“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 20: Sorulması Beklenen Sorular


Kulübe görünümlü evin kapısı açıldı ve içeri girdik.

Adımımı atmam ile, güzel bir kokunun burun deliklerimden girmesi bir oldu.

Bu koku, taze pişmiş patetes kızartmasını andırıyordu.

Ormanın ortasında patatesin ne gezdiğini bilmesem de, şu an bunu sorgulayacak bir durumda degildim.

Nefis koku iştahımı kabarttığından biraz dalgınlaştım ve nezaketi unuttum.

Agata da benden farksız bir şekilde ağzının sulanmasına engel olamamıştı.

Ancak Lucie, nezaket kurallarını unutmamış ve, “Rahatsız ettiğimiz için üzgünüz.” diye bilmişti.

Onun bu sözleri ile biz de kendimize geldik ve Lucie’yi taklit ederek, “Rahatsız ettiğimiz için üzgünüz.” dedik.

Bu sözlerimiz karşılığında, yaşlı adam sadece gülümsemekle yetindi ve kafasını aşağı yukarı salladı.

Ardından, küçük çocuk ilerledi ve, “Hadi gelin. Dedem masayı çoktan hazırlamış.” dedi.

Onun sözleri ile gittiği yöne baktım.

O anda, tahta bir masa ve üzerine dizilmiş 6 tabak gördüm. O tabakların içinde kuru bir görünüme sahip kırmızı ögeler vardı. Bu ögeler, sebzeyi andırıyordu. Üzerlerinden yayılan duman, pişirildiklerini gösteriyordu. Masanın ortasında da bir sepet vardı. O sepetin içinde dilimlenmiş ekmek vardı. Evet, dilimlenmiş ekmek. Buraya geldiğimden beri gördüğüm tek ‘normal’ yiyecek.

İlginç bir şekilde, masanın etrafında hepimize yetecek kadar sandalye vardı.

Fazladan olan sandalya ise, çoktan kapılmıştı.

Evet, bu ahşap görünümlü kulübede bir kişi daha vardı.

Bu… bir kız çocuğu gibi görünüyordu.

Siyah saçlara ve kahverengi gözlere sahipti. Saçları çift kuyruk şeklinde örülmüştü. Oturduğu için pek belli olmasa da, gözlüklü dalgın çocuk ile aynı yaşta gibiydiler.

Çocuğun onayından sonra, bir kez daha dedesine doğru baktım ve onun herhangi bir söz söylemeyip masaya doğru ilerlediğini gördüm.

Bu görüntü ile, daha fazla beklemedim ve ben de masaya ilerledim.

Ben standart bir hız ile ilerlersem de Agata bir anda beni geçti ve hızlıca bir sandalye kapıp masaya oturdu.

Bu durum bir anlık şaşkınlığa uğramama ve düşünmeme neden oldu.

Bu kız… ne kadar aç böyle?

Umarım kendi tabağındakini bitirince benimkine saldırmaz.

Masaya ulaştığımda ben de bir sandalye çektim ve oturdum.

Benden hemen sonra da Lucie bir sandalye çekip oturdu.

Söylenmeliydi ki, bu masa dikdörtgen şeklindeydi ve oturduğumuz sandalyeler de karşılıklı olarak dizilmişti; 3 sağda, 3 solda.

Şu an, Agata, Lucie ve benim oturduğum sandalyeler yan yanaydı. Masanın sağındaki kapıdan merkez alırsak ben şu an soldaki en son sandalyede oturuyordum, Lucie, ortadaki sandalyede ve Agata da en baştaki sandalye de.

Dede, küçük torun ve muhtemelen diğer küçük torun, en sondan başa doğru olacak şekilde sıralanmıştı.

Yani… şu an yaşlı adamın karşısında ben vardım.

Dimdik görünümüyle, tam bir heykel gibi duruyordu. Sandalyeye oturmuş olsa bile duruşunu hiç bozmamıştı.

Masaya oturduğumuzda, yemeğe başlamaya cüret edemedim.

Sonuçta, biz misafirdik ve ev sahibinden önce başlamak yanlış olurdu.

