"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Against The God - Bölüm 699


 

Bölüm 699: İlahi Anka’yı Azarlama



Her ne kadar Feng Hengkong içten içe rahatlama nefesi alsa da Yun Che'nin alaycı sözlerinin karşısında kalbindeki öfkeyi bastıramamıştı ve bu da öldürme niyetinin katlanarak yükselmesine neden olmuştu. Anka Tanrısı Heykelini geri döndürecek yeteneği yoktu ve bu yüzüne yapıştırılan bir hakaretti. Şu anki İlahi Anka İmparatoru olduğundan bu aşağılama İmparatorluğun kayıtlarına geçerek asla silinmeyecekti.

 

"Yun Che... Güzel... Sen gerçekten iyisin!" Feng Hengkong daha fazla onun nasıl bir günde buraya gelebildiği ile ilgilenmedi. Bunun yerine alçak sesle konuştu: "Üç sene önce, bir şekilde dişlerini sıka sıka hayatta kalmayı başarmışsın... Ama hayatını bu kadar heba etmek istemeni beklemiyordum!!"

 

İlahi Anka Tarikatının büyükleri ve prensleri burada toplanmışlardı ve buna ek olarak oldukları konuma en hızlı hızları ile birçok anka öğrencisi de yaklaşarak Yun Che'yi sıkıca saran büyük bir düşman topluluğu oluşturuyorlardı.

 

Bu tarikatlarının tarihindeki ilk kez bu derecede tetikte oldukları zamandı. Ayrıca ilk kez böyle büyük bir savaş formasyonu oluşturdukları zamandı.

 

"Bu aslında sensin!" İlahi Anka Veliaht Prensi Feng Ximing, Yun Che'ye inançsızlık ile bakarken gözleri dışarı doğru paylayan yoğun bir nefret ile parladı. O Yun Che'nin hala hayatta olduğunu öğrenen ilk kişilerden biriydi. Xue'er ile ilgili olan şeyler nedeniyle Yun Che'ye olan nefreti Feng Hengkong'unkini bile aşıyordu... Ancak bu nefretin büyük kısmının tarikatı ile ilgisi yoktu. Bunun yerine bu engin öldürme niyetini ortaya çıkaran şey onun yoğun kıskançlığıydı!

 

"Seni haddini bilmez ve cahil köpek! Üç sene önce tarikatımız olanları unutarak seni affetti ama sen yine de tarikatımızın büyük kapısını ve bizim Anka Tanrısı Heykelimizi yok etmeye cüret ettin!" Yeni ulu büyük Feng Feilie Yun Che'yi parmağı ile gösterirken tüm bedeni kızgınlıktan titriyordu: "On binlerce kez ölsen bile bu günahın temizlenemeyecek!!"

 

"Hahahahah!" Yun Che kafasını geriye doğru atarken kahkaha kükreyişi attı ama ifadesi ile sesi aniden kararıp soğumuştu: "İlahi Anka Tarikatının uyuz yaşlı köpekleri, sizin hala beni eleştirmeye yüzünüz mü var?! Benim Mavi RÜzgar Ülkem asla sizin ülkenize karşı yanlış bir harekette bulunmadı ve bin yıldır tek bir sefer bile aksatmadan size haraç ödedik, yani size karşı nasıl bir suç isledik?! Ancak bu son üç sene de nedensiz bir şekilde ülkemize geldiniz, şehirlerimizi yok ettiniz, insanları öldürdünüz ve ülkemde kanlardan nehirler ve cesetlerden dağlar oluşturdunuz. Sayısız masum insan ellerinizde can verdi ve çok fazlası da evsiz kaldı! Yaşlılar, kadınlar ve çocuklar bile bağışlanmadı! Üç sene içinde huzurlu ülkemi dehşet dolu bir cehenneme çevirdiniz!"

 

"Tanrıların bile hoş görmeyeceği eylemleriniz ve suçlarınız sayılamayacak kadar fazla!"

 

"Ben sadece sizin eskimiş kapınız ile aşınmış heykelinizi yok ettim, ancak on binlerce kez ölmek bile suçumu telafi etmeyecek mi?! Eğer öyleyse sizin suçlarınızı temizlemek için cesetlerinizi parçalayıp soyunuzu yüz binlerce kez kurutmam mı gerek?!"

