Korku dağları bekler. #Atasözü

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 68: Yahrgıc


Hem haritaya hem yola bakaraktan ilerliyorduk ve aradan 20 dakika geçmişti bile.

Ancak, haritadaki işaret ile aramızdaki yolu henüz sadece yarılayabilmiştik.

Yolda ilerlerken birçok domuzcuk grubunu da es geçmiştik.

“H-Hımbıl.”

“Hı?”

“Biraz… yavaşlayamaz mısın?”

Dante’nin bu sorusu ile kafamı çevirdim ve hemen arkamdan ilerlerken nefes nefese görünen ona baktım.

“Yürümeye başlayalı daha yarım saat bile olmadan nefes nefese mi kaldın?”

“Sorun o değil! Sen… fazla hızlı yürüyorsun! İlk baştan bu yana, sana yetişmek için benim de hızlı yürümekten başka çarem kalmadı. Nasıl bu kadar enerjin olabiliyor?”

“Hızlı yürümek mi?”

Onun bu sözleri beni şaşırttı ama bir an sonra ne olduğunu anladım.

Seviye atladıktan sonra dağıttığım 10 Çeviklik puanı, normal adımlarımı bile daha hızlı hale getirmiş olmalıydı.

Ancak bu biraz garipti. Hali hazırda normal hızım arttığına göre, harcadığım enerji de artmalıydı. Sonuçta, hız ile enerji orantılı değildi ve bana sağladığı asıl katkı, sınırlarımın daha yüksek bir eşiğe çekilmesiydi. Mesela, önceki 20 puanlık Çevikliğim ile 1 dakikada 500 metre koştuğumu söylesek, şimdiki 30 puan ile 1 dakikada 750 metre koşabilmeliyim. Ancak bu 750 metrede harcadığım enerji, önceki ile aynı olmalı. Hali hazırda Dante ile Dayanıklılık puanlarımız aynı olduğundan, benim de şimdiye yorulmam gerekliydi. Bu durumu gerçekten anlayamıyordum ama böyle bir nedenden dolayı da üzerinde daha fazla durmak istemiyordum.

“Tamam, o zaman biraz dinlenelim. Ancak bu kısa olmalı. Biliyorsun, etraf tekrar aydınlanabilir.”

Bu sözlerimden sonra, Dante sanki yıkılacak yer arıyormuş gibi kendini saldı.

Onun bu halini görünce, doğru bir karar verdiğimi anladım.

Artık dinlenme aşamasında olduğumuz için, ben de etrafı kontrol etmeye başladım.

Şu anda, bize en yakın olan domuzcuk grubu 100 metre ötemizdeydi.

Bunu fark etmem beni biraz şaşkınlığa uğrattı. Domuzcuk grupları genelde 20 metre aralıklar ile dağılırdı ve normal şartlarda biz de onlardan 20 metre kadar uzakta olmalıydık. Ancak şu an bu durum değişmişti ve en yakın olan normalin 5 katı kadar uzaklıktaydı.

Bunu gözlemlesem bile, etrafa bakmaya devam ettim.

O anda, tam sağ tarafımızda garip bir fenomen olduğunu fark ettim.

İleride, simsiyah bir bölgenin ortasında… parlak bir ışık vardı. Dikkatlice baktığımda, bu simsiyah bölgenin de bir mağara olduğunu fark ettim. Ortada bulunan bu ışık, diğer gece lambası tipli zemin bitkilerinden farklıydı. Daha küçüktü ve hatta bir nokta gibi görünüyordu.

“Hey, şu ışığı görüyor musun?”

Sorumu yöneltmemden sonra Dante kafasını çevirip ışığın olduğu tarafa baktı.

“Bu… evet görüyorum ama… bu ışık bana bir şeyi anımsattı.”

“O zaman, daha yakından bakmaya ne dersin?”

Sözlerimin bitimi ile Dante onaylarcasına kafasını salladı.

Ayağa kalktı ve yavaş yavaş o ışığın bulunduğu mağaranın önüne geldik.

Bundan sonra, ışığın kaynağı daha net görülebilir oldu.

Orada, bembeyaz parlak gövdeye sahip bir bitki vardı. Ancak bu bitki, parlaklığını bozan simsiyah dikenlere de sahipti.

Onu incelemem ile, hemen aklımda bir görüntü canlandı.

“KARANLIK PAPATOSU!”

“KARANLIK PAPATOSU!”

O görüntünün ismini dile getirdiğim sırada, hemen yanımdaki Dante de aynı sözleri dile getirdi.

İkimiz de birbirimize doğru baktık.

“Bunu nereden biliyorsun?”

“Bunu nereden biliyorsun?”

Tekrar aynı anda aynı sözleri dile getirdik.

