Bölüm 247 : O Da Ne?

avatar
2882 0

A Will Eternal - Bölüm 247 : O Da Ne?


Çevirmen : Clumsy 

 

Bai Xiaochun’un da dahil olduğu on kişilik Dharma koruyucusu topluluğunun her bireyi Song Junwan’ın sözlerine farklı tepkiler vermiş, Song Que ise hafiften kararan ifadesi dışında pek bir değişiklik sergilememişti. Bir Song Klanı ferdi olarak kan efendiliği sınavı hakkındaki bilgisi çoğu kişiden daha derindi.

 

Ayrıca Cennet-Daosu Kuruluş Kadrosuna erişmek konusunda başarısız olmasaydı bu sınava katılan kişi o olacaktı. Bu haliyle Xuemei’ye denk olamadığı içinse Song Klanının nesillerdir sahip oldukları Orta Tepe kan efendiliği pozisyonu için tercihi Song Junwan olmuştu.

 

İşlerin aldığı bu hal nedeniyle Song Que klanın yaşlı neslinin pek çok üyesi tarafından kötü görülmüş, Karamahzenin yükselişiyse ekstra bir darbe olmuştu. Özellikle de Song Junwan’ın Karamahzene olan ilgisi Song Que’nin seçeneklerini bir hayli kısıtlamıştı.

 

Song Klanının Kan Akımı Tarikatında kökleri sağlam, doğrudan soydaşları çoktu. Song Que de şu anki soydaş neslin yüzüydü ancak bu sadece onun acınası bir başarısızlık tatmasını ve bu sayede yerine bir başkasının gelmesini isteyenlerin çokluğunu ifade etmekteydi.

 

Kendi yolunu kazımalı, varıyla yoğuyla mücadele etmeli ve teyzesinin başarılı olmasını sağlamalıydı. Ancak bu şekilde değerini ispatlayabilirdi. En nihayetinde teyzesinin kan efendiliği pozisyonunu teslim alabilmesi için tek umudu da buydu.

 

Bu yüzden Karamahzene olan kinini bir kenara bırakarak Song Junwan’ın konuşmasından sonra lafa giren ilk kişi o olmuştu.

 

“Kan Yabanında galibiyet elde edebilmemiz adına tüm gücümü kullanacağım ve kesinlikle ekip içi bir mücadele olmasına izin vermeyeceğim. Ulu Kıdemli, lütfen için rahat etsin. Sorun çıkartmaya cüret eden olursa ve buradan canlı çıkabilirse ona ölümden daha kötü bir yaşamın nasıl olacağını öğretirim!” Song Que’nin gözleri yoğun ışıklarla parlamış ve yoğun bir öldürme güdüsüyle dolmuştu.

 

Diğer Dharma koruyucularınınsa pek şansı yoktu. Kan Akımı Tarikatı yetişimcileri dövüşmeyi severdi ama bu senaryoda kaybettikleri takdirde hepsi ölecekti. Bu yüzden takım olarak savaşmaları ve rakiplerini yenmeleri gerekliydi.

 

Anlık bir sessizlik sonrasında diğer Dharma koruyucuları da konuşmaya başladı.

 

“Ulu Kıdemli, siz sözünüzü tuttuğunuz sürece ben de canımı bu yola koymaya tereddüt etmem!”

 

“Song Klanı bana iyi davrandı, ben de kesinlikle bu iyiliğin karşılığını ödeyeceğim!”

 

Şimdiden yanlarındaki kişilere karşı daha rahat hale gelmişlerdi.

 

Bai Xiaochun ise gerilmeye başlamış, Song Junwan tarafından kandırıldığını düşünmeden edememişti… Sınavların tehlikeli olacağının farkındaydı ama tehlikenin tamamen kontrolünün dışında olabileceğini hiç düşünmemişti. Eğer takım çuvallarsa kendisi için ölüm gelecek demekti…

 

İçten içe ah ederken tüm grubun gözlerinin kendisine çevrildiğini fark etti. Ve hiç tereddüt etmeden başını gururla kaldırarak soğuk bakışlarla şöyle dedi: “Junwan için cehennemden ve soğuk sulardan geçerim! Bu boynumun borcudur!”

 

Bu sözler Dharma koruyucularının suratlarında garip ifadeler doğururken Song Que dişlerini sıktı. Fakat Karamahzene yönelik nefretini bir kenara atmaktan başka şansı olmadığının farkındaydı. Bu yüzden soğuk bir şekilde homurdanarak bakışlarını uzaklara çevirmekle yetindi.

 

Song Junwan da özür dileyici bir bakışla Bai Xiaochun’a döndü ama herhangi bir teselli sözcüğü kullanmadı. Bunun yerine son bir uyarıda bulunmayı tercih etti.