Ancak, o anda yan tarafımdan bir çiğneme sesi geldi. Kafamı çevirip baktığımda, Agata’nın masanın ortasından bir ekmek alıp patates kokulu bu ögeyi yemeye başladığını gördüm.

Kalbimden bir iç çekmeden edemedim.

Bu kız… sempati kazanmanın ne olduğunu bilmiyor.

Onun bu hareketinden sonra, tepkisini görmek için yaşlı adama kaçamak bir bakış attım. Ancak, herhangi bir tepki vermediğini ve sıradan bir şekilde yemeği yemeye başladığını gördüm.

Bu görüntü ile, içimden bir oh çektim ve ben de yemeğe başladım.

Yemek sofrası, beklediğimin aksine çok sessizdi.

Üç yabancı evlerine geliyordu. Bu, ormanın ortasında yaşıyan bir insan grubu için, yeni hikayeler duyma fırsatı olmalıydı.

Sonuçta, başkalarının hayatına burnunu sokmak insanın doğasında var.

Ancak, bu eve bizi kabul ettikleri için, bize sorular sormaları da haklarıdır.

Bu nedenle, kendimi vereceğim cevaplar için hazırlamıştım.

Ancak, aradan dakikalar geçmesine ve sonunda herkesin yemeğini bitirmesine rağmen, henüz hiçbir soru sorulmamıştı.

Bu durum beni rahatsız etmişti. Sonunda, daha fazla kendimi tutamadım ve ben, masayı toplamaya başlamış olan yaşlı adama soru sormaya başladım. “Efendim, merak ettiğim bir konu var.”

Yaşlı adam, bu sözlerim karşısında hiç istifini bozmamıştı ve işine devam etmişti. Ancak, aradan birkaç saniye geçtikten sonra, “Dinliyorum.” dedi.

O anda, hafifçe yutkunmama engel olamadım. Ardından, “Efendim, biz 3 yabancıyız. Ormanın ortasında ne gezdiğimizi, veya neden bu garip kıyafetler içinde olduğumuzu sormayacak mısınız?”

Evet, başından beri aklımda olan buydu.

Şu an, üzerimde parçalara ayrılmış kıyafetler vardı.

Yanımdaki kızlar gayet saglam duruyor olsa da, ben bir çapulcudan farksız bir görünümdeydim.

Kim olsa, bu durumu sorgular ve nedenini ögrenmek isterdi.

Mesela, ormanda saldırıya falan mı uğradığımı sorabilirlerdi. Veya, bu iki kız sağlam durururken ben böyle olduğumdan, onların askeri falan olup olmadığımı da sorabilirlerdi.

Ancak, bunları bırak, en basit soru olan ‘iyi misin?’ i bile sormamıştılar.

Bu yüzden, içimdeki konuşkan kişiliği daha fazla bastıramadım ve bu soruyu onlara yönelttim.

Hıh. Tembel olmam, konuşkan olmadığım anlamına gelmez. Sadece, ilgimi çeken konularda konuşurum.

Ve bu da o konulardan birisi.

Yaşlı adam, sorumu duyduktan sonra sessiz kaldı ve sofradaki tabakları toplamaya devam etti. Bütün tabakları toplamayı bitirdiğinde, hepsini üst üste şekilde elinde tutarken bana doğru döndü ve hafif bir gülümseme saldı. Ardından, “Dediğin gibi, biz yabancılarız. Size, sizin ‘özel’ hayatınız hakkında sorular sormak, şu an bizim hakkımız değil. Ancak, yemekten sonra ne yapmak istediğiniz hakkında konuşabiliriz. Bu sayede, sizlere nasıl yardımcı olacağımızı da öğrenmiş oluruz.” diye yanıtladı.

Şaşırtıcı bir durumdu, Duruşu ve kısa cevapları nedeniyle, bu yaşlı adamı suskun biri olarak hayal etmiştim.

Ancak, az önce verdiği cevaplar suskun biri olmasına rağmen çok şey görmüş ve öğrenmiş biri olduğunu gösteriyordu.

Bu yaşlı adamın gözümdeki değeri, söylediği sözler ile daha da arttı.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 558

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15090 Bölüm Sayısı


creator
manga tr