Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Coiling Dragon - Cilt 9 Bölüm 4: ‘Kasap’ İsimli Kılıç


 

Kitap 9 (Ünü Dünyayı Sarsıyor)  Bölüm 4 – ‘Kasap’ İsimli Kılıç

 

Çeviri: Gin Düzenleme: Dr. Hiluluk

 

Linley kardeşine bakmak için başını çevirip, gülerek, “Wharton, bu Blumer ne kadar güçlü olduğunu bilmesine rağmen yine de sana meyden okudu. Anlaşılan kendine oldukça güveniyor.”

 

Wharton kendinden emin bir sesle, “Merak etme abi.  Biz Ejderkanı savaşçıları ne zamandan beri bizimle aynı seviyedekilerden korktuk ki?”

 

“Aynen öyle, kendine güvenmelisin.”

 

Linley uzaklaşan Blumer’in ardından baktı, “Şu elemanın taşıdığı kılıcı fark ettim de. Oldukça özel görünüyor.”

 

“Doğru. Blumer’ın kılıcı inanılmaz hızlı. Onursal öğrenci olmak için girdiğimiz yarışmada kılıcının hızıyla ön plana çıktı. Ancak hızlı kılıçlar genelde çok güç taşımaz. Sıradan 9. Seviyelerin hakkından gelmiş olabilir ama savunma gücümü düşünecek olursak, bana vurmayı başarsa bile zırhımı geçmeyi başaramaz.” Wharton kendinden emin konuşuyordu. “Eğer onursal öğrenci seçme turnuvası kazanan her şeyi alır tarzında olsaydı yarışmayı kazanan büyük ihtimalle o olamazdı.”

 

Gülümseyen Linley Wharton’un sırtını sıvazladı. “Yeter. Savaş Tanrısı Okulu’nun onursal öğrencisi mi? Hıh. Gidelim. Eve dönme vakti.”

 

Ejderkanı Klanının varisleri olarak Linley de Wharton da gururluydu.

 

Blumer kısa sürede imparatoru düello konusunda bilgilendirdi. İmparator da bunu doğrulamak için Wharton’a birilerini gönderdi. Bunun gerçekten doğru olduğunu öğrenince, hemen arenanın bu iki dehanın düellosu için hazırlanması emrini verdi.

 

Şehrin sakinleri yaklaşan düelloyu öğrendiklerinde oldukça heyecanlandılar.

 

Bir tarafta Savaş Tanrısı’nın kişisel öğrencisi, 9. Seviye Savaşçı Blumer vardı.

 

Karşısındaysa Ejderkanı klanının bir üyesi, O’Brien Akademisinin dahisi Wharton!

 

Daha da önemlisi..

 

Bu iki dahi de Yedinci Prensesle evlenmek istiyordu. Sıradan insanların dedikoduya yatkınlığı düşünülürse, çoğu insan bu düellonun Yedinci Prenses için yapıldığını söylemeye başlamıştı bile. Whartor, Blumer ve Nina ile ilgili söylentiler şehrin sokaklarında yankılanıp duruyordu.

 

Doğu Channe. Boulder Sokağı, Kont Wharton’un Malikanesi. Talim Alanı..

 

Linley ve Wharton talim alanında karşılıklı duruyordu. Kahya Hiri, Hillman, Barker ve diğerleri uzaktan izliyordu.

 

4 șubattaki düelloyu Wharton kazanmak zorundaydı.

 

Linley doğruca Wharton’a bakıp, “Wharton, Blumer hızlı kılıç saldırılarıyla öne çıktığına göre, seninle hızlı kılıç saldırıları kullanarak kapışacağım. Sakın tereddüt etme. Bana karşı tüm gücünü kullan.”

 

“Peki, abi” Gövdesi çıplak, Wharton hemen şekil değiştirmeye başladı.

 

Gök mavi pullar tüm vücudunu kaplamaya başladı. Tırnakları uzayıp keskinleşti. Ardında bir kuyruk sallanıyordu. Alnından tek bir boynuz çıktı.

 

Gözleri hala siyah olsa da, içlerinden ara sıra altın renkli bir ışık geçiyordu.

 

Kardeşinin değişimini gören Linley oldukça duygulanmıştı.“Bu klanımızın gerçek, orijinal Ejderkanı savaşçı formu.” Aniden gülerek seslendi “Wharton bana tüm gücünle saldır. Haydi!”

“Anlaşıldı.”