 

“Özellikle dikkat etmeniz gereken üç kişi var: Yang Hongwu, Xiao Qing ve Zhang Yunshan! Bu üçü içindeki Yang Hongwu ve Zhang Yunshan muhtemelen güçlü büyülü nesnelere sahip olacaktır. Xiao Qing ise…” Bu noktada ifadesi ansızın titreşti. “Uzun zaman önce Öz Formasyona ulaşmış olmalıydı ama ulaşmadı… Zamanında Başpapaz Limitsizin şahsi yardımcısıydı!”

 

Ardından üç kişilik grup hakkında biraz daha detay verdi.

 

Bai Xiaochun’un gerginliği giderek artmıştı. Song Junwan’ın konuşmayı kestiği sırada Xuemei de açıklamalarını bitirmiş ve öldürme güdüsü ve öldürücü auralarla dolup taşan Dharma koruyucularının gaddar bakışları Bai Xiaochun ve çevresindekilere çevrilmişti.

 

Tabii ki hemen ardından Song Que de kendi takımı için bu konuda liderliği aldı ve Bai Xiaochun da seve seve dahil oldu. Ruh Akımı Tarikatındayken bile böyle bakışmalara bayılırdı.

 

“Hmmmph! Böyle kapışmalarda kimseden korkmam!” Gözleri dik bir bakışa bürünmüş olsa da Song Junwan’ın bahsettiği üç kişi aklından çıkmıyordu, kalabalığın arasında onları seçtiğindeyse yüz hatlarını zihnine kazımaya başlamıştı.

 

Kan Yabanında onlara denk gelip anahtarlar üzerine kanlı savaşlara girebileceğini hayal edebiliyordu.

 

Antik Kan Yolu olan üçüncü seviyeye geçebileceklerin sayısı yediden ibaretti. Bu kişiler de sonunda kan efendisi olacak kişi üzerinde derin bir etki bırakacaktı.

 

Xuemei bu noktada derin bir nefes alarak lafa girdi: “Kapıyı açalım mı, Song Junwan?”

 

Ardından sağ elini sallayarak avcunda parlak, kırmızı bir ışık belirtti. O ışık da havada kan renkli bir komuta madalyonu şekli aldı.

 

Komuta madalyonu anında ilgi odağı hali almıştı. Bai Xiaochun bile madalyonu yakından incelemekteydi. Xuemei ve Song Junwan’ın sahip olduğu madalyonlar hem ilk seviyeyi atlamalarını sağlamıştı hem de Antik Kan Yoluna anahtarsız girmelerine olanak tanıyacaktı.  

 

“Sınavla ilgili tüm kararlar kapalı kapılar ardında alınmış gibi görünüyor…” diye düşünen Bai Xiaochun iç çekerek Song Junwan’a döndü. Song Junwan da ışıldayan gözlerle sağ elini uzatarak kan renkli ikinci madalyonu avcunda belirtti.

 

Akabinde iki madalyondan çıkan ışıklar platformların üzerinde yayılarak herkesi kan rengi bir ışıkla yıkamaya başladı, aynı zamanda büyük bir kapının dış hatları çizildi. Kapı açılırken yerleri gökleri sarsan bir yankı doğdu ve iki ışık huzmesi Song Junwan ile Xuemei’ye yönelerek madalyonlarını bağladı, bedenlerine kaynadı.

 

“İkinci aşama başlıyor. Beni takip edin!” Song Junwan bu sözlerle havalandı, Song Que ise yakından takibe geçti. Diğer Dharma koruyucuları da onun ardından sıralanırken tüm grup kan rengi kapıya yöneldi.

 

Bu defa Xuemei ekibini geride bırakmışlardı ve arkalarından hızlanan Xuemei ile ekibi de ışık huzmeleri şeklinde kapıya ulaşmaktaydı.

 

Çok geçmeden platformda hiç kimse görünmez olmuş, kan rengi kapı da birkaç nefeslik süre içerisinde yavaşça silinerek yitip gitmişti.

 

Kan Yabanı tam olarak ismini yansıtmaktaydı. Kan kırmızı kum ve çakıllardan oluşan devasa bir çöl söz konusuydu. Etrafa tam bir ıssızlık ve yaban havası hakimdi.

 

Sıcak, gürültülü rüzgarlar esiyor, her yere kumlar uçuşuyordu. Kasvetli ve yıkıcı görünen alan hayattan yoksundu.

 

Çöl kumlarının ölümcüllüğüyle birlikte ara ara, önceki Orta Tepe kan efendiliği sınavlarında ölenlere ait bembeyaz kemikler de kendini gösteriyordu.

 

Bai Xiaochun tüm alanı istila eden ölüm aurasını anında sezmişti. Ardından yakınlardaki bir iskeleti fark etti ve gözbebekleri kısıldı.

 

Bu tepkisinde yalnız değildi.

 

“Bir tütsülük sürenin sonunda ilk anahtar ortaya çıkacak.” dedi Song Junwan. “Her anahtar belirişinde göğe büyük bir ışık sütunu yükselecek ve o sütun anahtar ele geçirildiğinde dahi ortadan kalkmayacak…

 

“Herkes dağılsın. İlk sütun belirdiğinde oraya yönelin… Unutmayın, aranızda mücadele etmek yasak. Anahtarı alan her kim olursa diğerleri tarafından korunmalı!

