Eğer hakim olsaydım, yapacağım ilk şey kölelik ve aristokratik sistemi değiştirmek olurdu. Eğer kanunun karşısında eşitsek, o zaman herkes her şeyde eşit olmalı ve sınıf farklılıkları olmamalı! #The Dark King

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 44: Hezimet


Bu soru direkt bana yöneltilmişi ve şaşkına dönmeme neden olmuştu.

Karşımda türk loncalarından bahsediliyordu.

Ancak, bu bölgede bırak türk loncasını, boş gezen bir türk bile olmamalıydı.

Buna rağmen karşımdaki kadın sanki çok doğal bir şeymiş gibi bana hangi türk loncasından olduğumu soruyordu.

Anlaşılan, bu kadın gerçekten de başka bir bölgeden gelmişti.

Bana böyle bir soru yöneltmesinin sebebi de, büyük ihtimal üzerimdeki kıyafetler olmalıydı.

Bu güçlü kadınla karşı karşıyayken biraz tedirgindim. Ancak, bir şekilde kendimi gülümsemeye zorlayabilmiştim. Yüzümdeki bu zoraki gülümseme ile de yanıtladım. “Sanırım bir yanlışlık oldu. Ben herhangi bir türk loncasından değilim.”

Kadın, bu sözlerim ile hafif bir şaşkınlık saldı.

Sonrasında, yüzünde meraklı bir ifade varken bir soru daha yöneltti. “O zaman neden bu kıyafetlere sahipsin? Bunlar sadece türkler tarafından giyilecek kıyafetler. Bu bölgede ise hiçbir türk olmaması gerekiyor.”

Onun bu sözlerine anında yanıt verdim. “Bu kıyafetleri yaşlı bir amcadan aldım. Önceki kıyafetlerim yüzüne bakılmayacak derecede mahvolduğu için bunları giyiyorum.”

Bu açıklamamdan sonra kadın onaylarcasına kafasını salladı ve konuşmaya devam etti. “Güzel. O zaman seni pataklamama gerek yok. Ben, türklerden nefret ederim.”

Şaşkınlığa uğradım. Ona bu şaşkınlık ile bir soru yönelttim. “Neden?”

Bu sorum karşısında, amazon görünümlü Elise yüzüne hafif bir gülümseme kazıdı ve yanıtladı. “Boşver. Bir türk değilsen zaten bunun seninle bir ilgisi yoktur. Rahatsız ettiğim için kusura bakma.”

Bu sözlerinden sonra döndü ve ayrıldı. Ancak, kulübe benzeri yere değil şehre doğru gidiyordu. Onun bu ayrılışından sonra rahatladım.

Neyseki, ona sadece kıyafetlerimi başkasından aldığımı söylemiştim. Eğer türk olduğumu da söylemiş olsaydım, şu an iyi bir dayak yiyor olabilirdim. Hızım bu kadından daha fazla olsa da, aradaki seviye farkına bakarak onun benden daha tecrübeli olduğunu anlayabiliyordum. Ben buraya gelene kadar sadece Virüslü Tavuk kesmiştim. Ancak bu kadın, kim bilir neler ile uğraşmıştı. Benden teknik olarak üstün olan bu kadın, hız dezavantajını yok edip beni yerden yere vurabilirdi. Aynı, az önceki adama olduğu gibi.

Amazon kadının ayrılışından sonra, Agata bir ‘hmph’ saldı ve konuşmaya başladı. “Neden ona karşı çıkmadın? 3’e karşı 1’iz. Hem, loncanın üyelerine de serbestce saldırıyordu. Eğer onunla kavgaya girişseydik, çevredekilerin de yardımıyla kolayca kazanırdık.”

Agata’nın bu sözlerinden sonra küçümser bir gülümseme saldım ve konuşmaya başladım. “Anladığım kadarıyla bu tiplerin bağlılık duygusu pek yok. Çünkü, az önceki adam sefil bir şekilde pataklansa bile harekete geçmediler. Bunun iki sebebi olabilir ve biri bağlılık, diğeri de o kadının görünenden fazla olabileceği. Belki şehrin içinde başka dostları da olabilir. Hem, bizzat bize yönelttiği bir öfkesi yoktu. Benim türüme karşı bir düşmanlığı olsa da, yüz yüze gelmediğimiz ve türklüğümü açık etmediğimiz sürece sorun olmayacaktır. Umalım da, o kadın bizim gelecekteki evimiz olan bu yerde daha fazla kalmasın.”

Bu sözlerimden sonra, kulübe görünümlü yerin içerisine doğru yöneldim.

Agata ve Lucie ile birlikte kapıdan girdim. İçerisi 15 kadar genişliğe sahipti. Duvarların önünde asılı olan çeşitli zırhlar vardı. Orta kısımda ise düzgün bir şekilde sıralanmış reyon benzeri yerler vardı. Bu reyonlarda da çeşitli silahlar vardı.

Kapının tam karşısında, bir tezgah vardı. O tezgahın önünde bir kişi vardı ve o kişinin arkasında da çeşitli eşyalar asılıydı.

Bu kulübe görünümlü yerin içi tam bir mağaza gibiydi. Ve bunu daha da gerçek yapan ise etrafa yayılmış kişilerdi. Reyonlardaki eşyalara bakan ve sohbet eden kişiler ile onlara açıklama yapan görevli kıyafetine sahip kişiler.

Agata, Lucie ve ben beraberce ilerledik. Tezgahın önüne geldik.

Tezgahta duran kişi erkek bir elf gibi görünüyordu. Uzun kulakları ve krem rengi bir cildi vardı. Eğer bulunduğu yer özel olarak yüksek değilse benden 10 santim kadar daha uzun gibiydi yani 187 falan.

Bu kişi bir teçhizat tedarikçisi olsa bile üzerinde zırh veya silah yoktu.

Sadece kahverengi bir gömlek ve o gömleğin üzerine giyilmiş kapalı kahvrengi tonunda kolsuz bir ceket vardı. Boynunda da siyah bir papyon takılıydı.

Tezgah nedeniyle tam göremesem de en altında bez pantolon giyili gibiydi.

Bu elf adama bakarken yavşak gülümsememi takındım ve konuşmaya başladım. “Merhaba efendim. Hayırlı işler.”

Elf adam da bana gülümsedi ve, “Sağolasın sana da merhaba.” diye yanıtladı.

Onun bu yanıtından sonra ben de konuşmaya devam ettim. “Buraya bir zırh almak için geldim. Bu ormanda en çok işe yarayacak zırhı bana söyleyebilir misiniz? Bu arada, giriş sırasında çok fazla puan vermek zorunda kaldık. Üzerimizde de neredeyse hiç bronz para veya daha üstü yok. Yani, muhtemelen sadece kiralama yapabileceğiz.”

Satıcılar genelde iyi müşterilere karşı güler yüze sahip olur ve hürmetkar davranırlar.

Ancak, karşımdaki bu elf adam fakir müşteri olduğumu belirtmeme rağmen hala gülümsemesini sürdürüyordu. Bu hareketi ile, konuşmaya devam etti. “Anladım efendim. Bu ormanda sadece dört ayaklı canlılar yaşar. Bu canlılar orjinal boylarına sahiplerdir. Genelde Dev Kertenkele’ler, Vahşi Köpek’ler ve çok nadir de olsa Kurt’lar görünür. Bunların ise saldıracağı noktalar çoğunlukla bacaklarınız veya göğsünüz olacaktır.”

Buraya kadar konuştuktan sonra derin bir nefes aldı ve beni süzdü. Gözleri, birkaç saniyeliğine belimde asılı olan Demir Yatağan’ıma takılmış gibiydi.

Orjinal boydan bahsetse bile araya Dev Kertenkele’yi sıkıştırması garibime gitmişti. Ancak belkide burada Dev Kertenekle’nin de bir orjinal boyu olabilirdi.

Demir Yatağan’ımı süzmesinden sonra, bakışlarını çekip tekrar yüzüme döndü ve konuşmaya devam etti. “Vahşi köpek’ler ve Kurt’lar genelde sürü halindedirler. Bir tanesini tek görseniz bile kesinlikle yakınlarda başka bir tane olur. Ancak, bunların yeniden ortaya çıkış süreleri ve savunma bölgeleri mevcuttur. Nadiren savundukları bölgeleri terk ederler çünkü oraların yakınlarında bir ana yuva mevcuttur. Ana yuvada liderleri bulunur. Ancak, yeniden ortaya çıkış süresi ayda 1’dir.”

Bu konuşmadan sonra birkaç saniye daha duraksadı ve bir şey düşünüyormuş gibi göründü. Ardından, tekrar devam etti. “Dev Kertenkele’ler ise genelde tek başlarına dolaşırlar. Ancak, bağlı oldukları bir bölge yoktur. Yani, onlar ile savaşırsanız ve sonrasında geri çekilmeye karar verirseniz, sizi sonuna kadar takip etme özgürlüğüne sahip olurlar. Bu nedenle, öldürebileceğinize emin olmadan Dev Kertenkele’lere bulaşmamalısınız. Bunların hepsi 2. seviyededir ama kendilerine ait becerileri vardır. Dev Kertenkele, her ne kadar bir Komodo Ejderi Olmasa da kendince bir zehre sahiptir. Bu zehir, sizi öldürmese bile uzun vadede zararı olacaktır. Normal şartlar altında 2 Hp’nizin yenilendiği sürede zehir tarafından 1 Hp kaybedeceksiniz. Yani, yenilenme hızınız 1’e düşecek. Bu etki, Dev Kertenkele’nin zehir yeteneğinin seviyesine göre değişir. Kaçıncı seviye bir zehir olduğunu da, ancak özel şifacı yeteneğine sahip olanlar bilebilir. Şu ana kadar ortaya çıkanlar ise bildiğim kadarıyla 1 ila 3. seviyede olmalı. 1. seviyede zehrin süresi 1 saattir, 2. seviyede 1 saat 30 dakika ve 3. seviyede 2 saat. Ancak, 5. seviyeye kadar zehrin etkisi sadece 1 Hp götürür. Tabi, bu sadece Dev Kertenkele’nin sahip olduğu zehir için geçerli.

Uzun bir açıklama yapmıştı. Ancak, hala bitmemiş gibiydi. Devam etti. “Bunların dışında, Vahşi Köpek’lerin ve Kurt’ların da becerileri vardır. Ancak, onların becerileri sadece verdikleri hasarı artırır. İkisi de bu becerileri üst üste kullanamaz. Savaş sırasında verdikleri hasara göre veya zaman içinde enerjileri yenilenir. Ancak yeterince enerji topladıklarında becerilerini tekrar kullanabilirler. Bu yüzden, kesin bir süre vermek zor.”

Bu sözlerden sonra da, ağzını kapadı ve konuşmadı.

O anda, sonunda konuşmasının bittiğini anladım.

Neden benim gibi bir yabancıya bu kadar açıklama yaptığını bilmiyordum ama gerçekten yardımcı olmuştu.

Bu sözleri ile gelecekte kafamızda oluşacak bir çok soru işareti silinmiş olacaktı.

Gerçi, biz sadece bitki toplamak için ormana giriyorduk. Yani, bu tür tehlikelerden olabildiğince uzak duracaktır.

Bu nedenle, sözü geçen bilgilerin ne kadar işimize yarayacağı meçhuldü.

Elf adamın yaptığı bu açıklamadan sonra aklıma takılan bir soru oldu ve yanıt almak için o soruyu dile getirdim. “Efendim. Yaptığınız açıklamalar için çok teşekkür ederim. Bizi ileride oluşabilecek birçok dertten kurtardınız. Ancak, aklıma takılan bir soru var. Neden, bizim gibi 3 yabancı için bu kadar olayı açıklama zahmetine girdiniz?”

Bu sözlerimden sonra elf adam gülümsemeyi sürdürdü ve bu sırada yanıtladı. “Dışarıdaki arkadaşım fark etmemiş olsa da, ben fark ettim. Sen... bir türksün değil mi?”

Onun bu sözlerinden sonra şaşkına döndüm.

Yüzüme garip bir gülümseme takındım ve açıklamaya giriştim. “Efendim, ben bu kıyafetleri bi-” Ancak, sözlerimi bitiremeden elf adam tekrar söze girdi.

“Biliyorum. Bu kıyafetleri başkasından aldın. Ancak… o silahı başkasından almadın değil mi? O silah, belinde dururken seninle tam anlamıyla uyumlu duruyor. Sanki, en başından beri seninmiş gibi. Sanki, kaderin onunla beraber yazılmış gibi.”

Onun bu sözleri ile şaşkınlığım daha da artmıştı.

Bu kadar şeyi nereden bildiğini aklım almıyordu.

Ancak, daha çok merak ettiğim şeyse neden türklere bu kadar takıldığıydı.

Elf adam, sanki aklımdaki soruyu bilir gibi konuşmaya başladı. “Bu şehirde, neden hiç türk yok biliyor musun? Geçmişte, burada büyük bir savaş oldu. Bu savaş, insan ırkından olan türkler ile itibarak türü arasında oldu. Şehrin ve güney ormanının hakimi türkler ile diğer tüm ormanların sahibi olan itibaraklar. Aralarında geçen savaş çok kaotikti ve iki tarafın hezimeti ile sonuçlandı. Bu savaş sırasında sayısız masum can feda edildi. Ve bu adı geçen masum canlar iki tarafa da aitti… dışarıda karşılaştığınız bayanın adı Elise’dir. Kendisi, masumiyete çok önem veren bir insandır. Burada sırf hakimiyet adına feda edilen sayısız can, Elise’nin türklere ve itibaraklara büyük bir öfke duymasına sebep oldu. Bu bölgede senin giydiğin kıyafeti tanıyacak çok fazla kişi yoktur. Sonuçta, uzun zaman önce türkler bu bölgeyi terk etti. Elise ise geldiği katta senin klanınla çok fazla karşılaştığından kıyafetini tanıyabildi.”

Demek bu yüzdenmiş.

Bu gerçekten garip bir tesadüftü çünkü bizim de şu anki görevimiz itibaraklar ile ilgiliydi.

Elf adam bana bir açıklama daha yapsa da, kafamdaki soru işaretleri hala çözüme kavuşmamıştı. Bu nedenle, bir soru daha yönelttim. “Efendim. Anlattıklarınız gerçekten çok ilgi çekici. Ancak, ben hala anlamadım. Bu konunun benimle ne ilgisi var?”

Elf adam, bu sorumdan sonra hafif bir kahkaha saldı. Ardından, konuşmaya başladı. “Bunu şu an sana benim söylemem doğru olmaz. Zaten, durumuna da pek etki etmeyecektir. Sadece akışına bırak. İleride, zaten kendiliğinden anlayacaksındır.”

Bu cevap beni şaşkına uğrattı.

Ne?

Bu nasıl açıklama?

O kadar meraklandırıp beni ortada mı bırakacaksın lan!

Bu düşünceleri aklımdan geçirmeden duramadım.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 557

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15090 Bölüm Sayısı


creator
manga tr