Bekleyin okuyun ve öğrenin... #Örkün

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 53: Tecavüzün Başlangıcı


Birkaç saniyelik acı hissinden sonra gözlerimi tekrar açtım.

Şu an bir dejavu yaşıyordum.

Bilmediğim, oda gibi bir yerdeydim.

Odanın duvarları çıkıntılarla doluydu. Bir yeraltı mahzenini andırırcasına kayanın içine oyulmuş gibiydi.

Bir kapısı vardı ve kapının tam zıttı yönde de bir masa vardı. Masanın etrafında 1 adet sandalye vardı.

Burası, ilk geldiğim zamanki odaya benziyordu.

Tek fark, şu an tam karşımda duran ve elinde tuttuğu küre ile şaşkın bir ifadeye sahip zombimsi Dante idi.

Dante, yüzündeki bu şaşkınlık ile, “Burası neresi?” dedi.

O bu sözleri söylediği sırada ben de ona doğru yürüyordum. Oda sadece 5 metre kare kadar gibiydi. İkimiz odanın tam zıttı yönlerdeydik. Bu nedenle yürürken yanına varmam sadece bir saniyemi aldı. Yanına vardığımda ise boşta olan sağ elimi kaldırdım ve bir ‘ŞAP’ sesiyle ensesine tokatı geçirdim. Bununla beraber de, söylenmeye başladım. “Hiamına koduğumunu! Özünü bilmediğin eşyalara neden dokunuyon?!”

Dante attığım tokat ile biraz sarsılmıştı ve neredeyse elindeki küreyi de düşürecekti.

Attığım tokattan sonra hafif tırsak, çoğunlukla da içerler bir ifadeye büründü ve sözlerimin bitimi ile konuşmaya başladı. “Ne vuruyon ya?! Böyle bir şey olacağını nereden bilebilirdim?!”

Onun bu tepkisi kaşlarımı çatmama neden oldu. Ancak, bir an sonra sakinleştim ve, “Haklısın.” dedim. Buradan sonrasında geri çekildim ve masanın yanındaki sandalyeye oturdum. Birkaç saniye boş boş baktım ve sonrasında özür dilercesine bir ifade takınıp konuşmaya devam ettim. “Sen de buraya gelmeden önce sıradan bir insan olmalısın. Aslında böyle detayları fark etmemen normal olsa gerek.”

Bu sözlerden sonra bakışlarımı masaya çevirdim. Gördüğüm, sadece tozlar ve masanın ahşap yüzeyiydi. Burada herhangi bir hap yoktu.

Bakışlarımı masadan çekip etrafa göz gezdirdim. Duvarlarda da herhangi bir delik yok gibiydi.

Bunları gözlemlemem ile, ilk baştakine kıyasla farklı bir yerde olduğumu anladım.

Bu andan sonra, aklıma tek gelen kapıyı açmaktı.

Ancak, bunu yapmadım.

Ben bu değerlendirmeleri yaptığım sırada, Dante de merak içinde gibiydi. Sorgulamaya başladı. “Burası… ilk başta geldiğim yere benziyor. Yoksa, yanlışlıkla geri mi döndük?”

Onun bu sorusu karşısında alaycı bir gülümseme takındım ve yanıtlamaya başladım. “Etrafa bak. Herhangi bir hap görüyor musun? Veya fare deliği? Burası, farklı bir yer olmalı.”

Bu açıklamamdan sonra, Demir Yatağan’ımı masanın üzerine koydum. Ben bunu yaptığım sırada da Dante’nin bakışları hala üzerimdeydi. Bu bakışlarda merak vardı. Ona doğru baktım ve, “Ne oldu?” diye sordum.

Dante, bu meraklı ve tedirgin ifadesi ile konuşmaya başladı. “Biraz… fazla sakin değil misin? Bilmediğimiz yollarla böyle bilmediğimiz bir yere geldik.”

