Bölüm 248 : Benden Uzak Dur! Beni Takip Etmeyi Bırak!

avatar
2837 0

A Will Eternal - Bölüm 248 : Benden Uzak Dur! Beni Takip Etmeyi Bırak!


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’un ağzı bu ışık sütunu karşısında açık kalmıştı. Özellikle de sütunun orta yerinde, kolunu uzatsa değebileceği noktadaki anahtarla karşı karşıya kalmak şok ediciydi.

 

Derin bir nefes aldı. Seçtiği ve koştuğu rastgele konumun tam olarak ilk anahtarın belireceği yer olacağını nereden bilecekti ki?

 

Bu esnada sütunun belirişi Xuemei ve Song Junwan’ın da bir anlığına mücadeleyi kesip bakışlarını çevirmesine yol açmıştı. Tabii dört bir yana dağılan Dharma koruyucularının da her biri hareketi keserek yüzlerini sütuna dönmüştü.

 

Bu sınava seçilen Dharma koruyucularının her biri sıra dışı bireylerdi; her biri ilk anahtarı alanın düşeceği zorlu durumun bilincindeydi. Haliyle hepsi bir anlığına tereddüt etmiş ama hemen ardından öldürücü auralarla ve son hızla ışığa doğru ilerlemeye başlamıştı.

 

“O anahtar uğruna benimle dövüşmeye kalkan canından oldu diye beni suçlamasa iyi eder!” Song Que bu şekilde kükremiş ve sekiz Gelgit Akışı gücünün patlak vermesini sağlamıştı.

 

“Diğerleri senden korkabilir ama Ben, Zhou Hua, onlara dahil değilim!”

 

“Kan anahtarını kapın!” Dharma koruyucularının sesleri yükseliyor, hepsi de Kan Yabanında belirlenen konumdaki zorlu mücadeleye yöneliyordu.

 

Sesleri işiten Bai Xiaochun ise ürpererek şöyle demişti: “Lanet olsun! Buradan uzaklaşmam lazım!”

 

Bu noktada ona yönelen kişi sayısı bir düzineyi aşkındı. Hemen nefes nefese kalarak gerilemeye başladı.

 

Fakat o hareket ettiği anda… tamamen akıl almaz bir şekilde… kan rengi anahtar da… tam olarak ona doğru harekete geçti.

 

“Cennetler, bir anahtar nasıl hareket edebilir!?” Bai Xiaochun ağlamak üzereydi. An itibariyle Xuemei’nin Dharma koruyucularından biri yaklaşmış ve anahtarı gözüne kestirir kestirmez öldürme güdüsü yükselmişti. Belli ki öncelikli amacı anahtarı almak değil, Bai Xiaochun’u öldürmekti.

 

Kuruluş Kadrosu sonlarındaki adamın elinde kan rengi bir de kılıç mevcuttu.

 

Adamın ölümcül görünümlü kılıcını ve öldürme güdüsünü fark eden Bai Xiaochun için adam tarafından öldürülmek istendiği barizdi ve bu durum karşısında anında öfkelenmişti. “S-s-siz… işleri fazla ileri götürüyorsunuz! Anahtarı sadece gördüm, daha dokunmadım bile! Ama sen yine de gelip beni öldürmeye mi kalkacaksın?!”

 

Kısılan gözleri soğuk ışıklarla titreşti. Kan Akımı Tarikatındayken pek dövüşmemiş olsa da dövüş gücü korkunç seviyelere yükselmişti. Kılıç kendisine alçalırken sağ ayağını zemine yerleştirip tüm gücüyle ileri atıldı. Anında bulanıklaştı ve kılıca kesmesi için ardışık imgelerden başka bir şey bırakmadı. Kendisiyse göz açıp kapayıncaya dek Xuemei’nin Dharma koruyucusuna saldırdı.
 

 

Bu saldırı… Dağ Sarsan Darbenin ta kendisiydi!

 

Cennet-Daosu Kuruluş Kadrosunun ve Kuruluş Kadrosu ortalarının üç kristalize ruhsal denizinin gücüyle desteklenen darbe aynı zamanda Ölmeyen Cennetsel Kralın ikinci seviyesine ait altı çılgın hayaletin bedensel gücündeydi. Ölmeme kodeksinin gizli bir büyüsü olan Dağ Sarsan Darbe bu inanılmaz güçlerin birleşimiyle Bai Xiaochun’u vahşi bir yaratığa çeviriyordu!

 

Her yöne yayılan patlama pes ama şok ediciydi. İki kişinin çarpışmasından böylesine trajik bir ses çıkabileceğini hayal etmek zordu.

