“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Against The God - Bölüm 884


Bilinmeyen miktarda zaman geçtikten sonra Yun Che yavaş yavaş kendine geldi. Çevredeki tamamen beyaz dünyada bir şey duymuyordu ve kendini de hissetmiyordu. 

 

Burası da... neresi? 

 

Hala hayatta mıyım? 

 

"Büyük Kardeş Yun Che..." 

 

Bu soluk beyaz dünyada yumuşak bir kız sesi duyuldu. Bu ses Yun Che'nin kalbini hızlandırırken panik içinde bğaırdı: "Ling'er? Ling'er sen misin... neredesin?" 

 

Etrafına bakındı ancak Ling'er'i göremedi. Sadece kulaklarında sakince rüya gibi sesini duyabiliyordu: "Büyük Kardeş Yun Che, bu yıllar boyunca seni bekledim. Dönmeyeceğini söyleseler bile Büyük Kardeş Yun CHe'nin yalan söylemediğine inandım... Ben on altı yaşındayım... Büyük Kardeş Yun  Che sen neredesin... Ben seni beklemedim mi... Ben gerçekten... Büyük Kardeş Yun Che'yi bir daha göremeyecek miyim..." 

 

Onun usul mırıldanmaları derin bir özlem ve üzüntü doluydu. 

 

"Ling'er, buradayım. Senin güvenli şekilde beni bekleyeceğini biliyorum... Neredesin? Çabuk nerede olduğunu söyle..." 

 
Yun Che tüm gücü ile bağırdı. En sonunda önünde ay beyazı bir peri silüeti yavaşça belirdi. Ona bakan Yun Che şok içince mırıldandı: "Qİng... yue?" 

 

Önünde ortaya çıkan Qingyue güzel ve kusursuzdu. Ancak mizacı onun kalbindeki Qİngyue'den çok çok farklıydı. O, kendisinin resmi karısıydı ama şu an önünde duran kız sanki hayranlık duyduğu aydaki periydi. 

 

"Yun Che..." Qingyue usulca mırıldandı: "Her zaman arzu ettiğim ettiğimi buldum ama her şey hayal ettiğimden farklı... Her şeyimi ortaya koyarak kovaladığım şey güzel gözüken bir kafeste tıkalı kalmamı sağladı..." 

 

"Yun Che, ben hatalı mıydım... Ne yapmam gerek..." 

 

Qingyue'nin devam eden sözlerini Yun Che anlamadı ve onun silüeti de giderek puslandı. Yun CHe bilinçsizce elini uzatacağı sırada aniden bu soluk beyaz dünyanın sonunda başka birinin karlı cübbe giyen silüetini gördü. 

 

"Küçük... Küçük peri..." Yun Che titreyen sesi ile mırıldandı. 

 

"Yun Che." Chu Yuechan'ın sırtı ona dönüktü ve buz gibi soğuk sesi nazikti: "Kızımız altı yaşına girdi. O tıpkı bize benziyor ve geniş gece göğündeki herhangi bir yıldızdan daha tatlı. Ancak asla babasını göremeyecek..." 

 
Bang... 

 

Soluk beyaz dünya aniden çöktü ve kayboldu. 

 

"Küçük Peri!!" 

 

Yun Che hızlıca haykırırken şiddetle kalktı. 

 

Bu bir rüyaydı... 

 

Böyle garip bir rüyayı daha önce deneyimlemişti... O sefer de Udumbara Çiçeğinin ruh çalma yeteneği nedeniyle böyle olmuştu. 

 

Dur bir dakika, ben şu anda... 

 

Bedeninde yayılan acı hızlıca kendine gelmesini sağladı. Yun Che gözlerini açtı. Önünde bilincini kaybetmeden önceki dünya vardı. Şeytani mor parlaklık ile dolu karanlık bir dünya. Hemen mor parlaklığın kökenini fark etti ve hızlıca kafasını eğdi. 

 

Daha önce tamamlanmamış bir Udumbara Çiçeği hayatını neredeyse alıyordu. Ama burada milyonlarcası varken yaralı olmasına rağmen bilincini geri kazanmıştı. 

 

Üstelik yaralarının yarısından çoğu iyileşmişti... Bedenimin doğal yenilenme hızı düşünüldüğünde günlerdir baygın mıydım? 

 

Her ne kadar Yun Che Udumbara Çiçeğine kendi gözleri ile bakmamış olsa da tüm bedeni mor ışık ile kaplıydı. Onun anlamadığı şey ise ruh çalma hissinin çok zayıf olmasıydı. 

 

Neler oluyor? 

 

Yun Che kafasını kaldırmaya çalıştı, Udumbara Çiçek denizine doğru baktı ve ifadesi anında sersemledi. 

 

Gözlerini devasa çiçek denizi kaplıyordu ve onun sonunu göremiyordu. Ancak tüm mor iblisvari çiçekler kapanmıştı ve tomurcuklanma dönemine girmişti. Mor ışık hala parlak olsa da ruh çalma yeteneği katlarca azalmıştı.  

 

Aynı zamanda geçen seferki gördüğü Udumbara Çiçeği ile bu çiçek denizinin arasında bir fark daha vardı, hayalatvari çığlık sesleri duyulmuyordu. Onlar mor ışığın içinde sessizce sallanıyorlardı ve sanki bir şeyi rahatsız etmekten korkuyor gibilerdi. 

 

Neler oluyor? Ne zamandır baygınım? Nasıl uyanabildim? Udumbara Çiçeklerinde neden bu değişiklikler var... Sssss.... O figür? 

 

Yun Che aniden bilincini kaybetmeden önce gördüğü şeyi hatırladı. Birisi Udumbara Çiçeklerinin arasında yürüyordu. 

 

Yun Che o anda bir şeyi far ketti ve hızlıca döndü. Bakışları anında çekici bir parlaklık yayan bir çift göz ile karşılaştı. 

 

"…" Yun Che sersemledi. 

 

Sağında, iki adım kadar ötesinde minyon küçük bir kız sessizce süzülüyordu. Galaktik parlaklığa sahip gümüş saçı minyon bedeninden aşağı süzülüyordu. Onun büyük bir kısmı buz soğuğu zeminde sürükleniyordu. Alnındaki saçı ise rüzgar olmasa da dans ediyordu ve onun beyaz yeşim gibi narin görünüşünü tamamlıyordu. 

 

Bedeni beyaz bir parlaklık ile kaplıydı ve bu parlaklığın altında herhangi bir şey giymemiş gibi görünüyordu. Bacakları beyazdı ancak beyaz parlaklık ile kaplı değillerdi ve tamamen ortadalardı. Narin ayakları havada asılı duran buz nilüferlerini andırıyordu ve her bir kar beyazı tırnağı yeşimden oyulmuş gibi parıldıyordu. 

 

Uzun gümüş saçının haricinde tüm bedeni beyaz yeşimden oyulmuş gibi gözüken kusursuz bir yeşim bebek gibiydi. 

 

Ama en garip şey gözleriydi... Bu gözler Yun Che'nin daha önce hiç görmediği bir çekiciliğe sahipti. 

 

Sağ gözünün üst yarısı soluk sarı iken alt yarısı hafif yeşile dönüktü. 

 

Sol gözünün üst yarısı soluk mavi iken alt yarısı koyu mordu. 

 

Gözleri dört farklı renkte parıldıyordu. 

 

Yun Che Masmavi Bulut kıtasında ustası ile birlikte tıp ile uğraştığı zamanlarda çok sayıda anormal renkli göz görmüştü. Tıbbi terimlere göre anormal renkli gözler 'iris heterokromisi' olarak adlandırılıyordu. Ancak bu şekilde dört farklı renge sahip olan birini görmemişti. 

 

Yun Che bu genç kıza şok içinde bakarken genç kız da sessizce ona bakıyordu. Sessizdi, ne ses çıkarıyordu en de bir ifade takınıyordu. Bedeninden aura bile çıkmıyordu. Eğer Yun Che o anda gözlerini kapasaydı onun varlığını bile fark edemezdi. 

 

Derin abisin altındaki bu karanlık dünyada bulunan Udumbara Çiçeği denizinin içinde dört renkli gözleri olan bu kız vardı... 

 

Bu kız ona çok derin bir gizem ve illüzyon benzeri bir his veriyordu. 

 

"Sen..." Yun Che aşırı nazik bir ton kullandı ama ağzını açtığı anda sesi durdu ve bir kez daha sersemledi. Ardından kendini kontrol edemeyip seslendi: "Hong'er?!" 

 

Gizemli genç kız: "…" 

 

Yun Che onun göz ve saçının rengi dışında yüzünün, yüz hatlarının ve hatta figürünün Hong'er ile tam olarak aynı olduğunu fark etti. 

 

Bu sadece... bir tesadüf. Yun CHe kendi kendine hemen konuştu. Sonuçta benzer görünüşler yaygın bir şeydi... Gerçi bu ezici bir benzerlikti. 

 

Üstelik tavırları da tamamen farklıydı. Hong'er ifade takınan biriydi ve haykırmayı, gülmeyi ve ses çıkarmayı severdi. Sessiz olduğu zaman sayısı çok azdı. Uyurken bile garip şeyler söylerdi. Ancak önündeki kız aşırı sessizdi, duygusu bile yokmuş gibi gözüküyordu. 

 

Bu kız gizemli ve büyüsel bir his verse de Yun Che ondan herhangi bir tehlike hissetmiyordu. 

 

"Sen.... Sen de kimsin?" Yun Che ona baktı ve sessizce sordu: "Beni kurtaran sen miydin?" 

 

Genç kızın dudakları hafifçe aralandıktan sonra nazikçe bir kez daha kapandı. Ardından bir kez daha açılıp kapandı... Bİr şey söylemek istese de ses çıkaramıyormuş gibiydi. 

 

"Sen... konuşamıyor musun?" Yun Che sordu. 

 

"…" Kız ona sessizce bakarken hafifçe onayladı. 

 

"Peki, benim.... söylediğimi anlıyor musun?" Yun Che bir daha sordu. 