Onun bu sözleri karşısında hafif bir kahkaha saldım ve sonrasında alaycı bir gülümseme ile konuşmaya başladım. “Neden sakin olmayayım? En fazla olacak olan, şu kapının arkasında kıçımızı arzulayan bir yaratık sürüsüdür.”

Bu sözlerim ile Dante’nin vücudu boydan boya titredi. Şu an bulunduğu nokta kapının tam çaprazıydı. Ancak sözlerimi duyması ile hemen koştu ve odanın bir duvar köşesine sindi. Bu sinişinden hemen sonra küreyi yere bıraktı ve belindeki kısa kılıcı çekti. Takibinde sırtındaki kalkanı da çıkarmıştı. Kısa kılıcı sağ elinde kalkanı sol elinde tutuyordu.

Onun bu hareketlerini görünce bir kahkaha daha saldım ve konuşmaya başladım. “Korkmanın anlamı yok. Şu an tek çıkış yolumuz bu kapı gibi görünüyor. Yani, şimdilik sadece göğsümdeki yaranın iyileşmesini bekleyelim. Sonrasında, dışarı çıkar ve gözlemleriz.”

Ben bu sözleri söylesem bile, Dante pek de rahatlamış görünmüyordu. Aksine, daha da korkmuştu. Yüzünde böyle korkulu bir ifade varken konuşmaya başladı. “Başka çıkış yolu yok mu?! O zaman şimdi ne yapacağız?! Ya o kapının arkasında gerçekten de çok büyük yaratıklar varsa?” Bu kısımdan sonra kasvetli bir ifade takındı. “Ölücez. İkimiz de ölücez. Lanet olsun, lanet olsun.”

Onun bu sözlerinden sonra, “Aptal, sen ölümsüzsün.”  diyerekten söylendim.

Dante hala kasvetli ifadesini korurken çıkıştı. “Değilim! Eğer vücudumla beraber kellemi de yok ederlerse ölürüm!”

Göğsümdeki yarayı bakışlarımla kontrol ettiğim sırada Dante’ye bir atış daha yaptım. “Böyle bir sırrı açıklamak istediğine emin misin? Ya ileride düşman olursak ne yapacaksın?”

Bu sözlerimden sonra bir ‘Pat’ sesi duyuldu. Göz ucuyla sesin kaynağına baktığımda Dante’nin diz üstü çöktüğünü ve bana korku dolu bakışlar attığını gördüm.

Onun bu bakışları ile gülmeden edemedim ve, “Şaka yapıyorum.” dedim.

Dante bu sözlerimin duyulması ile  bir rahatlama nefesi saldı.

******

Yarım saate yakın bir süre sonra, göğsümdeki yara neredeyse tamamen iyileşmiş hale gelmişti. Hatta öyle iyileşmişti ki, sanki sonradan eklenmiş bir parça gibiydi. Ten rengim beyaz olmasına rağmen bu yaranın olduğu kısım geriye kalan bölümlere kıyasla daha açık renkliydi.

Yaramın neredeyse iyileşmek üzere olduğunu gördüğüm için Dante’ye doğru döndüm.

Dante, kılıç ile kalkanı ellerine bitişik olacak şekilde yere koymuştu. Şu anda iki eli ile küreyi tutuyordu. Bu kürenin içinde, daha önce gördüğüm gibi bahçeli bir kulübe vardı. Ancak, içinde herhangi bir canlı yoktu.

İlk gördüğüm zaman, içinde Dede Korkut’a benzer bir silüeti seçebilmiştim. Ancak şimdi, içinde hiçbir şey görünmüyordu.

Bu bana gizemli ve rahatsız edici hissettirmişti. Her ne kadar sonrasında bir baş ağrısı hissetsem ve bunun bir ilizyon olduğunu tahmin etsem de, sonuç olarak Dede Korkut’u andıran bir varlık görmüştüm. Bu bile, o yaşlı adamın var olan gizemini artırmaya yeterdi. Bunun sebebini bilmiyor olmak ise, içimdeki rahatsızlığın nedeniydi.

Dante, küreyi elinde tutarken aynı zamanda ovalıyordu ve aynı anda sözler söylüyordu. “Açıl susam açıl. Susam açıl Susam. Açılsana lan!”

Anlaşılan, burada bu kadar süre kalıp kendi düşüncelerini dinlemek, onu biraz çıldırtmıştı. Gerçi daha yarım saat bile olmamıştı. Bu yaptıkları normal bir insana göre garipti.

Ona doğru baktım ve, “Ne yapıyorsun?” dedim.

O bu sözlerimden sonra kafasını bana çevirmedi ve küreyi kontrol etmeye devam etti. Bu sırada da yanıtladı. “Bizi buraya getiren bu küre, değil mi? Buraya getirdiğine göre, götürebilmeli de!”

Bir bakıma haklıydı. Bu nedenle onu engellemedim.

Ancak, artık gitmemiz gerekiyordu. Masanın üzerinde duran Demir Yatağan’ımı aldım ve ayaklandım. Dante’ye doğru baktım ve konuşmaya başladım. “Burada daha fazla kalıp küre ile çeşitli fantaziler yapmak ister misin bilmem ama, ben dışarıyı kontrol edeceğim. Eğer tehlikeli bir durumla karşılaşırsam, geri gelirim ve beraber beklemeye devam ederiz.”

Sözlerim bittikten sonra Dante kafasını onaylarcasına salladı ve konuşmaya başladı. “Tamam. Dışarıda dikkatli ol. Eğer bir canavar grubu veya benzer tehlikede bir durum ile karşılaşırsan, sakın buraya getirme! İlk önce onlardan kurtul ve öyle geri gel. Eğer kurtulamazsan, hiç gelme.”

Onun bu sözleri karşısında sadece alaycı bir gülümseme saldım ve, “Balkona da fıskiye dikelim ister misin?” dedim.

Bu sözlerimden sonra kapıya doğru ilerledim.

Kapıya vardığımda sol elimdeki Demir Yatağan üzerindeki baskımı artırdım. Ardından derin bir nefes aldım ve dikkatlice kapıyı açmaya çalıştım.

“Gıcııırt.”

Kapı açıldığı sırada bir gıcırdama sesi yaydı. Kapıyı, sadece kafamı çıkarabilecek kadar araladığımda, hafifçe başımı dışarıya doğru çıkardım ve gözlemlemeye çalıştım.

Dışarıya birkaç saniye kadar baktım.

Sonrasında, kafamı tekrar içeri soktum ve kapıyı kapatıp yan tarafa geçtim.

Vücudumu döndürdüm ve kapının tam tersi yöne doğru boş bakışlar salmaya başladım.

Dante, meraklı bir ses ile konuşmaya başladı. “Ne oldu? Gitmekten vaz mı geçtin?”

Onun bu sorusunda sonra, ifadesizliğimi korurken bir yanıt verdim. “Dante, görünüşe göre burada saklanma planın iptal olacak.”

Dante, bu sözlerimden sonra garip bir ifade takındı ve konuşmak için ağzını açtı.

“BAAM!”

Dante lafa giremeden önce bir çarpma sesi yayıldı ve kapı parçalara ayrıldı!

Tahta parçaları her tarafa dağıldı ve hemen yanında olduğum için birkaçı da bana geldi. Ancak buna rağmen istifimi bozmamıştım ve boş bakışlar ile Dante’nin olduğu tarafa bakıyordum.

Kapının parçalanmasından hemen sonra, orta büyüklükteki toynaklı bir yaratığın silüeti seçilebilir oldu.

“Bam!”

“Puçhi!”

Hemen ardından bir çarpma sesi ve beraberinde saplama sesi duyuldu.

Kapıdan fırlayan toynaklı yaratık… Dante’yi delmişti!

Bu yaratığın bir tür tek boynuzu vardı ve sözü geçen bu boynuz da kafasının tam ortasındaydı.

