Bölüm 419 : Rütbeye Saygı

avatar
2157 0

A Will Eternal - Bölüm 419 : Rütbeye Saygı


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’un Chen Manyao’ya dönük gözleri ansızın ışıldamıştı.

 

Chen Manyao ise ağzını kapatıp hafifçe gülümsüyor, gözleri büyüleyici bir parıltı taşıyordu. Bai Xiaochun’un bu haberle ne kadar ilgilendiğini görünce lafı dolandırmamakta karar kıldı.

 

“Yürüttüğüm son araştırmalar neticesinde eminim ki tam konumunu bilmesem de… Du Lingfei kesinlikle Yıldızlı Gök Dao Polarite Tarikatında!”

 

Bai Xiaochun hiçbir şey söylemese de gözleri hala ışıldamaktaydı.

 

“Sana verdiğim sözleri tutacağım.” dedi Chen Manyao. “Araştırmaya devam edecek ve belirgin bir bilgi elde ettikçe sana anlatacağım. Şimdilik Du Lingfei’nin büyük ihtimalle senin buradaki varlığından haberdar olduğunu bil, yeter.” dedikten sonra Bai Xiaochun’a son bir bakış atarak arkasını dönüp uzaklaştı.

 

Bai Xiaochun ise onun gidişinin ardından bir müddet mağaranın girişinde dikilip ufukta batan güneşe, akşam gölgeleriyle göz alabildiğince uzanan büyüleyici altın denize baktı. Ve bir yandan da anılarını düşündü.

 

İki saatin sonundaysa derin bir nefes alıp kalbini yatıştırarak meditasyon yapmak adına mağarasına döndü. Artık Du Lingfei gerçeğini öğrenme konusunda yıllar önceki kadar inatçı değildi.

 

Fakat birkaç gün sonra bir tedirginlik duymaya başladı. Hem Du Lingfei meselesi yüzünden içi içini yiyor hem de Yaşayan Dağ Büyüsünü ve Taşdağın söylediklerini düşünmeden edemiyordu.

 

“Kendimi ve dağı unutacağım. Sonra uyanacağım… Ve ben dağ olacağım, dağ da ben olacak…” diyerek kaşlarını çattı. Sözleri genel olarak anlasa da en önemli kısmın ‘unutma’ kısmı olduğu barizdi.

 

Tabii ki bir şeyi unutmaktan bahsetmek kolaydı lakin bunu yapabilmek bambaşka bir meseleydi ve an itibariyle Bai Xiaochun’un bunu nasıl yapacağıyla ilgili hiçbir fikri yoktu.

 

“Nasıl unutacağım?” diye mırıldandı tedirgince. “Transa mı gireceğim? Anımsatıcı transla ilgili bir şey söylemiyordu… Keşke unuttum deyip anında unutmanın bir yolu olsaydı! Harika olurdu.” Bu sözler dudaklarından çıkar çıkmaz yerinde donakaldı ve gözlerine garip bir ışıltı yerleşti.

 

“Unuttum deyip anında unutmak…” Dudaklarını yalarken gözlerindeki ışıltıyla Fantezi Hapını anımsadı, yani tüketildiğinde gerçekliği unutturacak halüsinasyonlar yaşatan hapı…  

 

“Doğru ya!” diyerek heyecanla uyluğunu tokatladıktan sora ayaklanarak mağarasında ileri geri yürümeye başladı. Uzun bir müddet düşündükten sonra da bir Fantezi Hapı çıkartarak dikkatlice inceledi. Ardından hapı tüketen yetişimcilerin suratlarına yerleşen son derece tuhaf ifadeleri düşünerek kaşlarını çattı ve acaba hapı tüketince nasıl görünürüm diye endişelenmeye başladı.

 

“Yo, böyle olmayacak. Hapı kendim tüketeceksem çok daha dikkatli olmam lazım. Formülü bana uyacak şekilde ayarlamalıyım.” Bu mesele üzerine biraz daha düşündükten sonra gerekli malzemeleri almak adına İblis Katledenler Salonuna koşturdu.

 

Tedarik deposundan sorumlu çırak Bai Xiaochun’u görür görmez gülümseyerek saygıdeğer bir şekilde eğildi. Bai Xiaochun İblis Katledenler Salonunu oldukça sık ziyaret ediyor, veresiye pek çok ürün alıyordu. Bu İblis Katledenler Salonunda hiç yaşanmayan bir şey olduğu için de bir hayli ünlenmişti.

