Bölüm 1411: Mücadele Ateşlenir/Kısım 2

avatar
484 8

Desolate Era - Bölüm 1411: Mücadele Ateşlenir/Kısım 2



Bölüm 1411: Mücadele Ateşlenir/Kısım 2

 

 

Şafakberrak olağanüstü bir Tao kalbine sahipti. Önceki endişelerini bir kenara bırakarak Kılıç Ölümsüzü Yeşil Bambu'nun Tao eşi olmaya karar vermişti. Böyle bir durumda ölümden korkabilir miydi?

 

“Oyalanırsak ikimiz de öleceğiz.” dedi Yeşil Bambu, telaşlıydı. “Şafakberrak, onları yavaşlatabilecek kadar güçlü değilsin. Bunu sadece ben yapabilirim! Merak etme. Sen kaçtıktan sonra ben de kaçmak için elimden geleni yapacağım. Başaramazsam intihar ederim. Sana kimseye söylememen gereken bir sır vereceğim; ustam Karakuzey ‘Gerçekruhun Ebediyeti’ tekniğini kullanarak Taobirleşimi'ne yeniden meydan okudu. Artık güç konusunda Tiranlar'la aynı seviyede. Yani gerçekruhum kaosdiyarına karıştığı sürece, eğer ölürsem gelecekte beni kesinlikle diriltirler.”

 

 Hükümdar Şafakberrak şaşkına döndü. Demek efsanevi Taolordu Karakuzey o tekniği kullanarak Taobirleşimi'ne yeniden meydan okumuştu?

 

“Uzun lafın kısası, intihar etmek zorunda kalsam bile dirileceğim.” Yeşil Bambu alelacele konuştu. “Ayrıca başka taktiklerim de var. Tek başıma kaçabileceğime inanıyorum. Hadi, git artık! Sen ölürsen yaşamak için bir sebebim kalmaz.”

 

“Tamam.” Hükümdar Şafakberrak daha fazla tereddüt etmedi. Yeşil Bambu'ya kıyasla daha zayıf olduğunu biliyordu; Sithe'nin ruh yutan tekniğinden kolay kolay kurtulamazdı.

 

Vhoosh! Hükümdar Şafakberrak başını çevirerek kaçmaya başladı. Bir süre kaçtıktan sonra bastırılan uzay zaman alanının dışına çıkmayı başardı. Arkasına dönüp baktığında, Yeşil Bambu'nun Sithe güçleriyle mücadele etmeye koyulduğunu gördü.

 

“Gelecekte kesinlikle birlikte olacağız.” diye mırıldanarak dişlerini sıktı ve ardından uzay zamanı yararak kayboldu.

 

“Ahahahah!” Yeşil Bambu'nun keyfi yerindeydi. Etrafında dokuz adet yaprak şeklinde hazine belirmişti ve onları mükemmel Tao kalbiyle kullanarak olağanüstü bir güç sergiliyordu. Saldırılarının her biri Kavrulangüneş Hükümdarı'nın saldırılarına denkti!

 

Boom! Boom! Boom! Taraflar çarpışmayı sürdürüyordu.

 

“Adam epey güçlü. Heybetine bakılırsa mükemmel bir Tao kalbine sahip.”

 

“Mükemmel bir Tao kalbine sahip olan herkesin eşsiz bir deha olduğunu biliyorsunuz.” Sithe saldırılarına devam ediyordu. Avantaj onlardan yanaydı ve zaferi kazanmaları gerekirdi… Ancak karşılarındaki adam bir şekilde onları oyalamaya devam ediyordu.

 

Aslında bu, Yeşil Bambu'nun kullandığı bir taktikti. Peşindeki Sithe güçlerinin onu kolayca öldürebileceklerini düşünmelerini istiyordu. Böylece Sithe güçleri destek çağırmayacaktı.

 

On saniye boyunca savaştılar.

 

“Ahh. Bu herif cidden tam bir baş belası. Derhal durumu üstlere bildirin. Tek başımıza savaşırsak bu adamı öldürmemiz yıllar sürer! Durumu bildirin ki adamı öldürdükten hemen sonra şu kadına da yetişelim.” Savaş gemileri diyarıdüzlemler kadar büyük bölgeleri tarayabilen korkunç silahlardı! Diyargemileri bile uçtukları sırada arkalarında bu tarayıcılara takılan izler bırakıyordu. Zaten kaçmak bu yüzden zordu.

 

Yeşil Bambu rahattı. “On saniyeyi geçti. Şafakberrak muhtemelen şimdiye kadar kaçmıştır.” Şafakberrak'a bazı şeyler söylemişti; gerçekruh parçaları Sithe tarafından yutulmadığı sürece, Karakuzey onu diriltecekti; ancak bu sözlerinde gerçek payı yoktu. Yeşil Bambu içinde bulundukları savaşın doğasını çok iyi biliyordu. Sithe'nin son şansı olan bu savaş, taraflardan biri tamamen çökene kadar devam edecekti. Ustası Karakuzey'in bile ölmesi mümkündü! Böyle bir şey olursa Yeşil Bambu da asla geri dönemezdi.

 

Tırırırım… Aniden uzay zaman dalgalandı. Kısa bir süre sonra devasa bir savaş gemisi belirdi ve bölgedeki uzay zaman bir kez daha baskılandı.

 

“Hay böyle işin…” Yeşil Bambu'nun yüzü kasıldı.

 

Boom! Etrafındaki yaprak tipi hazinelerin tamamı Yeşil Bambu'nun vücuduna döndü ve onu kavrayarak bir ışık hüzmesine döndürdüler. Yeşil Bambu son hızda kaçmaya başladı.

 

“Kaçabileceğini mi sanıyorsun?” Sithe güçleri hızla olaya müdahale ettiler.

 

BOOM! Mesafedeki Yeşil Bambu aniden infilak ederek devasa bir ışık hüzmesine dönüştü. İntihar ettiğinde bile yüzünde sakin bir ifade vardı. Ölüm anına dek gülmeyi bırakmamıştı. Değerdi. Sevdiği kadını kurtarabildiği sürece, ölmeye değerdi.

 

“Biri daha intihar etti. Ah… Gerçekruhunun ne kadarını yakalayabildik?”

 

“Sanırım sadece ufak bir kısmını. Bu yerel gelişimcilerin neredeyse tamamı intihar ederek vücutlarını patlatıyor. Gerçekruhlarının tamamını ele geçiremiyoruz.”

 

“Devam edin. Herifin yanında bir de kadın vardı.”

 

Yeşil Bambu'yu intihara zorlayan Sithe güçleri, vakit kaybetmeden Hükümdar Şafakberrak'ın peşine düştüler. Ancak ne yaparlarsa yapsınlar kadına dair ufacık bir iz bile bulamamışlardı.

 

………

 

Tırırırım…

 

Yüzük şeklindeki bir hazine uzay zamanı kolayca yarıyor, en azından Karagüneş kadar hızlı ve bir o kadar da gizli ilerliyordu. İlk kullanımının ardından geçen onuncu saniyede arkada bıraktığı bütün izler kayboluyordu. Bu hazine Yeşil Bambu'nun kritik zamanlar için sakladığı özel bir kaçış hazinesiydi. Yeşil Bambu kısa bir süredir çalışıyor olsa da mükemmel bir Tao kalbine sahipti. Yani bu kaosdiyarında yaşayan ve Tiran olma potansiyeli taşıyan nadir figürlerden biriydi.

 

Bu yüzden böylesine değerli bir hazineyi alabilmişti… Ancak nihayetinde hazineyi kullanan kişi o değil, Hükümdar Şafakberrak olmuştu.

 

“Hayır…” Şafakberrak kaçtığı esnada aniden başını çevirerek arkasına baktı. Karmanın gücü ona bir şeyler fısıldıyordu; hayatındaki en önemli insan daha demin ölmüştü. Aralarındaki karma bağları kopmuş ve bu kopukluk, genç kadının kalbinde bir delik açmıştı. Gözlerinden yaşlar akıyordu.

 

“Yeşil Bambu, kaçacağına söz vermiştin. Söz vermiştin…” Akan yaşlar yanaklarına düşüyordu. “Seni dirilteceklerine eminim. Sen Karakuzey'in kıdemli öğrencilerinden birisin. Elbet diriltileceksin.”

 

Nihayetinde, Saklıbulut savaş alanından sağ çıkabilen tek kişi Hükümdar Şafakberrak oldu. Diğer herkes öldü.

 

……

 

Ning Büyük Karanlık'ta ilerliyor, Sithe'yi arıyor ve bulduğu düşman güçleri yok ediyordu. Aniden yüzü değişti ve kalbi titredi.

 

Başını çevirerek uzaklardaki Saklıbulut savaş alanına doğru baktı. “Yeşil Bambu!” Ning öğrencisiyle arasındaki karma bağlarının koptuğunu hissedebiliyordu. Yeşil Bambu artık bu kaosdiyarında değildi. Gerçekruhu paramparça olmuştu.

 

“Onun kadar güçlü biri bile kurtulamadı demek?” Ning hüzünlüydü.

 

Aslında, Yeşil Bambu tek başına kaçıyor olsaydı o savaş alanından çıkmayı başarabilirdi. Bunun yerine genç adam bu şansı Hükümdar Şafakberrak'a vermiş ve düşman birliklerini tek başına oyalamıştı.

 

“SITHE!!!” Ning çektiği acıyı bir kenara attı ve soğuk, sert bir kararlılıkla kükredi. Savaş böyleydi… İki medeniyetin geleceğini belirleyecek olan bir savaş buydu! Çok sayıda gelişimci ölmüştü ve daha fazlası ölecekti. Yeşil Bambu onlardan yalnızca bir tanesiydi.

 

“GEBERİN!” Ning merhamet nedir bilmeksizin Sithe'ye saldırdı.

 

………

 

Zaman akıp geçiyor, geçen zamanla birlikte savaş iyice ölümcül bir hal alıyordu. Dört yıllık harbin ardından ortalık sakinleşmeye başlamıştı. Sithe'nin ilk saldırıları durulmuş ve verdikleri kayıplar nedeniyle farklı farklı savaş alanlarındaki etkilerini yitirmeye başlamışlardı.

 

Dört yıl boyunca Ning ve diğer on üç Tiran Seviye koruyucu bir an için bile olsun dinlenmemişti. O kadar fazla Sithe öldürmüşlerdi ki Sithe'nin geriye kalan güçleri artık kaosdiyarına karşı ciddi bir tehdit oluşturamıyordu.

 

“Geberin.” Tiran Ekong bir savaş alanına indi ve Sithe savaş gemisine dokunduğu gibi içeriye ışınlandı.

 

“Geberin, geberin!” Tiran Ekong, Katliamın Tiranı olarak bilinen bir adamdı ve heybetli gücüyle savaş gemisindeki düşmanları katlediyordu.

 

Tam o esnada, yüz ifadesi aniden karardı. Hızla savaş gemisinin dışına ışınlanan Ekong, savaş alanının tamamen değiştiğini gördü.

 

Bölgede devasa bir tapınak kompleksi belirmişti ve Ekong bu kompleksin içindeydi. Demin parçaladığı savaş gemisi, bu devasa yapıya kıyasla küçücük bir oyuncaktan farksızdı! Geniş tapınağın etrafında süzülen yedi ufak tapınak vardı ve tapınakların her birinde bağdaş kurmuş oturan bir figür bulunuyordu. Auralarına bakılırsa bunlar Sithe Yüceleri'ydi.

 

“Demek nihayet kendinizi gösterdiniz… Hem de yediniz birden!” Tiran Ekong'un yüzü değişti. Nasıl bir tehlike altında olduğunu hissedebiliyordu. Burada ölebilirdi. Bu devasa tapınak onu öldürebilecek güce sahipti!

 

“Sanırım Tiran Ekong sizsiniz, değil mi? Kaçamayacaksınız.”

 

“Ölmeye hazır olun.” Sithe Yüceleri çılgın ifadelere sahipti. Tiranlar'ın gücünü biliyorlardı ve dolayısıyla bu savaş için sayısız hazırlık yapmışlardı.

 

Tiran Ekong vakit kaybetmeden durumu diğerlerine bildirdi. Savaşın başlamasından dört yıl sonra, Sithe Yüceleri nihayet ortaya çıkmıştı. Mücadele ateşleniyordu!

 

Şafak Savaşı'nda da Tiranlar tehlikeli durumlarla karşı karşıya gelmişlerdi. Sithe Diyarları'nın merkezine saldırmaya bile cüret edememiş, bunun yerine orayı sadece mühürlemeye karar vermişlerdi! Titanos ve Mogg ikilisinin uzun bir zaman harcayarak yok ettiği o devasa ağaç gibi güçler, Sithe'nin bu savaş için yaptığı hazırlıklardan sadece bir tanesiydi.

 

Katliam Kovanı bile başlı başına Sithe'nin ne kadar korkunç olabileceğini gösteriyordu. Artık Tiranlar'ı daha da zorlayabilecek güce sahiplerdi.

 

Tiranlar gerçek manada yenilmez olsaydı, o halde Ning ve diğer Tiranlar kaosdiyarındaki Hükümdarları ve İmparatorları malikanelerine saklayabilirdi. Ardından altı Tiran ve Ning toplanarak bir arada durur ve savaşın sonuna kadar bir yere kıpırdamazdı. Böylece savaşı kazanabilirlerdi, değil mi?

 

Ancak işin aslı farklıydı; Tiranlar yenilmez değillerdi ve bunu iyi biliyorlardı. Bu savaşta ölmeleri gayet mümkündü; zaten bu yüzden Hükümdarları ve İmparatorları kaosdiyarı boyunca farklı farklı yerlere göndermişlerdi. Böylece en azından tek bir muazzam saldırıda hepsi ölmeyecekti! Bazı savaşlarda adam yitiriyorlardı ama gelecekte o kayıpların yerini doldurabilirlerdi.

 

“Dört yılın ardından, Sithe Hükümdarları ve İmparatorları artık bir tehdit olmaktan çıktılar. Sithe nihayet seçkin güçlerini masaya sürüyor.” dedi Titanos. “Bu son savaşın başlangıcı olacak! Kazanırsak güçleneceğiz ve bir daha işgalcilerden asla korkmayacağız! Gerçek manada özgürlüğe kavuşacağız… Tabii kazanırsak.”

 

“Son savaşa giriyoruz. Bu savaşın adı… Alakaran Savaşı olacak! Gün doğumunu gizleyen alacakaranlığın savaşı! Başlayın! Zafere ulaşırsak bütün endişelerimizden kurtulacağız. Başaramazsak… Belki bir daha asla gün yüzü göremeyeceğiz.”

 

Herkes durumun farkındaydı. Kalplerinde akılalmaz bir kararlılık yatıyordu. İradelerini hiçbir şey sarsamazdı. Savaşacaklardı!

 

Artık Hükümdarlar ve İmparatorlar ciddi bir tehlike oluşturmadığı için Sithe Yüceleri harekete geçmişti. Son savaş başlıyordu!

 

“Kazanırsak günün birinde Yu Wei'yi, dostlarımı ve öğrencilerimi diriltebilirim. Kaybedersek her şeyi yitireceğim. Ailem, ustalarım… Hepsi gidecek. Medeniyetin tamamı çökecek.”

 

“Kaderimizi belirleyecek olan savaş başladı!” Ning'in gözleri savaşma isteğiyle kavruluyordu.

 

…….

 

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 21977 Üye Sayısı
  • 840 Seri Sayısı
  • 40726 Bölüm Sayısı


creator
manga tr