Yarılan kapıdan fırladıktan sonra koşmaya devam etmiş ve bu tek boynuzu Dante’nin tam göğsüne saplamıştı.

Dante, ne olduğuna şaşırmış gibiydi.

Yüzünde acılı bir bakış vardı ve ağzından şiddetli bir şekilde kanlar çıkmaya başlamıştı! Bu kanlar hem ağzından hem de boynundaki yaradan dökülüyordu!

Dante, yüzünde bu acılı ifade var iken kafasını bana doğru çevirdi ve şu sözleri fısıldadı. “Y-Yardım et…”

Onun bu sözlerini duymam ile alaycı bir gülümseme saldım ve, “Yardım mı edeyim? Az önce bir yaratığı atlatamazsam buraya getirmememi söylememiş miydin? Şimdi neden sen bir yaratığı çekmişken ben araya gireyim ki?”

Dante, bu sözlerim karşısında bir şey daha söylemek ister gibiydi.

Ancak, boynuzun sahibi olan toynaklı yaratık, bu boynuzu geri ister gibiydi. Sürekli çırpınıyordu ve boynuzunun çıkmasını sağlayacak şekilde ayaklarını yere baskılıyordu.

Dante’nin daha fazla söz söylemesine gerek kalmadan, ben de ileri atıldım.

Bu boynuzlu yaratığın serbest kalmasına şimdilik izin veremezdim.

İleriye atılmam sırasında Demir Yatağan’ımı havaya kaldırdım.

Bir ‘Slash’ sesi ile yatağanımı savurdum ve şiddetlice toynaklı yaratığın boynunu doğradım!

Bu doğrayış ile boynuzlu yaratığın kafası vücudundan ayrıldı!

Kafanın ayrılması ile, vücut da daha fazla ayakta kalamadı ve yıkıldı.

O anda, önüme de bir yazı geldi.

1 TP Kazandınız

2 Puan Kazandınız

Kellesi kesilen bir yaratık, ölümsüz olmadıkça veya farklı zayıf noktaları olmadıkça hayatta kalamazdı. Bu nedenle, bu yaratığın tek vuruşluk ölümü de pek şaşırtıcı olmamıştı.

Boynun vücuttan ayrılması ile her iki taraftan da kanlar fışkırmaya başlamıştı.

Şu anda, Dante’nin üstü başı kan olmuş durumdaydı.

Dante, korkuyla inledi. “ÇABUK! KALDIR ŞU ŞEYİ ÜSTÜMDEN!”

Onun bu sözleri ile garipsercesine baktım ve, “Bu kanlı şeye nasıl dokunayım? Üstüm kirlenir! Kendin kaldır.” diye yanıtladım.

Dante, cevabım ile bana yalvarırcasına baktı ve, “Lütfeen! Daha yeni ölüme yakın hale geldiğim için kaslarımı düzgün kontrol edemiyorum! Yardımına ihtiyacım var! Şu şeyi göğsümden çıkarman lazım!”

Onun bu sözleri karşısında hala tepkisizdim. Sakince elimdeki Demir Yatağan’ı yanlamasına savurdum ve üzerindeki kanların yere fırlamasına neden oldum. Ardından, köşeye geçtim ve sandalyeye oturdum.

Dante, ona yardım etmeyeceğimi anlamış gibi göründü. Yüzündeki acıklı ifade dururken tekrar konuşmaya başladı. “Lütfen! Ne istersen yaparım! Bana yardım et!”

Bu sözler ile daha yeni oturduğum sandalyeden tekrar kalktım. İlk önce Demir Yatağan’ımı masanın üzerine bıraktım. Ardından, kapıya doğru baktım ve dışarıdan başka varlık gelmediğinden emin oldum. Dante’ye doğru ilerledim ve sanki büyük bir kavanoza dışarıdan elimi sokuyor gibisine yukarıdan aşağıya doğru iniş yaptım. Bu sayede, yanlamasına fışkıran kanlardan da uzak durdum. Kopmuş kellenin en üstünü tuttum. Biraz çekiştirdim ama yerinden hareket ettiremediğimi gördüm. Bunu görmem ile tekrar doğruldum. Birkaç saniye düşündüm.

