Beni öldürmek istemiyor musunuz? İşte buradayım! Beni öldürmeniz için tam burada duruyorum! Bana ufacık bir çizik bile atabilirseniz, hepinizi yetenekli sayacağım. #Qin Yun - S.T.F.S.P.

Coiling Dragon - Cilt 9 Bölüm 15: Sonuçlar


 

Kitap 9 (Ünü Dünyayı Sarsıyor)  Bölüm 15  –  Sonuçlar

 

Çeviri: Gin Düzenleme: Dr.Hiluluk

 

Tüm Askeri Saray sessizleşti. İmparator Johann’ın geldiğini gören Linley ve Oliver ayağa kalktılar. Askeri Saray’da en yüksek unvan imparatorundu. Ona karşı en azından biraz hürmet göstermelilerdi.

 

Wharton’un bakışları Nina’daydı. Nina, annesi kraliçenin arkasındaydı. İçeri girer girmez o da Wharton’a baktı.

 

“Koca aptal..” Nina’nın ağzından sessiz kelimeler çıkmıştı.

 

Wharton bir gülücükler karşılık verdi, ancak gözleri sabitti. İkisi tek bir bakışta diğerinin ne düşündüğünü anlayabiliyordu. İmparator Johann bugün kimi seçerse seçsin Wharton vazgeçmeyecekti.

 

“Nina benim. Kimse onu benden alamaz.” Wharton, uzaktaki Blumer’ı şöyle bir süzüp ardından İmparator Johann’a döndü.

 

“Majesteleri teşrif ettiler!”

 

Saraydaki bütün asil ve vekiller tek dizlerinin üstünde saygıyla eğildiler.

 

“Hepiniz kalkabilirsiniz.” İmparator Johann dönüp Oliver ve Linley’e bakarak kibarca, “Linley, Oliver, lütfen oturun.”

 

Wharton da uzaktan abisine bakıyordu. Linley buradayken, Wharton inanılmaz bir güven duygusu hissediyordu.

 

İmparator ardından dönüp kraliçeye ve diğer eşlerine baktı. “Siz şu tarafta oturabilirsiniz. Nina, kraliçemizle birlikte otur.” Kraliçe, kralın diğer eşleri ve yedi prensesin hepsi kendilerine ayrılmış olan yerlere oturdular.

 

O’Brien imparatorluğunda  kraliçe ve kralın diğer eşlerinin politikaya karışma hakları yoktu. Askeri Saray’da, kraliçe bile oturup izlemekten başka bir şey yapamazdı.

 

“Bugün, çok önemli bir gün. Haha.. Pek çoğunuzun bugünün gelmesi için sabırsızlandığınızı biliyoruz. Gerçekten de bugün, biricik kızımızla kimin evleneceğini açıklayacağız.” Johann konuşurken gülümseyerek Nina’ya bakmıştı.

 

Linley, Oliver ve diğer herkes gözlerini ayırmadan imparatora bakıyordu.

 

Wharton kalbinin yüksek sesle attığını duyabiliyordu.

 

Kimi seçecek?

 

Kendisi mi? Yoksa Blumer mı?

 

“Kimi seçtiğimize gelince, bunu açıklamadan önce, Savaş Tanrısı’nın kişisel öğrencilerinden ikisini takdim etmek isteriz.” İmparator Johann, uzaktan kendisine doğru uçarak gelen iki kişiye baktı. İki adam da uzun mavi cübbelere bürünmüştü. Askeri Saraya girdiklerinde adamlardan biri Blumer’a doğru bir başıyla bir işaret yaptı.

 

“Majesteleri.” Ardından ikisi imparator Johann’ı selamladılar.

 

Wharton’un surat ifadesi değişti.

 

Savaş Tanrısı’nın iki kişisel öğrencisi mi? Bu ikisinin geldiğini gören Wharton, işlerin çok iyi gitmeyeceğini anladı. Ondan çokta uzakta olmayan Blumer, Wharton’a doğru kendini beğenmiş bir bakış attı.

 

Bu iki adam açıkça onu desteklemek için gelmişlerdi.

 

“Önce sizleri tanıştıralım. Bu sorumdaki beyefendi Lanke, Savaş Tanrısı’nın kişisel öğrencisi ve aziz seviye bir uzman.” Johann yüksek sesle konuşuyordu. “Sağımdaki bu beyefendi ise Castro, o da Savaş Tanrısı’nın kişisel öğrencisi ve aziz seviye bir uzman.”

 

Askeri Saraydaki asil ve vekillerin hepsi onlara doğru saygılarını sunan mimikler yaptılar.

 

“Lanke, Casto, lütfen Linley ve Oliver’ın yanına oturun.” Johann bir gülümseme eşliğinde konuşmuştu.

 

Lanke, Castro, Linley ve Oliver hep birlikte oturdular.

 

Wharton hafifçe öksürdü. Şu anda inanılmaz bir baskı hissediyordu. Rüzgar kesinlikle Blumer’dan yanaydı. O sırada imparator tekrar konuşmaya başladı.

 

“Blumer, Wharton, karşıma gelin.”

 

“Emredersiniz majesteleri.”

 

Derin bir nefes çeken Wharton, kendini düşünmeyi bırakmaya zorlayıp, sarayın ortasına doğru ilerledi. Blumer ve Wharton birbirlerine soğuk birer bakış atıp, omuz omuza durdular.

 

Herkesin ilgisi ikisinin üzerindeydi.

 

“Kimin Nina’nın kocası olduğunu açıklayacağız. Doğal olarak ikinizin de hala onunla evlenmek istediğinizi varsayarak. Son bir kez soruyoruz; ikiniz de Nina ile evlenmek istiyor musunuz?” Johann ciddi bir tonla sormuştu.

 

Bu kader anıydı.

 

Blumer hemen, “Majesteleri, en büyük arzum ve hayalim prenses Nina’yı karım olarak görebilmektir.”

 

Wharton da saygıyla “Majesteleri, bu hizmetkarınızın rüyası da Nina ile herkesin huzurunda yapılacak bir törenle evlenip sonsuza kadar onunla olabilmektir.”

 

Wharton konuşurken, Nina’ya baktı.

 

Nina da Wharton’a bakıyordu. Bakışları buluştu. Saraydaki pek çok insan bunu fark etmişti. Blumer’ın yüzü düştü.

 

“Haha, harika.” Johann yüksek sesle güldü. “İkinizin de bu kadar samimi olması bizi çok mutlu etti. Ancak sonuç olarak birinizi seçmeliyiz.”

 

İmparator Johann konuşurken  Blumer’a bir bakış attı.

 

Bu bakış Blumer’ın kalbinde yükselen öfkeyi dağıtmaya yetmişti. İmparatorun gizli imasını anlamıştı, Blumer’ın kendine güveni yerine geldi.

 

Kim seçilecek?

 

Tam aksine, Wharton giderek endişeleniyordu. Endişeyle imparatora bakmayı sürdürdü.

 

“Lütfen herkes sessiz olsun. Kesin kararımızı açıklıyoru-“

 

“Durun.” Savaş Tanrısının kişisel öğrencisi Castro, ayağa kalıp imparatorun konuşmasını durdurdu. Johann soran gözlerle ona baktı.

 

Eğer başka birisi sözünü kesseydi, çoktan öfkeyle bağırmıştı. Ancak onu durduran isim Castro’ydu.

 

“Majesteleri.” Castro, Johann’a doğru, sarayın ortasına doğru ilerledi. İzleyen asil ve vekiller şaşkındı. “Size özel olarak söylemem gereken bir şey var majesteleri.” Konuştuğu sırada Castro, Blumer’a bir bakış atmıştı.

 

Saray görevlileri onu engelleyip engellememek konusunda kararsızdı.

 

“Geri çekilin. Castro’nun bizimle görüşmek istediği bir konu var.” Johann görevlileri uzaklaştırdı. Castro doğrudan imparatorun yanına yürüdü.

 

İmparator Johann sorgularcasına Castro’ya bakıyordu.

 

Castro sessizce imparatorun kulağına birkaç kelime fısıldadı. Kaşları çatılan imparator Castroya bir bakış attı. Ancak ardından yüzünde bir gülümseme belirdi.

 

Ardından Castro uzaklaştı.

 

“Bu Castro ne yapıyor?” Tüm bu olan bitenin ardından Linley’in içinde kötü bir his vardı. “Castro imparatordan  Blumer’ı seçmesini istemiş olabilir mi?”

 

Linley kardeşinin mükemmel bir düğün yapabilmesini umuyordu.

 

Ancak bu konuda yapılabilecek hiçbir şey yoktu. Blumer’ın arkasında Savaş Tanrısı Okulu’nun gücü vardı.

 

“Haha. Castro’nun bizimle paylaşması gereken önemsiz bir mesele varmış. Şimdi resmi olarak açıklıyoruz. Kızımızın evleneceği kişi..” İmparator Johann’ın yüzünde bir gülümseme vardı.