 

Xuemei’nin Dharma koruyucusu çığlıklar eşliğinde ağzından kan püskürtmüştü. Bedeninin çoğu parçalanmıştı fakat henüz her şey sona ermiş değildi. Sırtı çıkıntı yapmış, yüzü menekşe renge dönmüş ve içerisinden çatırdama sesleri yankılanmaya başlamıştı.

 

Havada geriye doğru dönüyordu; ifadesi donuk, zihni boştu.

 

Ve Bai Xiaochun’dan darbe yiyen Dharma koruyucusu, alana ulaşmakta olan bir düzine civarı yetişimcinin uyuşan kafatasları karşısında… patladı!  

 

Kemik, et ve kanlar dört bir yana dağılırken adamın ruhu küle döndü!

 

Çığlığı hala yankılanırken ruhen ve bedenen dünyayı terk etmişti!

 

Bu olay başka bir tarikatta olsa görenleri hiçbir şey yapamayacak kadar şok edebilirdi. Fakat burası yetişimcilerinin gaddar ve merhametsiz olduğu Kan Akımı Tarikatıydı. Bu yüzden Xuemei’nin diğer Dharma koruyucuları çabucak şokun üstesinden geldi ve üç tanesi başı çekerek Bai Xiaochun’a yaklaştı.

 

İkisi Kuruluş Kadrosu sonlarında, biri de büyük çemberdeydi. Beraberlerinde oluşan üç kan kılıcı alandaki her şeyi gümbürdetiyordu. En şok edici olansa Kuruluş Kadrosu sonlarında olan uzun sakallı, orta yaşlı adamdı. Elinde illüzyon bir tütsü tutmaktaydı!

 

Yanan tütsü, aurasıyla Bai Xiaochun’u yoğun bir ölümcül kriz hissiyle dolduruyordu. Adeta teninin ve kanının her zerresi bu tütsünün inanılmaz tehlikeli olduğunu haykırıyordu.

 

Bu tepkiyi veren tek kişi Bai Xiaochun değildi. Etraftaki diğer suratlar da ansızın düşmüştü…

 

“O Yang Hongwu! Song Junwan’ın dikkat edin dediklerinden biri!!” Bai Xiaochun’un nefesi kesilmişti. Fakat bir an sonra yaşananlar neredeyse kafatasını patlatacaktı. Gizemli tütsünün etkisiyle dört beş kişi belirmişti… bedenlerinden veya çantalarından yayılan auralarsa korkunç derecede tehlikeliydi! Güçlerini birleştirip saldırıya geçmek üzere oldukları da çok belliydi!

 

Bai Xiaochun tek bir darbeyle Kuruluş Kadrosu sonlarındaki birini öldürme kapasitesine sahipti. Fakat biri büyük çemberde olan üç kişi karşısında, hele de biri şok edici bir büyülü nesneye sahipken şok olup dehşete düşmesi çok normaldi. Kan Akımı Tarikatı üst neslinin ürperticiliğine olan inancı giderek artıyordu.

 

Xuemei ve Song Junwan’ın getirdiği tüm Dharma koruyucuları ya kendi neslinin seçilmişleri ya da geçmişte ünlenen bireylerdi.

 

Bu bilhassa Song Junwan’ın bahsettiği, her nedense Öz Formasyona geçmeyen Xiao Qing için geçerliydi.

 

Kan Akımı Tarikatı yetişimcileri hırsızlıkları ve yağmalamaları sayesinde diğer tarikat çıraklarına nazaran daha çok kıymetli nesneye sahipti.

 

Bai Xiaochun’un yüzleştiği tehlike karşısında dehşete düşmesiyse şaşırtıcı olmasa gerekti. Fakat bu dehşeti suratına hiçbir şekilde yansıtmıyordu. Hatta soğuk bir ifadeyle diklenerek şöyle demişti: “Karamahzenin sizlere harcayacak zamanı yok. Sizi uyarıyorum, beni tahrik etmeyin!” Bai Xiaochun’un soğuk, acımasız ifadesiyle birleşen bu sözler tamamen dominant bir hava doğurmuştu. Ardından arkasını dönerek tam gaz hızlandı ve ortadan kayboldu.

 

Onun hızlanışıyla üç kan kılıcı hedefini ıskaladı. Fakat tütsünün doğurduğu duman, alanı korkunç dalgalanmalarla doldurmaya devam etti.