 

"Bu ne cüret!" Feng Feiran kızgınca kükredi: "Bu dünyadaki en temel hayatta kalma kanunu her zaman en uygun şekilde hayatta kalmak olmuştur! İlahi Anka İmparatorluğumuzun zayıfları yutarak bölgesini genişletmesi en uygun şeydir! Beş bin yıldır imparatorluğumuz Anka Tanrısının koruması altındaydı. Atalarımızın zamanlarından beri ülkemiz bir ilahi ruhun kutsamasına sahipti! Bu senin küçük ve acınası ülken ile kıyaslanabilecek bir şey değil! Bu Anka Tanrısı Heykeli atalarımızın prestijini ve ilahi kudretini temsil ediyordu, ancak sen onu yok etmeye cüret ederek ilahi ruhun haysiyetini lekeleyip ona saygısızlık ettin. Bu aşağılık suçunun karşılığı için küçük ülkendeki tüm kişiler ölse bile yine de yetersiz kalır!"

 

"İlahi ruh? Hah!" Yun Che alçak ve soğuk bir şekilde kıkırdadı: "Sizin hala Anka İlahi Ruhundan bahsetmeye yüzünüz olduğunu düşünmek... Tarih gerçekten de en uygun hayatta kalma kanunu tarafından kurulmuştur, ama insanlığın savaşları her zaman bir temel prensip ile gerçekleştirmiştir ve bu da masumların zarar görmemesidir! Ancak siz Mavi Rüzgar Ülkesini küle çevirdiniz ve masum insanları katlettiniz. Bu da yetmiyormuş gibi bunu yapmak için bahsettiğiniz İlahi Anka Ruhunun size bahşettiği Anka alevlerini bile kullandınız!"

 

"Anka Kuşu, İlkel Çağdaki kutsal bir canavardır ve Anka alevleri de 'kutsal alevler' olarak bilinen bir tür kaynak ateşidir! Ancak sizler Anka soyunun mirasçıları olmanıza rağmen bu gücü hayvanların bile yapmayacağı kısır eylemler gerçekleştirmek için kullandınız! Saf ve kutsal olan bir ilahi ruhun alevlerini sayısız masumun kanı ve pis eylemleriniz ile kirlettiniz... Yani ilahi ruhun haysiyetine saygısızlık eden ben miyim yoksa siz misiniz, söylesene?!"

 

Feng Feilie kükredi: "Sen!!"

 

"Benim bedenimdeki Anka soyu başka bir İlahi Anka Ruhundan geliyor!!" Yun Che'nin soğuk bakışı, gördüğü her bir nefret, öfke ve küçümseme dolu yüze indi: "Ve o sizin atanız olan Anka Tanrısı kadar uzun süredir varlığını sürdürüyor! Ama neden başka bir Anka Tarikatı oluşmadığını biliyor musunuz?! Çünkü yıllar önce alevlerini miras alan birisi düşmanları ile savaştığı sırada Anka alevlerinin kontrolünü kaybedip tüm şehri yakmış ve birçok masum kişinin ölümüne neden olmuş. Bunun oluşturduğu öfkesi nedeniyle diğer İlahi Anka Ruhu, Anka soyuna sahip olan diğer klanı dehşet verici bir lanet ile lanetlemiş ve bu lanet nedeniyle onların gücü sonsuza kadar Temel Kaynak Alemiyle kısıtlanmış! Ve üstelik bu lanet sıradaki nesillere de geçerek asla yok olmamış!"

 

Yun Che'nin sözleri orada bulunan İlahi Anka Tarikatı öğrencilerinin ifadelerini büyük ölçüde değiştirdi; bazısı şok olmuşken bazısı korkmuştu.

 

"Bu, sadece biri kontrolünü kaybedip yanlışlıkla bir şehri yok ettikleri içindi, ancak bu nedenle tüm klanları bin yıldır lanetli kalmıştı. Klanın tek yapabildiği nesiller boyunca suçlarının pişmanlığı ile ıssız bir yerde saklanmak ve yüzlerini bir daha göstermeye cüret edememek olmuş! Ve peki ya siz?! Sizin işlediğiniz suçlar onlarınkinden on bin kat daha ağır! Ancak yine de İlahi Anka Tanrısının koruyuculuğu hakkında konuşacak yüzünüz mü var! Peh!"

 

"Ben Anka Tanrısı Heykelini yok ettim, ama siz çoktan Anka Klanı olarak çağırılma hakkını kaybettiniz! Sizin ellerinizde Anka'nın kutsal heykelinin lekelenmesine izin vermek sadece Ankanın kutsallığına ve prestijine saygısızlık olurdu!"

 

Yun Che parmağını uzattı ve ilahi anka tarikatının tarikat liderini gösterdi: "Feng Hengkong! Eğer İlahi Anka Ruhu gerçekten bu dünyada olsaydı ve sizin bu eylemlerinizi görseydi bizzat klanınızı yok ederdi... Aksi halde bir Anka Ruhu olarak çağırılmaya layık olmazdı!"

 

"Sessizlik!" Feng Hengkong öfkelice kükrerken kanı kafasına akın etti. Üç sene önce Yun Che'nin dilinin gücünü deneyimlemişti ve bugün de neredeyse tüm tarikatları Yun Che'nin çevresindeydi ancak yine de onun tarafından azarlanıyorlardı; o anda üstünlüklerini kaybetmişlerdi! Üstelik Yun Che'nin sesi gök gürültüsü kadar yüksek olduğundan tüm İlahi Anka Şehri tarafından açıkça duyulmuştu ve her bir sözü tarikatlarının şerefini ve prestijini lekeliyordu. Feng Hengkong öfke ile kükremeye devam etti: "Yun Che, sen savunulabilir bir neden olmadan İlahi Anka Heykelimizi yok ettin ve atalarımız ile Anka Tanrısına saygısızlık ettin, yine de bizi haksızlık ile mi suçluyorsun?! Benim tarikatımın yaptığı her bir eylem Anka Tanrımızın onayı ile yapılıyor! Bizim ismimizi lekelemeye çalı..."

 

"Hahahhaha!" Feng Hengkong daha konuşmasını bitiremeden aniden Yun Che'den gelen vahşi kahkaha nedeniyle susturuldu. Aynı anda Yun Che'nin bakışları da daha küçümseyici hale geldi: "Feng Hengkong, her ne kadar senden tiksinmeden edemesem de senin İlahi Anka Tarikatının Tarikat Lideri olma nedeninin dürüst ve namuslu oluşun olduğunu düşünmüştüm. Senin en azından Ankanın şanını lekeleyecek biri olmadığını varsaymıştım. Ama onun soyunu, statüsünü ve beş bin yıllık şanını temsil eden senin, göğe kadar yükselmiş olan suçlarınızdan pişman olmamakla kalmayıp sayısız masumun kanı ile lekelenmiş olan bu kirli suyu İlahi Anka Ruhuna atacağını asla beklememiştim!!"

 

"Sen..." Feng Hengkong konuşurken bedeni şiddetlice titredi.

 

"Nasıl bedeninde yanan soya bakacak yüzün var?! Nasıl olur da İlahi Anka Ruhundan bahsetmeye yüzün var? Ruhunda gerçekten bir parça bile insanlık veya vicdan var mı? Hepsini geç, gerçekten atalarının yüzüne bakabilecek misin?!"

 

"Xue'er'in kalbi kar kadar saf ve o melek gibi bir kalbe sahip! Ancak senin gibi kötücül, namussuz ve kirli bir babaya sahip. Sen hayvan bile değilsin! Anka soyuna sahip olmaya layık olmayı bırak, ülkenin imparatoru olmaya bile layık değilken Xue'er'in babası olmaya layık olmaktan bahsetmeye bile gerek yok!!"

 

Yun Che'nin her bir sözü Feng Hengkong'u tamamen öfkelendirerek kalbinde en ufak bir merhamet hissi kalmamasını sağlıyordu. Onun her bir sözü zehirli ve keskin bir şekilde onun hassas noktalarına isabet ediyordu. Yüzündeki her bir kas öfke ile seğiriyor ve aşırı kızgınlığı nedeniyle bedenindeki kaynak enerjisi geri teperek ağzından kan tükürmesine neden oluyordu.

 

"Ölmek üzere olmana rağmen hala bize karşı böyle küstahça konuşuyorsun!" Feng Hengkong'un yanındaki Feng Ximing kükreyerek karşılık verdi: "Asil baba, bu küçük hayvan İlahi Anka Heykelimizi yok etti ve ardından tarikatımızı aşağıladı. Xue'er'in hayatını daha önce kurtarmış olsa da onu affetmemiz gerekmez! Onu yakalayıp buracıkta infaz edelim!!"

 

"Bu doğru! Asil babamın ve toplanmış olan büyüklerin onunla konuşarak zaman harcamasına gerek yok! Onu öldürün ve bedenini parçalara ayırın!!"

