Bölüm 311 : O... Yara İzi!!

avatar
2587 0

A Will Eternal - Bölüm 311 : O... Yara İzi!!


Çevirmen : Clumsy 

 

Ayın beyaz ışıkları yerden yansıyor, ısırıcı bir soğuğa narin bir hava eşlik ediyordu. Manzara bütünüyle nefes kesici güzellikteydi.

 

Konutunun kapısında dikilen Xuemei de son derece çarpıcı görünüyordu. Genişçe bir cüppe giyiyor olmasına rağmen bedeninin kıvrımları kumaşın altından kendisini gösteriyordu. Gerçekten çok güzeldi.

 

Sesi yumuşak olsa da hafif bir rahatsız edicilik taşıyor, Bai Xiaochun’un kulaklarının tırmalanmasına yol açıyordu…

 

Geçen sefer tüm uğraşlarına rağmen mağarasından çıkartamadığı kızı ansızın karşısında bulan Xiaochun gülümsemeye başlamıştı.

 

“Bir önceki gelişimde beni görmeyi reddetmiştin. Bu defa kaçacak bir yerin yok.”

 

Tanıdık konuşma şekli ve herhangi bir isim kullanma gereği duymaması kızın bakışlarını derinleştirmiş ve gözlerine garip bir ışıltı yerleştirmişti. Maskesine ve yüz hatlarının görülmesinin imkansızlığına rağmen son derece güçsüz görünmesine yol açan bir şey söz konusuydu.

 

“Hayatımı kurtarma nezaketini gösterdiğiniz için çok teşekkürler, Kan Efendisi. Geçen sefer mağarama geldiğinizde yaralıydım ve kan efendiliği mücadelesini yeni kaybetmiştim. Tükenmiş hissediyordum, sizinle yüzleşecek gibi değildim. Lütfen beni bağışlayın.” Bu sözlerle kollarını kavuşturarak saygılı bir selam verdi. Bu esnada kıyafetinden sıyrılan elinde çoktandır orada olduğu belli olan bir yara izi görüldü. Ayrıca Xiaochun, daha belirgin hale gelen kıvrımlarına bakmadan edemedi.

 

Ardından boğazını temizleyerek şöyle dedi: “Bu resmiyet neden, boo? Maskeni çıkar da seni görebileyim.”

 

Kalbinde yükselen heyecanla kapıya doğru bir adım attı.

 

Xuemei’nin gözleri irileşmişti. Bai Xiaochun’un böyle bir şey söyleyeceğini ya da kendisine yaklaşacağını hiç beklemiyordu ve üzerinde düşünmeden gerilemeye başlamıştı.

 

Ansızın dizlerinin güçsüzleşişiyle sendeledi ve gözlerinde öfke ışıltılarıyla şöyle dedi: “Kan Efendisi, lütfen kendinize gelin. Beni kurtararak büyük bir nezaket gösterdiniz ama bu size bana saygısızlık etme hakkını vermez! Ben Xuemei’yim, ‘boo’ falan değilim.”

 

“Saçmalığı kes!” dedi Bai Xiaochun canı sıkılarak. Ve bir adım daha atıp yetişim basamağının gücünü salarak inanılmaz bir hıza erişti. Bir an sonra Xuemei’nin önüne varmıştı.

 

Başka bir zaman olsa Xuemei’nin yetişim basamağı ona karşı koymak için yeterli gelirdi fakat şu anda ağır bir yaralanma sonrası toparlanmaktaydı ve hiçbir şekilde Xiaochun’a denk olamazdı. Bu yüzden Xiaochun göz açıp kapayıncaya dek kendisine uzandı ve suratındaki maskeyi çekip aldı!

 

Maskenin çıkışıyla siyah saçlar bir şelale misali omuzlarına döküldü. Maske bir kenara fırlatılırken soluk benizli ve tüm çıplaklığıyla soğuk bir güzellik gözler önüne serildi. Kızın öfkeli olduğu barizdi ama öylesine güçsüzdü ki öfkesini yeterince yansıtamıyordu.

 

İnsanın ruhunu sarsacak bir güzelliği olmasa da Song Junwan’la aynı kefeye koyulabilecek kadar hoştu!

 

Fakat bu kişi Du Lingfei değildi!

 

Xuemei iyice gerilemeye başlamıştı. Yüzü solgun, saçları karman çormandı ve titriyordu. Gözleri soğuk alevlerle yanarken Bai Xiaochun’u işaret ederek bağırmaya başladı: “Ne yaptığını sanıyorsun Karamahzen!?!?”

 

Genel güçsüzlüğünden ötürü gözlerindeki soğukluk daha ziyade aşağılanmayı andırmaktaydı.

