Üç kuruşluk eşeğin beş paralık sıpası olur. #Atasözü

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 25: Yeni İmaj


“Ü-ÜRÜ-ÜÜÜÜÜ!” Sabahın habercisi olan bir horoz sesi yankılandı.

Burada hiçbir çiftlik hayvanı görmediğimden bu horoz sesinin nereden geldiğinden habersizdim. Ancak, bilmediğim bir dünyada bulunduğumdan bunu sorgulamadım.

Gözlerimi  açtım ve aynı anda vücudumun üst kısmını doğrulttum.

“Siktir. Sırtıım.”

Söylenmeden edemedim.

Biz burada misafirdik ama herhangi bir misafir odası yoktu. Bu yüzden, şöminenin olduğu odada uyumamız gerekti. Ancak, şöminenin karşısındaki koltuk dışında uzanacak yer yoktu. Her ne kadar koltuk geniş olsa da, üç kişiyi alacak kadar geniş değildi.

Yani… en azından kızların bana uydurduğu bahane buydu.

Benim bakış açıma göre, bu geniş koltukta tetris misali dizilirsek bir şekilde sığabilirdik. Ancak, bu kızların yaptığı açıklamadan sonra, mecburen bu fikirden vazgeçmem gerekti.

Süper centilmen kişiliğim nedeniyle, bu kızların onurunu düşünmem gerektiğine karar kılmıştım. Bu nedenle… sert zeminde uyudum!

Tahta ve sert bir zemin… belimi pert etmek için gayet yeterliydi.

Hayallerimde, rahat bir yatak ve güzel bir yemek vardı. Güzel bir yemek yemiş olsam da, rahat yatağı elde edememiştim. Ancak, bundan şikayet etmeye de pek hakkım yoktu.

Vücudumu tam olarak yerden kaldırdım ve vücudumu biraz esnettim.

Sonrasında, bakışlarımı koltukta mışıl mışıl uyuyan ikiliye çevirdim.

Bu görüntü beni gıcık etti. Her ne kadar süper centilmen olsam da, geceden bu yana çektiğim rahatsız uyku, öfkeme hakim olamama neden oldu.

Sağ ayağımı kaldırdım ve  Agata’yı sırtından dürtükledim.

Sonrasında , “Hey! Uyuyan güzeller. Sabah oldu horoz öttü. Kalkın gari!” diye seslendim.

Agata, bu dürtüşüm ve söylenişimden sonra gözlerini açtı. Vücudunu doğrulttu ve yüzüme baktı. Sorgularcasına bir ifade takındı ama hiçbir şey söylemedi. Sonrasında, yanındaki Lucie’yi dürtükledi. Lucie, bu dürtükleme sonucunda miskin bir inilti saldı. Agata onu tekrar dürtükledi. Lucie bu dürtükleme sonucunda, “Beş dakika daha.” dedi.

Onun bu sözlerini duyunca kaşlarımı çattım. Ben saatlerce rahatsız bir uyku çekip en sonunda erken uyanmak zorunda kalırken, o rahat bir uyku çekip bu rahatlığı biraz daha devam ettirmek istiyordu.

Ben tam onu azarlamak üzereyken, Agata benden erken davrandı ve hızlıca onun kıçına vurdu. Lucie bu darbe ile koltuktan fırladı ve yere kapaklandı. Agata, hemen ardından, “Benim uykum bölünmesine rağmen sen uyuyacak mısın? Hıh.” dedi.

Lucie, yere düşmesi ile kendine geldi ve Agata’ya doğru sinirli bir şekilde baktı. Sonrasında, ayaklandı ve odadan dışarıya doğru yöneldi. Tam odadan ayrılacakken sessiz bir söz söyledi. “Domuz.”

Agata da bu sözü duymuş gibi göründü. Yüzünde sinirli bir ifade oluştu ve, “Ne dedin sen! Yedim seni çalı fasulyesi!” diyerekten peşinden koştu.

Agata’nın bu koşuşunu görünce Lucie’nin yüzünde alaycı bir ifade oluştu ve o da odadan ayrılmak için koşmaya başladı. Bu sırada da, “Haha. O yağlar ve zırh ile beni nasıl yakalayacaksın merak ediyorum.” diyerekten haykırdı.

Haklıydı. Aradaki cüsse farkından, Agata’nın onu yakalaması pek kolay olmazdı.

Bu görüntü karşısında hafif bir kahkaha saldım. Rahatsız uykumun oluşturduğu mutsuzluğum, bu olay ile yok olmuştu.

Aslında, bu durum biraz garipti. Normalde, uyandığım zaman halsiz hissederdim. Ancak, bu dünyada geçirdiğim bu ilk gecede, hiç de rahatsız hissetmiyordum.

Sanki, enerji dolu gibiydim.

Yorgunluk sınırımın artması, anlaşılan enerji yenileme hızımı da artırmış.

Bu sonuç, benim için üzücüydü. Artık… mutlu bir şekilde tembel olamayacak mıydım?

Yo, aslında bu imkansızdı.

Kızlar ayrıldıktan sonra ben de odadan ayrıldım.

Çocukların da uyandığını ve masayı hazırlamakta dede Korkut’a yardım ettiklerini gördüm.

Gülümsedim. Sonrasında yaklaştım ve , “Günaydın.” dedim.

Bu sözümün karşılığında Ahmet de bana aynı sözü söyledi. Ancak, Hayriye’den bir karşılık alamadım. Sanırım biraz soğuk bir kızdı. Bu durumu pek umursamadım ve gruba bir soru yönettim. “Elimi yüzümü yıkayabileceğim bir yer var mı?”

Bu sorumdan sonra, sorumu yanıtlayan Ahmet oldu. “Dışarıda, evin arka tarafında bir su döküm büyülü ağacı var.”

Su döküm büyülü ağacı mı?

Söz ettiği şeyin ne olduğunu bilmesem de, yüzümü yıkayabildiğim sürece sorun yoktu.

Ahmet’in açıklamasından sonra, dışarıya çıktım.

Dışarıda, Agata’nın hala Lucie’yi kovaladığını gördüm. Bu sırada, arkasından tehditler savuruyor gibiydi.

Güldüm.

Ardından, evin arkasına yöneldim.

Evin arkasına vardığımda, Ahmet’in söz ettiği su kaynağını buldum.

Bu gerçekten bir ağaçtı. Çeşitli dallar ile duvara bağlanmış gibi duruyordu. Ağacın vücudunun alt kısmında bir dal vardı ve dışarı doğru değişik bir eğim ile çıkmıştı. Sanki… bir musluk gibiydi.

O ağacın yanına yürüdüm ve inceledim.

İçimden düşündüm

Ben… bunu nasıl açacağım?

Bu soru aklımda döndü.

Ağacı kontrol ettiğimde, herhangi bir açma aparatı göremedim.

Ancak sonrasında, aklıma otomatik musluklar geldi.

Bunu test etmek için, ellerimi uzattım ve musluk benzeri dalın altına getirdim.

“Fışşşş.”

O anda, bu musluk benzeri ağaçtan su dökülmeye başladı.

Bu görüntü ilgimi çekti.

Burada bir boru sistemi mi vardı yoksa bu bir büyü müydü bilmiyorum. Ancak kesin olan bir şey varsa… gerçekten ilgi çekici olduğuydu.

Bu dünyada, gerçekten de beni bekleyen yeni şeyler vardı.

Ellerimi, yüzümü ve kafamı yıkamayı bitirdikten sonra, yüzümü kurulayacak bir şey aradım.

O anda, ağacın hemen yanında bir havlu olduğunu gördüm.

Onu aldım ve yüzümü sildim.

Sonrasında, havluyu yerine koyup içeriye geri döndüm.

Uyuduğumuz şömineli odaya geçtim ve oradan, yerde bıraktığım bez ile sarılmış Demir Yatağan’ımı aldım.

Bez ile sarıldığı için pek de rahatsız edici bir görüntü oluşturmayacağını düşünüyordum.

Bu nedenle, rahat bir şekilde masanın olduğu kısıma geçtim.

Geldiğimde sofranın hazır olduğunu ve çorba benzeri bir yemeği yemeye başladıklarını gördüm.

Bizim tabaklarımız da hazırlanmıştı ve içlerinde aynı yemekten vardı.

Agata ile Lucie’nin henüz gelmediğini gördüm. Bu nedenle, kapıdan tekrar çıktım ve hala koşuşturmakta olan ikiliye seslendim. “Heey! Yemek hazır! Etrafta koşuşturmayı bırakın da gelin artık!”

Bu sözlerimden sonra, ikili koşuşturmayı bıraktı ve sakin bir şekilde içeri geldi.

Karşımdaki görüntü beni biraz şaşırttı. Az önce hınç içinde bir kovalamaca vardı ama bir anda bu hınç yok olmuş ve yerini iki güler yüz almıştı. Sanırım, sadece eğleniyorlardı.

Gülümsedim.

Ardından, içeriye geçtim ve ilk günkü yerime yani dede Korkut’un karşısına oturdum.

Yemeğimi sakince yemeye başladım.

Kısa süre içinde kızlar da geldi ve onlar da başladı.

Yemek, ilk seferki gibi sakin ve sessizdi.

Yemekten sonra, dede Korkut sofrayı toplamaya başladı.

Sofrayı topladıktan sonra, dede Korkut’a seslendim. “Efendim.”

Dede Korkut, bu seslenmemden sonra bana baktı.

Yüzümde minnettar bir ifade ile, “Her şey için teşekkürler.” dedim.

Korkut dede güler yüzlü bir ifade ile onaylarcasına başını salladı.

Bu durum karşısında Agata ile Lucie’nin yüzünde meraklı bir ifade oluştu.

Onlara döndüm ve açıklamaya başladım.

“Dün, yaşlı adamdan bir harita aldım. Bugün, en yakındaki şehre gideceğim.”

O anda Agata söze girdi. “Yani, görevi yapmamaya kesin olarak kararlısın.”

Onaylarcasına kafamı salladım.

Agata, Lucie’e doğru baktı. İkisinin yüzünde de, birbirlerini anlar bir ifade vardı. Aynı anda omuz silktiler. Sonrasında, Agata lafa girdi. “Öyleyse, biz de seninle geliyoruz.”

Şaşırdım.

Onun böyle bir karar vermesini beklemiyordum. Merakla sordum. “Görevi tamamlama işine ne oldu?”

Agata, bir gülümseme saldı. “Aptal. Dün geceki güzel yemek ve rahat uykudan sonra, sence sıkıntıyla dolu bir hayatı hala ister miyiz? Ancak, her şeyin bu kadar kolay olacağını sanmıyorum. Eğer görev yapmaktan kaçmak bu kadar kolay olsaydı, bizi buraya getiren sistemin de bir anlamı olmazdı.”

Haklıydı.

Sistemin bizi salmamasından ben de korkuyordum.

Ancak… denemekten başka çarem yoktu.

Kendimi, binlerce iblisin ve ejderhanın olduğu savaşların ortasında hayal edemiyordum. Bu bana hiç uygun değildi!

İkilinin onayından sonra ben de ayaklandım.

Diğerlerini beklemek için dışarıya yöneliyordum ki dede Korkut, “Hey, bir saniye bekle.” dedi.

Merakla arkama dönüp dede Korkut’a baktım.

Dede korkut, “Bu kıyafetler ile mi şehre gitmeyi planlıyorsun?” diye sordu.

Onun bu sorusu üzerine, ben de durumun farkına vardım.

Üzerimdeki yırtık Alpaçino tşörtüm ve altımdaki yırtık şort ile, tam bir çapulcuydum.

Bu şekilde şehre gidersem, kapıdan girebileceğim bile kesin değildi.

Dede Korkut’un bu sözleri boş yere söylemediğini düşünüyordum.

Bu nedenle, ona doğru meraklı bir bakış daha attım.

Dede Korkut da bu merakımı boşa çıkarmadı ve, “Beni burada bekle, sana uygun birkaç kıyafet getireceğim.” dedi.

Ben de onu beklemeye başladım.

******

10 dakika kadar sonra, kulübe görünümlü evin kapısını açtım ve dışarıya çıktım.

Beni dışarıda bekleyen Agata ile Lucie, sonunda dışarı çıktığımda karşılaştıkları görüntü ile şaşkına döndü.

İçimde, kahverenginin açık tonunda bir gömlek vardı. Üzerimde palto benzeri ve kahverenginin kapalı tonuna sahip uzun bir kıyafet vardı. Bu kıyafet paltodan daha ince hissettiriyordu. Sanırsam elbise demek daha doğru olabilirdi. Bu palto benzeri kıyafetin üzerinde orta doğu tarzını andıran desenler vardı. Bel kısmımda kemer gibi olan bir ip vardı. İki tarafın bir arada kalmasını sağlıyordu. Kemer benzeri ipte de Demir Yatağan’ımın olduğu kılıf vardı. Dede Korkut, silahımı o bezin içinde tutmamın çok dikkat çektiğini ve bunun daha iyi olacağını söylemişti. Ayaklarımda bot benzeri ama botdan daha kısa olan ayakkabılar vardı. Ne çok şatafatlı ne çok ucuz görünen bir ayakkabıydı. Pantolonum ise ortaçağ korsanlarına ait bir tipe sahipti. Üst bacağımın olduğu kısım şalvar gibiyken alt bacağımın olduğu kısımın 3’de 2’sinden sonrası dardı ve bacağıma yapışıktı. Ancak, dar olsa bile rahat çıkarılabilmesi için düğme benzeri kısımlar konulmuş gibiydi. Ah, tabi bekaret kemerim hala duruyordu. O henüz sağlamdı ve ben ona puanlarımı harcamıştım! Yani, kolay kolay üzerimden çıkarmazdım.

Şu anda, emin olmasam da bir orta çağ türk erkeği gibi görünüyordum. Sadece kafamdaki fesim eksikti.

Gururla gülümsedim ve Agata ile Lucie’ye bakarak sordum. “Ee? Nasıl olmuşum?”

Bu sorumun karşısında Agata bir ‘hmph’ saldı ve hiçbir şey söylemedi.

Lucie ise gülümsedi ve, “Çok iyi olmuş. Savaştan yeni gelen bir orta çağ insanına benziyorsun.”

Savaştan yeni gelen mi?

Ne alak-

İçimden bu sözleri söylerken, olayın farkına vardım.

….saç kesimim.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 557

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15090 Bölüm Sayısı


creator
manga tr