“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 51: Tam Dayaklık




Diğerlerinin de peşime takılıp takılmadığını kontrol bile etmedim çünkü bunu yaptıklarını tahmin edebiliyordum.

Mevcut yaram kısmen iyileşmişti bu nedenle hızım pek etkilenmiyordu.

Kurtlardan hız olarak üstün olduğumu biliyordum ama dayanıklılığım konusunda emin değildim. Eğer bu koşuşturmaca çok uzun sürerse yakalanma olasılığım yüksekti.

Ormanlık alanda dallara takılmamak için hoplayıp zıplarken bir an sonra engebesiz bir alana gelebiliyordum. O alanlardan bir tanesine de geldiğim sırada göz ucuyla arkama baktım.

Anlaşılan hız farkı kendini göstermişti.

Tahmin ettiğim gibi Agata ve Lucie beni peşliyordu ama aramızda 20 metre kadar vardı.

Kurtlar onlardan daha hızlı gibiydi ve aralarındaki mesafe 60 metre kadardı. Böyle giderse yakalanabilirlerdi.

Bunu fark etmem içimin korkuyla dolmasına sebep oldu.

Tekrar önüme döndüm.

Bir plan düşünmeye çalışıyordum ve o sırada da etrafa bakıyordum.

Şu an koştuğum yol bir patikayı andırıyordu. Farklı noktalarda farklı yönlere doğru dağılıyordu.

Bu patika görünümlü yerin etrafı daha sık ağaçlar ile çevriliydi. Hareket edilebilir görünüyorlardı ama aralarından koşarak geçmek zorlayıcı olmalıydı.

Koşmaya devam ettiğim sırada, bulunduğum patikanın az ilerisinde köşelerde dizilmiş kaya grupları gördüm.

Bunu görmem ile anında aklıma bir fikir geldi.

Hızla o kaya gruplarına yaklaştım ve aralarından hareket ettirilebilir bir tanesini seçtim.

Sonra, arkamdan takip etmekte olan ikiliye baktım ve, “Koşmaya devam edin!” dedim.

Bunu söylediğim sırada, onlara ek olarak yakışıklı çocuğun da koştuğunu gördüm.

Bu görüntü, insanın içini korkuyla dolduracak cinstendi. Delik bir göğüs zırhı ve parçalanmış boğazıyla koşan ağzı kanlı bir insan… tam bir zombi gibiydi.

Bir süre bekledim ve sonunda bu 3’lü grup yanımdan geçti.

Onların yanımdan geçmesi ile kayayı “HAYDİ BİRE!” diyerekten itmeye başladım.

Her ne kadar güçlüce itiyor olsam da kayanın ağırlığı nedeniyle beklediğimden yavaştım.

Bu itişin yoruculuğundan sonra sonunda başardım ve bir “BAM” sesiyle beraber kayayı patikaya devirdim!

Hemen ardından beklemedim ve koşan üçlünün peşine takıldım. Şu anda aramızdaki mesafe 20 metre kadar olmuştu. Arkamdan gelen kurtlarla ise aramda 35 metre kadar vardı.

Bu kaya onları durdursa bile tek yapmaları gereken yan taraftaki ağaçların arasına girip patikanın öbür tarafından çıkmalarıydı. Böyle bir engel onları ancak birkaç saniye durdurabilirdi.

Ancak, yüksek sayıları nedeniyle bu geçiş süresi daha da artabilirdi.

******

Bir süre sonra, sonunda patikanın sonu gibi görünen bir yere gelmiştim. Buraya vardığımda biraz daha koştuktan sonra arkama baktım ve kurt grubunun patikanın sonunda beklediğini ve bu bölgeye girmediğini gördüm.

Bunu görmem ile hemen ortada bulunan bir yapıya sırtımı dayadım.

O anda kıçımdan gelircesine nefes alıyordum. Dediğim gibi dayanıklılık farkı belli olmuştu ve kısa sürede enerjimi bitirmiştim.

Eğer bu koşuşturma biraz daha sürse, büyük ihtimalle tarihe karışırdım.

Ben nefes nefese bir şekilde kayaya yaslanmışken, kurtların hemen önünden de 3’lü grup koşmaktaydı.

En hızlıları ben olduğum için, kısa sürede onları geçip en öne gelmiştim.

Benim durduğumu görünce Agata da yanlış bir şey olduğunu fark etmiş gibiydi. Hemen arkasına baktı ve o da kurt grubunun takip etmeyi bırakıp geri döndüğünü gördü.

Bunu görmesi ile yavaşladı ve yanıma varınca da durdu.

Onu takiben Lucie de durmuştu. Ancak… yakışıklı çocuk koşmaya devam ediyordu.

Onun hala koşmaya devam edip yanımdan geçip gittiğini görünce, arkamı döndüm ve, “Heey! Kurtlar durdu! Kaçmana gerek yok!” dedim.

Benim sözlerim ile yakışıklı çocuk da arkasına baktı ve ortak manzarayı gördü. Hemen ardından da durdu ve olduğu yerde nefeslenmeye başladı.

Onun duruşu ile Agata bana döndü ve sorgulamaya başladı. “O kurtlar neden durdu?”

Ben de hemen yanıtladım. “Hiçbir fikrim yok.” Bu kısımdan sonra bakışlarım hala yakışıklı çocuğun üzerindeyken, “Daha da önemlisi, bu çocuk da neyin nesi böyle?”

Lucie, yüzünde hala korkulu bir ifade varken konuşmaya başladı. “O… ölmemiş miydi?”

Lucie’nin bu sorusunu, bakışları benimle aynı şekilde yakışıklı çocuğun üzerinde olan Agata yanıtladı. “Evet, biz de öldüğünü düşünüyorduk. Ancak şu an kanlı canlı bir şekilde hayatta görünüyor.”

Bizim bu konuşmamız sırasında, yakışıklı çocuk da nefeslenmesini bıraktı ve bize doğru döndü.

Boynu hala parçalanmış duruyordu. Bu boyun ile nasıl nefeslene bildiğini anlayamamıştım. Belki de bir tür refleksdir?

O çocuk bize döndükten sonra yürümeye başladı.

Onun yaklaşmasını izlerken aceleyle, “Sakın deri zırhtan bahsetme. Sorarsa, onunkini kurt parçaladı dersiniz.”

Bu sözlerimden sonra diğerlerinden bir yanıt beklemedim ve bakışlarım çocuğun üzerindeyken merakla beklemeye başladım.

Kısa süre sonra da yakışıklı çocuk yanımıza vardı. Yüzünde korku dolu bir ifade vardı. Bu ifade ile de konuşmaya başladı. “Şimdi ne yapacağız? O kurtlar dönüş yolumuzda dururken buradan nasıl çıkacağız?”

Onun bu sözleri beni şaşırttı. Beklediğim şey bir açıklamaydı. O ise sanki boynunun parçalanmış halde olması normal bir şeymiş gibi başka bir konudan bahsetmeye başlamıştı.

Lucie, yakışıklı çocuğun yaklaşmasından ve boynundaki yaranın daha net görünmesinden sonra, bir “Öğk” sesi saldı.

Kafamı çevirip ona baktığımda, tekrar kusmakta olduğunu gördüm.

Lucie’nin Dev Kertenkele’deki tepkisinden dolayı şimdiki kusuşuna şaşırmadım.

Ancak, başka bir şeye şaşırdım.

Lucie kusmaya başladıktan birkaç saniye sonra, bir “Öğk” sesi daha duyuldu.

Kafamı çevirip baktığımda, yakışıklı çocuğun da kusmaya başladığını gördüm.

Kustuğu sırada, parçalanmış boynundan da sıvılar damlıyordu.

Lucie’nin kusmuğunu görünce mi kustu?

Bu düşünce aklımdan geçti.

Ancak, önemsiz bulduğum için kafaya takmadım.

İkilinin kusması bitene kadar bekledim.

Sonrasında, yakışıklı çocuğa bakaraktan konuşmaya başladım. “Bilader, nesin sen?”

Yakışıklı çocuk da hemen yanıtladı. “İ-İnsanım?”

Onun bu cevabını duyunca kaşlarımı çattım ve, “Bize aptalı oynama! Neyi sorduğumu biliyorsun. Boğazın parçalanmış olmasına rağmen nasıl yaşayabiliyorsun?” dedim.

Benim bu sert tepkimden sonra yakışıklı çocuk şiddetle titredi. Hemen ardından, tereddütle açıklamaya başladı. “Ben… bunu nasıl açıklasam bilmiyorum. Bir özel becerim var ve ölmemi engelliyor. Bu nedenle hala hayattayım.”

Onun bu sözlerinden sonra, sonunda durumu anlamıştım.

Bu herifin… muhteşem bir özel becerisi vardı!

Lan neden herkesin muhteşem bir özel becerisi var!

Bu düşünce aklımdan geçti.

Hemen sonrasında, bu yakışıklı çocuğun özellik değerlerini görüntülemeye çalıştım.

İsim: Dante

Tür: [İnsan]

Unvan: [Resmi Keşifçi]

Seviye: 2 (%1.2)

Sınıf: Belirlenmedi

Özellikler:

Fiziksel Güç: 10          Dayanıklılık: 10     Büyü Gücü: 10

Canlılık: 20                Çeviklik: 10 Şans: 10

Aktif Yetenekler:

Yok

Pasif Yetenekler:  

Yok

>>>Detaylar

Beklenmedik bir şekilde 2. seviyeydi.

Ancak bundan daha şaşırtıcı olanı ise tüm puanlarını Canlılık’a vermesiydi.

Sadece canlılığa vererek tek başına ne yapabilirdi ki? Yoksa, ortalıkta olmayan bir takım arkadaşı mı vardı?

Bunları merak etsem bile, ilk önce özel becerisini incelemeye karar verdim.

Özel Beceri: İşe Yarar Ölüm Korkusu

Açıklama: Her ne kadar şirin ve kırılgan kadınların kalbini çalmayı seviyor olsan da, onların kocalarının seninle saklambaç oynaması sonucu ölüm korkun büyük oranda arttı. Kafanın aşağısındaki bütün vücudun yok olsa bile kafanın kendisi durduğu sürece yaşarsın. Vücuduna alacağın her çiğ et senin iyileşmene yardımcı olacak. Çiğ et dışındaki diğer besinler ve normal kimselerin canlılığını yerine getirecek hiçbir iksir karışımı üzerinde işe yaramaz. Çünkü sen normal bir kimse değilsin.

 

TANK!

Bu herif kesinlikle bir TANK!

Savaşta ölmesinden korkmadan ön saflara sürülecek biri!

Gerçekten dayak yemek için yaratılmış gibi görünüyor.

Bu yetenek göze olağanüstü geliyordu.

Ancak, dezavantajları da var gibiydi.

İksir veya hiçbir yenileyici ögeden yarar sağlayamıyordu. Özel olarak şifa büyülerini engelleyen bir yazı bulunmasa da, hali hazırdaki bu engeller bile onu başkalarına bağımlı hale getirirdi. Tank olarak tek başına pek bir şey yapamasa da, bir takım içinde rahatlıkla pozisyonunu koruyabilirdi.

Tabi, iksir ve yenileyici ögeler dışında bir kötü durum daha vardı. Anladığım kadarıyla, bu şahıs yemeklerden de tat alamıyor olmalıydı. Bu dünyadaki sayılı zevklerden birini kaybetmek, gerçekten üzücü bir durumdu.

İncelememi bitirdikten sonra, Agata ile Lucie için bir açıklama yapmaya başladım. “Ben onun sözlerine inanıyorum. Eğer dediği gibi ölümsüz olmasa nefes borusuz birkaç dakikadan fazla hayatta kalamazdı. Bunun yanı sıra bilinci de yerinde. Her ne kadar şu anki görünümü mide bulandırıcı olsa da, bir zombi olmadığı kesin. Yani, virüs kapmak konusunda falan endişelenmemize gerek yok.”

Bu sözlerimden sonra Agata bir rahatlama nefesi verdi. Lucie ise kafasını yakışıklı çocuktan ve parçalanmış boynundan uzaklaştırmış, etrafa bakıyordu.

Lucie’nin bu durumunu görünce sadece garip bir gülümseme salabildim.

Ardından, ben de etrafımı incelemeye başladım.

İlk önce, sırtımı dayadığım yapıya baktım.

Yakından baktığımda pek bir şey seçememiştim çünkü yapı geniş ve uzundu.

Biraz geri çekilip o şekilde baktım.

O anda, şaşırtıcı bir görüntüyle karşılaştım.

Bu bir tür heykel gibiydi.

Heykelin alt kısmını bir yaratık başı oluşturuyordu ve o başa saplanmış bir kılıç vardı.

Tabi, beni şaşırtan bu görüntü değildi çünkü böyle bir heykel çok da nadir bulunmuyordu.

Beni şaşırtan… kılıç ile kafanın kimlere ait olduğuydu!

Kılıç… bir yatağandı!

Bu yatağan… bir kurt kafasına saplı duruyordu!

Kurt kafasına saplı duran devasa bir yatağan heykeli!

Bu heykelin şeklini seçmem ile, o kurtların da niye yaklaşmadığı ile ilgili bir fikir üretebildim.

Anlaşılan, bu heykel bir tür özel alan oluşturuyordu ve kurt türlerini uzak tutuyordu.

Bu tür düşünceler aklımdan geçerken, heykeli de dikkatlice incelemeye devam ettim.

O anda, gözlerimin önünde bir yazı grubu oluştu.

>>>Bilgi Edinildi<<<

Bilgi: Göçebelerin Koruyucusu

Açıklama: Türklerden oluşan bir klan grubu, kendi evlerinden kovulmak zorunda kaldı ve yeni bir ev arayışına girdi. Bir süre sonra buldukları evleri ise tamamen ormanlık bir alan halinde vahşi bir bölgeydi. Bu bölgede yalnız olduklarını düşündüler ve rahatça yerleştiler. Ancak yerleşmelerinden hemen sonra düşüncelerinin yanlış olduğunu ve aslında yalnız olmadıklarını öğrendiler. Bu civarda başka komşuları da vardı. Bu komşular ile ilk karşılaşmalarında pasif kaldılar. Komşuları olan bu canlılar ise aynı pasifliği göstermedi. Onları istemediler ve buraların kendilerinin olduğunu ilan edip çeşitli saldırılar yaptılar. Türkler, bu hareketler karşısında çok öfkelendi ve kendilerini korumak adına özel olarak belirli canlıları savmak için olan bir büyülü taşı kullanmaya karar verdiler. Bu taş ile bir heykel oluşturdular ve o heykeli de yerleşkelerinin merkezi ilan ettiler. Ancak aradan yüzyıllar geçince, yerleşkelerinin merkezi yavaş yavaş kaydı ve sonuç olarak da bu heykel ormana terk edildi. Her ne kadar terk edilmiş olsa da, işlevini hala koruyor ve belirli türleri uzak tutabiliyor.

Önüme çıkan bu bilgi beni şaşırtmıştı.

Okuduktan sonra anlamıştım ki tahminim doğruydu. Bu heykel gerçekten de bir tür koruyucu alan oluşturuyordu.

Ancak, yazılanlara bakılırsa o zamanlar buraya yerleşen türklerin bir düşmanı varmış ve bu heykel de o düşmanlara karşı durmak için yapılmış. Ancak, bu heykel dışarıdaki kurtları da uzak tutabilmişti.

Öyleyse… türklerin düşmanı olan bu tür de mi bir kurttu?

Yo, bu 4 ayaklı canlılar tek başına türkleri düşman edemez. Eğer öyle olsaydı, bu ormanda düşman edinebilecek başka türler de vardı. Öyleyse… kurt olarak sayılabilecek başka bir tür olabilir miydi?

Bu kısımda, aklıma tüccarın anlattığı hikaye geldi.

Hikayede, türkler ile itibaraklar arasında geçen kaotik bir savaştan bahsetmişti.

Acaba, o zamanki buraya yerleşen türklerin düşmanı itibaraklar olabilir mi?

Bu düşünceler aklımdan geçse de, henüz bir cevap alamazdım.

Her zamanki gibi cevap alamayacağım bir konuyu uzatmadım ve bir kenara bıraktım.

O sırada, biraz daha etrafa bakayım dedim.

Dünya bilinmezlerle doluydu ve insanı şaşırtacak ögelerin ne zaman çıkacağı belli değildi.

Ancak, şaşkınlık yaratan ögelerin çıkması da hiç ama hiç doğal değildi.

İşte şu an etrafı incelerken, o şaşkınlık yaratan olaylardan bir tanesini daha yaşamıştım.

Etrafta… cesetler vardı!

Heykelin hemen çaprazında, üç adet ceset vardı ve etrafa yığılmışlardı.

Bir tanesinin vücudu 2 ye ayrılmıştı ve bir kayanın dibine yığılmıştı.

Bir tanesinin kafasının yarısı yoktu ve o olmayan parçanın nerede olduğu belli değildi.

Diğerinin ise göğsünde yuvarlak bir delik vardı.

Bu görüntü ile ortaya çıkan şaşkınlığımı Agata da fark etmiş gibiydi ve baktığım yöne baktı.

Gördükleri ile hızlıca ağzını kapattı. Onun tepkisi ile normal insanlar için mide bulandırıcı olduğunu anladım.

Bu üçlünün biri veya bir şey tarafından öldürüldüğü belliydi.

Durumun farkına vardığımda, içim korkuyla doldu.

Eğer bu kişiler burada zarar görebilmişse, biz de güvende olmayabilirdik.

Bu nedenle, hızlıca buradan ayrılmayı düşündüm.

Agata’ya döndüm ve, “Agata, sen diğer ikisi ile beraber etrafı inceler misin? Bakalım burada başka bir yol var mı.” dedim.

Bu sözleri söylememin sebebi, Lucie ile Dante’nin kusma olayıyla tekrar uğraşmak istemememdi.

Ancak, o anda bir detayı daha hatırladım.

İleride pot kırmamak için Dante’ye döndüm ve, “Hey, kendimizi tanıtmayı unuttuk.” dedim.

Dante bu sözüm ile bana döndü.

Ben de açıklamaya başladım. “Zarif ve beyazlar içinde bulunan titrek kızımızın adı Lucie. Güçlü ve alımlı olup deri zırhlar içinde olan kızımızın adı Agata. Yakışıklı ve yardımsever olan benim adım ise Hımbıl.”

Bu açıklamamdan sonra, yakışıklı çocuk bir an garip garip baktı. Bakışları, Agata ile benim aramda gidiyor gibiydi.

Onun bu bakışlarını gören Agata, kaşları çatık bir ifade takındı ve eli sırtındaki oklara gitti. O anda da, “Bir şey mi söyleyeceksin?” dedi.

Agata’nın bu sert tepkisi karşısında yakışıklı çocuk hafif bir titreme saldı ve, “H-Hayır güzel bayan. Sadece bu iltifatların sizi tarif etmek için yetmediğini düşünüyordum.” dedi.

Onun bu açıklamasından sonra Agata’nın ifadesi yumuşadı hatta biraz kızardı. Sırtındaki oklara giden elini geri çekti.

Yakışıklı çocuk Dante, Agata’nın sakinleşmesi ile bir rahatlama nefesi verdi. Ardından, onun da gerginliği biraz gitmiş gibiydi. Yüzüne naif görünen bir gülümseme takındı. Ancak, onun özel becerisini okumuş olan ben, saldığı gülümsemenin bir çapkının uzmanlaştığı yapmacık bir gülümseme olduğunun farkındaydım.

Dante gülümsemesini saldıktan sonra, konuşmaya başladı. “Benim adım da Dante. Memnun oldum.”

Her ne kadar güzel bir gülümseme salmış olsa da, boynundaki yara hala duruyordu. Bu nedenle, aslında pek de etkileyici bir görüntü oluşmuyordu.

Kendini tanıtma faslı bittikten sonra, üçlü ilerlemeye ve etrafa bakınmaya başladı.

Agata benim niyetimi anlamış gibiydi çünkü cesetlerin görünmeyeceği bir yöne doğru ilerlemeyi seçmişti. Tabii diğer ikisi de ona eşlik ediyordu.

Üçlü ayrıldıktan sonra, ben de yerdeki cesetleri incelemek için ilerlemeye başladım. Onları öldürenin ne olduğunu anlamayı amaçlıyordum.






Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 557

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15090 Bölüm Sayısı


creator
manga tr