 

“Bu hapı tekrar üretmem lazım. Hiç tehlikeli olmayan, bana has bir hapa ihtiyacım var. Unuttum deyip anında unutacak, uyanayım deyip anında uyanacağım. İşte böyle bir hapa ihtiyacım var!” Düşündükçe daha da mantıklı geliyordu. Bu yüzden gerekli olan, son derece nadir bulunan tıbbi bitkilere bolca erdem puanı harcadı.

 

Erişebildiği nesnelere bakarken de gözü, çiçeği olmayan, her biri farklı renklerde yedi yaprak taşıyan bir ruh bitkisine takıldı.

 

Ansızın gözleri aydınlandı ve soluğu kesildi.

 

“Yedi renkli sisli deniz otu!!” Ruh Akımı Tarikatındayken bir yeşim kâğıtta bu bitkiyle ilgili bazı bilgiler okumuştu. Bu bitki hayal gördüren tıbbi haplarda kullanılan halüsinasyon yaratan bir sis yayabiliyordu. Hem alışılmadık derecede etkiliydi hem de hiçbir zararlı yan etkisi yoktu.

 

Heyecanlı bir şekilde, “Bana şunlardan ver!” diyerek yedi renkli sisli deniz otunu işaret etti.

 

“Büyük Kardeş Bai, tarikat bu tıbbi bitkinin satışını sınırladı. Sadece ilk 1,000 Yıldızlı Gök Dao Polarite Süperstarı bu bitkiden alabilir.”

 

“Ha?” diyen Bai Xiaochun’un ağzı açık kalmıştı. Anlık bir tereddüt sonrasındaysa heyecanını bastıramayarak aceleyle ana tapınağa uçtu.

 

Yol boyunca sayısız çırağın saygılı bakışlarıyla karşılaştı. Normal şartlarda buraya her gelişinde etrafta biraz gösteriş yapardı fakat bu defa gösteriş yapamayacak kadar heyecanlıydı ve doğruca tapınağa geçmişti.

 

“Salon Efendisi,” diye bağırdı daha tapınağa varmadan, “benim, Bai Xiaochun. Sizden yardım talep edebilir miyim?” Dışarıda nöbet tutmakta olan Usta Bulut-Daosu Bai Xiaochun’u görür görmez gülümsedi ve kenara çekilerek içeri girmesine müsaade etti.

 

Feng Youde tapınağın ucunda oturup meditasyon yapmaktaydı. Fakat Bai Xiaochun’un aceleyle içeri dalışıyla gözleri açıldı.

 

Yüzüne zoraki bir gülümseme yerleştirerek şöyle dedi: “Sana nasıl yardımcı olabilirim, Xiaochun?”

 

Bai Xiaochun’un son zamanlarda Sonsuz Dağ Vadisinde oluşu İblis Katledenler Salonunu bir hayli sessizleştirmişti. Öncesinde mutlaka bir mesele bularak gelir ve Feng Youde’yi rahatsız ederdi.

 

“Salon Efendisi,” dedi Bai Xiaochun çekinerek, “gerçekten biraz yedi renkli sisli deniz otuna ihtiyacım var. Sizde var mı acaba? Birkaç dal alabilir miyim?”

 

Feng Youde bir yeşim kağıt çıkartarak salondaki stoku kontrol etti. Bir an sonraysa suratı seğirdi; yedi renkli sisli deniz otu pek nadir bir bitki olmasa da ellerindeki stok azdı. İblis Katledenler Salonu yalnızca üç dala sahipti. Üstelik bu bitki, halüsinasyon etkisi nedeniyle yalnızca nispeten yüksek yetişimlilere teslim edilirdi. Bu yüzden tarikat, dağıtımına limit koymuştu.

 

Feng Youde iç çekerek şöyle dedi: “Ah, mesele değil. Gidip ilk 1,000 Yıldızlı Gök Dao Polarite Süperstarından birini bul ve senin için satın almalarını iste.”

 

Bu noktada kendisini Bai Xiaochun’un Dao Koruyucusu gibi hissediyordu. Kalbinde yükselen kederi bastırarak sesini yükseltti ve devam etti: “Usta Bulut-Daosu, bu meseleyle ilgilenebilir misin lütfen?”

 

Usta Bulut-Daosu başıyla onay vererek aceleyle harekete geçti.

 

Bai Xiaochun çok etkilenmişti. Buraya gelme amacı ilk 1,000 kişiden birine ulaşıp kendisine bitki almalarını sağlama konusunda Feng Youde’den yardım almaktı. Kolunu Usta Bulut-Daosunun omzuna atarak aceleyle salondan çıktı.

