"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Emperor’s Domination - Bölüm 295: Bulutlar Kadar Çok Güzellik


 

Bölüm 295: Bulutlar Kadar Çok Güzellik

 

İmparator Çağı Salonu ise Cennetsel Dao Akademisi’nin en gizemli salonuydu. Buraya girebilen öğrencilerin sayısı çok azdı ve hatta bazen buranın testini geçen olmadığından hiçbir öğrenci giremiyordu.

 

Eğer Kutsal Çağ Salonu’ndaki öğrenciler dahiler arasındaki dahilerse, İmparator Çağı Salonu’ndakiler eşi benzeri bulunmayan türdeki dahilerdir.

 

Verilen zamanda sadece bir ya da iki kişi İmparator Çağı Salonu’na kabul ediliyordu ve birçok nesilde de hiç öğrencisi olmamıştır.

 

Öğrenci eksiğine rağmen bu salon, hiçbir öğrenci yetiştiremeyecek olsa bile katı standartlarını hiç gevşetmiyordu.

 

Ancak İmparator Salonu’ndan çıkanlar gerçekten müthiş kişiler oluyordu; Ölümsüz İmparatorluğu alamasalar bile yine de kendi kuşaklarında dokuz cennette isimleri yankılanacak kadar itibarlı kişiler oluyordu.

 

İmparator Çağı Salonu’ndan çıkmış en müthiş kişi, Bin İmparator Kapısı’nı kurmuş olan Ölümsüz İmparator Hao Hai’ydi. Bu da zamanın başlangıcından beri gelmiş geçmiş en güçlü soylardan biriydi. Bir kapı, dört imparator, bu imparatorlar da dört nesil boyunca arka arkaya çıkmıştı. Bu ebediyetten beri eşi görülmemiş bir mucizeydi. O çağda, Bin İmparator Kapısı, Dokuz Dünya’nın bir numaraları tarikatı olarak biliniyordu.

 

Öğrenci kabul aşamalarında büyük fark olduğundan, insanlar bu salonları üst üç salon ve alt iki salon olarak adlandırmıştı. Üst üç salondan kast edilen, İmparator Çağı, Kutsal Çağ ve Doruk Çağ salonlarıydı, alt iki salon ise Büyük Çağ ve Boş Çağ salonlarıydı.

 

Chi Xiaodie’nin Büyük Çağ Salonu’na katılması bir sır değildi ve öğrenciler bunu gördüğü anda bu haber dalgası her yere yayılmıştı.

 

Li Qiye’nin gizli kimliği kimsenin dikkatini çekmemişti ama Chi Xiaodie birçok öğrenci tarafından fark edilmişti.

 

Aslan Kükreyişi Kapısı kendisine küçük bir tarikat ve küçük bir ülke dese de bu kişiden kişiye değişirdi. Eğer biri kalkıp onlar Parlak Antik Krallık ve Öfkeli Ölümsüz Aziz Ülkesi ile kıyaslamaya kalkarsa elbette Aslan Kükreyişi Kapısı bu güçlere göre küçüktü.

 

Aslında, Aslan Kükreyişi Kapısı’nın gücü onları birinci sınıf tarikatlar arasına sokuyordu ve ikinci sınıf tarikatlardan biraz daha güçlüydüler. Birkaç Aydınlanmış Varlık ve Antik Aziz barındırıyorlardı ve böylesi güçler küçük tarikatları yıkmaya yeterdi; bu küçük tarikatların arasında Temizleyici Tütsü Antik Tarikatı da koyulabilir.

 

Küçük tarikatların gözünde, Aslan Kükreyişi Kapısı bir canavardı. Böyle tarikatlardan olan öğrenciler ve avare gelişimcier için, Chi Xiaodie, Aslan Kükreyişi Kapısı’nın prensesi olarak büyük biriydi. Kendisinin zaten çoktan Kraliyet Asili olduğundan ve gerçekten yetenekli biri olduğundan bahsetmeye gerek yok bile. Kendisi Parlak Antik Krallığın ve Aziz Ülkesi’nin genç öğrencilerinin çoğundan kat kat daha güçlüydü. Ona sadece bir dahi demek, gerçek değerini yadsımak olurdu.

 

Chi Xiaodie’nin Büyük Çağ Salonu’na katılması birçok öğrenciyi hareketlendirmişti ve herkes dedikoduya başlamıştı.

 

“Prenses Chi Büyük Çağ Salonu’na gelmiş!” Haberleri duyan koca ağızlı bir öğrenci konuşmuştu.

 

Bu durum karşısındaki ilk tepkiler genelde şüpheci oluyordu. İçlerinden biri konuştu: “İmkansız. Aslan Kükreyişi Kapısı büyük bir tarikat ve Prenses Chi güçlü bir dahi, onun gibi birisi nasıl Büyük Çağ Salonu’na katılmış olabilir? Aynı zamanda tarikatının onu Doruk Çağ Salonu’na yazdırabilecek parası olduğundan bahsetmiyorum bile.”

 

“Ama gerçek bu!” başka bir öğrenci yemin ediyordu: “Kendi gözlerimle gördüm. En büyük kardeş Le Yi bizzat onu Büyük Çağ Salonu’na götürdü, yanlarında başka bir erkek öğrenci daha vardı.”

 

“Bu nasıl olabilir?” Birçok gelişimci, özellikle de Aslan Kükreyişi Kapısı’na yakın yerlerden gelenler bunun garip bir durum olduğunu düşünüyordu.

 

Chi Xiaodie, Doğu’nun Yüz Şehri’nde oldukça popüler biriydi. Aslan Kükreyişi Kapısı’ndan geliyordu ve bir Antik Krallık tarafından bahşedilmese de, kendisi bir Kraliyet Asiliydi. Aynı zamanda çok da güzel bir kızdı – hem çekici bir hatun hem de bir dahiydi.

 

Aslında şöhreti Sima Longyun’dan aşağı kalır değildi ama Sima Longyun’un arkasında Aziz Ülkesi olduğundan birçok gelişimci ona yalakalık yapıyordu.

 

“Prenses Chi, altın bir bayandır ayrıca Kraliyet Asili aleminde, gerçek bir Kraliyet Asili diyorum! Bu gücüyle kesinlikle Büyük Çağ Salonu’na gelmezdi, kesinlikle Doruk Çağ Salonu’na katılabilecek yeterliliklere sahip!” Aslan Kükreyişi Ülkesi’nden gelmiş bir öğrenci konuşmadan duramamıştı.

 

“Bu Doğru! Prenses Chi, Aslan Kükreyişi’nin genç nesilleri arasındaki bir numaralı dahidir. O bizim kraliyet kanaryamız, nasıl Büyük Çağ Salonu’na gider?” Kız erkek fark etmeksizin Aslan Kükreyişi öğrencilerinin hepsi Chi Xiaodie ile gurur duyuyordu.

 

Bir öğrenci başka bir kız öğrenciyi cesaretlendirdi: “Lin Abla, sen Prenses Chi’yi iyi tanıyorsun değil mi? Hemen gidip bunların doğru olup olmadığını sorabilirsin.”

 

Chi Xiaodie’nin gelişi birden Büyük Çağ Salonu’nun en çok konuşulan konusu olmuştu, özellikle de Aslan Kükreyişi Ülkesi’nden ya da ona yakın yerlerden gelen erkek öğrenciler için… Chi Xiaodie’ye abayı yakmış birçok genç gelişimci oldukça heyecanlanmıştı.

 

Bir oğlan heyecanla haykırdı, sanki hemen peşine düşmek istiyordu: “Aslan Kükreyişi Ülkesi’nin kanaryası, bir numaralı güzelliğimiz!”

 

Ertesi gün, Li Qiye erkenden kalkmıştı. Küçük Hazan’ı da alarak, akademinin yer ve gök damarlarında Hükümsüz Kapı’ya dair bir ipucu aramak için gezintiye çıkmıştı.

 

“Takır tukur!” Li Qiye biraz temiz hava almak için kapıyı açtı.

 

Ancak kapıyı tamamen açamamıştı ki, üzerine bir tezahürat dalgası gelmişti: “Ekselansları Chi, hoş geldiniz!” bu sesler fazlasıyla heves dolu ve memnun ediciydi, ama bir anda kesilmişti.

 

Birçok güzel göz Li Qiye’ye bakıyordu. Avlunun içinde birçok güzel kız öğrenci duruyordu; hepsi yirmili yaşlarında – genç ve güzeldi. Bu güzelliklerin her birinin kendi tarzı ve cazibesi vardı; adeta yürek hoplatan bir görüntüydü bu.

 

Karşılama töreni, herkesin Li Qiye’ye bakışıyla aniden durmuştu, garip bir hava oluşmuştu.

 

Aslan Kükreyişi Ülkesi’nden ve komşu bölgelerden gelen bu kız öğrenciler Chi Xiaodie’yi karşılamak için hoş bir sürpriz yapmak istemişti. Ama kapıdan onun yerine bu elemanın yani Li Qiye’nin çıkacağını hangi biri tahmin edebilirdi ki?

 

O anda tüm gözler bu küçük şeytanın üzerindeydi.

 

Li Qiye sakince ve acelesizce bu güzel gözlere baktı ve hafifçe gülümseyerek konuştu: “Bu tazeleyici sabahın harika bir serinliği var, ama bu bayanlar alevler kadar şevkli; böylesi sıcak bir karşılamaya dayanamayabilirim.”

 

Zeki gözüken büyük bir öğrenci geldi ve hafif öfke barındıran ses tonuyla zarifçe konuştu: “Küçük Şeytan, ne dedin sen?” gözlerini tamamen açmış Li Qiye’ye bakıyordu.

 

Küçük Hazan tüm güzel kız öğrencilere baktıktan sonra hemen ileri atıldı: “Vay anasını, güzelliklere bak, bu parlayan bacakları görünce gerçekten onlara dokunmak isteği ile dolup taştım!”

 

Saniyesinde birçok çığlık birbiri ardına yükselmişti: “Aah! Solucan, iğrenç!” Güzel kızların yüzü bembeyaz olmuştu ve hepsi Küçük Hazan ile aralarına mesafe koymak için geri çekilmişti. Bacaklarına doğru emekleyen bu devasa solucanı görünce epey korkmuşlardı.

 

Küçük Hazan büyük bir acı çekiyormuş gibi konuştu: “Aaahh, bir grup bilgisiz küçük bayan…” İleri geri sallandıktan sonra gururla duyurdu: “Bu patron var ya, doğuştan ilahi bir solucan, size dokunmam başınıza gelmiş en büyük şans olurdu.”

 

Bunu demesiyle Li Qiye’nin yanına süründü.

 

Bir başka sinirli öğrenci nazlı bir şekilde karşılık verdi: “Lanet solucan, dayak mı istiyorsun sen?” Kısa sürede sarı asma kuşunun altın sesi gibi kızların hoş sesleri havayı doldurmuştu.

 

“Ekselansları Chi.” Bu sırada Chi Xiaodie çıkmıştı. İçerde çalışıyordu ama yaygarayı duyunca çıkmıştı. Bu kadar kız öğrenciyi görünce oldukça şaşırmıştı; bazılarını tanıyordu ve çoğu da zaten Aslan Kükreyişi Kapısı’ndandı.

 

Li Qiye’ye baktı, onun bu durumdan memnun olmayacağından korkuyordu. Sonuçta Li Qiye her zaman anlaşılmaz biriydi ve herkesle arasına mesafe koyuyordu.

 

Li Qiye, Chi Xiaodie’nin sorgulayıcı bakışlarını görünce gülümseyerek konuştu: “Eğer eski dostların geldiyse kendi aranızda konuşabilirsiniz. Vaktiniz varsa ders dinlemek de fena seçenek olmaz.” Böyle dedikten sonra Küçük Hazan ile birlikte ayrıldı.

 

O gittikten sonra kız öğrencierden biri sordu: “Ekselansları Chi, o küçük şeytan da kim? Aslan Kükreyişi Kapısı’ndan bir öğrenci mi?”

 

Chi Xiaodie birden suskun kalmıştı, önündeki kız öğrenci grubuna baktı. Sadece buruk bir şekilde gülümseyebilmişti; onları görünce Li Qiye ile tanıştığı günü hatırlamıştı. Kendisi de aynı sığ görüşe sahipti ve gök ile yer arasındaki farkı bilmiyordu.

 

Li Qiye ve Küçük Hazan, Cennetsel Dao Akademisi’nin uçsuz bucaksız topraklarında geziyordu. Bu sıradan bir gezinti olarak gözükse de, aslında akademinin altındaki damarların değişikliklerini ölçüyorlardı.

 

Akademinin altındaki toprak damarları müthiş büyük bir damardı; Doğu’nun Yüz Şehri’nin atasal damarı olarak tarif edilebilirdi. Bu damarın sınırsız dünyevi enerjisi ve harika bir oluşum potansiyeli vardı. Akademinin yıllar boyu sağlam kalmasının bir nedeni de buydu.

 

Akademi’nin kurucu atası, akademiyi bu damarların üzerine inşa etmek için müthiş bir teknik kullanmıştı. Akademinin büyük bilgelerinin çabalarıyla nesiller sonra, bu damarı kilitlemeyi başarmışlardı ve akademi bu topraklardan her zaman fayda görür olmuştu.

 

Ancak Li Qiye akademiyi, şuan yaşayan üyelerinden daha iyi anlıyordu buna münzevi ataları da dahildi. Issız Çağ’dan günümüze kadar özellikle de Wang Yuan döneminde Li Qiye akademiye sayısız kez gelmişti. Akademiyi avucunun içi gibi biliyordu.

 

Akademi gök ve yer damarını kilitlemişti ve Li Qiye bu tekniği içindeki değişikliklerle birlikte biliyordu. Li Qiye’nin zihninde çok eski bir anı vardı; Antik Ming Çağı’nda – karanlık çağda, insan ırkının sayısız bilgesine önderlik ederek bu damarın gücünü ödünç almıştı ve dalga dalga gelen saldırı seferlerini püskürtmüştü!

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1301

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1108

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 919

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 843

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 684

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 662

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 562

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 424

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 74

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16671 Üye Sayısı
  • 453 Seri Sayısı
  • 22416 Bölüm Sayısı


creator
manga tr