Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 33: Maceracı Loncasına Ziyaret


Handa güzel bir uyku geçirdikten sonra, sabahın erken saatlerinde uyandık ve sokaklara döküldük.

Handaki ayyaştan öğrendiğim maceracı loncasını ziyaret etmeyi planlıyorduk.

Buradaki görevleri en iyi onlar veriyor gibiydi ve genelde maceralı olsa bile aralarında seviye kasmaya uygun güvenli görevler de olduğunu düşünüyordum.

İlerlerken ortaçağ usulü sokaklar ve yolun ortasında ilerleyen at arabaları görmek bana garip geliyordu. Her ne kadar bizim dünyamızda da atlar olsa da, gün içinde sık sık görebileceğin bir durum değildi. Bunların yanı sıra, yolda sadece insanlarla da karşılaşılmıyordu. Yürüdüğüm sırada krem rengi tene ve uzun kulaklara sahip küçük bir kız önüme geldi. Bu küçük kızın elinde bir sepet vardı ve içi çiçek doluydu. O çiçeklerden birini de elinde tutuyordu ve bana doğru uzatmıştı. Bu durumdayken, konuşmaya başladı. “Abi, bu güzel ablamıza bir çiçek almaz mısın?” dedi. Bu sözleri söylerken Agata’ya doğru bakıyordu. Böyle yapmasının sebebi, sanırsam onunla yan yana ilerliyor olmamdı. Lucie ise bizi bir adım gerimizden takip ediyordu.

Onun bu sözleri karşısında Agata biraz utandı. Bu utanç, tahminime göre güzel lafının kendisine yakıştırılmış olmasıydı.

Aslında doğruydu.

Güçlü kimseleri seven kişiler için Agata manken görevi görebilirdi. Çünkü, üzerindeki deri zırhı ile beraber cüsseli vücudu, gerçekten güçlü görünüyordu.

Agata’nın bu utanç dolu ifadesini gördüğümden dayanamadım ve küçük elf kızına doğru konuştum. “Kaç para?”

Küçük kız hemen cevapladı. “1 bronz para abi.”

Onun bu cevabından sonra, şu an belimdeki ipde asılı olan keseden yuvarlak bir bronz çıkardım. Sonra, onu küçük kızın bana doğru açılmış küçük avucuna koydum.

Ardından, çiçeği aldım. Küçük kız onaylarcasına kafasını salladı ve başka birine çiçek satmak için ilerlemeye başladı.

Handaki durumdan sonra paranın Puan ile karşılığını az çok anladım.

Basitçe anlatmak gerekirse 1 puan 10 bronz paraya denk geliyordu. 10 bronz para 1 gümüş paraya, 10 gümüş para 1 altın paraya denk geliyormuş. Bu katta görülebilenler en fazla altın paraymış. Ancak, bunun üstünde de para birimleri varmış.

Tabi, altı üsttü barda sarhoş olan tiplerden altından daha değerli olan bu paraların olayını öğrenememiştim. Önemsemediğim için de, öğrenmeye çabalamadım.

Elimdeki çiçeğe baktım. Bu, kırmızı bir güldü. Aşık çiçeği.

Benim için bunu birine vermek doğru olmazdı ama Agata’nın ifadesini gördüğüm için almazsam olmaz diye düşündüm.

Elimdeki çiçeği tutarken Agata’ya bakmadan arkamı döndüm ve çiçeği Lucie’ye verdim.

Sonra, “Bu sana. Güzel birine vermem istendi bu yüzden sana vermek doğru olur.” dedim.

Bu hareketim ile Lucie utangaç bir ifade salmadı. Aksine, küçümser bir gülümseme saldı ve Agata’ya doğru baktı.

Ben de Agata’ya doğru başımı çevirdim ve aynı küçümser gülümsemeyle baktım.

Agata, bu bakışlarımızı gördüğünde kendisiyle dalga geçildiğini anlamış gibiydi.

Yüzüne sinirli bir ifade takındı ve bir iki adım geri çekilip sırtındaki yayı çıkardı. Bir ok yerleştirdi. Ardından yayı gerdi ve Bize doğru doğrultu.

Bu hareketini görünce korkulu bir ifade sergiledim ve hemen bir açıklama yapmaya çalıştım. “Şakaydı şakaydı! Sen gerçekten güzeller güzeli, baby face, erkeklerin kalbini hoplatan bir kraliçesin. Herkes bilir, gerçek kraliçe imajının güçlü bir görünüşte yattığını. Şu ana kadar, sana güçlü göründüğünü birçok kişi söylemiş olmalı değil mi? Doğal olarak sen de bir kraliçe gibisin ve kraliçeler güzellikleriyle anılır!”

Bu sözleri bir anda uyduru vermiştim.

Ancak, Agata bu sözlerimin sonunda biraz sakinleşmiş gibiydi çünkü yayını germeyi bırakmıştı. Germeyi bıraktıktan sonra yayı tekrar sırtına astı.

Bu hareketi ile Lucie ile aynı anda bir rahatlama nefesi verdik.

Agata, yayını sırtına yerleştirdikten sonra Lucie’ye yakınlaştı.

Bu hareketi Lucie’nin gergin bir ifade sergilemesine neden oldu.

Agata, Lucie’nin önüne gelince sağ elini ileri uzattı ve avucunu dışarı bakacak şekilde açtı.

Onu bu hareketi ile Lucie bir anlık şaşkınlık yaşadı ama hemen sonra olayı anladı.

Elindeki kırmızı gülü uzattı ve Agata’nın avucuna bıraktı.

Agata gülü aldıktan sonra tekrar arkasını döndü ve ilerlemeye başladı.

Biz de onun dominant adımlarının arkasından geldik ve onu takip ettik.

******

Bir süre sonra maceracı loncası adı verilen yere geldik.

Burası, 2 katlı bir binaydı ve ortalama genişlikteydi. Kapısı ikiliydi ve şu an iki tarafı da dışa doğru sonuna kadar açıktı.

Kapıdan içeriye geçtiğimizde, içerideki insan gruplarını net bir şekilde görür ve konuşma uğultularını da duyar oldum.

İçeride bir düzineden biraz fazla masa vardı ve bu masalar kapının önünü kapatmayacak şekilde sağa sola ayrılmıştı.

Masaların hepsinde 3’erli 4’erli insan grupları vardı. Bu insanların bir kısmı deri zırh giyerken diğer kısmı bir tür cübbe içindeydi.

Deri zırha sahip olan kısımdakiler kılıç,gürz, çekiç, mızrak gibisine soğuk silahlara ve kalkanlara sahipti. Tabi, bunların arasında yay ve arbalet gibi uzun menzilli silahlar kuşanmış kişiler de vardı.

Cübbe içinde olanlar bir tür büyücü gibiydi. Çünkü, ellerinde asalar tutuyorlardı.

Burası, gerçekten bir maceracı loncası gibi görünüyordu.

İnsan gruplarını bir süre inceledikten sonra, kapının tam karşısında, yani açıklık alanın sonunda duran tezgaha yöneldim. O tezgahın önünde birkaç insan grubu vardı. Bunun bir tür sıra olabileceğini düşündüğümden beklemeye başladım ve Agata ile Lucie de beni taklit ederek tam arkamda beklemeye başladı.

Aşağı yukarı 15 dakika kadar bekledikten sonra önümüzde sadece bir grup kalmıştı. Ancak, bu bekleyişimizin ortasında arkamızdan biri geldi ve bizim önümüze geçip ilerlemeye çalıştı.

Onun bu hareketini görünce kaşlarımı çattım ve, “Ne yapıyorsun lan sikko? Sırana geçsene!” dedim.

Bu sözlerim ile önümüze geçen kişi arkasını döndü ve bana doğru baktı.

Bu kişi,bir erkek insandı ve diğerleri gibi bir deri zırh giyiyordu. Sarımsı saçları ve yakışıklı bir suratı vardı. Mavi gözleri ve hafif kaslı vücüduyla da gerçekten çekici bir erkek görünümü veriyordu. Ancak, bu görüntüyü bozan bir şey vardı ki o da yüzüne yerleşmiş olan kibirdi.

Benim sözlerimi duyduktan sonra bu kibirli bakışları ile konuşmaya başladı. “Sen, az önce o sözü bana mı söyledin? En sonda söylediğin kelimenin anlamını bilmiyorum ama bir hakaret gibi görünüyordu.”

Onun bu sözleri karşısında kaşlarımı çatmaya devam ettim ve yanıtladım. “Evet sana dedim. En sonda söylediğim kelimenin anlamı ise Sik kafası demek! Bizim burada sıra beklediğimizi görüyorsun. Ne hakla önümüze geçiyorsun?”

Hiç acımadan azarladım. Birkaç gündür gerçekten can sıkıcı olaylar yaşıyordum.

Ancak, bu can sıkıcı olaylar sonucunda düzgün bir şekilde öfkemi kusacak bir yer bulamamıştım. Karşımdaki bu kibirli herifin hareketi, onu benim için biçilmiş kaftan haline getirmişti.

Sözlerimden sonra, adamın yüzündeki kibirli ifade yerini öfkeye bıraktı.

O anda, ani bir hareket yaptı ve sağ yumruğunu suratıma doğru savurdu.

“Swossh!”

Bir rüzgar sesi ile kafamı sol yana çekip hızlıca yumruğundan sıyrıldım.

Vücudumu hafif büktüm ve sağ kaburgalarının alt tarafına bir yumruk geçirdim.

“Bam!”

“Ahh.”

Adam acıyla inledi ve vücudu oluşan bu acı nedeniyle yana doğru büküldü.

O anda beklemedim ve boşta olan sağ elim ile de suratına doğru bir yumruk savurdum.

“Bam!”

Yumruğum tam olarak çenesine isabet etti.

Bu isabet ile adam bir çubuk gibi yere yığıldı.

Adamın bu hareketlerinden sıyrılabildiğim için, Çeviklik özelliğinin benden düşük olduğunu anladım. Aradaki hız farkı gerçekten çoktu. Ancak, adamı tek yumrukta bayıltabildiğim için, vücut direncinin de pek olmadığı ortadaydı.

Adamın yerde duran vücuduna baktım ve o anda arkasında asılı olan bir arbalet gördüm. O anda, adamın bir tür okcu olduğunu anladım. Uzak menzilli silah kullanan birinin, yakın dövüşte güçsüz olmasına pek şaşmamak gerekiyordu.

Gerçi, aynı yumruk bana isabet etse ben de benzer bir sonuç ile karşılaşabilirdim.

Ancak, bu bölgede 3. seviyenin sınır olduğunu biliyordum.

Doğal olarak, burada bulunan kişiler ortalama 2 veya 3. seviyede olmalıydı.

Bu seviyedeki kişiler, özel olarak Çeviklik özelliğine odaklanmadığı sürece, benden hızlı olamazdı. Tabi, eğer karşımda çok cüsseli birisi olsaydı, doğal olarak sorun çıkarmazdım. Çünkü öyle birine, karşısında hız avantajım olsa bile çıplak ellerimle zarar veremeyebilirdim. Bunun yanı sıra, üzerimdeki kıyafet pek uygun değildi. Yumruklarımı engellemiyor olsa bile daha esneklik gerektiren hareketlerde sorun çıkartırdı.

Yakışıklı suratlı bu adamı hayaller alemine gönderdikten sonra, etraftaki gözler bir anlığına bana çevrildi. Ancak, bu bakışlar sadece birkaç saniye durdu ve sonrasında insanlar tekrar önlerine dönüp konuşmalarına devam ettiler.

Anlaşılan, burada bu tür olaylar pek de nadir değildi.

Bakışlarımı, tezgaha çevirdim ve orada duran bayana doğru mahçup bir ifadeyle bakıp, “Özür dilerim. Onunla sözlü tartışmaya girsem de, bu tür bir kavga başlatmaya niyetim yoktu.” dedim.

Bayan onaylarcasına kafasını salladı ve, “Sorun değil beyefendi. İlk yumruğu onun salladığını gördük. Size bir sorun çıkarmayacağız.” dedi.

Ardından, sol elini havaya kaldırdı ve bir parmak şıklatması saldı.

Onun bu parmak şıklatmasından sonra tezgahın arkasından iki adet iri yarı adam çıktı.

Bu adamlar keldi ve üzerlerinde herhangi bir zırh yoktu.

Ancak, kıyafetlerinden fırlayan iri yarı kasları, zırha da ihtiyaçları yokmuş gibi gösteriyordu.

Bu iki iri yarı adamı görünce korktum.

Ancak, tezgahtarın sözlerini düşününce rahatladım.

İri yarı abiler tezgahın arkasından çıktıktan sonra ilerlediler ve bize doğru geldiler.

Onları görünce Lucie biraz içine kapandı ve Agata’nın arkasına saklandı.

İki iri yarı adam yanımıza geldiklerinde yerde yatan yakışıklı suratlı adamı sırtladılar ve dışarı götürdüler.

Sonrasında, kapının az ilerisine, yolu kapatmayan bir yere attılar.

Bu ilginç bir görüntüydü.

Resmen, bir çöp gibi fırlatmışlardı.

Hatta, bunu o kadar doğal bir şekilde yapmışlardı ki fırlattıklarının bir kişi olduğuna inanmak zordu.

İki iri yarı adam çöpü çıkarmayı bitirdiklerinde geri döndüler. Bize bir bakış bile atmadan tekrar tezgahın arkasına geçip kayboldular.

Onların bu kayboluşundan sonra biz de tekrar sıramızı beklemeye başladık.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 558

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15090 Bölüm Sayısı


creator
manga tr