 

Wharton’un gözleri parladı. Yerden güç alarak sıçradı. Bu hareket etrafın sarsılmasına neden olmuştu. Elleri, üzeri sayısız kan lekesiyle dolu kılıcı Kasap’ı sıkı sıkı kavrarken, bulanık bir figüre dönüşerek Linley’e doğru hamle yaptı.

 

“Hafif bir şeyi ağır bir şeymiş gibi kullanmak!” Linley’in elindeki Kanlı Menekşe Tanrı Kılıcı yavaş ilerliyor gibi görünen devasa, patlayıcı bir güçle Kasap’a doğru savruldu. Aslında Kasap’ı acayip görünen bir şekilde durdurmayı başardı.

 

“Bam!” İki güç çarpıştı.

 

Akıl almaz  bir güç Kanlı Menekşe Tanrı Kılıcı’ndan kendisine doğru sıçrarken Linley, devasa bir meteor kendisine çarpmış gibi hissetmişti.

 

“Gerçekten de acayip güçlü. Yaptığı sıradan bir vuruş, insan formumda Hafif bir şeyi ağır bir şeymiş gibi kullanmak tekniğiyle yaptığım vuruşa eşit.” Linley övgüyle iç geçirmekten kendini alamadı. Ejder Kanı savaşçıları gerçektenden inanılmaz güç seviyelerine ulaşabiliyordu.

 

Bir hortum gibi kıvrılan Linley kolayca Wharton’u savuşturdu.

 

“Vızz!”

 

Dokuz mor ışık belirdi. Bu Kanlı Menekşe Tanrı Kılıcın normal saldırı hızıydı. Linley’e göre  Blumer’ın kılıcı çok hızlı olsa da, büyük olasılıkla ancak bu hıza ulaşabilirdi.

 

Ayağının ucuyla yere vuran Wharton, bir yandan elindeki Kasap’la Linley’in saldırılarını karşılarken, geriye doğru hızlıca sıçradı.

 

Altı saldırıyı engellemeyi başarsa da, diğer üçü Wharton’un vücuduna isabet etti. Bunlar Linley’in insan formunda gerçekleştirdiği basit ataklardı.

 

“Çınn!” “Çınn!” “Çınn!”

 

Wharton’un gök mavi pullarında üç beyaz çizgi belirirken üç metalik çınlama sesi duyuldu.

 

“Haha.. Wharton, anlaşılan biraz güç kullanmazsam, canını acıtmayı başaramayacağım bile.” Linley gülüyor olsa da aslında oldukça mutluydu.

 

Wharton ciddiyetle abisine baktı. ”Abi, kendini tutma.”

 

İnsan formunda Linley sadece erken düzey bir 9. Seviye savaşçıydı.

 

Ancak şu an Wharton çoktan en üst düzey 9. Seviyede bir ejder kanı savaşçısıydı. Güç, savaş ki’si ve savunma anlamında Linley’den çok daha üstündü.

 

“Efendi, kendini tutmaya devam edersen korkarım ki Wharton seni haklayacak.” Gates kenardan bağırmıştı.

 

Gülümseyen Linley kafasını salladı.

 

“Wharton, dikkatli ol.”

 

Linley sessizleşip, bir anda yüksek hızda hareket etmeye başladı. Linley korkutucu bir hıza ulaştığında tüm talim alanı aniden vahşi bir rüzgarla dolmuştu.

 

“Vızz!” Kanlı Menekşe Tanrı Kılıcı Wharton’a doğru savrulduğunda, sanki etrafındaki alanla birlikte üzerine çöküyor gibi gelmişti.

 

Etki!

 

Üzerine doğru gelen inanılmaz baskıyı hisseden Wharton’un bu tehlikeli durum karşısında taşıdığı Ejderkanı kaynamaya başlamıştı. Derinden gelen bir gürlemeyle Ejderkanı savaş ki’sini aktifleştirip, taşıdığı vahşi gücü kılıcı Kasap’a aktardı.

 

“Cırrrr!”

 

Kilitlenmiş alan kılıcın darbesiyle yarıldı ve Kasap doğruca Linley’in Kanlı Menekşe Tanrı Kılıcıyla çarpıştı.

 

Ancak Kanlı Menekşe hafifçe titreşip, altı kılıç gölgesine dönüştü. Bu kadar kısa mesafede , Wharton kocaman kılıcını savunmak için kullanamazdı.

 

“Hıaaaaah!” Wharton, aniden gök mavi bir ışıkla kaplanan sol yumruğunu sıkıp en yakın kılıç gölgesine vurdu.

 

“Güm!” “Güm!” “Güm!” “Güm!”

 

Altı kılıç gölgesi tekrar tek, fiziksel bir kılıca dönüşüp Wharton’un titremesine neden olan korkutucu bir delici güçle saldırdı.

 

Hafif bir şeyi ağır bir şeymiş gibi kullanmak! Şimşek hızıyla!

 

Göz açıp kapayıncaya kadar Linley, Wharton’un vücudundaki bir noktaya kılıcını dört kez ardı ardına sapladı. Bu saldırılar Wharton’un önce savaş ki’sini, ardından pullarını delerek etine saplandı.

 

Ancak pulları geçer geçmez Linley kılıcını çekip geriye doğru uçtu.

 

Wharton şakın bir halde donup kalmıştı. Ardından kafasını kaldırıp inanamaz şekilde “Abi, nasıl bu kadar hızlı olabilirsin” dedi. Tepki verecek fırsat bile bulamamıştı. Buradan, saldırıların ne kadar hızlı gerçekleştiğini anlayabilirdiniz. Yine de o kısacık zamanda Linley tam dört bütün saldırı yapmıştı!

 

“Buna hızlı mı diyorsun? Eğer tam hızımda olsaydım aynı sürede o saldırılardan altı daha daha yapabilirdim. Bu saldırılar tamamen hıza odaklıydı.  Herhangi bir teknik ya da iç görü içermiyordu. Eğer ‘Dalgalanan Rüzgar’ tekniğini kullansaydım..” Linley’in dudaklarında bir sırıtış vardı. “Göz açıp kapayana kadar yüzlerce ya da daha fazla saldırı yapabilirdim!”

 

Rüzgarın olduğu her yerde, kılıç ortaya çıkabilir.

 

Dalgalanan Rüzgar tekniğinin gücü tek bir kelimede saklıydı: “Hız.” O kadar büyük bir hız ki izleyenlere ışınlanma gibi gelen. Ancak bir saldırının o hıza ulaşması her bir vuruşunun taşıdığı gücün fazla olamayacağı anlamına geliyordu. Yine de yüzlerce kılıç darbesinin birleşimi sonucu oluşan toplam güç şaşırtıcı derecede yüksekti.

 

“Yüzlerce kılıç darbesi mi?” Wharton şaşkındı. “ Ancak.. Blumer’ın senin yanında çok daha yavaş kalması iyi bir şey. Eğer bu kadar hızlı olsaydı, yenildiğimi baştan kabul ederdim.”

 

“Asla şansa bağlı kalma.” diye soğukça azarladı Linley. “Wharton, Blumer’ın tüm hızını sergilediğine emin misin?”

 

“Hayır, değilim.” Wharton başını salladı.

 

Linley ciddiyetle “Bana karşı en güçlü saldırını kullan.”  dedi.

 

“Peki , abi.” Wharton da ciddileşerek, “Bu ‘ağır bir şeyi hafif bir şeymiş gibi kullanmak’ konusundaki içgörülerimle geliştirdiğim bir saldırı. Adı ‘Tek Vuruşta İnfaz’.” Wharton büyük kılıcı kasap’ı iki eliyle tuttuğunda, kılıcın kenarları ve ucunda metalik bir ışık belirdi.

 

Linley’in yüzünde bir gülümseme vardı.

 

“Oldukça ürkütücü bir isim.” Linley Kanlı Menekşe’yi tek eliyle tutuyordu.

 

“Vuuumm!” Wharton maksimum hızına ulaşıp, aniden Linley’in önünde belirdi. Büyük kılıç, Kasap ellerinde düşen yapraklar gibi dans ederken oldukça çevik gözüküyordu. ‘Vızzz!” Linley’e doğru savruldu.

 

Oldukça yavaş hareket ediyor izlenimi verse de, aniden Linley’in önünde beliriverdi. Linley, saldırının içerdiği ölümcül, kanlı aurayı hissedebiliyordu.

 

Linley azıcık bile dikkatsiz davranmaya cesaret edemedi.

 

“Çınn!”  “Çınn!” “Çınn!”....

 

Linley milyonlarca mor ışık saçan mor bir güneşe dönüşmüş gibiydi. Mor ışıkların tümü tek bir noktada toplanarak büyük kılıç Kasap’la çarpıştı. Büyük kılıcın taşıdığı muazzam güç her bir çakan mor ışıkla  azar azar, ama tamamıyla engellenmişti.

 

“Bam!” Büyük kılıç sonunda fırladı. Wharton’un kendi de sayısız mor ışık tarafından kesilerek geriye doğru uçtu.

 

Wharton iki kez öksürüp doğrulurken göğsünü ovuyordu.

 

“Fena değil. Oldukça güçlü.” Şeklinde onayladı Linley. “Aslında saldırını karşılamak için on… hayır, on altı kılıç darbesi gerekti.” Dalgalanan Rüzgar’ı kullanırken her bir kılıç darbesi oldukça zayıftı.

 

Gerçekte , Linley tüm gücünü kullanıyor olsaydı, her darbe Wharton’un az önceki saldırısının dörtte biri gücünde olacaktı.

 

Mantıksal olarak Linley, az önceki saldırıyı dört darbeyle karşılayabilirdi.

 

“Teoride, Yüce savaşçı olmadığı sürece seninle eşleşebilecek bir 9. Seviye savaşçısı daha olmamalı. Tabi bir yüce savaşçıyla karşılaşırsan sağlam bir dövüş vermeye hazır olsan iyi edersin.” dedi Linley takdirle.

 

“Ayrıca savaş ki’ni daha hızlı kontrol edip, daha akışkan hareket etmeyi öğrenmelisin. Rakibinin aynı noktaya saldırı yapmasına izin vermemelisin.”

 

Wharton onayladı.

 

“Efendim.” Bir hizmetkar koşarak gelip saygıyla selam verdi. “Efendim, dışarıda Reynolds adında biri Efendi Linley’i görmeye geldiğini söylüyor.”

 

“Reynolds?” Linley’in gözleri parladı.

 

Kardeşiyle daha fazla konuşmaya gerek duymayan Linley anında malikanenin girişine fırladı. Linley 4. Kardeşi Reynolds’u tam dokuz yıldır görmemişti.

 

Avluya yaklaşan Linley’in adımları yavaşladı.

 

Kapının dışındaki figürü gören Linley geçmişe dönmüş gibiydi. Gençliğinin en tasasız, mutlu yılları Yeşim Su Cennetinde birlikte yiyip içtiği sevgili kardeşleriyle geçmişti.

 

O uzak günler neşe doluydu.

 

Ve şimdi, şu anki Reynolds…

 

Reynolds uzun sade bir cübbe gidiyordu. Ancak sırtı dimdikti. Orduda geçen uzun yılları Reynolds’a askeri bir hava vermişti. Ve boyu neredeyde 1.90’dı.

 

“Dördüncü kardeş!”

 

Kapıda beklemekte olan Reynolds sesi duydu. Annda dönüp baktığında gözleri parladı. Linley de değişmişti. O ışıldayan dahi şu an daha mesafeli ve sakin görünüyordu. “Üçüncü kardeş!”

 

“Haha..”

 

İki kardeş birbirlerine doğru koşup sıkıca kucaklaştılar.

 

“Dördüncü kardeş senin orduya katılacağını hayal etmezdim. Yedi ya da sekiz yıl oldu değil mi?” Kapıda gördüğümde sen olup olmadığından emin değildim aslında. Kendi kendime neden bir ordu görevlisi buraya geldi ki diye sordum”  diyerek sataştı Linley.

 

Reynolds Linley’in göğsüne doğru bir yumruk savurdu. “Üçüncü kardeş, lanet, orduya katılmaktan başka şansım yoktu. Babam beni zorladı. Ne yapsaydım?”

 

“Şansıma, izne ayrıldığımda Yale bana birilerini gönderip, senin başkentte olduğunu haber verdi. Ben de kardeşinin evini bir ziyaret edip bulardarda mısın bakmak istedim. Başkente gelir gelmez kardeşinin yanına geleceğine emindim. İşte bak. Buradasın.”

 

“Haha, gel içeri girip orada konuşalım.”

 

Ayrı geçen dokuz yılın artından iki kardeşin birbirlerine anlatacak çok şeyi vardı. Dokuz yılın ardından ikisi de başarılı birer yetişkin olmuştu.

 




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1300

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1106

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 916

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 844

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 732

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 683

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 659

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 615

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 561

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 534

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 423

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 208

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 190

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 145

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 143

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 112

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 16555 Üye Sayısı
  • 452 Seri Sayısı
  • 22349 Bölüm Sayısı


creator
manga tr