 

Tüm saray sessizliğe gömülmüştü, düşen bir iğnenin sesini bile duyabilirdiniz.

 

Wharton ve Blumer sabırsızca imparatora bakıyordu.

 

“Evleneceği kişi..” Johann yüksek sesle açıkladı. “Wharton Baruch!”

 

“Wharton Baruch!” “Wharton Baruch!” “Wharton Baruch!” Wharton’un ismi tüm Askeri Sarayda defalarca yankılandı.

 

Tüm saray sessizliğe gömülmüştü.

 

Blumer’ın gözleri kocaman açıldı.

 

Wharton şoktaydı.

 

Nina da donup kalmıştı.

 

“Ahh!!!! Wharton birden heyecanla kükredi. Ardından doğruca Nina’ya doğru atıldı. Nina da kendine gelmişti. Kendini Wharton’un kollarına attı.

 

Wharton ve Nina Askeri Sarayda yalnızca ikisi varmış gibi sıkı sıkıya sarılmışlardı. Nina inanılmaz heyecanlıydı.

 

“İmkansız!” Blumer durmadan kafasını sallıyordu. Bu sonucu kabullenememişti.

 

Gerçekte Blumer, Nina’ya karşı çok fazla bir şey hissetmiyordu. Ancak Blumer’ın güçlü, dominant bir yapısı vardı ve her şeye sahip olmak istiyordu. Ve küçüklüğünden beri insanlar onu sıkça Wharton’la kıyaslardı.

 

Bu nedenle Blumer, Wharton’u her konuda alt etmek istiyordu.

 

Ona meydan okuması. Nina’yı kovalaması. Hepsi bu sebepleydi. Blumer’ın gerçekten sevdiği tek insan kendisiydi.

 

“Wharton. Nina.” İmparator Johann’ın sesi yükseldi.

 

Ancak şu an Wharton ve Nina kendilerine gelebilmişti. Burası Askeri Saray’dı. Nina’nın yüzü kızardı. Ardından kendisini kraliçenin kollarına attı.

 

Wharton da anında eğilip. “Majesteleri, hizmetkarınız heyecanına engel olamadı.”

 

“Anlıyoruz. Anlıyoruz.” İmparator gülüp başıyla onayladı.

 

Ardından Johann Blumer’a döndü. “Blumer sen ve Wharton ikiniz de inanılmaz yeteneklisiniz. Sadece, kızımız için en iyisini düşünmeliyiz. Anlayabiliyor musun?”

 

Blumer ne yapabilirdi ki?

 

O, Wharton gibi değildi. Prenses Nina karısı olsaydı bile, onun için hava atmaktan başka bir anlamı olmayacaktı. Nina’nın kendisine karşı bir şey hissetmiyordu. Bu yenilgiyi kabul etmek zor olsa da, sakinliğini korudu.

 

“Majestelerinin vermek zorunda kaldığı kararın zorluğunu anlıyorum.” Blumer’ın tek yapabildiği dişlerini sıkıp zorlada olsa bu sözleri söylerken, boğazına kadar yükselen öfkeyi yutmak oldu.

 

Johann tatminle kafa salladı.

 

“Haha..” Ardından kahkahayla. “Bu gün inanılmaz mutluyuz. Şuna ne dersiniz. Wharton ve Nina’nın nişan gününü belirleyelim. Önümüzdeki ayın 12’si. Wharton o gün Nina ile nişan merasiminizi yapacağız. İtirazın var mı?”

 

“Teşekkürler majesteleri. Hizmetkarınızın hiçbir itirazı yok.” O an Wharton hala gülücükler içindeydi. Neye itiraz edecekti ki?

 

Wharton’un yanına gelen Linley, kardeşinin neşesine tanık olduğu için çok mutluydu. Kardeşinin ilişkisi mutlu sonla noktalanacaktı. Sonunda, kendisinin yaşadıklarını yaşamayacağına emindi.

 

Kendi ilişkisinin nasıl bittiğini düşünen Linley, kalbinde bir sancı hissetti.

 

“Linley, tebrikler.”  Daha önce yanına oturan Savaş Tanrısı’nın kişisel öğrencisi, Lanke, sıcak bir şekilde konuşmuştu.

 

Castro da güldü. “Üstat Linley, Savaş Tanrısı Dağında, benim de topladığım pek çok heykel var. Size her zaman büyük hayranlık duydum. Eğer vaktiniz olursa Savaş Tanrısı Dağına bir gezintiye buyurun. Savaş Tanrısı Dağının kapıları size her zaman açık.”

 

“Vaktim olduğunda kesinlikle geleceğim.” Linley çok iyi bir ruh halindeydi.

 

Oliver ayağa kalıp doğruca kardeşi Blumer’ın yanına yürüdü. Ardından omzunu sıvazladı.

 

“Linley, Wharton bu gün yemekte bize eşlik etmelisiniz, ne dersiniz?” Johann’ın sesi yükselmişti. “Oliver,Blumer, Castro, Lanke sizler de bize katılmalısınız.”

 

Castro ve Lanke ayağa kalktılar.

 

“Majesteleri, Savaş Tanrısı Dağı’nda halletmemiz gereken işlerimiz var. Üzülerek size eşlik edemeyeceğiz.” Dedi Castro.

 

“Sorun değil.” İmparator fazla üstelemedi.

 

“Majesteleri, benim de gidip önümüzdeki ay Haydson’la yağacağım düelloya hazırlanmam gerek. Kardeşim de bana eşlik etse iyi olur.” Oliver da daveti reddeti.

 

Blumer çoktan kaybetmişti. Nasıl kalıp onlarla yemek yiyebilirdi?

 

İmparator Johann bunun farkındaydı ve başıyla onayladı.

 

Tabi ki Linley ve Wharton imparatorun davetini kabul ettiler. Gelecekle İmparator Johann Wharton’un kayınpederi olacaktı. Ona hürmet göstermeleri doğaldı.

 

“Bunu beklemiyordum.” Linley’in yüzü gülüyordu.

 

Gerçekten de beklemiyordu. Linley, Jenne, Leena ve Rebecca’yı başkentten göndermişti. Çoktan Nina’yı saraydan zorla çıkarıp, Wharton’la kaçmalarını sağlamaya hazırdı. Ama sonuç beklediğinden çok farklı olmuştu.

 

Davet dağıldıktan sonra, Nina Kraliçe ve kralın diğer eşleriyle birlikte ayrıldı.

 

Linley ve Wharton, İmparatorla birlikte farklı bir yere geçtiler.

 

“Abi.” Wharton’un yüzü hala gülücüklerle kaplıydı. Aşırı mutluydu. İsteyerek yapmasa da, gülümsemeye devam ediyordu.

 

Linley’de onun adına çok mutluydu.

 

“Linley, gelecekte hepimiz tek bir aile olacağız.” İmparator da gülümsüyordu.

 

“Doğru, hepimiz tek bir aile.” Linley de gülümseyerek karşılık verdi.

 

---

 

Lanke ve Castro yan yana Savaş Tanrısı Dağı’na doğru uçuyorlardı.

 

“O da neydi öyle? Johann’a ne söyledin?” Lanke tüm bu zaman boyunca bunu düşünmüştü. Neden imparator Wharton’u seçti? İmparator daha önceden Blumer’ı seçmeye karar vermişti.

 

“Johann’a ustamızın, yani Savaş Tanrısı’nın ona Wharton’u seçmesini emrettiğini söyledim!” Castro mutsuz bir ifadeyle konuşmuştu.

 

“Ustamız?” Lanke şok olmuştu.

 

“Nereden bileyim? Saraya girdikten sonra, ustamızın sesi zihnimde yankılandı ve bana Johann’la konuşmamı söyledi. Ardından aynı mesajı Johann’a da yolladı.” Castro çaresizce konuşuyordu. “Ustamız büyük olasılıkla direk Johann’la konuşursa, Johann’ın onunla konuşanın gerçekten Savaş Tanrısı olduğuna inanmayacağını düşündü. Ne de olsa ustamız daha önce Johann’la hiç zihin yoluyla konuşmadı.”

 

“Ustamız neden böyle bir şey yaptı ki?” Lanke şaşkındı.

 

“Nerden bilebilirim?” Castro’nun da hiçbir fikri yoktu.         

                                                            




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 915

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 863

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 712

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 678

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 560

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 497

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 466

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 464

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 409

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 406

Popüler Orjinal Seriler

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 172

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 135

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 134

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 132

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 115

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 112

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 48

Angoria
Angoria
Beğeni Sayısı: 43

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 41

Site İstatistikleri

  • 7732 Üye Sayısı
  • 159 Seri Sayısı
  • 11949 Bölüm Sayısı


creator
manga tr