"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Barrock: Yeni Dünya - 25. Bölüm - Hain mi?


 

İlk defa içeriye girecek olanlar oldukça heyecanlı ve meraklıydı. Tüm silah ve taşları kucaklayan ekip , yol boyu genişleyen duvarları izlemelerinin ardından mağaranın sonuna geldiler. Onları, yiyeceklerle beraber ateş yakmış olan Adel ve yanındaki yavru kurt karşılıyordu. Kendilerini rahat bir dinlenme ve yemeğin de beklediğini düşündükleri anda, öyle olmadığını anladılar.

 

----------------

 


Hava kararmaya başladığında işlerini bitiren keşif ekibi mağaraya girmişti, içerideki birçok malzemeyi görünce şok olsalar da asıl şoku Adel yaşatacaktı.

 


Adel keşif ekibin gelmesiyle açtı ağzını yumdu gözünü, sesi mağarada yankılanıyordu.

"SİZ BUNU BİR OYUN MU SANDINIZ!? Aptal mısınız yoksa sadece laftan anlamayan çocuklar mı?!"

 

Gözlerini Klark'a çeviren Adel bağırmaya devam etti.

"Böyle bir yerde dikkatini dağıtıp herkesi tehlikeye mi atıyorsun!? .. En çok sen hayal kırıklığına uğrattın."

 

Keşif ekibi yedikleri azarlarla sanki duvara toslamış gibiydi, beklemedikleri bir anda kafalarına balyozu yemişçesine şaşkındılar. 

 

Adel'in bağırışlarına devam ederken gençlerden biri,

"Yeterli Adel."


Bu kişi, Klark'ın böcekle olan savaşına alaycı bir şekilde yaklaşıp Klark'ı kızdıran gençti.

 

Adel sözünü kesen gence bakarken gözlerinden ateş saçıyordu, sanki o an onu orada boğacakmışcasına nefret doluydu. Ona bağırırken adeta bir kaplan kükremiş gibi, ses mağarada üst üste yankılandı.

"KES SESİNİ."

 


Aynı zamanda dikkatli bakanlar fark etmişti ki sinirli yüzünün altında ağlamaklı üzgün bir ifadeyi maskeliyordu.

 


Genç, böyle hışımlı bir tepkinin ardından tek kelime bile edememişti. Adel'in sinirini hadsafhaya çıkardığını hissetmişti. Sinirlenen Adel, bağırmaya devam etti.

"Bunun oyun alanı olmadığının farkına varın artık.! Birbirinizle alay etmek, düzeni bozup dikkatinizi dağıtmak, ses çıkarmamanız gereken en önemli zamanda kendinizi belli etmeler.. Hepinizin hayatının birinize bağlı olduğunu anlayın artık."

  

Adel konuşmasını bitirdiğinde, azarlanan Klark da dahil kimse ses çıkarmamıştı. Arkasında yanan ateşin harlanmasıyla mağara aydınlanıyor, sağa sola dalgalanan alevler Adel'in öfkesinin dışa vurumu gibi görünüyordu. Adel'in gözüne, suratında öfkesi açıkça belli olan Ramsey takıldı.

"Bir derdin mi var Ramsey?"

 


Şu ana kadar susan Ramsey sinirli çıkan sesini yükseltti,

"Evet var, bu kadar insanı azarlama hakkını kim veriyor?"

 

 

Adel, "Yaptığınız yanlışların yüzünden burdaki herkes ölebilirdi ve sen sadece buna mı takıldın?"

 

- Aptalca bir planla hayatlarımızı tehlikeye atan sen değil miydin? Duvarın arkasına saklanıp arkadan saldırmak mı? Sadece şansa başarılı olmasa ne olurdu?

 

+ O aptal plan şu anda yaşıyor olmanızın sebebi, o kadar yaratıkla direkt mi savaşacaktık!?

 

- Yine canımızın tehlikede olması senin bizi buraya getirmen yüzünden.! Ölebilirdik çünkü bizi buraya sen getirdin. Seni kim liderimiz olarak seçti zaten?

 

+ Sizi buraya ben getirdim çünkü bir kişi daha ölmeden buradan çıkacak yol arıyoruz, seni buraya ben getirdim çünkü aptal gibi ölümümüzü kampta beklemiyoruz.! Lider olmamı istemiyorsan yapman gerekeni zaten biliyorsun, kaldır silahını.!

 

Ramsey kısa süre duraksadıktan sonra,

"Senin liderliğin umrumda değil, neden senin altında çalışmak zorundayız? Sen sadece bencilce emirler savurup diğerlerinin üstünde olmak istiyorsun.."

 

Bu kadar bağırış ve konuşmanın sonunda Mertens elini Ramsey'in omzuna koydu,

"Yeter Ramsey.."

 


Ramsey de yeni gelen insanlardan biriydi, kampa sonradan gelen bu kimseler Mertens'e oldukça saygı duyuyordu. Onların gözünde takip edilecek asil lider Mertensdi.

 


Klark da konuştu,

"Evet, yeterli. Kendi aramızda kavga etmenin bize yararı yok."

 

Adel yine de Ramsey'e cevap verdi, sesi artık kızgın çıkmıyordu.

"Söylediğin gibi olsaydı, size keşif emri verdikten sonra kampta rahatıma bakıyor olurdum."

 

Bu kadar bağırıştan sonra Adel'in sesi yavaşça düşüyordu. Oldukça kan kaybeden Adel, susmasıyla beraber sendelemeye başladı. Düşmemek için yere oturan Adel'in kolundan hala kan akıyordu. Emila, yere damlayıp küçük bir birikinti oluşturan kana baktıktan sonra hemen Adel'in yanına oturdu.

"İyi değilsin sen.."

 


Emila, Adel'in kolundaki yarayı kapatan kıyafeti yavaşça açarken, onun avucunda sıkı sıkıya tuttuğu bir şey parlayıp gözüne takılmıştı.

 

Adel, sargısını çıkaran Emila'yı durdurup "İyiyim ben, merak etme." demesiyle önünde dikilen on kişiye baktı. Henüz biten savaştan sonra hepsi yorgun ve halsiz görünüyordu, yüzlerindeki yaralar ve korkunç ifadeleri yaşanan savaşın izlerini taşıyordu.

Klark'ın yüzünde aldığı darbelerden dolayı birkaç yara ve ezik vardı, diğer gençlerden birkaçı vücudundaki yara ve sızılardan dolayı hareket etmekte zorlanıyorlardı. Adel, yere yığılmış onlarca parlak taşı işaret etti. "Hepiniz birer tane alın, avucunuzda sıkın."

 

Yine Adel'in ne yapmak istediğini anlamayan ekip, bu kez sorgulamak için yeterli enerji ve iradeye sahip değildi. Sadece yerdeki yığıntıdan birer tane açık mavi taş aldılar, Ramsey önce umursamasa da bir tane almayı ihmal etmemişti.

Her biri bir süredir sessizliğini koruyan Adel'in kendine gelmesini ve tatmin edici bir açıklama yapmasını beklerken avuçlarından kemiklerine akan, acı ve sızılarını hafifleten sıcak bir hisle kaplandılar. Oldukça rahatlatıcı bir histi, uzun zamandır bu vahşi doğadaki ilkel yaşamlarında tattıkları en rahatlatıcı andı bu.

 


Adel, önündeki yorgun ve ölü gibi duran yüzlerin biraz renk bulmasıyla konuşmaya başladı.

"Büyük yaralarınızı kısa zamanda iyileştirecek bir yolun olduğunu söylesem ne düşünürdünüz?"

 

Adel'in sözlerini duymalarıyla her birinin yüzünde ciddi bir ifade oluşmuştu, kafalarının karışık olduğu her hallerinden belli oluyordu. Yaraları hızlıca iyileştirmek ha? Bu inanılmaz cazip geliyordu.

Adel'in açıklamasını beklerken, kendi kafalarında bu konuyla ilgili beyin fırtınası yapıyorlardı. Bu taşları almalarını istedikten hemen sonra iyileştirmeyle ilgili sözler söylemesi iyi bir fikir veriyordu, bu taşlarla bağlantısı olması muhtemeldi..

 

Herkes Adel'in ağzından çıkacak birkaç cümleyi bekliyordu. Ayrıca böyle kesin konuşmasının ardından şaka ya da emin olmadığı bir şeyden bahsedeceğini düşünmüyorlardı. Sonunda Adel konuştu,

"Oturun, önce yemeğimizi yiyelim."

 


Her biri merak ve beklentilerinin getirdiği birikimle birlikte şaşkınlıkla yıkılmıştı ama tüm gün süren yürüyüş ve sonunda kalabalık yaratık sürüsüyle olan savaştan sonra aşırı yorgun ve açtılar. Önce yemek yemeye kimse hayır demek istemiyordu, Cey'in kamptan ayrılırken hazırladığı pişmiş etlerden oluşan paket şu an cankurtarandı. Hemen oturup Adel seslendi,

"Yemeğinizi bitirene kadar taşlar elinizde kalsın."

 

Bir ellerinde sıkı sıkıya tuttukları taşlar, diğer ellerinde midelerine indirmeye başladıkları et parçaları vardı. Her biri açlıktan gözleri dönmüşçesine yiyordu, yerken de alevlerin aydınlatıp gizemli bir hava kattığı mağaranın duvarlarını inceliyorlardı.

Uyandıklarından beri ilk defa üzeri kapalı bir alanda olma şansı yakalamışlardı ve hemen yanlarında birkaç gün yetecek kadar bol su vardı. Ne kadar şanslı olduklarını düşünürken Adel konuşmaya başladı.

"Hiç fark ettiniz mi?.."

 


Çevreyi süzen gözler birden Adel'e dönmüştü,

"Neyi fark ettik mi?"

 

 

Adel devam etti,

"Birbirinizin dudaklarına bakın, siz aynı kelimeyi söylerken dudaklarınız aynı şekilde mi hareket ediyor?"

 

"Ne?"

Kimse Adel'in anlatmak istediğini anlamamıştı, anlayan birinin olup olmadığını görmek için birbirlerinin yüzüne bakıyorlardı.

 

"Et",  Adel söyledi. Diğerleri hala bir açıklama bekliyordu. Adel devam etti,

"Ağzınızın hareketlerine bakarak aynı şeyi söyleyin. "

 

Emila her zamanki gibi atılgandı, ilk deneyen o oldu.

"Et"

 

Konuştuğunda dudakları büzülüp öne doğru çıkmasının ardından açılmış, kelimeyi söylerken hafifçe uzatmıştı. Herkes dikkatini ona verip dudaklarının hareketlerini izliyordu.

 

Ramsey ve birkaç kişi de böylesine saçma bir şeye anlam veremiyordu, Adel'in artık kafayı yediğini düşünmeye başlamışlardı.

 

Onun hemen ardından Mertens'in kendinden emin sesi duyuldu, "Et" "Eeet".

Tekrar söyleyip ağız hareketlerinden emin olmaya çalışıyordu. Mertens söylerken dilini dişlerini bastırıp konuşmaya başlıyordu, dahası Emila'nın tek hecede söylediği kelimeyi kendisinin üç ağız hareketiyle söylediğini fark etmişti. Mertens'in ifadesiz asil yüzüne aniden bir şaşkınlık çöktü, kaşları çatılmıştı.

 

Diğerleri hala tam olarak anlamamış, boş gözleri neler olduğunu anlatacak birini arıyordu. Klark ve diğer gençlerden biri daha denedi. "Et."

 

O anda herkesin aklına şimşek gibi çakan aydınlanma daha büyük bir sorunun kaynağı oluyordu. Herkes aynı şeyi söylerken nasıl oluyor da her birinin dudakları farklı hareket ediyordu? Hatta nasıl olur da bazıları tek heceye dökerken bazıları 3 hecede söyleyebiliyordu?

 

Ortaya yönelen bu soruların cevabını Adel beklemeden verdi,

"Hepimiz farklı dilleri konuşuyoruz."

 


- Farklı diller mi?

 

- Öyleyse nasıl anlıyoruz?

 


Birçok sorunun arasından bir tanesi parlamıştı. Mertens ifadesiz bomboş bir yüzle konuştu,

"Biz.. Ben hangi dili konuşuyorum?"

 


Bugüne kadar kimse bunu sorgulamamıştı, hatta dil farkı akıllarına bile gelmemişti çünkü başka bir dil bilmiyor olmakla beraber her biri adını bilmeseler de bu konuşma şeklinin doğuştan böyle geldiğini ve tek olduğunu düşünüyordü. O an bunun düşündükleri gibi olmadığını idrak edebildiler.

 

Adel cevapladı,

"Açıkçası bunu bilmiyorum.. Ağzının söylediği ile bizim duyduğumuz aynı şeyler değil emin olduğum kısım bu. Anladığım kadarıyla söylenen her şey, dinleyenin ana diline çevriliyor."


Bunu söylemesiyle art arda üç kelime ağzından dökülüvermişti.

"Et, Et, Et"

 

Bu herkesin kafasında bir şeylerin netleşmesi için yeterli olmuştu, her bir kelimeyi söylerken ağız hareketleri diğerinden farklıydı ama üç kelimeyi de aynı şekilde duymuşlardı.

 


Emila'nın gözleri genişçe açıldı, yüzü soluklaşırken şaşkınlığın zirvesindeydi.

"3 farklı dil mi biliyorsun? Nasıl?"

 


Ağzından çıkanlar bunlar olsa da şaşkınlığının sebebi çok başkaydı, 3 farklı dil biliyor olmasının iki ihtimali vardı; İlki daha önceki hatıralarını geri kazanmış olmasıydı, eğer olan biten buysa onlar için müthiş bir haber olurdu ve birçok sorularına cevap bulabilirlerdi. İkincisi ve korktuğu ihtimal ise hatıralarının olmadığı hakkında yalan söyleyip aralarına sızmış biri olmasıydı. Bu kadar kişi içinden, Adel'in hain olabileceği fikri sadece Emila'nın aklına gelmişti..

 

 

25. BÖLÜM SONU

 

-----------------------------------------------------------------------------------




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1217

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1052

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 872

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 812

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 689

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 642

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 625

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 598

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 546

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 518

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 342

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 191

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 179

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 114

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 96

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14781 Üye Sayısı
  • 450 Seri Sayısı
  • 19444 Bölüm Sayısı


creator
manga tr