Sonrasında, ortama birkaç saniyelik sessizlik hakim oldu.

“Bırak ilk ben açıklayayım Dante. Bu bitki, Maceracı loncası tarafından bizden istenen görev eşyası.”

“Görev eşyası mı… benim durumum da aynı. Ancak bana bu bitkinin lazım olma sebebi lonca değil… ana görevim! Bu kattan ayrılmam için, Karanlık Papatosu’na ihtiyacım var.”

Ana görev mi!

Bu sözler beni şaşkınlığa uğrattı.

Yani, Dante eğer bu bitkiyi elde ederse, öylece görevi tamamlayacak ve karşısında bir ışınlanma kapısı ortaya çıkacak, öyle mi?

“Beni… burada yalnız mı bırakacaksın?”

“Dostum… öyle söyleme. Zaten burada kalarak sana ayak bağı oluyorum. Bak, şu an bile benim yüzümden dinlenmek zorunda kalıyorsun.”

Aslında onun yüzünden dinlenmiyordum. Daha fazla ilerlersek kısa süre sonra kendi enerjimin de biteceğini tahmin ediyordum. Işıkların ne zaman yanacağını bilmediğimden, tüm hızımla koşmam gerektiği vakit enerjisiz kalmak istemezdim. Bu nedenle dinlenmeye karar vermiştim.

“...sanırım haklısın. O zaman o çiçeği sen ala- DİKKAT ET! DOMUZLAR GELİYOR!”

Bu sözleri söylediğim sırada elimle arkasına doğru işaret ettim.

Dante sözlerimin bitimi ile korkuyla arkasını döndü.

Ve ben de… bitkiye doğru koşmaya başladım!

“LAN!”

Hemen arkamdan Dante’nin sesi duyuldu.

Onun sözlerine kulak asmadım ve hızla koşmaya devam ettim.

Koştuğum sırada, burasının aslında yokuşlu olduğunu fark ettim. Başlangıç etabında yokuş aşağı indim ve göz gözü görmeyen bir noktaya geldim. Ancak orada durmadan ilerlemeye devam ettim ve kısa süre içinde tekrar yokuş yukarı koşmaya başladım.

Bu sırada da arkadan Dante’nin sesi duyuldu. “AHHH!”

“HAHA! TERECİYE TERE Mİ SATIYORSUN APTAL?!”

Koşmaya devam ettim ve kısa sürede bitkinin yanına vardım.

Önünde durduğumda, simsiyah dikenlerin aslında her yanında olmadığını fark ettim. Bir gül gibiydi. Kopartmak için elimi uzattım. Ancak tam elim bitkiye varmıştı ki, arkamdan bir ‘Pat, Pat’ sesi geldi.

Yerde bir şey yuvarlanıyormuş gibiydi.

Arkamı dönüp, o şeyin ne olduğuna baktım.

Bu, ayaklarımın dibinde duran yuvarlak bir ögeydi.

Etraf karanlık olduğundan dikkatlice bakmam gerekiyordu.

İşte o anda, yuvarlak ögenin ne olduğunu anladım.

Bu…. Dante’nin kafasıydı!

Vücudundan ayrılmış kafa, korkulu bir ifadeye sahipti ve iki söz söyleyebilmişti. “YARDIM ET!”

Bu sözlerinden sonra ifadesi dondu ve öyle kaldı.

İçim korkuyla doldu. Hemen sonra, ayak adımı sesleri duymaya başladım.

Sesin geldiği yöne kafamı çevirdiğimde, yokuşun olduğu kısımdan bana doğru gelen bir varlık gördüm.

O varlığı görmem ile hemen Demir Yatağan’ımı çektim ve saldırı pozisyonunda durmaya başladım.

Kısa süre sonra da, varlığın vücudu daha net seçilebilir hale geldi.

Bu… bir kurt adamdı!

Kurt başına ve insan vücuduna sahip bir varlıktı. Baş kısmı standart bir kurttan çok, sadece kurt burnu ile çenesine ve kehribarı andıran ancak kurtlara ait olduğu belli olan gözlere sahipti. Geri kalan kısım ise sadece fazladan kıllı bir insan gibiydi. Alt vücudu ise… karanlıkta tam göremesem de şekil olarak bir insana benziyordu.

Bu kurt benzeri yaratık, yokuşu çıktığı sırada bir şeyi çiğniyordu. Bu şey… bir insan uzvu gibiydi!

Dante’yi yiyordu!

Kısa süre içinde, yokuşu tamamen tırmanmıştı ve aramızda 7 ila 8 metre var gibiydi.

