Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Zindanları Devirmek İçin Çok Tembelim - Bölüm 47: Garip Sakinlik


Sütunları geçip ormana girdiğimizde, ilk önce duraksadım ve dikkatlice etrafa baktım.

Buralarda yaratıklar olduğundan bahsedilmişti bu nedenle tetikte olmamız gerekirdi.

Birkaç saniye boyunca etrafımı inceledikten sonra fark ettim ki etrafta hiç yaratık yoktu. Anlaşılan, başka bir grup tarafından yakın zamanda ortadan kaldırılmışlardı.

Bu nedenle bir rahatlama nefesi saldım ve ilerlemeye başladım.

Ancak, tam adımımı attığım sırada önümde bulunan zemin parlamaya başladı.

Bu parlama ile tırstım ve istemsizce “Ananı skm” diyip geriye fırladım. Korku nedeniyle oluşan küfürler ağzıma bir alışkanlık haline gelmişti.

Parlaklığın oluşmasından sonra o zeminin içinde rengarek bir ışık yayan değişik bir figür çıktı.

O figür tamamen yerden çıktığında zemindeki parlaklık yok oldu ve figürün üzerindeki rengarenk parlaklık da beraberinde kayboldu.

Ortaya çıkan figür… bir dev kertenkeleydi!

Bu ortaya çıkışı sırasında sırtı bana dönüktü.

Ancak, varlığımı fark etmiş gibiydi.

Hızlıca bana doğru dönmeye başladı.

O hızlıydı ama ben daha hızlıydım.

Hemen belimde asılı olan Demir Yatağan’ımı çektim ve dönmekte olan kertenkelenin kafasına doğru savurdum.

“Slash!”

Kritik Vuruş!

-54

Gözümün önünden kayıp giden yazı grubuyla beraber bir kesme sesi duyuldu ve Demir Yatağan’ım Dev Kertenkele’nin boynuna saplandı!

Yatağan’lar  ‘kelle makası’ ismini gerçekten hak ediyordu. Ani bir güç ile savurmuş olsam bile neredeyse boynunu ikiye ayırabilecek kadar ilerleyebilmiştim!

Bu hareketimden sonra Yatağan’ımı geri çekmeye yeltendim ama tek harekette çıkaramadım. Bunun yanı sıra, artık ölümün kapısını açmış olan Dev Kertenkele de vücudunu yukarıda tutamaz hale gelmişti. Onun yere yığılışı ile yatağanın sapını tutan ben de yere çekildim. Ancak devrilmedim. Yatağanımın sapına olan kuvvetimi artırdım ve tüm gücümle yatağanımı geri çektim. Yatağanım Dev Kertenkele’nin boynundan ayrılırken etten ayrıldığını belirten bir ses de yaymıştı. Yatağanımı tamamen geri çektikten sonra  yere doğru yanlamasına savurdum ve üzerindeki kanların yere sıçramasını sağladım. Bu sayede, biraz daha temiz olmuştu. Ancak, üzerinde hala kanlar vardı. Demir Yatağan’ıma baktım ve, “Ben bunu şimdi nasıl taşıyacağım? Kıyafetimi kirletecek gibi görünüyor…” diye söylendim.

Ben bu sözleri söylediğim sırada da, arkadan bir ‘pat’ sesi geldi.

Kafamı çevirip sesin geldiği yöne baktığımda, Lucie’nin kıç üstü düştüğünü gördüm.

Bir eliyle ağzını kapatmıştı ve şaşkın gözlerle yerdeki Dev Kertenkele’ye bakıyordu.

Garip bir şey olduğunu düşünüp ben de kertenkeleye baktım. Ancak, boynu vücudundan ayrılmak üzere yerde yatan ve yeri kanla lekeleyen Dev Kertenkele’den başka bir şey göremedim.

Bir merak ile Lucie’ye döndüm ve, “Ne oldu?” dedim.

Lucie, bu sorumdan sonra elini yavaşça ağzından çekti ama bunu yaptığı sırada eli titriyordu. Elini ağzından çekmeyi bitirdiğinde sanki konuşmak ister gibi göründü. Ancak tam konuşmaya gireceği sırada bir, “Öğk” sesi ile kusmaya başladı.

Onun bu kusuşunu görmem ile yüzüme iğrenir bir ifade takındım ve, “Iyy.” dedim.

Sonrasında, Lucie’nin niye bu durumda olduğunu sorgulamak için Agata’ya döndüm.

Ancak o anda, Agata’nın da şok olmuş bir ifadeye sahip olduğunu gördüm. İkisi de garip hareketler sergiliyordu ve bu da beni şaşırtmıştı.

O anda ikisine de sorgularcasına baktım ve konuşmaya başladım. “Neyiniz var böyle? Neden böyle garip davranıyorsunuz?”

Bu sorumdan sonra, açıklamaya girişen Agata oldu. “Sen… nasıl bu kadar sakin olabiliyorsun? Az önce bir yaratık bir anda önüne çıktı ama sen sadece kınından kılıcını çektin ve onun boynunu kopardın! Sonrasında ise sanki toz silkeler gibi kılıcını silkeledin! Bir de karşımıza geçip bize neden böyle garip davrandığımızı mı soruyorsun? Deli herif!”

Onun bu sözleri beni şaşkınlığa uğrattı.

Bu gerçekten o kadar garip miydi?

Buraya gelene kadar sayısız Virüslü Tavuk’u parçalara ayırdım.

Beyin sıvıları ve yuvalarından fırlayan göz bebekleri her yerdeydi.

Onlardan etkilenmiyor iken niye bundan etkileneyim ki?

Bu düşünceler aklımdan geçti.

Ancak bir an sonra, kafama bir düşünce tak etti ve olayların farkına vardım.

Normal insanlar… bu kadar rahat olmazdı!

Modern toplumun üyesi olan kimseler bu tür kan dolu olaylarda aynı Lucie’nin veya Agata’nın vereceği tepkileri verirdi.

Daha önce sadece uçan papağanlar avlamış olan Agata ve Lucie, gerçek kanlı sahneleri yüz yüze yaşamamış olmalılardı. Her ne kadar savaştığım tek yaratık türü Virüslü Tavuk olsa da, sonuçta sürekli üzerime doğru gelen pençeler ve gagalar ile uğraşmak zorundaydım. Aksiyonu birebir yaşıyordum.

Ancak, bu sakinliğim olayın başından beri vardı.

Tahminime göre ‘öldüğümden’ ve o garip odaya gelip ‘kırmızı hap mı mavi hap mı’ psikolojisine tabi tutulduğumdan beri bu haldeydim.

Tüm bunları birleştirince, aklıma sadece bir sonuç geliyordu; Özel Becerim.

Bu konuyu kavradıktan sonra bir iç çektim. Sonrasında, Agata ile Lucie’ye doğru baktım ve, “Kızlar, sanırım gelecekte bununla daha fazla karşılaşacağız. Yani, alışsanız iyi edersiniz.” dedim ve bu sözlerimden sonra da hafif bir kahkaha saldım.

Ardından, Lucie’nin toparlanmasını bekledim.

Ancak o anda, aklıma bir konu geldi.

Ben eğer bu Dev Kertenkele’yi öldürdüysem… tecrübe puanlarım neredeydi?

O anda, merak ile tekrar arkamı döndüm ve yerde yatan Dev Kertenkele’nin vücuduna baktım.

Bu bakışlarım ile, bir şey dikkatimi çekti.

Dev Kertenkelenin üzerinde kısa aralarla yükselen kırmızı bir yazı vardı.

Dikkatlice baktığımda bunların sayılar olduğunu gördüm.

-1

-1

-1

Bu yazılar sürekli devam ediyordu.

Ancak, bu süreklilik sadece 20 saniye kadar sürdü ve ardından durdu.

O anda, önümde bir yazı grubu daha oluştu.

3 TP Kazandınız

2 Puan Kazandınız

Bu ne be!

Ne kadar az!

Aklımdan bu düşünceler geçti.

Seviye farkı nedeniyle daha iyi bir miktar elde edeceğimi düşünmüştüm.

Agata bende bir farklılık olduğunu fark etmiş gibiydi. Bu nedenle, “Ne kazandın?” diye bir soru yöneltti.

Ben de güçsüz bir gülümseme saldım ve kafamı iki yana sallayarak yanıtladım. “Dalga geçer gibi bir ödül verdi. Umarım bitki toplama gibi görevler daha iyi ödüller veriyordur.”

Bu sözlerimden sonra, sonunda rahatsızlığını atıp ayaklanan Lucie’ye baktım ve, “Daha iyi misin?” dedim.

Lucie bu sorum karşısında güçsüzce başıyla onayladı.

Onun bu halsizliğini görmem ile, rahat hayat seçimimin doğru olduğunu anladım. En azından bu grup ile savaşlara girmek pek iyi olmayabilirdi.

Önüme döndüm ve Dev Kertenkele’nin vücuduna baktım.

Bu yaratıkların sadece Puan ve TP vermediğini düşünüyordum. Sonuçta, bu kertenkelenin derisi ve eti işe yarayabilirdi.

Ben de, böyle bir kaar elde edebilir miyiz diye merak ettiğimden onun cesedini taşımayı düşündüm. Ancak, o anda aklıma Virüslü Tavuk’lar geldi. Onları öldürdüğümde, cesetleri yerde kalıyordu. Ancak, bir süre sonra ortadan kayboluyorlardı. Tahminimce, bu yaratıklarda da durum aynı olmalıydı. Yani, taşımakla uğraşmanın bir anlamı yoktu.

Bu anlayış ile, ben de bu konuda daha fazla düşünmedim.

Ardından, üzerindeki kana rağmen Demir Yatağan’ımı tekrar belime astım ve arkamı döndüm.

Agata ile Lucie’ye doğru baktım ve konuşmaya başladım. “Bu yaratık şimdi ortaya çıktığına göre yakın zamanda başka yaratıklar da ortaya çıkabilir. Bence şimdilik sütunların arkasında durup yaratıkların dirilmesini bekleyelim.”

Boş yere sürprizlerle karşılaşmak istemiyordum bu nedenle böyle bir tavsiye sunmuştum.

Ancak, tavsiyemden hemen sonra Agata’nın çıkışımı ile karşılaştım. “Bir yararı olmaz. Biz burada beklesek bile başka gruplar gelip yaratıkları kesebilir ve döngüyü tekrar başlatır. Bence, bu yaratıkların neye göre ortaya çıktığını ve nerelerde ortaya çıktığını öğrenmeliyiz.”

Onun bu sözleri bittikten sonra, ben de kafamla onayladım.

Mantıklıydı ama ortada bir sorun vardı. Ben de bu sorunu dile getirdim. “Agata… senin açıklamandan sonra aklıma geldi de… eğer biz dışarı çıkarsak geri içeri girebilir miyiz? Ya ödediğimiz para tek seferlikse? Ya, bir kez şu sütunları geçip dışarı çıktığımızda geri giremiyorsak?”

Bu sözlerim ile Agata da anlamış gibi bir ifade takındı. Bununla beraber, gergince konuşmaya başladı. “O zaman… sanırım ilerlemekten başka çaremiz yok.”

Ben de bunu kafamı sallayarak onayladım ve ekledim. “En azından, geniş ve boş yolları tercih edelim. Bu sayede, en azından sürpriz bir saldırı olmaz.”

Agata ile verdiğimiz karardan sonra hala hasta pozisyonda duran Lucie’ye bakma gereği duymadım. Sonuçta, cevap verecek halde değildi. Bu nedenle, ihtiyatımızı takındık ve ilerlemeye başladık.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1008

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 932

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 769

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 736

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 619

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 542

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 532

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 500

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 462

Sovereign of the Three Realms
Sovereign of the Three Realms
Beğeni Sayısı: 429

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 230

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 161

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 160

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 134

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 111

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 95

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 67

Site İstatistikleri

  • 9291 Üye Sayısı
  • 246 Seri Sayısı
  • 14327 Bölüm Sayısı


creator
manga tr