Sonrasında, arkamı döndüm ve masanın üzerine bıraktığım Demir Yatağan’ımı alıp geri geldim.

Demir Yatağan’ımı diklemesine olacak şekilde kafamın üzerine kaldırdım. Dante’ye bir uyarı verdim. “Kafanı geriye doğru çek.”

Dante bu sözlerimden sonra hiçbir itirazda bulunmadı ve üst vücudunu biraz daha geriye doğru çekti.

O hareketini bitirdiğinde ben de bir ‘Slash’ sesi ile beraber kılıcımı savurdum.

Bir tür kemik kesme sesi de beraberinde yayıldı ve boynuz kafadan ayrıldı.

Kafa, boynuza olan bağını kaybettiğinden Dante’nin kucağına düştü ve kan denizini yaymaya orada devam etti. Tabi, hali hazırda akan kanın oranı azalmıştı. Artık, kısık bir musluktan dökülür gibiydi.

Boynuzu kafadan ayırmam ile, Demir Yatağan’ımı tekrar eski yerine koydum ve geri gelip ellerim ile boynuzu tuttum. Ardından, güçlüce çektim.

Dante, bu çekişim ile bir “AHH!” sesi saldı. Canı gerçekten yanmış gibiydi.

Güçlüce çekişim de işe yaramıştı. Boynuzu çıkarabilmiştim. Bunu bitirdiğimde, boynuzu rastgele bir noktaya doğru fırlattım.

Ardından, Dante’ye doğru baktım ve, “Sözünü unutma.” dedim.

Bunları söyledikten sonra da sandalyeye geri döndüm.

Dante, hala acılı bir şekilde duruyordu. Üstü başı kan içindeydi ve göğsünde yeni bir delik vardı. Şansa bakın ki bu delik tam da zırhın parçalanmış olan bölgesindeydi. Bu durum, içten içe biraz suçluluk hissetmeme neden olmuştu. Ancak, dışa yansıtmadım. Sonuçta, üzerimdeki zırhı geri vermeye niyetim yoktu. Dante’nin bu yeni kanlı görünümü, zombi imajını daha da artırmıştı.

“E-Et.”

Dante, acılı bir şekilde bu sözleri mırıldandı.

Onun bu sözleri ile biraz tedirgin oldum ve, “La sen… zombi falan değilsindir herhalde he?”

Dante, bana doğru bakışlarını çevirdi. Bitkin düşmüş gibiydi. Bu bakışlar ile konuşmaya başladı. “Dostum. Şu an ölmek üzereyim ama biraz dayanabilirim. Bilincim kapanmadan önce, şu yaratıktan bir parça kesip yemem için ağzıma koy.”

Onun bu isteği karşısında, “Paşamız sütlü kayısı da ister mi?” dedim.

Dante ise, acıklı ifadesini korurken, “Lütfen… bunu da borçlarım arasına yaz.” dedi.

Onun bu yanıtı ile, her ne kadar uğraşmak istemesem de ayaklandım. Demir Yatağan’ımı tekrar aldım.

Toynaklı yaratığın yanına vardım. Söylenmeliydi ki, bu yaratık dört ayağa sahipti ve biraz yaban domuzlarını andırıyordu. Ancak vücudu bir kurt misali kıllıydı. Sadece toynaklarının yakınındaki kısımlar daha az kıllıydı. Bu yaratığı incelediğim sırada, kesilebilecek bir çok yeri olduğunu fark ettim. Ancak, gözlerim vücudunu gezdiği sırada, iki arka ayağının arkasında sallanan başka bir uzuv fark ettim.

Bunu görmem ile, aklıma bir fikir geldi.

