Bölüm 447 : Pis Şeyin Dönüşü

avatar
1954 0

A Will Eternal - Bölüm 447 : Pis Şeyin Dönüşü


Çevirmen : Clumsy 

 

Ji Fang’ın gözü başından beri o altın çopradaydı. Zaten Zhao Tianjiao, Chen Yueshan ve Tanrıtanımaz hariç herkes anında balığa göz dikmişti.

 

Bu yüzden Ji Fang anın sıcaklığıyla balığı kapmakta karar kılmıştı. Bai Xiaochun’dan birazcık korksa da Gongsun Wan’er’le takım olsa bile onunla baş edebileceğine emindi.

 

Sonuçta arkasında desteği olan tek kişi Bai Xiaochun değildi; Ji Fang’ın da kendi takipçileri vardı. Haliyle cevap vermeye bile tenezzül etmemiş, öylece arkasını dönüp harekete geçmişti.

 

Bai Xiaochun, “Katlanılamaz bir zorbalık!” diye öfkeyle homurdandı. Ona ait bir şeyin böyle alenen çalınmasını sindirmek zordu ve tam öne çıkıp Ji Fang’ın gidişini engelleyecekken kolu Usta Tanrı-Kahin tarafından kavrandı.

 

“İkincil Başpapaz, bırak gitsin. Ji Fang eskiden ilk 3teydi, sonradan 5. sıraya inse de hala korkunç bir güce sahip!”

 

“Alt tarafı bir balık.” diyen Song Que de sıkılı dişlerinin ardından Ji Fang’ın gidişini izliyordu. “Üzerine kavga çıkarmaya gerek yok. Bu sınıra gittiğimizde işleri daha da zorlaştırabilir.”

 

Herkesin kendisini ikna etmeye çalıştığını gören Bai Xiaochun çenesini sıkarak soğuk bir şekilde homurdandı. Song Que’nin de Usta Tanrı-Kahinin de aynı şeyi hissedip Ji Fang’tan çekindiğini anlayabiliyordu. Bai Xiaochun kendi başına hamle etse bile onları da işin içine çekmiş olurdu, bu yüzden bu işi kabullenmekten başka şansı yoktu.

 

“Bu herif fazla boğucu.” diye mırıldandı. “Bu kişilikle Yaban Arazilere ulaşır ulaşmaz kesin öldürülür!” Bu sözlerin ardından yıkık bir şekilde kamarasına döndü.

 

Bu sahneden sonra geriye yalnızca Gongsun Wan’er kalmış ve hiç kimse fark etmese de Ji Fang’ın uzaklaşışını izlemişti. Ardından dudaklarını yaladı ve gözlerinde garip bir ışık titreşti.

 

“Lezzetli görünüyor.” diye mırıldandı kendi kendine.

 

O gece Bai Xiaochun cephesinde hiçbir şey olmadı. Bağdaş kurarak meditasyon yapıyor, o günün olaylarını aklından geçiriyor ve iyice sinirleniyordu.

 

“Bu meseleyi böylece bırakamam.” diye düşünüyordu. “Ji Fang’ın da bazı yetenekleri olabilir ama bendekiler daha fazla! Ona bir şekilde hiç unutamayacağı bir ders vermem lazım!” Düşüncelerinde bu noktaya vardığında çantasını açarak küçük kaplumbağayı aradı fakat arayış süresi uzasa da bir türlü başarılı olamadı.

 

Şafağın ilk ışıkları kendisini gösterirken canı hiç olmadığı kadar sıkkındı. Fakat o noktada, geminin sessiz ve sakin atmosferi Bai Xiaochun’un da bulunduğu 3. güverteden yükselen kan dondurucu bir çığlıkla bozuldu.

 

O çığlığın korkunç bir yanı vardı, söndürülmekte olan bir yaşam gücünün desteğini almış gibiydi. Bu sesi işiten çokça kişinin arasında Bai Xiaochun da vardı.

 

“Neler oluyor!?”

 

Song Que ve diğer Dao koruyucuları gözlerini açarak şaşkın bir şekilde etrafa bakmaktaydı. Çok geçmeden 3. güvertedeki diğer Seçilmişler de açığa çıktı.

 

Zhao Tianjiao ve Chen Yueshan bile 2. güverteden inmiş, çığlığın kaynağını arayanlara katılmıştı!

 

3. güvertedeki pörsümüş cesedi bulmalarıysa çok sürmedi.

 

Cesedin bulunduğu kamara Ji Fang’a aitti… ve yakından incelendiğinde cesedin de Ji Fang’ın ta kendisi olduğu ortaya çıktı!

 

“Bu…” dedi Bai Xiaochun soluğu kesilerek.

 

Ji Fang tanınamayacak derecede kurutulmuştu. İskeletten farksız olmasına rağmen ölümünün üzerinden çok geçmediği, yine de çürümeye başladığı görünüyordu. Buradaki herkes Öz Formasyonda ve en iyi Seçilmişler arasında olduğu için de… Ji Fang’ın son derece garip bir yolla öldürüldüğü fark edilmişti. Belli ki kanı çekilmişti!!

 

Hayret nidaları ve iç çekişler herkesi teslim almıştı. Neticede Ji Fang Öz Formasyonun büyük çemberindeydi ve inanılmaz bir güce sahipti. Buna rağmen alanda hiçbir büyülü mücadele belirtisi bırakmadan anında öldürülmüştü!

 

Ji Fang’ın kamarasındaki yoğun, frijit soğukluk da herkesin zihinlerini titretmişti.

 

Bai Xiaochun Ji Fang’ın cesedine nutku tutulmuş bir şekilde bakıyor, gözlerine inanamıyordu. Tüm gece Ji Fang’ı düşünmüştü ama ertesi gün ölmüş olabileceğini hiçbir şekilde hayal edemezdi.

 

“Gerçekten öldü mü?” Bai Xiaochun bilhassa cesedin bu kadar tanıdık gelişi karşısında nefesini kontrol etmekte zorlanıyordu. O üzerine çok düşünememişken Usta Tanrı-Kahin ve Song Que’nin suratlarındaki kanlar da çekildi ve gözlerinde bir korku ışıldadı.

 

Chen Manyao’nun da soluğu kesilmiş, suratına bir dehşet yayılmıştı.

 

Üç gözlü Chen Hetian ve Ruhun Başlangıç uzmanları burada olsaydı işler bu derece dehşet verici olmayabilirdi. Fakat Kıdemli neslin yokluğunda hiçbir Öz Formasyon çırağı ne yapılacağını bilemiyordu. Bu yüzden herkesin gözleri liderlik yapması umuduyla Zhao Tianjiao’ya çevrilmişti. Cesedi bir müddet inceleyen genç adam ifadesi titreşerek şöyle dedi: “Nahoş bir şey de bizimle birlikte gemiye binmiş gibi görünüyor. Herkesin ekstra dikkatli olması gerekli!”

 

Tüm çıraklar korkudan ürperirken Bai Xiaochun kafatasının uyuştuğunu hissediyordu. Ne yazık ki Ji Fang’ın ölümündeki esrar şu anda açıklanabilecek gibi değildi, haliyle herkes temkinli bir şekilde dağılmıştı.

 

Bai Xiaochun da kalbi korkudan küt küt atarak Song Que, Usta Tanrı-Kahin ve Chen Manyao ile birlikte odasına döndü. Hepsi içeri girdikten sonra kapıyı kapatarak beti benzi atık arkadaşlarına döndü.

 

Durumu ben mi abartıyorum acaba endişesiyle çekine çekine şöyle dedi: “Cesedin durumu size de tanıdık geldi mi?”

 

Usta Tanrı-Kahin alarm ve dehşet dolu bir sesle yanıtladı: “İkincil Başpapaz… o ceset… bana Nehre Meydan Okuyan Tarikattaki cesetleri anımsattı!”

 

“Tıpatıp aynı!” dedi Song Que.

 

“Ben de fark ettim.” dedi Chen Manyao bir an sonra. “Bu ceset de aynı diğer cesetler gibiydi…”

 

Bu yanıtları alan Bai Xiaochun’un kafatası patlayacak gibiydi. Cesetlerin aşinalığı ve Zhao Tianjiao’nun sözleri birleşince Nehre Meydan Okuyan Tarikatta yaşananları düşünmeden edememişti. Üç Dao koruyucusunun onayını da alınca iki olayın bağlantısı konusunda ikna olmuştu.  

 

“Lanet olsun!” diye sızlandı. “Bu nasıl mümkün olabilir? Ben… ben onca yol geldim ama o pis şey de onca yolda beni takip mi etti?” Bu olay düşündükçe kulağa daha garip ve ürkütücü geliyordu. Anında kötülük kovucu tılsımlarından çıkartarak üzerine yerleştirdi.

 

Tabii ki bu yeterli gelmezdi. Hemencecik Usta Tanrı-Kahin ve Song Que’nin yardımını alarak kamaraya yeni büyü formasyonları yerleştirdi. Sonra da şahsi odasına gidip ekstra büyü formasyonları ekledi ve Ruh Yaklaştırma Haplarından bolca hazırladı.

 

“Kötülük kovucu tılsımlarım, büyü formasyonlarım ve Ruh Yaklaştırma Haplarım var. O pis şeyin azıcık aklı varsa beni kışkırtmaya cüret etmez… Evet, aynen öyle. Beni kışkırtırsa acınası bir sona kavuşacağı kesin!” Ağlamanın eşiğine gelmiş bir şekilde Song Que ve diğerleri de burada diyerek kendisini cesaretlendirmeye devam etti. Onlar etraftayken o pis şeyin kendisini bulması pek muhtemel değildi.

 

Ama o noktada aklına Ji Fang’ın Öz Formasyonun büyük çemberinde olduğu geldi. Kendisi de Öz Formasyonda olduğu için bu durum iyice güvensiz ve korunaksız hissetmesine yol açtı. Ji Fang’ın kanı çekilmiş, kuruyup kalmış cesedinin görüntüsü zihninden çıkmıyordu.

 

“Ne biçim bir hayaletle karşı karşıyayız?” diye düşünüyordu. “O deva Chen Hetian ne zaman dönecek?”

 

Bu şekilde tüm geceyi stres ve uyanıklıkla geçirdi.

 

Tabii ki tek gergin kişi o değildi. Song Que, Usta Tanrı-Kahin, Chen Manyao ve 3. güvertedeki, hatta 4. ve 5.dekiler bile gergindi.

 

Öldürülen başka biri olsa mesele bu kadar büyümeyebilirdi. Ama Ji Fang süperstarlar arasında beşinciydi ve sıra dışı bir savaş gücüne sahipti. Buna rağmen tuhaf ve tüyler ürpertici bir kadere sahip olarak herkesi tedirgin etmişti.

 

Şafağın çöküşüyle etrafı kolaçan eden ve başka birinin ölmediğini gören insanlar en sonunda rahat nefesler almaya başlamıştı. Bai Xiaochun ise bir nebze rahatlamış olsa da pek huzura ermiş değildi. Gün ışığından faydalanarak odanın hem içine hem de dışına yeni formasyonlar yerleştirdi. Ne yazık ki kağıt tılsım yaratma konusunda iyi değildi, aksi takdirde kötü ruhları kovmak için çok daha fazla nesnesi olabilirdi.

 

Üç gün göz açıp kapayıncaya dek geride kaldı. Hiç kimse ölmemiş ve gemideki atmosfer normale dönmüştü. İnsanlar yeniden ana güverteye çıkmaya başlamıştı. Fakat kalplerindeki ağırlık kalkmamıştı ve herkes sık sık üç gözlü Chen Hetian ve Ruhun Başlangıç uzmanlarının dönüşünü umarak göğe bakmaktaydı.

 

En nihayetinde yarım ay daha geride kaldı… Fakat Chen Hetian da diğerleri de geri dönmemişti, bu süreçte ölen başka biriyse olmamıştı. Ve Bai Xiaochun rahat bir nefes alabilir hale gelmişti.

 

“Belki de yanılıyorumdur. Ji Fang’ı o pis şey değil de… büyük balık öldürmüş olabilir mi?”

 

#Kıdemlileri de mi şekerim öldürdü be? Neden geri dönmüyor bu adamlar merak ettim sahiden.
Bu arada adamın ölüşüne de pek üzülmedim valla, insanların hakkını çalarak bunu hak etmişti. Gerçi şekerim tarafından kanı çekilerek öldürülmek de çok hoş bir son değil tabii... 
O zaman bakalım sırada nasıl bir macera varmış, okumaya devam!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18156 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37432 Bölüm Sayısı


creator
manga tr