 

“Küçük Kardeş Bai,” dedi Usta Bulut-Daosu çabucak, “İblis Katledenler Salonunda ilk 1,000e giren sadece birkaç düzine çırak var. Hepsi de Seçilmiş kişiler, e doğal olarak çokça gururlu ve kibirliler. Hiçbiri bir karşılık olmadan sana yardım etmeyi kabul etmeyecektir.” Usta Bulut-Daosu Bai Xiaochun’dan gerçeği saklamıyordu. İblis Katledenler Salonunun onur koruması olarak hem Bai Xiaochun’u gücendirmek istemiyor hem de ilk 1,000de olanların kışkırtılmasını önlemeye çalışıyordu.

 

“Sorun değil!” diyen Bai Xiaochun kolunu sıvadı. Elinde çok olan bir şey varsa o da erdem puanıydı. Haz dolu bir şekilde, uzaklardaki bir mağaraya yönelen Usta Bulut-Daosunun peşine takıldı.

 

Usta Bulut-Daosu belli bir noktaya geldiğinde duraksayarak açıklamalarına başladı: “Bu Küçük Kardeş Zhou’nun ölümsüz mağarası. Daha yüz yaşına gelmemiş olmasına rağmen Öz Formasyon sonlarına ulaştı. Gökkuşağının yeşil kısmında ve Süperstarlar arasında 777. sırada!

 

“Küçük Kardeş Zhou gerçek bir Seçilmiştir ve İblis Katledenler Salonunda da çok ünlüdür. Ayrıca düşük rütbeli çıraklar arasında pek çok takipçisi var. Hadi ona bir uğrayalım. Ama çok saygılı olmaya dikkat et ve kesinlikle onu gücendirecek bir şey söyleme.” Usta Bulut-Daosu satır aralarına birkaç uyarı daha sıkıştırmış, Bai Xiaochun ise tüm bu süreç boyunca başını sallayarak onay vermişti. Kişinin yardım isteyeceği vakit en iyi tavrını takınması gerektiğini biliyordu.

 

İkili henüz eve varamamışken yolları üç yetişimci tarafından kesildi. Engin yetişimleri olan bu üçlü gelenin Usta Bulut-Daosu olduğunu görünce kenara çekildi. Fakat kapıya ulaşan Usta Bulut-Daosu kapıyı ne kadar çalarsa çalsın en ufak bir karşılık alamadı.

 

Sanırım Küçük Kardeş Zhou evde değil…” dedi Usta Bulut-Daosu, biraz tuhaf bir şekilde.

 

Bai Xiaochun ise kaşlarını çatarak üçüncü gözünü hafifçe araladı. Böylece hemencecik ölümsüz mağarasının içini görebilmişti. Bir divanın üzerinde uzanan genç adam birkaç hizmetli tarafından çevrelenmişti. Bai Xiaochun ve Usta Bulut-Daosunu duymazdan gelen gencin suratındaki küçümseme barizdi.

 

“Endişelenme Küçük Kardeş Bai, hadi gel devam edelim. Sıradaki mağara Küçük Kardeş Chen’e ait. O benim bir dostumdur, eminim böyle ufak bir meselede bize yardım edecektir.” Bai Xiaochun’un biraz canı sıkılmıştı fakat Usta Bulut-Daosunu ikinci mağaraya doğru takip etti.

 

Görünen o ki Usta Bulut-Daosu sahiden de Küçük Kardeş Chen ile arkadaştı, çünkü adam kapıyı anında açmış ve onları içeri davet etmişti. Fakat soğuk davranmıyor olmasına rağmen pek sıcak olduğu da söylenemezdi. Usta Bulut-Daosunun meseleyi açıklayışının ardından Bai Xiaochun’a soğuk bir bakış atarak karşılık verdi: “İnziva seansım sonlandıktan sonra bu meseleyle ilgileneceğim.”

 

“Çok teşekkürler, Büyük Kardeş Chen!” dedi Bai Xiaochun çabucak. “Acaba ne kadar süre--”

 

“En erken iki yıl. Belki beşi de bulabilir.” dedikten sonra sabırsız bir görünümle ikiliyi mağarasından gönderdi.

 

#Bir ot uğruna kapı kapı dolaşan ikilimiz pek sıcak karşılanmıyor, istediklerini elde edebilecek gibi de görünmüyorlar. Süperstar olmak da süperstarlardan bir şey almak da pek kolay değil belli ki 
Peki bizimki bu arayışında başarılı olabilecek mi dersiniz? Bakalım olacak mıymış, bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18147 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37423 Bölüm Sayısı


creator
manga tr