"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 62: Seymen Sikovski


Yatağan’ımı geri çektim.

Arının üstünden indim ve diğer arıların neden benden uzaklaştığını düşünmek istedim.

Ancak, o anda gözlerimin önünden geçmekte olan yazılar dikkatimi çekti.

-1

-1

Kanamam vardı!

Bakışlarımı hızlıca karnımın sol tarafına yönlendirdim.

Orada, Deri Zırh Ceket’imin 10 santimlik bir kısmı delinmişti ve zırhın alt tarafından da kanlar akıyordu.

Olayların durulması ile yaradan yayılan acıyı hissetmeye başladım.

Acılı bir ifade ile güçlükle yatağanımı kınına yerleştirdim ve yere çömeldim.

Kendimi zorlayaraktan deri zırh ceketi üzerimden çıkardım.

Arının vurduğu hasar 50 can puanımı almıştı yani geriye de 50 can puanım kalmış olmalıydı.

Bu kanama da muhtemelen o yarayı aldıktan hemen sonra başlamıştı ki bunun anlamı ölümümün yakın olduğuydu.

Zırhı çıkarmam ile hiç duraksamadım ve sol elim ile yaranın olduğu noktaya tüm gücümle bastırdım.

Bu baskımdan birkaç saniye sonra önüme gelen kanama yazısı durdu.

Vücudumu bitkin hissetmeye başlamıştım ama yaşamak için dayanmam gerektiğini biliyordum.

O anda, bakışlarımın olduğu yönde arının da ölü vücudu ve kafası vardı. Suratı bana doğru dönüktü ve garip gözleri ile ağzından akan sarı-beyaz karışımı bir sıvıyı gözler önüne seriyordu.

Bu sıvıyı görmem ile aniden aklıma bir fikir geldi ve ilk önce bakışlarım kendi üzerime döndü.

Şu anda vücudumun farklı noktalarına yapışmış olan Halis Öz’ler vardı.

Elimi rastgele bir tanesinin üzerine götürüp dokundum ve yapışkan bir madde olduğunu fark ettim.

Ancak, garip bir şekilde donmuştu.

Bana fırlarken bir mermi misaliydi ve çarptığında ıslak hissettirmişti.

Bu nedenle böyle donuk olması normal değildi ve sonradan olduğu belliydi.

Bunu fark etmem ile içime bir umut doğdu.

İlk önce arıya doğru baktım.

Ardından kafasına doğru yaklaştım ve boşta olan sağ elimi ağzına soktum!

Birkaç saniye sonra, sarı-beyaz karışımı bir maddeyi tutaraktan elimi geri çektim.

Hiç beklemeden yaramın üzerindeki sol elimi çektim ve aynı anda sağ elimi oraya bastırdım.

Elimdeki sıvıyı oraya uygulayıp yavaşça elimi de geri çekmeye başladım.

Ben elimi tamamen geri çektiğimde, sıvı hala yaramın üzerindeydi.

Bu şekilde birkaç saniye bekledim ama gözlerimin önüne kanamam olduğunu gösteren herhangi bir kırmızı yazı gelmedi.

Bir rahatlama nefesi verdim.

“Ucuz atlattım.”

Ardından görüntülemek için özellik penceremin detaylar kısmını açtım ve Hayat Puanı değerimin… 18 olduğunu gördüm!

“Ö-Ölüm kapımı çalmış gibi görünüyor.”

“Vızz.”

Ben kendimle bir dalga geçeyim derken hafif bir vızıldama sesi daha duyuldu!

Kafamı çevirip baktığımda, 25 ila 30 metre öteden 3 arının bana doğru geldiğini gördüm!

İçim korkuyla doldu. Eğer tekrar savaşırsam, bu sefer gerçekten mefta olurdum.

O arılar bana geldiği sırada hemen arkamı döndüm. Duvardaki yarık ile aramda 10 metre kadar vardı.

Normal şartlarda arılar buraya varmadan ben o yarığa varabilirdim. Ancak karnımda bulunan yara nedeniyle kendimi pek de hareket edebilir hissetmiyordum.

Kaçmanın imkansız olduğunu fark etmiştim. Ancak o anda, bakışlarım yerde yatan ölü arıya düştü.

Aniden aklıma bir fikir geldi ve arının yanına gittim. Eğildim ve geriye kalan gücüm ile vücudunu kaldırarak altına girdim. Daha öncesinde arının üzerine çıktığımda bu arılar beni görmezden gelmişti. Bu sefer de aynısının olmasını ummaktan başka çarem yoktu. Beklemeye başladım.

Kısa süre içinde,  3 arı yanımıza vardı.

Bulunduğum pozisyon nedeniyle sadece vücutlarının en altını görebiliyordum ama geriye kalan bölgelerinde ne yaptıklarını göremiyordum.

Birkaç saniye bu şekilde sessiz geçti.

Ancak sonrasında, beklemediğim bir şey oldu.

Arılar, ilerlemeye başladı… ve ölü arıyı kaldırdı!

Bunu beklemediğimden neredeyse açıkta kalacaktım ama son anda tepki vererekten  üzerimdeki ölü arıya tutunabildim.

Şu anda ölü arının altındaydım ve beraber havada uçuyorduk.

İlerlemeye başladık.

Kafamı çevirip baktığımda… yarıktan uzaklaştığımızı gördüm!

HASİKTİR!

İçimden feryat ettim.

Şu an beni nereye götürdüklerini bilmiyordum ve elimden tek gelen bekleyip görmekti.

Bu şekilde yol alırken, yan taraflara da bakıyordum.

Etrafta… çok fazla arı vardı!

Bir çok arı bizimle aynı yükseklikte etrafta dolanıyordu.

Onların bu kadar alçak bir yükseklikte uçma sebebi muhtemelen boyutlarıydı.

Bu durumda kovanlarına nasıl girip çıktıklarını da merak etmiyor değildim.

Ancak bunları dile getirecek durumum yoktu.

Birkaç dakika sonra, arılar sonunda ilerlemeyi kesti.

Ne olduğunu görmek için etrafa baktığımda, kafamı tam çeviremediğim için göz ucuyla bir yapının önünde olduğumuzu görebildim.

Bir iki saniye kadar durduktan sonra, arılar bir anda cesedi ileriye ve geriye doğru sallamaya başladı. Bu hareketleri ile ben de cesede daha sıkı tutunmaya başlamıştım. Zaten hali hazırda yarı yolda ellerimi cesedin derisine biraz geçirmiştim. Şimdi ise zorlasam derisini parçalayacak durumdaydım.

Arılar bizi birkaç kez salladıktan sonra… fırlattılar!

Beraberce yokuş aşağı bir bölgede yuvarlanmaya başladık.

“Ah! Ah!”

Acıyla inlemeden edemedim.

“Bam!”

Arıyla beraber yere yapıştık ve bir kez yuvarlandıktan sonra durduk.

Etrafıma bakmadan önce hemen yarama baktım.

Ancak, hala eskisi gibi sarı-beyaz sıvı ile kaplı olduğunu ve gözlerimin önüne de bir kanama yazısı gelmediğini gördüm.

Ardından bakışlarımı etrafta gezdirmeye başladım.

Şu anda… bir tür mezarlıkta gibiydik!

Burada birkaç tane arı cesedi ve çoğunlukla da insanımsı cesetler vardı!

İnsanımsı olduklarını söylememin sebebi… hepsinin iskelet olmasıydı!

Yerde yatan bir çok iskelet vardı!

Bunun yanı sıra, yerde yapışkanımsı sarı bir sıvı vardı.

Kendimin de bu yapışkanımsı sıvının içinde olduğunu fark ettiğimde, cesetleri iskelet haline getirenin kaynağı olmasından şüphelendiğimden korkuyla zıpladım ve kuru bir yer aradım.

Bakışlarım etrafta gezdiği sırada, yerdeki cesetlerden farklı olarak sağlam olan bir… insanımsı vücut gördüm.

O vücut, yerdeki yapışkan sıvının aksine kuru görünen ama sarı ile kahverengi arası renge sahip olan yüksek bir yerdeydi. Hemen oraya ilerlemeye başladım. Yerdeki yapışkan sıvı ve dağınık iskeletler nedeniyle hareketlerim yavaştı. Ben de bu sırada etrafı inceledim. Burası, bal mumu gibi görünen, aşağı yukarı 10 metre tavana sahip bir alandı. Genişliğini ise aşağı yukarı 30 metre kadardı. Sağ çaprazımda az ileride bir delik vardı. O deliğin içi karanlık olduğundan nereye gittiğini bilmiyordum.

Bir arı kovanın içinin arılarla dolu olacağını düşünüyordum bu nedenle karşımdaki görüntü beni şaşırtmıştı. Ancak tahminime göre burası kovandan ayrı olan bir bölgeydi. Veya kovanın sadece cesetler için olan bir bölgesi de olabilirdi.

Bu incelemem sırasında, yüksek platforma vardım. Bu platform yarım metre kadardı.

Karnımdaki yaranın açılmamasına dikkat ederek yukarıya çıktım.

Ayak tabanım tamamen yapışkan sıvı ile kaplanmıştı ama üzeri kısmen temizdi.

Kısmen dememin sebebi düştüğüm sırada her yerimin bu yapışkan sıvı ile kaplanmış olmasıydı.

Şu anda, bu yapışkan sıvının asitik bir etkisi olmamasını ummaktan başka çarem yoktu.

Bakışlarımı, duvara dayalı olan cesede kilitledim.

Bu cesedin üzerinde palto benzeri ama paltodan daha uzun olup ayağa kadar giden, bununla beraber daha kalın görüntü sergileyen bir giysi vardı. Bu giysinin üst kısmında sanki ayrı bir parçaymış gibi görünen ve göğsün üst kısmı ile kolun üst kısmını kapsayan koyu renkli derimsi bir koruma vardı. Bu koruma da deri zırhı andırıyordu. Vücudunun alt kısmında ise bir pantolon vardı ve ayaklarından dizlerine kadar uzanan kısımda da koyu renkli deri bir bacak zırhı vardı. Bunların dışında bir ayrıntı olarak da, en üste giymiş olduğu paltomsu kıyafetin deri göğüs koruması kısmında, boylu boyunca simgemsi bir desen olmasıydı. Bu desen, kanatlarını açmış bir kuşu andırıyordu ve bu kuşun kanatları omuzlara kadar uzanırken baş kısmı ile gagası boyna doğru uzanıyordu. Derinin üzerindeki hali bronz renginde işlenmişti ve özel olduğunu her şekilde belli ediyordu.

Bu kişi, nereden bakılırsa bakılsın ilk seviyelerden değilmiş gibi görünüyordu.

Karnımdaki yara nedeniyle biraz sendeleyerek cesede doğru ilerledim.

Yanına yaklaştığımda, onun bir erkek olduğunu fark ettim. Kısa saçlara ve kalın kaşlara sahip, yüzünde kırışıklık olmayan bir adam. Genç yaşında öldüğü belliydi.

İncelediğim sırada, adamın sol elinde bir defter tuttuğunu gördüm.

Sol eli şu anda kucağında duruyordu. Bir merak ile elimi uzattım ve defteri aldım.

Defterin kendisi deri ile kaplı gibiydi ve herhangi bir desene sahip değildi.

Üzerinde bir kilit vardı.

Bu kilit, defterin kendisinin özel olduğunu anlamama yetmişti.

Elinde tuttuğu için, defterin bu genç savaşçıya ait olduğunu anlamıştım. Hali hazırda ölü olduğundan, üzerini yoklamanın bir zararı olmamalıydı. Deri zırhının olmasından da anlaşılıyor olmalıydı ki bu palto benzeri kıyafetin üst tarafı kapalıydı. Sadece belinin olduğu kısmın aşağısı ters V şeklinde açıktı. Bende ceplerinin pantolonda olacağını tahmin ettim ve ellerimi atıp bunu onayladım.

Kısa bir araştırmadan sonra, ilk önce elime anahtar süsü boyunda bir oyuncak bebek geldi. Aradığım bu olmadığından onu yerine geri koydum ve araştırmaya devam ettim ama başka bir şey bulamadım. Ben de elimi çıkartıp diğer cebe soktum ve anında da anahtarı buldum.

Sonrasında, cesedin hemen yanına oturup duvara sırtımı dayadım.

Genç cesedin suratına doğru baktım. Gözleri kapalıydı yani ölürken bunun olacağının farkında olmalıydı veya uykusunda falan ölmüştü.

“Kanka, nasıl öldüğünü bilmiyorum ama, eğer beni duysaydın kimsenin senden haberdar olmamasını istemeyeceğine eminim. Eğer bu defterde senin hakkında bir şey varsa, söz veriyorum ilgili yerlere ölümünün haberini vereceğim.”

Bu sözlerimden sonra, anahtarı kullanarak defteri açtım.

Girişte bir başlık vardı; Seymen Sikovski




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1040

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 949

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 789

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 753

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 556

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 553

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 553

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 505

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 469

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 246

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 163

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 163

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10855 Üye Sayısı
  • 269 Seri Sayısı
  • 14984 Bölüm Sayısı


creator
manga tr