"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Coiling Dragon - Cilt 9 Bölüm 48: Yönetim


Kitap 9 (Ünü Dünyayı Sarsıyor)  Bölüm 48 – Yönetim

Çeviri:  Gin   Düzenleme: Dr.Hiluluk

 

Öğle vakti. Güneş, batı ufkunda en tepede, Kara Çamur Şehrini yakıcı sıcaklığıyla kavuruyordu. Kara Çamur Şehri askerleri şehirde tembelce dolaşırken, birkaç zavallı muhafız şehrin duvarlarında nöbetteydi. Zırhlarının için güneşin altında kavruluyorlardı.

“Şu lanet hava. Gündüzleri dayanılamayacak kadar sıcakken, geceleri ölümcül soğuk!”(1) Eskimiş bir zırhın içindeki iri bir muhafız usulca sövdü. O ve yanındaki dokuz arkadaşı şehir muhafızlarının bir birliğindeydi.

Şehir halkı ne zaman bu askerlerden biriyle karşılaşsa aceleyle korku içinde kaçardı.

Bunu gören bir başka asker de küfrü bastı. “Şu aç gözlü şişman domuzun emrinde çalışmaya başladığımdan beri bazı akrabalarım bile beni aşağılamaya başladı. Şişman domuz aşırı aç gözlü!”

“O *rospu çocuğu! Beslemem gereken bir oğlum ve karım olmasaydı bu işi yapmazdım.” Bir başka asker de ona katıldı.

Kara Çamur Şehrinde, şişman şehir yöneticisini kimse sevmezdi. Orduya katılan bu askerler de farklı değildi. Aileleri için orduya katılmışlardı ve bu sinsi adamın arkasından gizlice söverlerdi. Ancak yine de adama karşı çıkmaya kimse cesaret edemezdi. Bunun nedeni yöneticinin en üst düzey 7. Seviyede son derece güçlü ve acımasız bir oğlu olmasıydı. Böyle bir güç küçük bir şehri ele geçirmek için fazlasıyla yeterliydi.

“Çabuk, çabuk!” Yakınlardan, onlara doğru son hız gelen bir atın nal sesleri duyuldu. Atın üzerinde bir şövalye vardı. Uzaktaki muhafızları gören şövalye bütün gücüyle bağırdı. “Kardeşlerim, çabuk gelip yeni şehir yöneticisine saygılarınızı sunun! Aç gözlü şişman domuz geberdi! Çabuk, gidip yeni yöneticiyi selamlayın!”

On muhafız irkilmişti. Birbirlerine bakıp, heyecanla gülmeye başladılar.

“Haha... Çabuk, yöneticinin malikanesine gidelim.”

Anarşik Topraklarda sıradan halk aidiyet duygusu beslemezdi. Bu ay başlarında birisi vardı; diğer ay bir başkası olabilirdi. Halk ilgilenmezdi. Tek istekleri vardı, kendileri ve ailelerini doyurmaya yetecek kadar yiyecek…

Kara Çamur Şehri yöneticisinin malikanesi, şehrin içinde bir şehir sayılırdı.

Kara Çamur Şehri’nin ordusu iki ana birliğe bölünmüştü. Her birlikte 1800 kişi vardı. Birliklerden biri şehir muhafızlarıydı, diğeri ise yöneticinin kişisel muhafızları. Buradan bile yöneticinin ölümden ne kadar korktuğu anlaşılabilirdi. Elindeki askeri gücün yarısını kendi malikanesini korumak için kullanıyordu.

Şu anda malikanenin önünde çok sayıda asker toplanmıştı. Tüm 3600 asker çabucak oraya koşmuştu.

Malikane 1800 kişiyi kolayca içine alabilecek kadar büyüktü. Açık bir talim alanının ortasında, Barker ve kardeşleri duruyordu. Kasları inanılmazdı ve devasa vücutları onları birer savaş tanrısı gibi gösteriyordu. Sırtlarındaki devasa savaş baltaları özellikle korkutucuydu.

Askerler korkudan sessizce bekliyordu.

“Kardeşlerim.” Kısa altın saçlı bir adam yüksek sesle bağırdı. “O şişman domuz ve oğlu çoktan bu beş lord tarafından kıyma yapıldı. Bu beş lordun hepsi 9. Seviyeden yüce savaşçılar. Yenilmez 9. Seviye savaşçılar!!!”

‘9. Seviye savaşçılar’ tabirini duyan askerler şok olmuştu.

“9. Seviye mi? Bu güçte savaşçılar bizimki gibi küçük bir şehre neden gelsin ki?” Kalabalığın içinde bu fısıltı dolanıyordu.

“Bam!” Gates bir adım attığında, şeytani derecede güçlü aurası çevresindeki askerleri birer adım geri gitmeye zorladı. Gates yüksek sesle güldü. “Hepiniz beni dinleyin. Bugünden sonra Kara Çamur Şehri, biz beş kardeşe ait. Abim, Barker, bu şehrin yöneticisi!”

Gates sırtındaki savaş baltasını çekti. Askerlere şöyle bir bakarak, “Eğer abim Barker’ın şehrin yöneticisi olmasına itirazı olan varsa gelip benimle kapışabilir!”

Böyle bir savaş tanrısıyla kapışmaya kim cesaret edebilirdi ki?

Kara Çamur Şehri halkını uzun süredir tir tir titreten eski yöneticinin oğlu, Gates’in baltasının tek bir darbesiyle ikiye bölünmüştü. Ancak, buradaki askerlerin çoğu bu sahneye şahit olmamıştı. Bölgede sayısız yıldır hakim olan vahşi ortam kendini göstermişti. Askerler sorgulayan gözlerle Gates’e bakıyordu. Fiziksel olarak iri olmak birinin çok güçlü olduğu anlamına gelmiyordu!

“Bu savaş baltası sayısız değerli materyalden yapıldı. Ağırlığı tam 2750 kilo!” Gates baltayı sıradan bir hareketle fırlattığında balta hızla hareket edip, askerlerin ağırlık eğitimi için kullandığı bir kayanın üzerine düştü.

Beş ton ağırlığındaki kaya darbe karşısında kımıldamadı bile. Askerler şaşırmıştı. “Bu savaş baltası odundan yapılmış olabilir mi? Belki sadece üzeri metal rengine boyanmıştı?”

“Boom!” Kaya birden bire parçalanıp bir toz bulutuna dönüştü.

Ağır bir şeyi, hafif bir şeymiş gibi kullanmak!

İzleyenlerin hepsinin ağzı bir karış açık kalmıştı. Bu askerler tonlarca ağırlığındaki kayaları parçalayabilen uzmanları duymuşlardı, ancak öyle bir kayayı anında toza çevirmek.. bu yalnızca kaba güç kullanarak başarılabilecek bir şey değildi. Tüm askerler gözlerinde hayranlık ve tapınma ifadeleriyle Gates’e döndüler.

Halinden memnun olan Gates, kükrer gibi güldü. Bu yöntemi daha önce 18 Kuzey Dükalığında da kullanmıştı. Anarşik Topraklar ve 18 Kuzey Dükalığı oldukça benzerdi; güçlü uzmanlar saygı görürdü.

“Görünüşe göre itiraz eden yok.” Gates sakince güldü. “Harika. Bugünden sonra abimin askerlerisiniz. Abim için çalışmak sizin işinize gelir. Bugünden itibaren, maaşınız şu ankinin üç katı olacak!”

Üç katı maaş mı?

Üç binin üzerindeki asker önce şok olsa da, ardından hep bir ağızdan bağırmaya başladılar..

“Lord Barker çok yaşa!”

Daha fazla ne isteyebilirlerdi ki? Bu beş uzman inanılmaz güçlüydü, ve askerlerine yüksek maaş veriyorlardı. Doğal olarak böyle bir lidere bayılmışlardı!

---

Kara Çamur Şehrinin artık yeni bir yöneticisi vardı. O, dört kardeşi de 9. Seviye güçlü savaşçılar olan yüce Barker’dı. Yalnızca silahları bile 2.5 ton ağırlığındaydı! Böyle güçlü bir liderleri olması şehir sakinlerinin kutladığı bir olaydı.

En heyecan verisi olan ise…

Lord yönetici, halkın emirlere uyduğu ve sadık kaldığı sürece vergi ödemeyeceğini açıklamıştı!

Ömür boyu vergi ödememek! Anarşik Topraklarda bu bir mucize sayılırdı. Ne de olsa eğer vergiler olmazsa, askerlere ödenecek para nereden gelecekti? Ancak bu Linley için sorun değildi. Fenlai Kraliyet ailesinin nesiller boyu biriktirdiği devasa hazineye sahipti.