 

Bu dalgalanmaların doğurduğu his Bai Xiaochun’un iyice hızlanmasına yol açmıştı. O ilk anahtarı ardında bırakırken geride yoğun bir mücadele patlak vermekteydi.

 

Fakat saldırıya herkes dahil olmamıştı. Kimileri kenara çekilmiş, kimileri de Bai Xiaochun gibi ilk anahtar mücadelesinin çok tehlikeli olacağı düşüncesiyle ortamı terk etmişti.

 

Bai Xiaochun ise arada bir omzunun ardından bakarak uzaklaşmakla meşguldü. Herkesin en aşağı Kuruluş Kadrosu sonlarında oluşu mücadeleyi ölüm kalım meselesine çeviriyordu. Hiç kimse kendisini tutmuyordu, hatta çoktan hayat kurtarıcı nesnelerine bel bağlayanlar olmuştu. Yeri göğü sarsan patlamalar gerçekleşiyor, Öz Formasyon sınırındaki dalgalanmalar Bai Xiaochun’u tamamen sarsıyordu.

 

“Ölmeyen Cennetsel Kral sayesinde onları teke tekte yenerim ama aynı anda bir sürü kişiyle savaşacak olursam zavallı küçük hayatımdan olabilirim…” Bu düşünceyle hızlanırken bir yandan da anahtarın önünde belirişini anımsayarak iç çekiyordu. Bu şekilde ilerlemeye devam ettiği sürece başka bir olay yaşamayacağı kanısındaydı.

 

Ona kalırsa dördüncü anahtarın belirişinden sonra harekete geçmesi güvenli olabilirdi. İki saatin uzunca bir kısmında uçtuktan sonra kendisiyle anahtarın belirdiği konum arasında güzel bir mesafe bırakmış, en sonunda bir müddet meditasyon yapabileceği bir yer aramaya karar vermişti.

 

“Kimseye rastlamayacağım kadar ilerledim.” diye düşünüyordu. “Anahtarlara gelince, isteyen onlar için gönlünce çarpışabilir.” Anlayışlılığı konusunda kendinden son derece memnundu ve ne kadar da zekiyim diye düşünerek keyiflenirken Kan Yabanına adım atışlarının üçüncü saatine ulaşılmıştı.

 

Tam da o anda… Bai Xiaochun’un gözleri irileşti ve ağzından şaşkın bir çığlık yükseldi. Çünkü tam önünde parlak, kırmızı bir ışık durmaktaydı.

 

Ve o ışık birkaç nefeslik sürede Kan Yabanındaki herkesin görebileceği bir ışık sütununa dönüşmüştü.

 

Bu son derece tuhaf durum Bai Xiaochun’a Kanın Sonsuz Dünyasında yaşananları anımsatmıştı.

 

“Yok artık…” diye düşündü. “Kan efendisi olmaya çalışan ben değilim ki. Böyle bir şey nasıl yaşanabilir?” Ardından sütuna bakıp iç çekti ve tam uzaklaşacakken anahtarın kendisine doğru uçmaya başladığını fark etti.

 

“Benden uzak dur! Beni takip etmeyi bırak…”

 

Bir önceki dövüşü anımsadıkça ağlamak istiyordu. Yayılan korkunç dalgacıklar bile onu aksi yönde kaçmaya ikna etmeye yetiyordu.

 

Ama arkasındaki anahtar da onunla birlikte ilerliyor, Kan Yabanı semalarında dur durak bilmeden Bai Xiaochun’u takip ediyordu…

 

Çok geçmeden iki tarafın yetişimcileri de olup biteni fark etmiş, gözler şaşkınlıkla irileşmişti.

 

Birinci anahtar Bai Xiaochun’un önünde belirmişti. Bu şansa bağlanabilirdi.

 

Ama ikinci anahtar da aynı şeyi yapmıştı… Bu olay herkesin dişlerini sıkarak ‘sadece bir tesadüf’ diye düşünmeye çalışmasına yol açtı. Ama yine de… anahtarın Bai Xiaochun’u kovalıyor oluşu tamamen afallatıcı bir manzaraydı.

 

#Görünen o ki bizimkinin bu topraklarla bağlantısı aynı şekilde devam ediyor. O kaçmaya çalıştıkça arkasından uçan pek çok anahtar ve tabii peşinden gelen pek çok da bela göreceğiz gibi. Eh zaten bizimki bela çekmeyi sever, biliyoruz 
Bir sonraki bölümde görüşmek üzere!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18117 Üye Sayısı
  • 790 Seri Sayısı
  • 37382 Bölüm Sayısı


creator
manga tr