yok. Bırak onunla yüzleşsin. Ben onunla beraber olduğum sürece Yükselen seviyesindeki birisi onu öldüremeyecektir.”

 

İkna olmayan Silleverde tam karşı çıkacakken Spadia acı bir şekilde gülümseyerek devam etti.

 

“Onun kimlerin mirasını taşıdığını unutuyorsun. Allatra ve Şeytan Kral, ikisi de birbirinden inatçı kişilerdi. Sence onu kararından vazgeçirebilir misin? Vazgeçse bile, sence bu onun kalbinde bir pişmanlığın oluşmasına neden olmayacak mı?”

 

Bu sözlerden sonra Silleverde tamamen sessizleşmişti. Spadia’nın dediği şeyler doğruydu ve bir şey diyemezdi.

 

Bir kez daha gözlerini Paul’e çeviren Silleverde onun vücudunu baştan aşağıya inceledikten sonra konuştu.

 

“Şeytan Kral’ın varisi, senden bana bir söz vermeni isteyeceğim. Bu sözü bana verirsen seni dünyana gönderirim.”

 

Paul başını sallarken konuştu.

 

“Söyle.”

 

“Hayatta kalmalısın. Hayatta kalmalı ve Şeytan Kral’ın, Habistanrı’nın gücü ile şöhretini bir kez daha yaymalısın. Bana bu konuda söz verirsen seni dünyana yollarım.”

 

Silleverde’nin yüzündeki ciddi ifadeyi gören Paul bir şey söylemedi. Bunun yerine başını sertçe salladı. Onun da gözlerinde kararlı bir ifade vardı.

 

Paul’ün ifadesini gören Silleverde derince iç çektikten sonra bir elini havada savurmuş ve uzay boşluğunda bir kırık oluşturmuştu. Kırık büyüyerek bir kapı şekline geldikten sonra Spadia’nın yarı saydam formu dağılmış, Paul ise anında kapıya ilerlemişti.

 

Boşluktan ayrılan Paul’ün arkasından bakan Silleverde derince iç çekmişti. Yüzündeki ifade acıyan bir ifadeydi. Ancak birkaç saniye sonra bu acıyan ifade öfkeli bir tanesine dönüşmüştü.

 

“Konseyin piçleri, bekleyin ve görün. Tek başıma yeterince güçlü olmasam da birkaç yaşlı moruk hâlâ Şeytan Kral’ın yasını tutuyor. Onları uyarmam yetecektir. Ve biz yeterli olmasak da…”

 

Paul’ün ayrıldığı yere bakan Silleverde’nin yüzünde alaycı bir gülümseme belirmişti.

 

“En fazla birkaç bin yıl sonra yeni bir Şeytan Kral doğacak.”

 

Onun bu sözleri boşlukta kendisi tarafından başkası tarafından duyulmamış olsa da bu onun için yeterince tatmin ediciydi. Etrafa yaydığı ölümcül aurayı gizlerken bir kez daha boşluğa karışan Silleverde boşluğu kendi sessizliğine bırakmıştı.

 

[YN]: Burada durduğum için özür dilerim ama sanırım bir hafta kadar bölüm atamayacağım. Bu bir hafta boyunca önemli bir işim var ve tüm dikkatimi ona yönlendirmek istiyorum. Anlayışla karşılarsanız sevinirim.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1122

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 939

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 861

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 745

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 696

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 618

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 449

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 147

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 116

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 88

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17388 Üye Sayısı
  • 465 Seri Sayısı
  • 23446 Bölüm Sayısı


creator
manga tr