Rahatlıkla yüz milyonlarca altın harcayabilirdi ve bu miktar fazlasıyla yeterdi.

Güçlü liderler, yüksek maaş ve dahası vergiden muaflık... bunları düşününce, şehir halkı sonsuza kadar bu yönetimin altında yaşamayı umuyordu. Ayrıca yüksek maaştan dolayı pek çok insan orduya katılmak istemişti.

Aynı zamanda, Kara Çamur Şehri civarındaki insanlar bunu öğrendiğinde aceleyle oraya göç etmeye başladı.

---

Kara Çamur Şehrinin yönetimi el değiştirdikten yaklaşık altı ay sonra...

Şehir yöneticisinin malikanesinde. Yeni seçilen kahya, Nemi, şu an gizemli ‘Lord Ley’e rapor veriyordu. Kara Çamur Şehrindeki önemli meselelerle ilgilenen biri olarak Nemi, şehir yönetici görünürde Barker olsa da, kapalı kapılar ardında asıl gücün bu gizemli Lord Ley’de olduğunu biliyordu.

“Lordum, Kara Çamur Şehrinin nüfusu neredeyse 80.000e dayandı. Çevre köyleri de hesaba katarsak o zaman kontrolümüz altındaki toplam nüfus.. neredeyse 700.000’i buluyor. Şu an ordumuz da giderek genişliyor. Şu anda hepsi savaşa hazır beş birliğimiz var. Beş birliğin toplamı 9.000 asker.” Nemi saygıyla raporunu sundu.

Yüksekteki koltuğunda oturan Linley, raporu duyduğunda başını hafifçe salladı.

“Yeterli. Nemi, şimdilik çekilebilirsin.” Barker adama bir bakış attı.

“Emredersiniz, Lord Şehir Yöneticisi.” Nemi apar topar oradan ayrıldı.

Şu an odada bulunan insanlar Linley ve ekibinin asıl üyeleriydi. Zassler ve Linley’in verdiği karara göre, dışarıda Lord Barker şehir yöneticisiydi. ‘Barker’ sık rastlanan bir isimdi ve kimse bu ‘Barker’ın nereden geldiğini bilmiyordu.

“Lord, içinde yüz milyon altın olan bir kristal kartı değersiz bir şeymiş gibi önümüze koyduğunda bizi gerçekten ürküttün.” Barker kıkırdadı.

Linley de güldü. “İşin finansal yönünü düşünmeyin!” Geçmişte Linley Fenlai, Krallığının binlerce yıldır biriktirdiği parayı ele geçirmişti.

Zassler araya girdi. “Linley, Kara Çamur Şehri halkına karşı bu kadar cömert olmamızın nedeni, burayı bizim en güçlü, en dayanıklı askeri üssümüz yapmak ve buradaki insanların bize ölümüne sadık olmalarını sağlamak! Bu şehri vergiden muaf tutmamız yeterli. Gelecekte, ele geçirdiğimiz diğer şehirlerde en fazla vergiyi biraz düşürürüz. Aynı zamanda iyi idare dilebilmesi için bir ulusun kendi kendini götürebilmesi gerekir. Her zaman dışarıdan para ekleyemeyiz. Sistemimiz kendini sürdürebilmeli!”

Linley başıyla onayladı.

“Bir ülkeyi yönetmekle ilgili fazla bir şey bilmiyorum. Bu meseleleri Zassler ve Jenne’e bırakacağım.” Linley gülüp Jenne’e bir bakış attı. Zassler daha önce Anarşik Topraklarda bir dükalık yönetmişti. Jenne ise küçük kardeşine İdari bölgesi şehri Cerre’i yönetirken senelerce yardım etmişti. İkisi de şehir yönetimi konusunda Linley’den daha tecrübeliydi.

Jenne gülerek başıyla onayladı. “Büyük kardeş Linley, bir lider olmanın püf noktası kimi kullanacağını bilmektir. Bu konuyu bana bırakabilirsin.”

Zassler araya girdi. “Jenne haklı. Linley… Sen bizim önderimizsin. Anarşik Topraklarda güçlü bir uzman büyük bir etki gücü demektir. Savaş Tanrısı’nı düşün. Savaş Tanrısı, neredeyse her zaman Savaş Tanrısı Dağında ve kişisel olarak hiçbir şeye müdahale etmiyor. Ancak herkes şunun farkında, Savaş Tanrısı sağ kaldığı sürece, O’Brien İmparatorluğu çökmeyecek.”

“Lordum, gelecekte sizin de halkımızla olan ilişkiniz Savaş Tanrısının O’Brien İmparatorluğuyla olan ilişkisi gibi olacak.” Barker da buna katılmıştı.

Linley hafifçe başını salladı. “Ne demeye çalıştığınızı anlıyorum. Oh, bu arada. Dün Kara Çamur Şehrinin etrafında şöyle bir dolandım. Şehrin birkaç kilometre kuzeydoğusunda, Kara Kuzgun Dağı adında bir dağ var. Orada eğitim yapmayı düşünüyorum”

Linley, hem toprağın yasalarının hem de rüzgarın yasalarının sınırsızlığını hissedebiliyordu. Kendini yasalara bırakıp uzun süre eğitim yapmak istiyordu. Onları anlamalı ve kullanmaya alışmalıydı.

---

Anarşik Toprakların orta bölgesinin güney ucunda, yüz binlerce nüfusu olan bir idari şehir vardı. Beş katlı bir otelin, beşinci katındaki bir odada, saçlarında beyazlar bulunan bir adam gelen mektubu açıp dikkatle okudu.

“En çok korktuğum şey gerçekleşmek üzere!” Yaşlı adam kaşlarını çattı. “İmparator bize Linley’e karşı hamle yapmamamızı, sadece gözlemlememizi emretti. Bir süre önce Linley ve grubunun Anarşik Topraklara girdiğini öğrendik. Onunla sorun yaşamak istemiyoruz, ancak bize sorun çıkarmaya devam ederse, harekete geçmeliyiz.”

Yaşlı adam Işık Kilisesinin Anarşik Topraklardaki üst düzey temsilcisiydi. Linley’in ekibinin ne kadar güçlü olduğunu biliyordu.

“Şimdilik.. izlemeye devam edelim. Bakalım Linley ne planlıyor.”

---

Kara Çamur Şehri dışında, Karanlık Orman’ın yakınında, yaklaşık bin metre uzunluğundaki küçük bir dağ vardı. Linley, dağdaki büyük bir ağacın tepesinde, meditasyon pozisyonunda oturmuştu. Ağaç esen rüzgarla hafifçe sallanıyordu. Linley de sanki ağacın bir yaprağıymış gibi onunla birlikte dalgalanıyordu.

Yaklaşık iki tonluk adamantin ağır kılıç elinde olsa da, yine de ağacın tepesinde oturabiliyordu. Gerçekten de rüzgar kontrolü konusunda korkunç bir seviyeye ulaşmıştı.

“Yavaş. Hızlı. Bu o kadar basit değil...” Linley sürekli ‘Rüzgarın Ritmi’ tekniği üzerinde düşünüyordu.  Rüzgarın Ritmi aslında rüzgarın birbirine tamamen zıt iki özelliğini kusursuzca harmanlamayı ve birleşen bu iki özellik sayesinde havada korkunç keskin bir kılıç oluşturmayı içeriyordu.

Ancak Linley ‘yavaş’ ve ‘hızlı’ özellikleri üzerinde düşündükçe bu özelliklerin henüz kavrayamadığı çok büyük sırlar içerdiğini keşfediyordu.

“Yavaşlığın Engin Gerçeklerinin sınırları... Hiperhızın Analizi’nin sınırları...” Linley tamamen elemental yasalar üzerindeki meditasyonuna odaklanmıştı. Böyle bir odaklanma tamamen anlık bir ilhama bağlıydı. Belki de Linley, ansızın Toprağın Elemental Yasaları üzerine bir içgörü yakalayıp meditasyonunu o yöne çevirirdi. Eğer rüzgarın elemental yasaları üzerine bir iç görü kazanırsa onu incelemeye devam ederdi.

Kara Kuzgun Dağında günler hızlıca ilerledi...

-

Ç.N (1) Meğerse Anarşik Topraklar Ankara’ymış. İklime bak arkadaş...




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1323

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1121

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 938

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 858

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 741

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 694

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 676

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 617

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 573

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 545

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 446

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 210

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 195

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 144

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 120

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 115

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 86

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 73

Site İstatistikleri

  • 17327 Üye Sayısı
  • 483 Seri Sayısı
  • 23452 Bölüm Sayısı


creator
manga tr