Bölüm 463 : Dünya Şehri

avatar
2231 0

A Will Eternal - Bölüm 463 : Dünya Şehri


Çevirmen : Clumsy 

 

“Ve hala Büyük Set sınırlarındayız…” diye düşünüyordu Bai Xiaochun. Şu ana dek gördükleri, alanla ilgili daha net bir fikir kazanmasını sağlamıştı.

 

“Büyük Setin içi bile böyleyse... kim bilir dışı nasıldır?” Doğrusu bu sorunun yanıtını öğrenmek dahi istemiyordu. Uzunca bir müddet uçan grup üç ışınlanma istasyonu geçmiş ve en nihayetinde Büyük Setin içerisindeki alanı yarılamaya yaklaşmıştı.

 

O nokta da Dünya Şehriydi.

 

Yol boyunca tehlikeli durumlarla karşılaşsalar da hiçbiri üstesinden gelemeyecekleri düzeyde olmamıştı. Neticede Doğu Denizi Şehri ve Dünya Şehri arası nispeten güvenliydi.

 

Arada bir farklı yetişimcilere de denk geliyorlardı, çoğunluğu 3 ila 5 kişilik gruplar halindeydi. Çok nadir olarak da tek başına seyahat edenleri görüyorlardı ve bu soğuk suratlı, uyanık ifadeli kişiler Xiaochun’un grubundan sakınıyordu.

 

Ayrıca gözlerinde Xiaochun’un kalbini iyice soğutan bir bitkinlik yer alıyordu.

 

“Burası düşündüğümden çok daha çılgınca tehlikeli olmalı…” diye düşünürken kalbi küt küt atıyor, Dünya Şehrine yaklaştıkça bu tarz hisleri yoğunlaşıyordu.

 

Vakit gelip geçti. Dünya Şehrine yaklaştıkça toprak daha da kararıyor, bitki örtüsü daha da tuhaflaşıyordu. Kuşlar ve yaratıklar bile daha tuhaf, daha siyah oluyordu.

 

Bai Xiaochun’un en çok dikkatini çeken şeyse ruhsal enerjinin giderek daha da güçsüzleşiyor oluşuydu. Zhao Tianjiao ve diğerleri buna alışmakta zorlansa da Bai Xiaochun’a henüz çok da zor gelmiyordu. Şu anki ruhsal enerji seviyesi aşağı yukarı Aşağı Sahalar seviyesindeydi.

 

Yani yalnızca Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatının ruhsal enerjisine alışkın kişiler için büyük bir fark söz konusuyken Bai Xiaochun’a çok da şaşırtıcı gelmiyordu.

 

Birkaç günün daha geride kalışıyla, en sonunda, üç şehrin ikincisi olan Dünya Şehrine ulaşıldı!

 

Burası Doğu Denizi Şehrinden farklıydı, siyah tuğlalardan yapılı devasa bir küp şeklindeydi. Her yönden siyah ışıklar yayılıyor, duvarlarda devriye gezen yetişimciler zar zor görünüyordu…

 

Ayrıca defansif silahlar olduğu bariz halde devasa büyülü gülleler de duvarlarda yer alıyordu ve tuğlalardan oluşan beton levhalara tüm şehrin bir büyü formasyonu olduğunu ifade eden büyülü mühürler işliydi.

 

Formasyon kısmen aktif olsa da şehri daima mühürlü tutuyordu. Bu, Büyük Setin içerisindeki ikinci büyük defans hattıydı!

 

Büyük Set Şehri düşecek olursa burası... onun idamesi olarak görev yapacaktı. Şehirde pek çok yetişimci vardı ve erişilebilir kaynaklar inanılmayacak kadar çoktu. İşin doğrusu burası, yedek bir defans konumunun yanı sıra Büyük Set Şehri için bir tedarik merkeziydi de!

 

Akşamın silik ışıklarında Dünya Şehri uğursuz ve yırtıcı, hantal bir yaratığı andırıyordu. Burası insanı uzaktan baktığında bile sarsan bir mekandı, adeta kendine ait öldürücü bir aurası vardı!

 

“Orası Dünya Şehri.” dedi Zhao Tianjiao. “Orada biraz dinlenip yolculuğun ikinci ayağına geçeceğiz. İkinci ayakta tehlikeli durumlarla karşılaşacağımız kesin, o yüzden hepinizin zihnen hazırlanması gerekiyor.” Gruptakilerin surat ifadeleri fazlasıyla kasvetliydi, Bai Xiaochun ise içten içe sızlanıyordu.

 

Şehrin dışına kemikler saçılmış, bir kısmı güneşin altında beyazlamıştı ve çoktandır orada yattıkları belliydi. Tüm alan son derece ıssız ve yaban görünmekteydi.

 

Bai Xiaochun buradaki kemiklerin çoğunun yetişimcilere ait olmadığını görebiliyordu lakin yaratıklara da ait değillerdi. İnsancıl görünseler de daha kalın ve uzunlardı, bir çeşit deve aitmiş gibi duruyorlardı.

 

Son derece dirayetli görünen kemikler ortalığa saçılmış olsa da hemen hemen hiçbiri kırılmamıştı.

 

Bai Xiaochun’un kalbi bunda gizli anlam karşısında küt küt atmaya başlamıştı.

 

“Bana bunların duvarın ötesindeki Yaban Arazi vahşilerine ait olduğunu söylemeyeceksiniz herhalde?” diye düşünüyordu.