Dante’ye döndüm ve zırhının içinde bulunan gömlekten bir parça kopardım. Bunu açık açık yapmış olsam da, bir tepki vermemişti. Şu anda gözleri yarı açıktı ama ifadesiz bir şekilde boşluğa bakıyor gibiydi. Güçlükle nefes alıyordu ve her an son nefesini verebilirmiş gibiydi.

Bu görüntü ile ben de biraz acele etmeye karar verdim.

Kopardığım kıyafet parçasını sağ elimde tutmaya, yatağanımı ise kör tarafından tutmaya başlamıştım. Şu anda elim, yatağan’ın gövdesinin ortalarındaydı. Bir metre civarı bir kılıç ile, böyle küçük ve gizli bir şeyi kesmek kolay olmazdı. Bu nedenle böyle bir yönteme başvurmuştum.

Yatağan’ımı tuttuğum sırada eğildim ve sağ elimdeki bez ile de o uzvu tuttum. Ardından, yatağanım ile o uzvu kopardım!

Hemen sonrasında, ölüm döşeğinde olan Dante’nin yanına gittim ve bu uzvu ağzına tıktım.

O anda, şaşırtıcı bir sahne ile karşılaştım.

Ölüm döşeğinde olan Dante’nin ağzı, uzvu tıkmam ile daha genişçe açılmıştı ve o uzuv ağzında daha da derinlere gitmişti. Ancak, parçalanmış boynundaki açıklıktan hiçbir cisim geçmiyordu. Sanki, ağzına giren bu uzuv öylece kaybolmuş gibiydi.

Ancak bir an sonra, bundan daha da şaşırtıcı bir olay oldu.

Dante’nin… yaraları iyileşiyordu!

Göğsündeki yara ve boynundaki yara, yavaş yavaş iyileşmeye başlamıştı. Bu iyileşme, kırmızı renkli iksirin sağladığından daha fazlaydı.

Sanki, birkaç dakika içinde bütün yaraları iyileştirebilecek gibiydi.

Bu birkaç dakikayı bekledikten sonra, aslında böyle olmadığını anlayabilmiştim.

Dante’nin boynundaki yara neredeyse tamamen iyileşmişti. Ancak, göğsündeki yara sadece kısmen iyileşmişti. Sadece, vücudunun iç kısmı kendine gelmişti ve kırılan kemikler eski haline dönmüştü. Ancak, onun dışındaki et ve deri, hala parçalanmış duruyordu.

Burada bir ayrıntı vardı ama bunu Dante’den dinlemek daha iyi olurdu diye düşündüm.

Çünkü, Dante’ de yavaş yavaş gözlerini açmaya başlamıştı.

Bu açış sonlandığında, ilk olarak karşısında duruyor olan bana boş boş baktı.

Ancak bu bakışlar sadece birkaç saniye sürdü ve hemen sonrasında yüzünü korkulu bir ifade kapladı.

“O yaratık da neydi?!” diye söylendi.

Onun bu sorusundan sonra, ben de tekrar ayaklandım. Demir Yatağan’ımı sapından tutmaya başlamıştım.

Bakışlarım hala onun üzerindeyken konuşmaya başladım. “Hiçbir fikrim yok. Kapıyı aralayıp dışarı baktığımda, o yaratık da bana baktı. Sonrasında, yardırarak koşmaya başladı.” Buradan sonrasında, yüzüme sinsi bir gülümseme yerleştirdim ve devam ettim. “O yaratığı boş ver de, sözünü yerine getir. Ne istersem yapacağını söylemiştin değil mi? Tamamdır. Senden, günah geçim olmanı istiyorum!” Bu şekilde isteğimi belirttikten sonra Demir Yatağan’ımın ucunu kaldırdım ve Dante’nin göğsündeki yarayı işaret ettim. Sonra da, devam ettim. “Görünüşe göre ölümsüzlüğünün yanında süper yara iyileştirme gibi bir yeteneğin de var. Senden çok iyi tank olur! Benim için, dışarıdayken ileri atılacaksın ve rakibin ilk hasarını yiyeceksin. Ben de rakip ikinci saldırıyı yapamadan ileri atılıp işi bitireceğim!”