 

Karşısındaki suratı gören Bai Xiaochun’un ifadesi şiddetle titreşti ve etrafında öldürücü bir aura yankılanmaya başladı. Gözleri anında kanlanmıştı.

 

“Eğer benim boo’m değilsen,” dedi, “kimsin sen?!?!” Zihni şok ve gerginlikle bulanmaya başlamıştı.

 

Xuemei’nin suratı eskisinden de soğuk bir öfkeye büründü. Bai Xiaochun’un yaptıklarına inanamıyor gibiydi. Hayatını kurtardığı için teşekkür etmek adına harekete geçmiş ama Xiaochun beklenmedik bir şekilde önce maskesini söküp atmış, sonra da delinin teki gibi davranmaya başlamıştı. Biraz daha gerilerken gözlerine sert bir bakış yerleşti.

 

“Kafayı mı yedin Karamahzen? Tekrar ediyorum, ben senin boo’n değilim! Ben Xuemei’yim!”

 

“Sen Xuemei değilsin!!” Bai Xiaochun’un kalbi ve zihni kaos halindeydi, delirmek üzere olduğunu hissediyordu. Xuemei’nin suratına bakarken aklı Kan Atasında yaşananlara gitmişti. O maskenin son çıkışında ortaya çıkan surat bambaşkaydı!

 

“Ne demek sen Xuemei değilsin? Neden bahsediyorsun?!” diyen Xuemei tedirgin bir şekilde gerilemeye devam ediyordu. Ansızın Bai Xiaochun’un bu versiyonunun çok ama çok tehlikeli olduğu hissine kapılmıştı, adeta düşmeyi bekleyen bir yıldırım gibiydi.

 

“Kimsin sen?” diye bağırdı Bai Xiaochun gerileyen Xuemei’ye. “Neden Xuemei gibi davranıyorsun? Gerçek Xuemei nerede!?!?” Yanıtlara ihtiyacı vardı. Bir açıklama olmadan bu durumu ardında bırakamazdı. Uçarcasına ilerleyerek uzandı ve Xuemei’yi dehşete sokacak şekilde kolundan yakalamaya yeltendi.

 

Fakat o anda mekânı hafif bir öksürük sesi doldurdu. Bu öksürük Bai Xiaochun’un kulaklarına bir gök gürültüsü gibi gelmişti.

 

O yerinde sendelerken Xuemei kendisine uzanan koldan uzaklaşmayı başardı ve çabucak iki elli bir büyü hareketi gerçekleştirerek önünde titreşen bir erik çiçeği imgesi belirtti. Artık bir öldürme güdüsü yayıyor, zihni Bai Xiaochun’a olan öfkesiyle kıvranıyordu.

 

Bai Xiaochun başını şiddetle sallasa da içinde gümleyen seslerin sonu gelmiyordu. Solgun bir suratla yerinde duraksarken bakışları Xuemei’nin arkasında beliren orta yaşlı adama çevrilmişti.

 

Sert hatları olan adam kınından çıkmış bir kılıç kadar tehlikeli görünüyordu. Odaya yaydığı baskı yüzünden Bai Xiaochun’un tek bir adım dahi atması imkânsız hale gelmişti.

 

“Başpapaz Limitsiz!” diyen Bai Xiaochun’un gözbebekleri kısıldı. Başka bir an olsa Ruhun Başlangıç Aşamasındaki birinin baskısı karşısında korkudan titreyebilirdi fakat şu anda umurunda bile değildi.

 

Başpapaz Limitsiz suratında son derece ciddi bir bakışla Xuemei’nin omzuna dokundu. Xuemei ise pek hoşnut görünmemesine rağmen babasına karşı çıkamayarak öldürücü aurasını geri çekti.

 

“Baba” diyerek selamını verdi. Sonra da qi ve kanını dengeleyerek kan rengi erik çiçeğini dağıttı.

 

“Başpapaz Limitsiz, kızınıza bir bakın!” dedi Bai Xiaochun dik bakışlarla. “O Xuemei değil!”

 

Öylesine öfkeliydi ki üzerine çöken baskıya rağmen geri çekilmeye niyeti yoktu.

 

Başpapaz Limitsiz Bai Xiaochun’a soğuk bakışlar atmakla yetindi, hiçbir şey söylemedi. Fakat sessizliğini sürdürdükçe baskısı yoğunlaşıyordu. Bai Xiaochun titremeye başlamıştı, bir noktada dayanamayıp kükreyerek kan qi’si akışları doğurdu. Bu Kan Atasının kan qi’siydi ve Bai Xiaochun’la birleşimi enerjisini iyice güçlendirmişti. Giderek kuvvetlenen enerji en sonunda Başpapaz Limitsizinkine benzemişti!