 

Bu sırada Bai Xiaochun’un kemiklere baktığını fark eden Zhao Tianjiao şöyle dedi: “Büyük Set aşıldığında Dünya Şehri… kuşatıldı. Çok uzun bir zaman önce yaşanmış olsa da bu kemikler herkes savaşın gaddarlığını anlayabilsin diye kasten açıkta bırakıldı!

 

“Biz yetişimciler Daomuzu takip ederiz ama aynı zamanda tarikatlarımızı ve etrafımızdaki dünyayı da korumak zorundayız! Yabanilerin Cennetkarışı Denizine ulaşmasına izin veremeyiz!” Bu sözler eşliğinde o ve Chen Yueshan Dünya Şehrine doğru uçmaya başladı.

 

Zhao Tianjiao’nun takipçileri ve Chen Yueshan’ın arkadaşları da onlara katılarak Bai Xiaochun’u sona bıraktı.

 

“Tüm bu dövüş ve cinayetler neden ki?” diye düşünüyordu Xiaochun. “Ah, neyse ne. Buranın ne kadar tehlikeli olduğunu görmüşken Du Lingfei’ye katılıyorum. On yıllığına saklanacak bir delik bulmalı, sonra da deva ruhlarımdan birini deva yaratığı ruhlarıyla takas etmeliyim.”

 

Kararını vermiş olan Bai Xiaochun derin bir nefes sonrasında suratındaki ciddi ifadeyi koruyarak harekete geçti. İçten içe dehşete düşmüş olsa da bu hislerin yüzüne yansımasına izin vermeyecekti.

 

Çabucak Zhao Tianjiao’ya yetişerek şöyle dedi: “Kesinlikle haklısın, Büyük Kardeş Zhao! Biz yetişimciler Yabanilerle dövüşürken canımızı ortaya koymalıyız!”

 

Zhao Tianjiao içten bir kahkahayla karşılık verdi. Çok geçmeden şehir kapılarının dışına vardılar ve kimlik madalyonlarının incelenişinin ardından içeri alındılar.

 

Dünya Şehri dışarıdan büyük görünüyordu lakin içeri girdikten sonra daha da büyük olduğu açığa çıkmıştı. Sokaklar sağa sola giden yetişimcilerle tıklım tıklım doluydu ama buna rağmen konuşma gürültüsü yoktu, hiç kimse yüksek sesle konuşmak istemezmiş gibiydi.

 

Bai Xiaochun Dünya Şehrindeki kaynakların fazlasıyla yoğun olduğunu görebiliyordu. Tıbbi haplar, büyülü nesneler, kâğıt tılsımlar ve benzerleri her yerde bulunabiliyordu. Üstelik fiyatlar da fahiş değildi. Hatta tıbbi hapların çoğu dışarıya nazaran ucuzdu.

 

Bai Xiaochun’un gözüne çarpan başka bir şey de şehirdeki garnizondu!!

 

Her biri öldürücü auralar saçan ve birer kan kırmızı elle dekore edilmiş eşsiz kılıklarda yetişimcilerle tıklım tıklım doluydu!

 

O eller yetişimcileri ceset dağlarına tırmanan, kan denizlerini aşan kişiler gibi gösteren bir büyü formasyonu gücü yaymaktaydı. Garnizon şehirden her çıkışında insanlardan nihai saygı görüyordu.

 

“O yetişimciler Çelik Damarlılar Salonu üyeleri,” diye açıkladı Zhao Tianjiao, “ama Büyük Set Şehrindeki yoldaşlarından farklılar. Bu kişiler duvarın dışındaki mücadelelere yalnızca arada bir gidiyor. Zamanlarının çoğuysa burayı, Dünya Şehrini koruyarak geçiyor.” Çelik Damarlılar Salonuna bakan Zhao Tianjiao’nun gözleri saygı ve beklentiyle ışıldıyordu.

 

“Arada bir mi çıkıyorlar?” Bu kişilerin duvar dışına yalnızca arada bir çıktığını ama buna rağmen tamamen şok edici göründüklerini düşünen Bai Xiaochun… üçüncü şehirdeki yetişimcilerin nasıl olduğunu düşünmeden edememişti.

 

O stresiyle boğuşurken grup, geceyi geçirecekleri bir han buldu. Zhao Tianjiao ve Chen Yueshan ise garnizonun kıdemlilerini ziyarete gitti; statüleri gereği bu, grup içerisinde yalnızca onların sahip olduğu bir haktı.

 

Zhao Tianjiao Bai Xiaochun’u da beraberinde gelmeye davet etmiş ama Xiaochun biraz düşündükten sonra şehri keşfetmeyi seçmişti.

 

Akşam çöktü, gök karardı. Fakat Dünya Şehri buna rağmen gün içerisindeki kadar yoğundu, dükkanlar kapanmamıştı. Bai Xiaochun kalabalığın arasında gezmekte ve dükkanlara bakmaktaydı. Kalabalık son derece sessizdi; konuşanların sesleriyse fısıltıya yakındı.

 

En ufak tabirle son derece garip bir ortamdı.

 

#Sete giderek yaklaşıyoruz, ikinci şehrimiz olan Dünya Şehrine vardık. Dev kemiklerinin kalıntıları, havalı garnizon, daima canlı ama sessiz bir ortam... 
Bizimki şimdiden gördüklerinden korkarak on yıl saklanma kararı almış durumda. Ama bunu başarabileceğine pek de ihtimal veremiyorum. Bence bizi sessiz sakin bir on yıl beklemiyordur. Yine de okuyup göreceğiz tabii ki. Öyleyse bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18288 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37538 Bölüm Sayısı


creator
manga tr