Korku dağları bekler. #Atasözü

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 52: SAKIN ONA DOKUNMA!


İlerlediğim sırada Demir Yatağan’ımı da sol avcuma almıştım.

Bu kişileri öldürenin ne olduğunu bilmiyordum ama hala etrafta olabileceğinin farkındaydım.

Bulunduğumuz bu bölge açıklık bir alandı. Etrafta çeşitli küçük kaya gruplarından başka bir gizlenme noktası yoktu.

Bu kayalar en fazla 1 metre kadar olduğundan büyük bir canlıyı saklayamazdı. Az önceki edindiğim bilgi nedeniyle buraya kurtlar da giremeyeceğinin farkındaydım. Kurtlar bir köpek türüydü. Onlar giremediğine göre, bu durumda Vahşi Köpek’ler de giremiyor olmalıydı. Tüccar’ın anlattığına göre burada üç tür vardı ve hali hazırda ikisi gelemiyordu. O yüzden geriye, sadece Dev Kertenkele’ler kalıyordu.

Ancak… bir dev kertenkele insanları ikiye ayırabilir miydi?

O ağızlarında bir diş olduğunu sanmıyordum ki olsa bile en fazla zehir salgılamak için veya hedefinin bir taraflarını çene baskısıyla ezmek için falan olmalıydı. Bu tür canlılar, avlarını tek lokmada yiyor olmalıydı.

Bu düşünceler aklımdayken, kısa sürede cesetlerin birinin yanına yaklaştım.

Bu ceset, göğsü delinmiş olandı.

Cesedin kendisi biraz cüsseli gibiydi yani bir adama ait olmalıydı ve bu adam bir deri zırh setine de sahipti.

Suratı yere dönük şekilde duruyordu.

Derı Zırh Ceket’inin tam orta kısmı delikti ve bu delik gerçekten büyük bir alanı kaplıyordu. Bunun yanında, delik sonuna kadar ilerliyordu ve içinden zemin görülebiliyordu. Deliğin çaprazlama olacak şekilde her iki ucunda da yan yana olan çizikler vardı. Bir tür pençe izi gibiydi. Bu pençelerin geçtiği yerdeki deri zırhın parçaları tamamen yok olmuştu. Hemen arkasında ise yerde yatan adamın yaralı derisi görülüyordu. Göğsünde bir delik açtıktan sonra saldırmanın bir anlamı olmamalıydı. Bu nedenle, pençe izleri deliği açmadan önce oluşmuş olmalıydı. Anlaşılan, ilk önce pençeler ile zırhın savunması yok edilmişti ve sonrasında da bu zayıflamış bölgeden bitirici vuruş yapılmıştı.

Pençelerin yarattığı izlerin büyüklüğüne bakarak, bunun sahibi olan varlığın avucunun gerçekten büyük olduğunu tahmin edebiliyordum. Hatta öyle büyük ki… bu deliği açabilecek kadar!

Bu düşünce içimi korkuyla doldurdu.

Böyle bir deliği açabilecek pençelere sahipse, uyumlu vücut parçaları olduğu sürece gerçekten büyük bir yaratık olmalıydı. Bir Kurt, Vahşi Köpek veya Dev Kertenkele böyle bir yara oluşturamazdı.

Tabi, büyük bir yaratık olması dışında da bir seçenek vardı. Her ne kadar pençenin kendisi büyük olsa da, sadece zırhı zayıflatmakta kullanılmış olabilirdi. Belki de bu kişi zırha önceden sahipti ve daha güçlü bir bölgede büyük pençelere sahip bir yaratığın saldırısına uğramıştı. Ancak, sonrasında yeterli parası olmadığı için tamir ettirememişti ve buraya bu şekilde gelmek zorunda kalmıştı. Bu gerçekleşebilecek bir ihtimaldi… gerçek olmasını istediğim bir ihtimaldi.

Adamın yarasını arkadan incelemeyi bitirdiğimde. Ön tarafta da farklı yaralar görebilir miyim diye yüzünü çevirmeye karar verdim.

İlk önce etrafıma baktım. Ardından, temkinli bir şekilde Demir Yatağan’ımı sol elimde tutarken, sağ elimle yerde yatan cesedin sağ omzunu tuttum ve yüzünü bana doğru çevirmek için çektim.

Vücudunu bana döndürmeye çalıştığım sırada, ilk gördüğüm noktası yüzü oldu.

Ancak o yüzü görmem ile, şok oldum.

Bir an dona kaldım ve hemen ardından hızlıca sağ elimi çektim ve bir iki adım geriye gittim.

Sol elimdeki Demir Yatağan’ı tutan baskım azalmıştı ve neredeyse yatağan elimden düşecekti.

Bu da ne?

O nasıl burada olabiliyor?

Bu düşünceler aklımdan geçti.

Hala afallamış haldeyken, diğer cesetlere de ilerledim ve teker teker yüzlerine baktım.

Bundan sonra ise, afallamam daha da arttı.

İçim korkuyla doldu ve hafiften titremeye başladım. Ancak hemen sonra, başımda hafif bir ağrı oluştu ve korkum biraz dindi. Beraberinde titremem de durdu.

Demir Yatağan’ımı tekrar sıkıca tutmaya başladım ve arkamı dönüp hızla Agata’nın grubuna doğru ilerlemeye başladım.

İlerlediğim sırada, Agata’nın dikkatlice etrafı incelediğini ve bu sırada da hazır bir şekilde yayını tuttuğunu gördüm.

Lucie’nin ise kafasını hala yukarıya doğru dönük tuttuğunu ve Dante’nin de onun yanında çapkın bir gülümseme ile konuştuğunu gördüm.

Bu adamın çapkınlığı hakkında bir yorum yapmak istesem de şu an aklımı bu düşüncelerle dolduracak durumda değildim.

Kısa süre sonra Agata’nın yanına vardım.

Agata, benim bu aceleci halimi görünce, “Ne oldu? Yoksa onları öldüren yaratık hala yakınlarda mı?” dedi. Bu sözleri söylediği sırada ciddi bir ifade yüzünde asılıydı.

O bu sözleri söylediği sırada Lucie ve Dante makul bir uzaklıktaydı ve zaten bir konuşma dönüyordu. Yani bizi duyamazlardı.

Agata’nın bu sorusunu tedirgin bir ifadeyle hemen yanıtladım. “Bilmiyorum ama… burada garip bir şeyler döndüğüne eminim. Hemen gitmeliyiz.”

Agata benim bu yanıtım ile meraklı bir ifade takındı ama ciddiyeti de hala duruyordu. Sahip olduğu ifade ile, “Bu nasıl açıklama? Bana detaylıca anlat.” diye söylendi.

Onun bu isteği karşısında yüzümü buruşturdum. “Agata, hani sana bu ormana girerken ‘o grup nereye gitti’ demiştim ya.” Bu kısımdan sonra Agata kafasını sallayarak onayladı ve ben de devam ettim. “Görünüşe göre o grup buraya gelmiş… şu an yerde güneşlenenler, benim gördüğüm grubun ta kendisiydi!”

Agata şaşkın bir ifade takındı. Sözlerim onu beklemediği bir yerden vurmuş gibiydi.

Bana bir soru sormak için daha ağzını açacak gibiydi.

Ancak o anda, “Hey, bu da ne?” diye bir ses duyuldu.

Bu sesi duymam ile ben de kaynağına döndüm ve Dante’nin artık Lucie’nin yanında çapkınlık yapmadığını, bunun yerine biraz daha ileride bulunan bir noktaya doğru ilerlediğini gördüm.

Onun ilerlediği noktaya baktığımda, yerde duran bir cisim gördüm.

Bu cismi gördüğümde bir tanıdıklık hissettim ve ne olduğunu anlamaya çalıştım.

Bu ufak odaklanışım sayesinde de, o cismin nereden tanıdık geldiğini hatırladım.

Bu… üçlünün elindeki küreydi!

Dante’nin ona doğru yöneldiğini gördüğümde ben de hızla o tarafa doğru yöneldim.

Ancak, ben daha birkaç adım attığımda Dante o kürenin yanına varmıştı bile.

Küreyi gördüğü anda bir saniye kadar dikkatlice baktı. Hemen sonrasında, “Lucie! Sana bir hediyem var!” dedi. Bu sözleri ile beraber de küreyi almak istercesine eğilmeye başladı!

Onun bu eğilişini görünce içim buz kesti ve adımlarımı daha da hızlandırıp koşmaya başladım. Lucie’nin yanından rüzgar gibi geçtim ve o sırada da, “SAKIN ONA DOKUNMA!” diyerekten bağırdım.

Dante, bu sözlerim ile şaşkın bir ifade sergileyerek bana doğru baktı.

Aynı anda, elleri de küreye ulaştı!

Hemen sonrasında, merkezinde küre olacak şekilde bir ışık yayıldı!

Bu ışık kör edici derecede parlaktı ve gözlerimi kapatmama neden oldu.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 557

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15090 Bölüm Sayısı


creator
manga tr