 

Kız bir kez daha başıyla onayladı, gözlerindeki dört renkli parlaklık Yun Che'nin yüzüne odaklanmıştı. 

 

Yun Che'nni en sıradışı özelliklerinden birisi birinin niyetini gözündeki bakıştan anlayabilmesiydi. Ancak bu kızın renkli bakışında birçok şey olmasına rağmen Yun Che onların hiçbirini anlayamamıştı. 

 

Yun Che yerden doğruldu. Kız onun dediklerini anlasa da konuşamıyordu. Bu da buranın neresi olduğunu ve kim olduğuu soramayacak olduğu anlamına geliyordu. Ama en azından ona karşı kötü bir niyet beslemiyordu. Yun Che için bu, bu karanlık dünyadaki sıradışı bir şekilde parlayan bir ışıktı. 

 

Bu devasa Udumbara Çiçeğini denizinde uyanabilme sebebi sadece bu gizemli kzı olabilirdi. 

 

Böyle bir yerde hayatta kalabildiğine göre... o nasıl bir varlıktı? O bir insan mıydı yoksa... 

 

Uzaktaki Udumbara Çiçeklerine bakarken Yun Che aniden garip bir şey düşündü ve aniden konuştu: "Bu mor çiçekleri kapatan sen miydin?" 

 

Kız hafifçe onayladı, bakışı onda sabitlenmeye devam ederken başlangıçtan beri onun üzerinden ayrılmadı. 

 

"…" Yun Che sersemledi ve biraz tereddüttün ardından cesurca sordu: "Bu mor çiçekleri kontrol edebildiğine göre... bana birini verebilir misin? Gerçekten bir tanesine ihtiyacım var, bir tane bile olur. Olur mu?" 

 

Jasmne'nin ruhunu destekleyen gücün en fazla yirmi otuz sene dayanacağını unutmamıştı. Eğer bedenini ve ruhunu tamamen birleşmek istiyorsa tamamlanmış bir Udumbara Çiçeğine ihtiyacı vardı. 

 

Genç kız onun sözlerini tamamen anladı. Döndü ve küçük elini uzattı, nazikçe Udumbara çiçeklerine doğru doğrulttu. 

 

Anında çiçek denizinin önündeki tamamen kapalı çiçek güzelce açtı, rüya gibi bir mor parlaklık yaydı. Ve anında tüm yaprakları koparak genç kıza doğru uçtu. 

 

"…" Yun Che afallamış şekilde buna baktı. 

 

Tamamlanmış Udumbara Çiçeği az bir mesafe uzakta olsa da ruh çalma gücü biraz bile hissedilmiyordu. Kız onun için büyük gibi gözüken çiçeği kaldırdı ve Yun Che'nin önüne koydu. Gözlerindeki dört renk güzel ve kusursuz kaldı. 

 

Yun CHe'nin kalbi o kadar şok olup sıkıştı ki bu daha fazla artamazdı. Dikkatlice elini uzattı ve minnettarlıkla konuştu: "Teşekkürler. Beni kurtarmakla kalmadın, ayrıca bana böyle değerli bir hediye verdin." 

 

İki eliyle tamamlanmış Udumbara Çiçeğini aldı ve alırken de genç kızın eline dokundu... Ama en ufak bir sıcaklık veya bir his hissetmedi. Gözleri bilinçsizce aşağı doğru kaydı ve parmağının onun küçük elini geçtiğini gördü. 

 

"Bu... senin ruhsal bedenin mi?" Yun Che şok içinde sordu. 

 

"…" genç kız ona sessizce baktı ve bir süre sonra hafifçe onayladı. 

 

Yun CHe bir kez daha şok oldu. Önündeki genç kız Jasmine gibi bedenini kaybetmişti ve ruh bedenine sahipti. 

 

Ancak onu şok eden şey Jasmine'nin ona söylediği bir şeydi. Yüksek seviyeli karanlık enerji ruh bedeni için aşırı korkutucu bir şeydi. Jasmine kadar güçlü biri bile ruh bedeni ile Ay Katleden İblis Yuvasında ortaya çıkmaya cüret edemiyordu. 

 

Ancak önündeki kız ruh bedeni olmasına rağmen Ay Katleden İblis Yuvasından katlarca daha yüksek karanlık iblisvari enerjisi olan bu dünyada bulunuyordu... Ve sanki aşırı uzun süredir buradaymış gibi duruyordu!!! 

 -----------ÇEVİRMEN NOTU-----------

Duyuruyu nasıl buldunuz :D 2. si de Haziran sonu gibi gelir. Onda tamamen iyi haberler olacak inşallah. ^^

Kız kim? Yun Che neler yapacak? 2. Duyuruda ne olacak? Merak mı ediyorsunuz? O zaman... Bekleyin, okuyun ve öğrenin :D 




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1180

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1032

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 855

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 799

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 678

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 628

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 593

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 537

Terror Infinite
Terror Infinite
Beğeni Sayısı: 514

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 323

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 204

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 187

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 171

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 136

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 112

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 93

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 14059 Üye Sayısı
  • 418 Seri Sayısı
  • 18787 Bölüm Sayısı


creator
manga tr