“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Zindanları Devirmek İçin Çok Tembelim - Bölüm 48: Romantik Aşıklar


İlerlediğimiz sırada etrafımızdaki ağaçları da inceliyorduk.

Çünkü amacımız belliydi ve bu yönde izlememiz gereken bir ağaç vardı.

Kara Bağ Ağacı.

Bu ağaçın şeklini biliyor olsak bile böyle ilginç görünümlü bir ağacı öylece bulmayı beklemiyordum.

Birkaç dakika kadar ilerledikten sonra, az ilerimizdeki zeminden çeşitli ışık kümeleri yayılmaya başladı.

Aynı anda yerden rengarenk renklerle sarmalanmış 3 adet figür çıktı.

Tamamen ortaya çıktıklarında ise rengarenk renk üzerlerinden kalktı ve şekilleri belli oldu.

Bunlar… bir çeşit köpekti.

Kahverengi tona sahip tüyleri ve yarım metre boyları vardı.

Onlara doğru baktığım sırada, kafalarının üzerinde asılı duran yazılar olduğunu fark ettim; Vahşi Köpek (Kötü)

Bu yazılar olmasaydı bile onların ne olduğunu tahmin edebilirdim çünkü bundan başka bir şeye benzemiyorlardı.

O tarafa doğru baktığım sırada, “Hadi başka bir yoldan ilerleyelim.” dedim.

Bu sözlerim ile daha dikkatli adımlar atmaya başladım ve sağ tarafa doğru yöneldim.

Bu yönelişim ile Agata ile Lucie de adımlarını daha dikkatli hale getirip peşime takıldı.

Bu şekilde ilerlemeye ve yakınlarımızda ortaya çıkan yaratıklardan uzak durmaya devam ettik. Bu sırada da Kara Bağ Ağacı’nı görebilmek için etrafımıza baktık.

Şanslıydık ki ilerleyişimiz sırasında tekrar yanımızda ortaya çıkan bir yaratık olmamıştı.

Söylenmeliydi ki bu ormandaki ağaçlar orta sıklıktaydı. Bir yağmur ormanı olmasa bile etrafta sayısız çimen ile ağaç vardı. Doğal kamufle edici gibilerdi. Bu ilerleyişimiz sırasında birçok ağacı ve çalı grubunu geride bırakıyorduk.

Etrafta yaratıklar olsa da, bunların dışında varlığını sürdüren canlılar da vardı. Bu canlılar bazen etrafta koşuşturan tavşanlar veya havada uçuşturup ormanı sesleriyle saran kuşlardı.

Anladığım kadarıyla bu canlılar sadece Avcı’ların elini sürmesine izin verilen varlıklardı.

Hemen çaprazımızda az ileride koşturan ve daha onu rahatsız edecek kadar yaklaşmadığımız bir tavşan, rahatça yerdeki bir şey ile uğraşıyor gibiydi. Onu görünce bir merak ile inceledim ancak kafasının üzerinde herhangi bir yazı göremedim. Buradan anladığım kadarıyla karşımdaki tavşan gerçekten de bir yaratık olarak anılmıyordu. Sadece sıradan dünyanın bir üyesi gibi olmalıydı. Bu sistem kafamı karıştırmıştı. Ancak, şu an başka bir iş ile ilgileniyordum ve mottom gereği bu tür anlamadığım işler ile de uğraşmayı sevmiyordum.

Tavşandaki dikkatimi geri çektim ve ilerlerken ağaçları incelemeye devam ettim.

******

“Sıkıldım.”

Bu, 1 saatlik boş arayışımızdan sonra yaptığım yorumdu.

KOSKOCA 1 saat boyunca etrafı araştırmıştık ama o ağacı bulamamıştık. Bir yerden sonra daire çizmediğimizden emin olmak için ağaçlara çizik atmaya bile başlamıştım.

Duygularımın dışa vurumu olan yorumumu dile getirdikten sonra, Agata bana doğru garipser bir ifadeyle baktı. Sonrasında, “Daha başlayalı 1 saat oldu.” dedi.

Onun bu sözünü duyunca kafamı onaylarcasına salladım. “Doğru, ne kadar çok değil mi? Koskoca bir saat oldu ama hala ortalıkta o ağaçtan eser yok! Bence, bir şeyi yanlış yapıyor olabiliriz.”

Bu yorumumdan sonra, Agata küçümser bir ifade saldı. Ardından, konuşmak üzereymiş gibi ağzını açtı ama o daha söze giremeden beklenmedik bir görüntü oluştu.

Az ilerimizde, 1 kadın ve o kadının peşinde de 1 erkek vardı.

O kadının yüzünde gülümseme vardı ve kahkaha atıyor gibi görünüyordu yani ortada zorlama bir durum mevcut olmadığı belliydi.

Kadın bir tür deri zırh giyiyordu ama üzerinde hiçbir silah yok gibiydi. Bu kadın ortalama bir figüre ve pembe ile sarı karışımı uzun saçlara sahipti.

Ortalama bir tempoda koştuğu sırada kafası yarı arkaya dönüktü ve, “Ehehe! Bu hızla beni asla yakalayamayacaksın!” dedi.

Onun sözleri ile arkasından peşlemekte olan oğlan da sevecenlikle bağırdı. “Haha, sadece senin güzelliğini takip ediyorum! Az sonra yakalayacağım!”

Bu adam, gerçekten yakışıklı bir görünüme sahipti. Kulakları nedeniyle bir insan olduğu anlaşılıyordu ama neredeyse bir elf kadar parlak bir tene sahipti. Ortalamadan daha uzun olan altın sarısı saçlara sahipti. Üzerinde ise aynı şekilde deri zırhlar vardı. Belinde kısa bir kılıç ve sırtında da ufak bir kalkan asılıydı. Yakışıklı olsa da vücudu pek güçlü durmuyordu.

Onların bu koşuşturmasını görünce içimden hafif bir kahkaha attım.

Ormanın ortasında iki aşık çiftin ne gezdiğini bilmiyordum ama bu manzara gerçekten ilginçti. Romantizm gerçekten insanı sarhoş ederdi. Böyle bir ortamda bile aktifliğini sürdürebiliyordu.

O grubun görünmesinden sonra arkamdaki ikiliden bir söz geldi. “Ne kadar romantik…”

Bu sözleri söyleyen, beklemediğim şekilde Agata idi. Ona doğru döndüğümde, bakışlarımı fark etmiş gibiydi ve hafifçe titredi. Sonrasında hemen söze girdi. “Sence onlardan Kara Bağ Ağacı’nı nerede bulabileceğimizi öğrenemez miyiz?”

Onun bu sözleri beni şaşırtmıştı ama yine de kafamla onaylayabilmiştim. Sonrasında, önüme döndüm ve, “Haklısın.” dedim.

O anda, romantik anlarını bozmak istemesem de seslenmek için ağzımı açmıştım. Ancak, ben daha söze giremeden hiç beklemediğim bir sahne yaşandı.

Sevinçle koşuşturan kızın yanında…. bir kurt belirmişti!

Hızla kıza doğru koşuyordu ve aralarında sadece 1 2metre kalmıştı!

Kızı uyaracak vaktimiz bile yoktu!

Hemen sonrasında, 1 metre uzunluğundaki kurdun vücudu kızın üzerine atladı!

“BAM!”

Bir yumruk havalandı ve kurdun tam suratına geçirildi!

“ORTAMIN HAVASINI BOZMA OROSPU ÇOCUĞUU!!!!”

Bu sözler… koşuşturmakta olan kızdan gelmişti!

O kızın yumruğunu yemesi ile kurt geriye doğru fırladı. Ardından, “İğk İğk” sesi çıkararak tekrar geldiği yöne doğru koştu ve kaçarak uzaklaştı.

Bu olaydan sonra kız hala yerinde duruyordu ama yüzünde öncekinin tam zıttı olan öfkeli bir ifade vardı! Kızın şirin görünümün yerini bir şeytan almıştı!

Ancak bir an sonra, bu ifade tekrar silinmişti ve yerini eski tatlı ifade almıştı.

Arkasını döndü ve onun bu hareketi ile şaşkına dönüp donakalmış olan adama doğru baktı.

O anda, tatlı bir ses tonu ile konuşmaya başladı. “Eeh! Çok korktum! Orada refleks olarak öyle bir tepki verdim! Ben terbiyesiz bir kız değilim lütfen beni yanlış anlama olur mu?”

Son kısmı söylerken yüzüne mahçup köpek bakışı yerleştirmişti.

Ancak, sözleri işe yaramamış gibiydi.

Yakışıklı adam tedirgince konuşmaya başladı. “A-Anladım. B-ben şimdi hatırladım da, şehirde birine bahçe temizlemesinde yardım edecektim. Hemen oraya bir gideyim.”

Bu sözlerinden sonra arkasını döndü ve ayrılmak için hazırlandı.

Ancak o anda… yan taraftan bir kurt daha fırladı!

Çocuğun yaptığı konuşma ve olayın şaşırtıcılığı bu detayı fark etmememizi sağlamıştı ama ona  da yaklaşan bir kurt vardı.

O kurt, yakışıklı adama doğru yaklaşırken kız da tekrar öfkeli bir ifade takındı ve, “DOKUNMA LAN BAL TANEME!” diyerekten ileriye doğru atıldı.

Kurt saldırısını gerçekleştirdiği sırada öfkeli şirin kız da oraya vardı ve bir “BAM” sesi eşliğinde kurt un kafasına yandan bir darbe geçirdi.

Ancak, bunu yaptığı sırada nereden geldiği belli olmayan çivili eldivenler giyiyordu.

Bu darbe ile kurt bir “Iğk” saldı ve yan tarafa yuvarlanıp orada kaldı.

Onun devrilişi ile, geldiği yönden bir kurt uluması duyuldu.

O anda, ağaçlık alanın içinden 6 kurt daha ortaya çıktı.

Durum gerçekten vahim görünüyordu.

Resmen pusuya düşmüşlerdi.

O anda, yanımda duran Lucie acıma dolu bir ses ile konuştu. “Onlara yardım etmeliyiz!”

Bu sözlerini duymam ile kafamı ona çevirdim ve garip bir ifadeyle baktım. Sonrasında, “Sen çıldırdın mı?” dedim.

Bu sözlerim ile Agata da lafa girdi, “Lucie, eğer yardıma gidersek kendi sonumuzu getirme ihtimalimiz var.”

Anladığım kadarıyla, kızın sergilediği o şeytansı ifade Agata’nın içindeki romantizm şefkatini yok etmişti. Bu nedenle, böyle rahat konuşabiliyordu.

Lucie, bizim yorumlarımızdan sonra, sanki iki katile bakıyormuş gibi garip bir ifadeyle bizi süzdü.

Ardından, o kurtların olduğu tarafa baktı.

Onun bakışları ile biz de o tarafa döndük ve kurtların yavaş yavaş ikilinin etrafını sarmaya başladığını gördük.

Yakışıklı çocuk, artık yüzünde dehşet dolu bir ifadeye sahipti. Bacakları titriyordu ve ayağa bile kalkamıyor gibiydi.

Şeytansı şirin kız ise aynı korkutucu ifadeyi yüzünde tutarken kurtlara öfkeli bir şekilde bakıyordu. Pes etmeye niyeti yok gibiydi.

Ancak, bu onu kurtaramazdı.

Cesaret, birisini ölümsüz hale getirmezdi. Kızın gücü her ne kadar çok fazla gibi görünse de, bu kurtun her taraftan yapacağı saldırıları karşılıyamamalıydı.

Ben bunları düşündüğüm sırada… tam kafamın yanından saydam bir küre fırladı!

Bu küre bir ok hızına sahip değildi. Kurşun hızına, ses hızına veya ışık hızına da sahip değildi.

El ile fırlatılmış bir basketbol topu hızına sahipti.

Kurtlar ile aramızda neredeyse 40 metre vardı.

Bu mesafeden, geldiğini gördükleri sürece küreden kaçınmaları pek zor olmazdı.

Ancak… göremezlerdi.

Küre saydamdı ve özel olarak gözleri iyi olan veya bunun gelmesini bekleyen biri olmadıkça küreden kaçınmaları sadece şansa bağlı olurdu.

Ancak, bu şans onları görmemişti.

Kurtların arasından bir tanesi öne atılmak üzereyken, fırlatılan bu küre ona ulaştı ve olduğu yerde kalıp şiddetle sarsılmasına neden oldu. Bu sarsıntı bir saniye kadar sürmüştü ve hemen ardından kurdun acıyla inleyerek yere yığılmasına neden olmuştu. Kurt, yere yığıldıktan sonra da acıyla ulumaya devam etti.

O sırada, bunu fırsat bilen şeytansı şirin kız da ileri atıldı ve yerde yatan kurdun başına şiddetle bir yumruk savurdu.

Bu çivili yumruk ile yerde yatan kurt da son bir sarsılma geçirdi ve ardından tamamen hareketsiz hale geldi.

Bu kürenin kurta vurması ile diğer kurtların bakışları da kürenin gönderildiği yöne dönmüştü.

Yani… bize doğru!

O anda, kafamı çevirdim ve ellerini birleştirmiş olan Lucie’yi gördüm. Ellerinden yayılan kırmızı ışık kırıntıları vardı.

O saydam küre bu kırmızı ışık kürelerinden mi fırlamışlardı?

Bu düşünce aklımdan geçti.

Ancak, bunu ve Lucie’nin takımımızı tehlikeye atmasını bir kenara bıraktım.

Tekrar önüme döndüm.

O anda… bize doğru koşan 2 kurt gördüm!

“Has!”

Bu sözleri söylemeden duramadım.

Hızlıca belimde asılı olan yatağanı çıkardım ve, “Lan Lucie! Lan Lucie! Şu hareketin yüzünden ölürsek, sıçtım ağzına!”

Son öfkeli sözlerimi de söyledikten sonra, önümüzdeki savaşa hazırlandım.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1010

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 934

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 772

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 742

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 624

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 544

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 535

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 464

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 430

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 232

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 160

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 115

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 99

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 72

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 9578 Üye Sayısı
  • 250 Seri Sayısı
  • 14499 Bölüm Sayısı


creator
manga tr