“Hmm? Bu bir yatağan değil mi? Haha, aptal türkler ile tekrar karşılaşmayı beklemiyordum. Ne oldu? Bir ders daha almak için seni peşimden mi yolladılar?”

Bu sözler kurt benzeri yaratığın ağzından çıkmıştı. Sesin kendisi, garip şekilde gırtlaktan konuşan, yetişkin bir adama ait gibiydi.

Sözlerin içeriği, beni şaşırtmıştı. Bu yaratık, elimde tuttuğum Demir Yatağan’ıma bakarak benim ne olduğumu anlayabilmişti.

“Neden söz ettiğin hakkında bir fikrim yok. Ortada bir yanlış anlaşılma var gibi.”

“Ohh, hayır hayır. Bir yanlış anlaşılma yok. Ben sizi öldüreceğim ve sonra da yiyeceğim. Olay sadece bu.”

Onun sözleri ile, daha fazla dil dökmenin anlamsız olduğunun farkına vardım. Bu yaratık, ne dersem diyeyim bizi öldürmeye kalkacak gibiydi. Mevcut karanlıkta net olarak tek seçilebilen şey gözleriydi. Ve bu gözlerin içinde de bir görmüşlük var gibiydi. Onu kandırmaya çalışmak, sadece kendimi riske atmak olurdu. Şu anda, güvenebileceğim tek şey yatağanımdı.

Bu nedenle, Demir Yatağan’ım üzerindeki tutuşumu sağlamlaştırdım. Yerde olan ayaklarımda tam denge sağladım ve kurt benzeri yaratığa olan bakışlarımı ciddileştirdim.

“Aah, bir yemeğin bu tür bakışları olmamalı. Ne oldu? Yoksa kendini kahraman falan mı sandın? Haha, aptal insan. Sadece duruşuna ve elindeki yatağanı tutuşuna bakarak bile, ne kadar acemi olduğunu görebiliyorum. Söylesene, elindekini savurmayı biliyor musun bari?”

Bu sözlerinden sonra bir yanıt bekler gibi bana doğru baktı.

Ancak ben yanıtlamadım. Şu anki durumda, odağımı ne olduğu belirsiz bu yaratıktan ayıramazdım. Hatta, özellik penceresini bile kontrol etmeye çekiniyordum.

Benim bu birkaç saniyelik sessizliğimden sonra kurt benzeri yaratık, elindeki Dante’nin sol kolu gibi görünen uzvu yere bıraktı.

“Siz insanların bir lafı vardır. ‘Sürüden ayrılanı kurt kapar’ diye… işte o kurt, BENİM!”

Onun bu sözlerinden sonra, ben de sonunda ağzımı açtım.

“Hıh. Peki senin sürün nerede?”

Bu sözlerimden sonra, kurtun kehribar gözleri biraz kısıldı.

“Hrr.”

Bir hırlama sesi duyuldu ve hemen ardından kurt sağ tarafına doğru fırladı!

Fırlayışı sırasında tekrar 4 ayağı üzerine inmişti ve normal birinden çok daha hızlı şekilde ilerliyordu.

İlerleyişi bir daire şeklindeydi ve benim etrafımda dolanıyordu. Ancak, sabit değildi ve bazen sağa bazen sola koşuyordu.

Neyseki hala bakışlarım ile onu takip edebiliyordum.

Kurt adam birkaç saniye daha bu hareketleri tekrarladıktan sonra sonunda gerçek bir hamle yaptı ve benim üzerime doğru gelmeye başladı.

Bir iki saniye içinde aramızdaki mesafeyi tamamen aşmıştı ve atılmıştı.

O atıldığı sırada ben de kılıcımı savurmuştum.

“Clank! Clank!”

Bir çarpışma sesi duyuldu ve benim kılıcım ile kurt adamın pençesi buluştu.

Bunun geri tepmesi olarak da neredeyse kılıcım elimden fırlıyordu.

Kılıcımı sol elimle savurduğumdan ve pençe darbesi de kurt adamın solundan geldiğinden, vücudum sol çaprazıma doğru yalpalamıştı.

*kesme sesi*

“Ahh!”

Kurt bir pençe darbesi savurdu ve göğsümü yaraladı!

Ancak neyseki Çevikliğim, seviyemin en üst noktasındaydı ki bu sayede pençe darbesinden son anda geriye doğru kaçınıp kemiklerime zarar vermesini engelleyebilmiştim.

Sol elimde tuttuğum yatağanı tekrar savurdum. Ancak sadece havayı kesebildim ve kurt adam da hızla geri çekildi.

Aramızda 5 metre kadar olduğunda durdu ve kehribar rengi gözleriyle bana bakmaya başladı.