 

“Ben kendimi Xuemei için yem olarak kullanmayı planladım. Onun çarpık karakterini tanıdığım kadarıyla sizlerden birini öldürmeye çalışmak için Antik Kan Yolunun açılmasını beklemeyeceğini söyleyebilirim. Kesinlikle saldırıya burada başlayacak ve beni öldürmek için kendi Dharma koruyucularından yardım istemesi de mümkün!

 

“O bunu planlamıyor olsa bile ben onu buna teşvik edeceğim. Planı başından beri oysa da… ehh, o zaman işlerin ilerleyişi karşısında biraz şaşıracak. Önümüzdeki on dört saat içerisinde her şey siz Dharma koruyucularına bağlı!” Bu sözlerin ardından bir başına harekete geçti.

 

Biraz ilerledikten sonraysa her yöne yayılacak güçlü bir ses ile şöyle dedi: “Xuemei, ortaya çıkıp benimle dövüşecek cesaretin var mı!?”

 

Bu sırada Xuemei ve grubu Bai Xiaochun ve grubundan pek de uzak olmayan bir noktada belirmekteydi. Song Junwan’ın sesini işiten kızın gözleri soğuk ışıklarla titreşmişti.

 

“Benim için endişelenmeyin.” dedi Xuemei kendi grubuna. “Siz gidip anahtarları bulun. Song Junwan’ı ben halledeceğim!” Bu sözlerin ardından Song Junwan’ın olduğu noktaya yöneldi.

 

Öldürme güdüsüyle dolu iki çift gözün birbirine yaklaşmasıysa pek sürmedi. Başpapaz Limitsiz ve Song Klanı başpapazı kendi aralarında bir anlaşmaya varmıştı. Song Junwan daha yüksek yetişimli olduğu için sıra dışı bir hazineye sahip olmayacaktı. Xuemei ise onun kadar yüksek yetişimli olmamasına rağmen pek çok kıymetli hazineyle gelmişti, ayrıca Dünya Sicimi Kuruluş Kadrosunun zirvesindeydi. Yani bu şekilde taraflar nispeten denk olmuş ve göz açıp kapayıncaya dek sağlam bir mücadele başlamıştı.

 

İkili dövüşürken gök patlama sesleriyle doluyor, her yönde gümbürdemeler doğuyordu.

 

Geri kalanlarsa ciddi ifadelere bürünüyordu. Bilhassa Song Que, Song Junwan’ın cüreti karşısında şok olmuştu. Ancak anlık bir tereddüt sonrasında hemen bir yön seçerek uçmaya başladı. Geri kalanlar da ona olan hayranlıkları büyüyerek ayak uydurdu.

 

Bai Xiaochun da gözlerini birkaç kez kırpıştırıp uzaklaşan Song Junwan’ı izledi ve çabucak bir yön seçerek hızlandı.

 

“Song Junwan’ın kendisini Xuemei karşısında yem edeceğini hiç düşünmezdim… İyi hazırlanmış olmalı. Ama Xuemei de öyle yapmıştır. İkinci aşamada mutlak bir galibiyet almanın kolay olacağını sanmam. Eminim o iki cadaloz sadece birbirini deneyecektir.” Bu düşüncelerle kafasını sallamış, ne olursa olsun ilk anahtar uğruna mücadele etmeme kararı almıştı.  

 

“Bırakayım ilk anahtar uğruna çarpışsınlar, umurumda değil. İlk anahtarı alan son ana dek zorlu bir mücadele vermek zorunda kalacak.” Bu sınav Düşmüş Kılıç Dünyasındaki kadar yoğun görünmese de bir zaman limiti söz konusuydu. Üstelik ölüm tehdidi herkesin ensesindeydi. Yani yaşanacak mücadelelerin kanlı bir katliamla sonuçlanacağı kesindi.

 

“Hmmmmph! O anahtarların ilkine denk gelenin şansı bayağı kötüdür. Yo… yo dur, kötü yetmez, korkunçtur!” İlerlemeyi sürdürürken en iyi yöntemin uzak bir noktada güvenle saklanmak olduğunu düşünüyor, arada bir de etrafa bakıp iç çekiyordu. İşte o anda… tam da başının üzerinde ve ansızın… kan rengi bir ışık belirdi.

 

“O da ne?” dedi afallayarak. Ve birkaç nefeslik süre içerisinde ışık gözlerini acıtacak derecede yoğunlaştı. Sonra da göğe yükselen bir ışık sütununa çevrildi.

 

#Eveet cadalozlarımız çarpışıyor, Dharma koruyucularımız da dört bir yana dağılarak anahtar toplamaya çalışıyor. İlk anahtara denk gelenin şansı 'korkunçtur' diyen kahramanımızsa nedense ansızın başının üzerinde bir ışık sütunuyla karşılaştı... Bakalım şansı ne kadar korkunçmuş, okumaya devam!






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18280 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37538 Bölüm Sayısı


creator
manga tr