Buraya kadar konuştuktan sonra Dante’ye bir cevap beklercesine baktım.

Dante, konuşmamın ilk kısmında merak, ikinci kısmında tedirginlik, üçüncü kısımda ise bir korku ifadesi sergiledi.

Bitirdikten sonra ise, birkaç saniye sessiz kaldı. Ardından, kafasını iki yana doğru salladı ve konuşmaya başladı. “Sen, fazla duygusuz değil misin? Biz kader yoldaşıyız ama sen bana yardım etmek için karşılık istiyorsun! Ayıp değil mi?”

Onun bu sözleri karşısında yüzüme ciddi bir ifade takındım. Dante, bu ifadem ile hafifçe titredi.

Yüzümdeki bu ciddi ifade ile konuşmaya başladım. “Ben ne iyilik meleğiyim ne de senin takım arkadaşın. Burada beraber olduğumuz doğru. Ancak, köşede oturup sadece izlemekten başka bir işe yaramayan birine ihtiyacım yok.”

Aslında, bunlar gerçek düşüncelerim değildi.

Sadece sert adamı oynuyordum.

Bu tür korkak tiplere yüz verirseniz aslan kesilirlerdi. Onları baskılamak için bu tür yüzlerin de gösterilmesi lazımdı.

Önceki olaylar ise, bir tür intikam çeşidiydi.

En başta, Dede Korkut’un evinde öğrendiklerimden sonra rahat yaşama umudum doğmuştu. Ancak, bana bu umudu veren Basur şehrine geldiğimde, bir sürü sorun ile karşılaştım. Hatta şehrin kendisinden çıksam bile sorunlarla karşılaşmaya devam ettim. İşte başıma açılan en son sorunun sebebi de, bu zombi kılıklı herifti. Normal şartlarda, öfkeli olsam bile benimle aynı gemide olan birine zarar vermek istemem. Ancak, bu çocuk farklıydı. O ölümsüzdü. Kafası yok edilmedikçe sorun yoktu. Bu nedenle onun acı çekmesini pek sorun etmiyordum. Hatta zevk alıyordum.

Sözlerimi bitirdikten sonra, Dante’nin bu duruma daha fazla bir itirazı olmadığını gördüm.

Arkamı döndüm ve kapının dışını gözlemeye başladım.

Dışarıda, bir mağara görülebiliyordu. Biraz ilerledim ve dikkatlice dışarıyı gözlemledim.

Şu anda, 20 metre kadar yüksekliğe sahip bir mağaradaydık. Tavanda, ışık yayan değişik çiçekler asılıydı. Avize gibi bir görünüme sahiplerdi. Bu mağara sabit bir şekle sahip değildi ve doğal yollardan oluşmuş gibi yamuk yumuktu. Bunları görebilsem bile mağaranın uzunluğunu kavrayamıyordum.

Mağaranın zemininde, çeşitli kaya grupları vardı. Bu kaya gruplarının arasında ise, toynaklı canlılar vardı.

Bu canlılar, Dante’yi delen yaratık ile aynı görünüme sahiplerdi.

Bu incelemem sırasında, içimi titreden bir görüntü ile de karşılaşmıştım.

Yerde… cesetler vardı!

Bu cesetler, insan benzeri varlıklara aitti. Üzerlerinde deri zırhlar ve cübbeler olan, bir düzine kadar ceset vardı. Bu cesetlerin çoğu iskelet haline gelmişti ama kıyafetleri nedeniyle önceden ne oldukları seçilebiliyordu.

Anlaşılan, bu yer ölüm kokan cinstendi.

Bu yaratıklara baktığım sırada, ne olduklarını anlamak için rastgele bir tanesinin nitelik penceresini görüntülemeye çalıştım.

İsim: Yok

Tür: [Tek Boynuzlu Kurt Domuzu]

Unvan: Yok

Seviye: 1 (%0)

Sınıf: Yok

Özellikler:

Fiziksel Güç: 12          Dayanıklılık: 10     Büyü Gücü: 0

Canlılık: 5                Çeviklik: 14 Şans: 6

Aktif Yetenekler:

[Tek Boynuz Atılımı-sv2]

Pasif Yetenekler:  

Yok

>>>Detaylar

Bu da ne?

Aklımdan bu soru geçti.

Bu, normal bir yaratığa ilk bakışımdı ama görünüşe göre normaller ile asıl güçlü olanlar arasında fark vardı.

Açıklamak gerekirse, bu yaratığın tür adı vardı ama kendi adı yoktu. Sınıf kısmında normalde ‘Belirlenmedi’ yazardı ama bunda ‘Yok’ yazıyordu. Buradan anladığım kadarıyla bu yaratıkların sınıfı sabitti. İsim konusunda pek emin değilim ama sanırım bu da mümkün olmayan bir şeydi. Yani, birisi kafasına göre onu evcil hayvanı yapıp isimlendiremezdi.

Biraz düşününce bu mantıklıydı. Sonuçta, bu yaratık tekrar tekrar doğuyordu. Eğer bu tür yaratıklar serbestçe sınıf, isim ve seviye belirleyebiliyor olsaydı, bu çok dehşet ve saçma olurdu. Anlaşılan, tekrar doğabilen yaratıkların seviyesi ve sınıfı sabitti, isimleri ise yoktu.

Ancak, bunların dışında şaşırtıcı bir nokta daha vardı.

Bu yaratığın, puanları… çok dengesizdi.

Bir yerden alıp bir yere verilmiş gibiydi. Bizim gibi 10 puanlık bir başlangıcı yok gibiydi.

Muhtemelen bu da yeniden doğumları ile alakalı olmalıydı.

Belirli bir sisteme göre güçleri ayarlanmıştı.

Belki 1. seviyedeki hız odaklı bir yaratık falandı.

Bu kıllı ve 1 metre boyundaki kurtumsuz domuzlar, gerçekten bir boğa veya dağ geçisi niteliğindeydi.

Şu an incelediğim yaratıkta görünen ‘Tek Boynuz Atılımı’ aktif becerisi, büyük ihtimalle diğerlerinin de sahip olduğu bir yetenekti.

Ona bakarken, adının hakkını verdiğinden emin olmak için incelemeye karar verdim.

Aktif Yetenek: Tek Boynuz Atılımı

Açıklama: Kısa sürelik bir odaklanma sonrası yapılan güçlü bir atılım. Atılım süresine göre saldırının gücü artış ve azalma gösterir. 1. seviyede atılımın minimum Enerji Puanı gereksinimi 5 ve hasarı %110 iken, atılımın devam etmesi durumunda harcanan Enerji Puanı 30’a ve hasarı %200’e çıkabilir. İlerleyen her seviye için minimum Enerji Puanı gereksinimi 5 artarken hasar %10 ve maksimum harcanan Enerji Puanı 15 artarken hasar %20 artış gösterir. Verilen bu hasar, kişinin kendi Fiziksel Hasarı ve atılımın merkezi olan silahın Fiziksel Hasarı toplanarak sağlanır.

Beklentilerim boşa çıkmamıştı.

Yeteneği incelememden sonra ve yaratıkların dağılış biçimini gördükten sonra, aklıma bir fikir gelmişti.

Arkamı döndüm ve Dante’ye sinsi bir gülüş attım.

Dante, bu gülüşüm ile hafifçe titredi ve yutkundu.

Anlaşılan, tecavüzün başlayacağını anlamış gibiydi.

3101 Kelime!!! Tıpkı söz verdiğim gibi.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1064

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 970

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 811

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 767

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 639

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 585

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 578

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 569

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 511

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 479

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 271

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 200

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 167

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 166

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 135

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 114

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 106

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 78

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 11557 Üye Sayısı
  • 311 Seri Sayısı
  • 16306 Bölüm Sayısı


creator
manga tr