 

Konuşan kişi On Dördüncü Prens Feng Xiluo idi! Yun Che'yi gördüğü an gözleri genişledi ve dişlerini sıkılarak bakışları nefret ile doldu! Üç sene önce Yun Che ile turnuva sırasında savaşmıştı ve yenilginin aşağılamasını kabul edemediğinden onu yenmek için kan özünü bile yakmıştı. Ama buna rağmen sefilce yenilmiş ve kaybettiği kan özü kaynak gücünün Sekizinci Seviye İmparator Kaynak Aleminden Yedinci Seviye İmparator Kaynak Alemine düşmesine neden olmuştu. Ve daha kötüsü de doğuştan gelen yeteneği de bu eylemi nedeniyle büyük ölçüde hasar görmüştü.

 

Üç sene boyunca sayısız miktarda ruhsal ilaç ve mor kristal kullanmasına rağmen zorlukla Sekizinci Seviye İmparator Kaynak Aleminin başlangıç aşamalarına anca gelebilmişti. Yine de üç sene önceki gücüne hala kavuşamamıştı. Üstelik, yeteneği artık genç nesil arasındaki en iyiler arasında değildi ve prensler arasındaki statüsü de dramatik bir şekilde düşmüştü.

 

Tüm bu süreç boyunca Feng Xilou'nun suçlu bulduğu şey kendi düşüncesizce aptallığı değil de Yun Che idi ve bu da ondan nefret etmesine sebep oluyordu. Şu an Yun Che'yi ölümün kıyısında gördüğü için nefret dolu hali dişlerinin bile neredeyse parçalanacağı kadar dişlerini sıkmasına neden oluyordu. Eğer şu an Yun Che ile kesinlikle aşık atamayacağını bilmeseydi kesinlikle ileri atılarak onu parçalara ayırırdı.

 

Feng Hengkong'un nefesi hızlanırken göğsü şiddetle yükselip alçaldı; herkes Yun Che'nin sözlerinin ona olan etkisini hayal edebiliyordu. Elini uzattı ve titreyen sesi ile konuştu: "Öldürün onu!"

 

(Ç.N: Ve Parti başlasın ???? )

 

"Onu doğrudan öldürün... Cesedi bile kalmasın!!"

 

Bu Feng Hengkong tarafından verilen doğrudan öldürme emriydi! 'Cesedi bile kalmasın' sözleri açıkça kalbindeki öfke ve öldürme niyetini belirtiyordu.

 

Emir verildiğinde Yun Che'nin önü, arkası ve yanları tamamen kapanmıştı. Her taraftan birileri Yun Che'ye ilerliyordu ve onların her biri İlahi Anka Tarikatının büyükleri idi! Deminki büyük toplantı sırasında Feng Huwei'nin Yun Che'nin ellerinde öldüğünün söylenmesi onun gücünün ne azından orta seviyeli bir Derebeyi olduğunu gösteriyordu... Belki de çoktan yüksek seviyeli bir Derebeyi haline gelmişti! Bu nedenle ona yaklaşan dört büyük tetikteydi ve birlikte hareket ederek anında onu öldürmek istemişlerdi!

 

Onların arkasında ise birçok büyük ve öğrenci sıralarını bekliyordu... Bugün ne olursa olsun, Yun Che on bin hayata sahip olsa bile, buradan canlı çıkmayı düşünmemeliydi!




----------ÇEVİRMEN NOTU-----------

 

Kan gölü ne kadar büyük olacak? Kaç kişi ölecek? Yun Che'nin gücünün karşısında neler olacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman... Bekleyin, okuyun ve öğrenin ????

Editör Notu: İssth’deki Papağan kardeş vs çükülen Ankalar diyorum başka bir şey demiyorum.

 Useless notu: Şubat ayında Emperor's Domination isimli seriyi çevirmeye devam edeceğim. Haftalık 2-3 bölüm şeklinde devam edecek. Uzun süredir zaman bulamıyordum. O seriyi severim heba olmasın. Sizde okuyun birlikte onda da 700lere kadar gelelim böyle :D 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1244

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1068

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 885

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 818

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 695

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 650

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 628

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 601

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 549

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 520

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 357

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 205

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 192

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 185

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 138

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 116

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 116

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 98

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 15190 Üye Sayısı
  • 476 Seri Sayısı
  • 20120 Bölüm Sayısı


creator
manga tr