 

Xuemei ürperen bir kalple önce Bai Xiaochun’a sonra da babasına baktı. Babasının gözlerinde tanıdık, garip bir ışık mevcuttu. O ışık ortaya çıkmışsa karşısındaki kişi çok önemli demekti.

 

“Benim tek bir kızım var, o da karşımda!” diyen Başpapaz Limitsiz kollarını sıvayarak kendi enerjisini dağıttı.

 

Bu cümle karşısında Bai Xiaochun’un suratındaki kan çekildi. Fakat pes etmeye razı olmayarak şöyle dedi: “Kalp oyuğunda Xuemei'nin yüzünü gördüm, böyle görünmüyordu!”

 

“Kızımın yüzüne yakından bak.” dedi Başpapaz Limitsiz. Sakince konuşsa da bir tartışmaya tahammül edemeyeceği sesinden belliydi. Sözleri Bai Xiaochun’un zihninde şiddetli bir gök gürültüsü gibi yankılanmaktaydı.

 

Kalbi titreşen Bai Xiaochun derin bir nefes alarak Xuemei’yi yakından incelemeye koyuldu. Ardından yeniden Başpapaz Limitsize döndü ve son olarak suratında beliren bir kafa karışıklığıyla bir iki adım geriledi.

 

Başpapaz Limitsiz ve Xuemei’nin yüz hatları son derece benziyordu. Bırakın keskin hisleri olan yetişimcileri, ölümlüler bile bu benzerlikleri fark edebilirdi. Baba kız oldukları barizdi!

 

Bai Xiaochun’un suratındaki bakış boşlaşmaya başlamıştı. Ardından Du Lingfei’nin görünüşünü anımsadı ve Başpapaz Limitsizle kıyasladığında aralarında hiçbir benzerlik olmadığını fark etti.

 

“Peki o zaman ben kalp oyuğunda kimi gördüm?” Bu düşünceyle geriye doğru sendelerken fiziksel bir darbe almış gibiydi. Gözlerindeki karmaşa giderek yoğunlaşıyordu. Olup bitenlere inanamıyordu. Ansızın acaba yanlış mı hatırlıyorum diye merak etmeye başlamıştı…  

 

Eğer karşısındaki kadın gerçekten Xuemei ise o zaman kalp oyuğunda nasıl Du Lingfei’yi görmüştü? Du Lingfei tam olarak kimin nesiydi?!

 

Bai Xiaochun kan efendiliği sınavında olanları acı bir şekilde anımsıyordu. Kan Yabanında yaşananları düşündükçe titriyordu. Işınlanma anından önce Xuemei’nin elinde bir yara gördüğünü ve maskesinden kan damladığını hatırlayabiliyordu. O zaman yaralandığı kesindi!

 

Fakat tünele ulaştıklarında o yara izi de kan da ortadan kaybolmuştu. Hatta tüm yaraları iyileşmişti!

 

O anda kızın kendisini iyileştirmek için özel bir teknik kullandığını farz etmiş ve duruma pek kafa yormamıştı. Ama şimdi olup bitenlerde büyük bir gariplik olduğunu fark edebiliyordu!

 

Kalbi küt küt atarken bakışları Xuemei’nin elina kaydı ve iyice sarsılmaya başladı. İşte orada, elinin üzerinde herkes tarafından görülebilecek bir yara izi duruyordu!!

 

O izi görmek Bai Xiaochun’un kalbinde inanılmaz şok dalgaları doğurmuştu!

 

Bu noktada Başpapaz Limitsiz kasvetli bir surat ifadesine bürünerek yavaşça ağzını açtı: “Anlaşılan gizemli birini görmüşsün…”

 

#Bu bölüm gerçekten şaşırtıcı oldu. Xuemei ile Du Lingfei'nin aynı kişi olduğuna çok ikna olmuştum. Bir an önce kavuşsunlar diye bekliyordum... 
Bu yara izi detayı gerçekten de gizemli bir şeyler olduğunu gösteriyor. Bizimki Du Lingfei'yi nasıl gördü sorusunun cevabını yakın zamanda alabilmeyi umuyorum, bu tarz gıybetleri ve gizemleri pek severim 
Bu arada hafızasını tazelemek isteyenler için Xuemei'nin elinin yaralandığı bölüm 254, elinin yarasız göründüğü bölüm ise 255. 
Ben çok büyük bir merakla sıradaki bölüme geçiyorum, orada görüşmek üzere!

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18144 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37419 Bölüm Sayısı


creator
manga tr