Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 67: Portal Taşıyıcı


Ben arabaya atlayalı aşağı yukarı 15 dakika olmuştu.

İlerleyişimiz yavaş olduğundan pek fazla öteye gittiğimiz söylenemezdi ama bu bile beni şaşırtmaya yetmişti. Etraf karanlık olduğundan bir şey seçemesem de burasının beklediğimden daha geniş olduğu kesindi. Çünkü bu kadar ilerleyişe rağmen hala bir son göremiyordum.

Bu durum da aklıma arı kraliçenin söylediği sözleri getirdi. Hali hazırda burada korunması gereken bir düzen varsa, arı kovanı dışında bu düzenin üyesi olan toplumlar da olmalıydı.

Böyle bir sonuca vardıktan sonra, mağaraya bakış açım da değişmişti. Sanki bu boş alanlar bir ormandı ve bu ormanın farklı köşelerinde farklı yerleşimler vardı.

“Kapi efendi, 15 dakikadır yoldayız ama henüz bir yere varmış değiliz. Söylesene, nereye gidiyoruz?”

“Po-Po-Portal ta-ta-taşıy-yı-yıcıya.”

“Portal taşıyıcı mı?”

Barmen Kapi’nin açıklaması ile aklıma, Sikovski’nin günlüğündeki içerik geldi.

“Portal taşıyıcı nedir? Katlar arasında gezmeye falan mı yarıyor?”

“E-Evet. A-Ama, bu ö-özel ka-ka-kart ge-ge-gere-gerektiren po-po-portal ta-ta-taşıy-yı-yıcı.”

“Nasıl yani?”

Benim sorumdan sonra Kapi efendi kolsuz ceketinin içine elini attı ve bronz renginde dikdörtgen bir kart çıkarttı. Bu kart, standart iskambil kartları ile aynı boyutta gibiydi.

“Bu ka-kart ki-ki-kişiye ö-ö-özel bi-bir ka-kat kartı. Be-Benim gi-gide-gideceğim ka-kat, Üstün Kumar ti-tic-ticaret lo-loncasına ait.”

“Ah, demek bu kart ile özel olarak bir kata ışınlanabiliyorsun… bir dakika… bu kart sana özel ise, biz nasıl geleceğiz?”

“E-Eğer, Ka-Kade--Kaderin ba-bağl-bağlarını kı-kırd-kırdıys-s-s-sanız, bu-buraya ba-ba-bağlı ka-kat-katlara da gi-gide-gidebilirsiniz.”

“Kaderin bağları mı? Hmm.. öyle bir şeyi kırdığımı hatırlamıyorum.”

“A-Ah… o za-zaman, bu-bu-burada, ka-ka-kalac-c-caksınız.”

“Ney?! Nasıl yani, buradan çıkamayacak mıyız?!”

“Şe-Şey… bu-bu-bura-da-daki to-toplu-luklardan ya-ya-yardım a-a-alabilir-r-rsiniz.”

“Yardım alabilir miyiz? Onlar bize çıkışı gösterebilirler mi?”

“Mu-Mu-Muht-t-temelen.”

Varsayım mı?

Yani kesin değil mi?!

Kapi ile yaptığımız bu konuşmadan sonra, içim biraz kasvetle doldu.

Ben böyle kasvetli bir haldeyken, arkadaki arabanın içinden de sesler gelmeye başladı.

Bir merak ile perdeyi açtım ve Dante’nin ayaklandığını, bir eliyle yanındaki fıçıdan destek alarak diğer eliyle başını tuttuğunu gördüm.

Ona doğru “Hey.” diyerekten seslendim.

Bu seslenişim ile de Dante bana doğru kafasını kaldırdı ve aynı şekilde, “Hey.” diyerekten yanıtladı.

“Var ya Dante… tam tecavüze uğramış gibi görünüyorsun. Bence içmeyi bırakmalısın.”

“Aah. Doğru biz en son bir cinin yerinde içiyorduk. Tam olarak kaç şişe içtim ben?”

“Tahmin et.”

“3 şişe?”

“Hayır.”

“4 şişe?”

“Haayır.”

“Oha! 5 şişe mi içtim?”

“2.”

“Ah, 2 şişe mi içebildim. O zaman içtiğim o içki gerçekten çok sert olmalı.”

“Hayır dostum, 2 kadeh içtin ve ardından bayıldın.”

“NEE?! Bu.. bu imkansız! Ben kaç yıllık içiciyim, bulunduğum semtteki barlarda bile herkes beni yürüyen kafein olarak tanımlar. Nasıl iki kadehte devrilebilirim?”

“Bilmiyorum. Sonuçta artık bizim dünyada değiliz. Belki bu sefer ki, bünyen için yeni bir şeydir?”

“O-Olabilir… evet evet kesinlikle öyle olmalı! Benim 2 kadehte bayılmam imkansız! Ama… sen gene de bundan kimseye bahsetme, olur mu?”

“Tabi… denerim.”

******

******

Bir 15 dakika daha sonra, sonunda Kapi’nin bahsettiği portal taşıyıcının yanına gelmiştik.

Bu sözü geçen taşıyıcı, iki taraftan yukarıya doğru git gide yataylaşarak ilerleyen ve sonunda birleşen kenarlara sahipti. Bu kenarlar, mor ile beyaz renge sahip kristalimsi bir cisimden oluşuyordu ve ortaları da kapkara renge sahip duvarımsı bir bölgeye ev sahipliği yapıyordu. Yukarıya doğru en üst noktası 5 metre uzunluğundaydı ve yanlara doğru en uç nokta da aynı şekilde 5 metre uzunluğundaydı. Taşıyıcının hemen yanında da bir platform vardı. Bu platform, yerden yarım metre kadar yukarıya kare şeklinde uzuyordu. Platformun kendisi zemin ile aynı renge sahipti.

Oraya vardığımızda, üstat Kapi arabadan atladı.

İlerlerken elini kolsuz ceketinin içine attı ve bronz kartı çıkarıp taş platformun üzerine yerleştirdi. Bu olaydan sonra, etrafta gözle görülür herhangi bir değişiklik olmamıştı. Bunu görmem ile şaşırmıştım.

Artık arabadan çıkmış ve yanıma gelmiş olan Dante, “Bir sorun mu var?” diye sordu.

Bu soruyu düşük bir ses tonunda dile getirmişti yani bana ilettiği belliydi.

Ben de ona cevap vermek için ağzımı açtım.

Ancak daha bir şey söyleyemeden, üstat Kapi kartı tekrar aldı ve arabaya geri döndü.

“Sa-Sanırı-rı-rım, yo-yo-yol-l-larımı-mız bu-bu-burada a-a-ayr-r-rılıyor.”

Onun sözlerinden sonra, artık gitme vaktimiz geldiğini anladım.

Hali hazırda seyahat sırasında Dante’ye de durumu açıklamıştım bu nedenle o da bir soru sormadı.

Beraberce arabadan indik.

Üstat Kapi, bize bölgedeki en barış canlısı türün yerini tarif etmişti ve hatta bir harita bile vermişti.

Bu yaptıkları bile teşekkürü hak ediyordu.

Biz arabadan atladıktan sonra, üstat Kapi tekrar sürücü koltuğuna geçti ve öndeki gümüş-sarı renkte tüylere sahip geyiğin hareket etmesiyle, portala doğru ilerlemeye başladılar.

Onların ilerleyişini izlerken, biraz şaşırdım.

Portalın ortasındaki karanlık bölgeye öylece ilerlemişlerdi ve sanki orada hiçbir şey yokmuş gibi içinden geçmeye başlamışlardı.

“İ-İyi şa-şanslar Re-Re-”

Docin Kapi bizi uğurlamak için birkaç söz söylemek istiyor gibiydi ama sözlerini bitiremeden portaldan geçmişti.

Kısa süre sonra da arabanın tamamı gözden kaybolmuştu.

Birkaç saniye kadar Kapi’nin gittiği noktayı izledik.

“Eee… şimdi ne yapacağız Hımbıl?”

Bu soruyu yanıtlamadan önce, arkamı döndüm ve etrafa baktım.

Bize en yakın olan domuzcuk grubu 150 metre kadar ötedeydi.

Bu bölge özel olarak izole edilmiş gibiydi.

Normal şartlarda burada durup merkez olarak kullanmak mantıklı olabilirdi.

Ancak bu riskliydi.

Eğer burası düşündüğümün aksine izole edilmiş bir yer değilse, sıkıntı yaşayabilirdik.

“Şimdilik, Kapi’nin bahsettiği şu barış canlısı türü bulalım.”

“Gerçekten o küçük cine güveniyor musun? Tek başına bize gücü yetmeyeceğinden, daha güçlü dostlarının yanına gönderiyor olmasın?”

“Neden öyle bir şey yapsın ki?”

“Yemek için… veya yağmalamak için?”

“Ne? Sen hiç aynada kendine baktın mı? Her tarafın kan içinde ve parçalanmış bir zırha sahipsin. Eğer konuşmuyor olsan, herkes seni ölü sanar be. Böyle birini neden soymak istesinler? Hem, fark ettin mi bilmiyorum ama artık  ben de deri zırh ceketime sahip değilim ve üstüm başım yeşil pok içinde. İnan bana, bizim gibi tiplerin soyulası bir hali yok. Yenmek ise… bu konuda da endişelenmemize gerek yok aslında. Böyle bir yerde iş yeri açabilen, 3 metre boyunda bir yaratığı arabasını çekmek için kullanabilen ve ne olduğu belli olmayan rün benzeri yazılara hükmedebilen o, isteseydi bize pek zorlanmadan zarar verebilirdi diye düşünüyorum.”

Aslında, bunların yanı sıra daha önemli bir kanıta sahiptim.

Gerçeğin Gözü yeteneğim sayesinde docin Kapi’nin özelliklerini görebilmiş ve bizden çok daha ileri seviyelerin bir canlısı olduğunu anlamıştım. Hali hazırda beni o arı görevine göndermiş olsa da, geri döndüğüm vakit eskisinden daha güçsüz olmama rağmen herhangi bir zarar verme girişiminde bulunmamıştı. Bunun dışında, benim o patlamada öldüğümü düşünmesine rağmen Dante’ye de herhangi bir zarar vermemişti.

Bunlar ona güvenmek için ne kadar yeterlidir bilmiyorum ama, şu anki durumda başka bir seçeneğimiz de yoktu.

Tavandaki ve zemindeki ışıkların neye göre açılıp kapandığını bilmiyordum. Ancak etraf tekrar aydınlık hale geldiğinde, bu domuzcukların bizimle tekrar maratona çıkacağını biliyordum. Tek başıma onlardan kaçabilecek olsam da, benim enerjim sınırsız değildi. Dante’yi boşversem bile, tekrar Kapi gibi bir varlık ile karşılaşmayabilir, yığılana kadar koşmam gerekebilirdi.

Bu nedenle, Kapi’nin verdiği haritayı izlemeye ve sözünü ettiği en barış canlısı grubun yanına gitmeye karar verdim.

“Anladım… o zaman acele etsek iyi olur. Bu yaratıklar uyanırsa biteriz.”

Onun sözleri ile ben de kafamı onaylarcasına salladım.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr