Cömert derler maldan ederler, yiğit derler candan ederler. #Atasözü

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 28: Gizemli Dilenci


“MAPUUS! DAMLARINDAAA! ÇÜRÜRÜM! HER GECEEE! HER GECEEE! YÜZÜM BOKTAN KURTULMAAAZ! BİR KEREEE! BİR KEREEE!”

Güzel sesimle, seksi bir şarkı mırıldandım.

Şu anda, adının Basur olduğunu öğrendiğimiz şehrin güvenlik hücresindeyiz.

Kapıdaki nöbetçi, keşifçiler olduğumuzu ve o ormandan geldiğimizi öğrenince, bizi incelenmemiz için bir süre tutması gerektiğini söyledi. Sonuç olarak da, bu mapushaneye getirdi.

Yan hücremde duran ikiliye baktım. Lucie’nin gözleri yaşlanmıştı. Son 1 saattir burada durduğumuz için bu pek de garipsenecek bir durum değildi.

Agata ise kaşlarını çatık bir ifade ile yanında dikiliyordu.

Ben ise, kendi hücremde, yanımdaki dilenci kılıklı bir adam ile oturuyordum.

Bu adamın dilenci kılıklı olmasını söylememin sebebi, üstünde 2 parça eskimiş bez gibi görünen kıyafet olması ve saçlarının sanki yıllardır bakım görmüyor gibi uzayıp birbirine girmesiydi. Saçlarının rengi siyahtı bu yüzden çok yaşlı olmamalıydı. Ancak, fakir olduğu kesin gibiydi. Çünkü leş gibi kokuyordu.

Uzun süredir burada kaldığım için sıkılmıştım. Bu nedenle, ona doğru döndüm ve bir muhabbet başlatmaya niyetlendim. “Eee amca? Sen niye düştün buralara?”

Bu sorumdan sonra, dilenci görünümlü adam bana doğru baktı ve, “Ne amcası lan gevşek! Ben 28 yaşındayım!” dedi.

Bu cevabı beni çok şaşırttı. Görünümüne bakarak en azından 40’lı yaşlarda olduğunu düşünmüştüm. Saç sakal birbirine girmiş ve sakalları sofi sakalı gibi upuzun olmuş birinin, benden sadece 10 yaş büyük olmasını beklemiyordum.

Muhabbete kötü bir giriş yaptığımı düşündüm bu yüzden kendimi düzelttim. “Kusura bakmayın abicim. Olgun duruşunuzdan etkilendiğim için, sizin her şeyi görmüş geçirmiş orta yaşlı bir yetişkin olduğunuzu düşünmüştüm.”

Tam bir yavşağım var yaa.

Bir dilenciden pek çıkarım olacağını düşünmüyordum. Ancak, düşman edinmektense dost edinmeyi tercih ederim. Her ne kadar bu bir dilenci olsa da, sonuçta çok iyi bir izleyici. Sadece eğlenmeyi bilen şehir sakinlerindense, her şeyi izleyen birini dost edinmek, bazen daha iyi sonuçlar çıkarabilirdi.

Dilenci kılıklı adam bana doğru baktı. Yüzünde boş bir ifade ile, “Senin adın ne kardeşim?” dedi.

Bu sorusu, olumlu yönde ilerlediğimi gösteriyordu. Yüzüme dürüst bir gülümseme takındım ve, “Adım Hımbıl. Senin adın nedir?” diye konuşaraktan hem cevap verip hem soru yönelttim.

Normalde, tanımadığım biri ile konuşurken ‘siz’ veya ‘efendim’ diye hitap ederim. Ancak, bana soru yöneltirken ‘sen’ diye hitap eden birine karşı, hala yabancı hitap şeklini kullanırsam bu kötü bir etki yaratabilirdi. Bir muhabbet esnasında, iki tarafın da birbiri ile uyum sağlaması gerek. Aksi takdirde, istediğin sonuçları alması zor olabilir.

Dilenci görünümlü adam da yüzüne bir gülümseme yerleştirdi ve, “Benim adım da Francis.” diye yanıtladı.

Konuşmayı devam ettirdim. “Buraya nasıl düştün Francis abi?”

Francis abi, beni pek bekletmeden yanıtladı. “Yanlış anlaşılma.”

Oh.

Klasik.

Francis abi konuşmaya devam etti. “Görünümümden de anlayacağın üzere, ben bir dilenciyim. Her zamanki gibi dilenmeye başlamak için iş yerime gidiyordum. Ancak, yolda giderken bir kadına çarptım. Yollardaki insan sıklığından dolayı bu beni pek şaşırtmamıştı. Sıradan bir şekilde yoluma devam ettim. Ancak, o orospular bana komplo kurmuş. İş yerimde dilenmeye başladığım sırada, yanıma şehrin güvenlik güçleri geldi. Beni, o çarptığım kadının cüzdanını çalmakla suçladılar. Onlara, yanlış kişiye geldiklerini ve benim yapmadığımı söyledim. Ancak, sözlerimi dinlemediler ve üstümü aramaya başladılar. Ben de masum bir insan olarak hiçbir müdahale etmedim. Ancak bir de ne göreyim, cebime elini atan güvenlik görevlilerinden biri, o cebimden bir cüzdan çıkardı. Aman tanrım didim… sonrasını tahmin ediyorsundur. Buradayım işte.”

Yalaaan!

Bariz yalaan!

Bu adam beni aptal mı sanıyor?

Neden böyle bir yalanı uydurma gereği duydu ki?

Gerçekten, inanacağımı mı sandı?

Buna ilk okul çağındaki çocuklar bile inanmaz be!

Aklımda böyle düşünceler olsa da, profesyonel bir yavşak olduğumdan, yüzüme yansıtmadım.

Şaşkın bir ifade takındım ve, “Vay şerefsizler! Kesin o güvenlik görevlileri satın alınmıştır. Üzerini arayacağım bahanesi ile cüzdanı senin cebine atmış olmalı.” diye yorum yaptım.

Bu yorumum ile Francis abinin gözleri parladı ve heyecanla, “Haklısın! Bu nasıl aklıma gelmez! Peh! İnsanlık çürümüş!” diye söylendi.

Birkaç on saniye boyunca, o güvenlik görevlilerine ve satılmış hükümete sövdü.

Sonrasında, bana doğru döndü ve bir soru yöneltti. “Peki Hımbıl kardeş, sen buraya nasıl düştün?”

Bu soruyu duyunca bekletmeden cevapladım. “Ahh. Aslında pek önemli bir durum değil. Bu şehre gelmek için kullandığımız kapı biraz özelmiş. Kapıdaki nöbetçi bize detayları açıklamadı ama, keşifçi olduğumuzu ve o kapının olduğu taraftaki ormandan geldiğimizi öğrenince, bizi bir tür inceleme için buraya getirdi.”

Böyle net cevap vermemin nedeni, Francis abiden bilgi alabilmeyi ummamdı.

Francis abi, verdiğim yanıttan sonra, şaşkın bir ifade takındı.

Sonrasında, bir soru daha yönletti. “Sen ve bu iki kız, keşifçi misiniz?” dedi.

Bu cevabı az önce vermeme rağmen tekrar kafamla onayladım.

Francis abi yüzündeki şaşkınlığı korurken, “Vay canına. O ormandan canlı gelen bir keşifçi ha. Bu çok nadir.” dedi.

Ne?

Canlı dönmek çok mu nadir?

Kafamda bu sorular oluştu.

Çünkü, gelirken o ormanda hiçbir tehlike olmadığını görmüştük.

Yani… heykelin oradaki horoz ibikli canlıları saymazsak.

Francis abiye bir cevap beklercesine baktım. O da bu beklentimi boşa çıkarmadı. “Geçmişte, o orman, hem vahşi hayvanların hem de otobur hayvanların bir düzen içinde yaşadığı bir ormanmış. Tabi, bu düzeni bozan avcılar da varmış. Ancak, birgün bu düzen bozulmuş. Neyden kaynaklandığı bilinmiyor. Ancak, söylentiye göre bunun sebebi horoz tanrısıymış.” Bu kısımdan sonra, Francis abi benim yüzüme doğru baktı. “Eğer bu bölgede bir gece geçirdiysen, sabah vaktinde her yerde yankılanan bir horoz sesi duymuş olmalısın. Aslında, bu bölgede hiç horoz yoktur. O ses, horoz tanrısının heykelinden geliyor. Orman yolundan geldiğine göre, o garip heykeli de görmüş olmalısın.” konuşmasını bitirince, bir cevap beklercesine yüzüme doğru baktı.

Çok şaşırtıcıydı!

Horoz tanrısı ismi biraz garip olsa da, bu onun bir tanrı olduğu gerçeğini değiştirmezdi.

O horoz ibikli canlıların taptığı aslında horoz tanrısı mıydı?

Yani, o canlılar gerçekten de horozlar ile akraba falan mıydı?

İçimde bir merak oluştu. Ancak, soru sormadan önce, Francis abinin sözünü bitirmesini beklememin daha iyi olacağını düşündüm.

Francis abi, onayladığımı gördükten sonra açıklamasına devam etti. “O heykel, kimsenin bilmediği kadar uzun süredir oradaydı. Onun horoz tanrısına ait olduğunu herkes bilir. Ancak, bu bilgiyi kimin yaydığını kimse bilmez. Bu şehrin kıtlık yaşadığı bir dönemde, ormandaki avcılık artmış. Bu artış, öyle fazlaymış ki neredeyse ormandaki canlıların soyunu tüketiyormuş. Söylentilere göre, bu avcılığın en yüksek seviyeye geldiği dönemde, bir horoz ötüşü duyulmuş. O günden sonra, o ormana kim girdiyse geri dönememiş. Ancak bir gün, o ormanın içine girmemiş olan biri şehre gelmiş. Daha doğru söylemek gerekirse, en başta geliş noktası o ormanmış. Yani, bir keşifçi. O keşifçi şehre ulaştığında, her yeri yara bere içindeymiş ve sağ kolu da yerinde değilmiş. Şehre geldikten sonra, detaylı bir tedaviden geçmiş. Sonrasında anlattığına göre, o ormanın içinde iblisimsi yaratıklar varmış. Bu yaratıkların kafasında saç yokmuş. Ancak, kafalarının tam ortasında, baştan sona kadar dimdik boynuz benzeri cisimler varmış. Keşifçi bu yaratıklar ile akşam karşılaştığından, tam olarak nasıl göründüklerini seçememiş. Yani, uzun lafın kısası, senin burada olma sebebin oradaki yaratıklar hakkında bilgi vermen.”

Francis abinin bu uzun açıklamasından sonra bir aydınlanma yaşadım.

Ancak, çok şaşırdım.

İblis vari yaratıklar mı?

Öyle bir şey yok be!

Onlar, horoz ibikli insanımsı canlılardı!

Ancak, onların yaratık olmadığına emindim.

Eğer yaratık olsalardı, kafalarının üzerinde isimleri görünürdü.

Aynı Virüslü Tavuk’larda ve Virüslü Yaban Domuzu Prow’da olduğu gibi.

Öyleyse… bunlar bir tür toplum muydu?

Bu düşünceler kafamda dolandığı sırada, Francis abi bana döndü ve bir soru sordu.

“Hey, eğer sen bir keşifçi isen, bana bir konuda yardım eder misin?” dedi.

Ona doğru baktım ve, “Dinliyorum Francis abi.” dedim.

Francis abinin yüzüne bir gülümseme yerleşti ve isteğini söyledi. “Acaba, sana vereceğim bir görevi kabul eder misin?”

Görev Görüntüleniyor...

Görev Sahibi: Francis

Görev Açıklaması: Francis’i Hapisten Çıkarmak İçin 200 Puan Öde

Görev Ödülü: Francis’ten bir iyilik.

Bu… bunu beklemiyordum.

Burada bir görev mi vardı?

Bu nasıl olabilirdi?

Görevler özel değil miydi?

Neden şans eseri burada karşılaştığım biri bana görev veriyordu.

Yoksa… bu adam sürekli mapushaneye düştüğü için mi böyle bir görev oluşmuştu?

Kafamda deli sorular ve yüzümde şaşkın bir ifade vardı.

O sırada, bakışlarım yan hücredeki kızlara düştü.

Onların yüzünde de benzer bir ifade vardı.

O şaşkın ifadeleri ile bana doğru baktılar.

Anladığım kadarıyla, aynı ekran onların da önünde çıkmıştı.

Ne diyeceğimi bilemiyorum... sanırım dilenciye bir sadaka vermemiz gerekecek.

 

K.N: Bu şehrin adını uzun süre önce not etmiştim ama notu kaybettim :D Birkaç bölüm önce şehrin adını yazdığımı hatırlıyordum bu yüzden kontrol ettim ama bulamadım. Bu nedenle, şehre yeni bir isim verdim. Bunların yanı sıra, devrik cümlelerin gerçek hayata daha iyi uyacağını düşündüm. Bu nedenle, bazı yerlerde devrik cümle kurmaktan çekinmedim.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 558

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15090 Bölüm Sayısı


creator
manga tr