“Haha. Silah tutmada acemi olsan bile, beklediğimden hızlısın aptal insan. Ancak, ne yazıkki tecrübeden yoksun… VE BURADA BANA YEM OLMAYA MAHKUMSUN!”

Bu sözlerinden sonra tekrar üzerime doğru fırladı.

Onun hareketi ile… arkamı dönüp kaçmaya başladım!

Az önceki çarpışmamızdan sonra, artık kurt adam mağaranın içine doğru dururken ben girişe doğru duruyordum. Yani, artık yolumu engelleyen bir şey yoktu ve koşarak buradan çıkabilirdim.

“HAHA! KAÇMAK MI İSTİYORSUN?!”

Ben koşmaya daha yeni başlamıştım ki, içimin korkuyla dolmasına neden olan bir şey oldu.

Mağaranın girişi… kapanıyordu!

Gene mi lan!

İçimden feryat ettim.

Aynı durumu daha önce de yaşadığımı hatırlıyordum ve bu bana kötü bir dejavu hissi yaşatmıştı.

Mağaranın girişinin yukarıdan inen taş bir kısım ile kapatıldığını görünce, ben de beklemedim ve tekrar arkamı döndüm.

Kurt adam hala bana doğru koşuyordu ve aramızda sadece 2 metre kadar vardı.

Bunu görmem ile içim korkuyla doldu ve kılıcımı savurdum.

“Iğk.”

O anda, başıma hafif bir ağrı girdi. Bu ağrı, yüksek duygu durumlarında devreye giren özel becerimden kaynaklanıyordu.

Ancak… çok yanlış bir zamanda devreye girmişti!

Kılıcı savuruşum bu ağrı ile aksadı ve o anda da kurt adam kendi sağ tarafına doğru kaçındı.

“Beni bu kol ile mi kesecektin?!”

*kesme sesi*

“AHHH!”

Kurt adam bir pençe savuruşu ile sol kolumu kopardı!

“Yoksa bu kol ile mi?!”

*kesme sesi*

“AHHH!”

Kurt adam sağ kolumu da kopardı!

“Bam!”

Elinin tersi ile göğsüme doğru sertçe vurdu!

Bu darbe ile geriye doğru fırladım ve yerde birkaç kez yuvarlandım.

Sonunda durduğumda, bakışlarım tavanı izlerken yerde sırt üstü yatıyordum.

İki kolumdan da şarıl şarıl kanlar boşalıyordu.

Hiçbir şey düşünemiyordum.

Sadece, boş gözlerle mağaranın karanlık tavanını izliyordum.

Etrafta ışık kaynağı yoktu ve sadece bir karanlığı seyrediyordum.

Ancak o sırada, görüş açıma büyük bir kurt ayağı girdi.

“Pat.”

O ayağı görmem ile kafamı bilinçsiz şekilde yana döndüm ve bununla beraber de suratımda bir baskı oluştu.

“Gerizekalı insanlar. Düşük varlığınız ile benim rahatımı bozmaya nasıl cürret edersiniz? Sizin yüzünüzden, peşime takılanların tekrar ortaya çıktığını bile düşünüp tedirgin oldum. Ne hakla bana böyle bir şey yaşatırsınız?!”

Bu sözleri duymam ile, kafamı yukarıya doğru çevirdim. Hala o kurt adam kılıklı yaratığın görünüşünü tam seçemiyordum. O anda, benim sonumu getiren bu yaratığın ne olduğunu bilmek istedim.

İsim: Yahrgıc (?) (?) (?)

Tür: [?]

Unvan: [?], [?]

Seviye: 3* (%?)

Sınıf: ?

Özellikler:

Fiziksel Güç: ?          Dayanıklılık: ?     Büyü Gücü: ?

Canlılık: ?                Çeviklik: ? Şans: ?

Aktif Yetenekler:

[?], [?], [?], [?], [?]

Pasif Yetenekler:  

[?], [?], [?]

>>>Detaylar

“Bu bakışlar da ne küçük insan? Söylemek istediğin bir şey mi var?”

Onun sorusunu duymam ile ben de zor olsa bile ağzımı açtım.

“Siktiğimin Yargıcı.”

Sözlerimin bitimi ile, Yahrgıc’ın gözleri sonuna kadar açıldı.

“Sen! Adımı nereden bili-”

“PİHUOWW!”

O sözünü bitiremeden kulak çınlatan bir ses duyuldu!

Beraberinde de nereden geldiğini bilmediğim kör edici bir ışık yayıldı.

Yahrgıc da bu ışıktan korunmak için gözlerini kapattı. Ancak bir an sonrasında ise, görüş açımdan kayboldu.

Bununla beraber, hali hazırda çok fazla kan kaybettiğimden ben de daha fazla dayanamadım ve bilincim kapanmaya başladı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr