“Göklerin altında tek şeytan. Yeryüzünün üzerinde basit bir tavuk.. “ #Emperor’s Domination

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 17: Agata, Lucie ve Hımbıl


Bu durum beni şaşkınlığa uğrattı.

‘Görev’ dediğine göre, ve tekrar karşılaşmamızdan bahsettiğine göre, tahmin ettiğim gibi olmalıydı.

Bu kişiler… benimle aynı göreve sahiplerdi.

Agata isimli kıza doğru bakarken alaycı bir ifade takındım ve, “Durumunuzu az çok anlıyorum. Ancak, endişelenmeniz gereksiz.” diye konuştum.

Bu sözlerimi duyan Agata’nın yüzünde bir şok ifadesi oluştu. Birkaç saniye duraksadıktan sonra, “Sen… gay mısın?” diye sordu, garipser bir ifadeyle.

Agata’nın bu tepkisinden sonra benim de yüzümü bir şok ifadesi kapladı ve, “HAA!?” diye haykırdım, “Sen ne saçmalıyon gız!? Ben sapına kadar ADAM’ım!?” öfkeli bir ifade ile çıkıştım.

Şu anda, resmen erkekliğim sorgulanır olmuştu!

İnsan ilk önce bir sebebini sorar!

Bir an sonra, geçikmiş olsa da beklediğim soru geldi.

Yan tarafımda, hala yerde kıç üstü kapaklanmış duran Lucie meraklı bir ses ile, “Öyleyse, neden?” diye sordu.

Bir, “Hıh.” sesi saldım ve kibirli bir ses tonu ile, “İşte bu yüzden!” diye haykırdım.

Ardından, boşta olan sağ elimle harap olmuş şortumun üst kısmını tuttum ve hafifçe aşağıya çektim.

Bu hareketimden hemen sonra Lucie, “AHH!” diye bir ses saldı ve gözlerini kapattı.

Agata ise, şaşkına dönmüş bir ifade ile, şortumun aşağı indirdiğim kısmına baktı.

Sonrasında, şoka uğramış bir ses tonuyla, “B-Bu da ne?” diye seslendi.

Evet.

Şortumun içinde olan bu şaşırtıcı ögeyi görünce, resmen şok olmuştu.

Kibirli ses tonumu korurken, “Ne olacak! Tabii ki de bekaret kemeri!” diye seslendim.

Şortumun içinde, buraya gelmeden önce satın aldığım Zincir Kilot vardı. Bu Zincir Kilot, bir zırh görevi gördüğünden dışarıdan bakıldığında içi pek görünmüyordu.

Hali hazırda, şortumu sadece birazcık indirdiğim için, doğal olarak ne olduğu tam olarak kestirilemiyordu.

Bu durumda, onları rahatlatmak için ‘bekaret kemeri’ yalanını uydurmak, bana hiçbir kayıp yaşatmazdı.

Gözlerini kapatmış olan Lucie, açıklamamdan sonra yüzünü kapatan ellerini hafifçe aralamış, şortumun açık kısmına bakmaktaydı. Bulunduğu konum nedeniyle net göremese de, şortumun içinde metal bir eşya olduğunu seçebilir olmalıydı.

Bakışlarımı Agata ile Lucie arasında gezdirerek, “Ben ki, kendimi hayatımın aşkına adayacak, kendini dünyevi bencillikler nedeniyle kirletmeyecek bir adamım. Nasıl sizi incitecek bir hareket yapayım ki? Hırsızlık mı? Tecavüz mü? Saçmalık!” diye söylendim. Ardından, şortumu tekrar eski haline getirdim. Artık tekrar boşta kalan sağ elimle de parçalanmış kıyafetlerimi gösterdim ve gururlu bir tonla, “Şu halime bir bakın. Buraya gelmeden önce sayısız savaştan geçtim. Kanım döküldü ve kan akıttım. Sizce, böyle mert bir insan, söylediğiniz kalleşlikleri yapar mı? O söz ettiğiniz kalleşlikler, sadece korkakların yapacağı hareketlerdir!” diye haykırdım.

Tabi aslında… bu söylediklerimin hepsi blöftü.

Buraya gelmeden önce savaştıklarımın tamamı Virüslü Tavuk’lardan oluşuyordu.

...zayıf ve güççücük Virüslü Tavuklar.

Bunun dışında, Virüslü Yaban Domuzu ile de kapışmış olsam bile… hehe, şans eseri bir zafer olduğunun herkes farkındadır.

Eğer elimde olsaydı, o canlı ağacın olduğu yere girmektense kat kat daha fazla yol yürüyüp başka bir yiyecek kaynağı arardım.

Tamam. Belki ‘Gerçeğin Gözü’ yeteneği iyi olabilirdi. Ancak, söz konusu hayatım iken fazladan bir yeteneğin ne anlamı olurdu? Orada, eğer şanslı bir atış yapmamış olsaydım şu an meftaydım.

Bu düşünceler aklımda döndüğü sırada, bakışlarım da hala Lucie ile Agata arasında gidip geliyordu. Şu anda, söylediğim bu artistik sözler nedeniyle etkilenmiş görünüyorlardı.

Birkaç saniye sessizliğin ardından, Agata’nın yüzünü bir utanç ifadesi kapladı ve, “Ö-özür dilerim. Aceleci davrandım.” diye konuştu.

Agata’nın bu teslim olan sözlerini duyunca, biraz rahatlamış hissettim. Bu durumun yüzüme de yansımasına izin verdim ve, “Biraz mı? Lan neredeyse yüzümü şişliyordun!” diye çıkıştım. Ardından, biraz tereddüt etsem de Demir Yatağan’ımı geri çektim ve aşağı indirdim.

Agata ile Lucie’yi net görebilmek için birkaç adım geriledim. Ardından, yüzlerine doğru gülümsedim.

Bu hareketim ile Agata ile Lucie, eş zamanlı olarak bir rahatlama nefesi verdiler.

Agata’nın attığı ok ile ölüme yaklaşmış olsam da, nedense çok öfkelenemiyordum. Ancak, çok da rahatlayamıyordum. Garip bir durumun içindeydim ama ne olursa olsun soğuk kanlılığım da gitmiyordu.

Bu ikisini öldürmenin bana bir yararı olmayacaktı.

Ancak, eğer bu ikisi ile yan yana ilerleyebilirsem, savaş gücümüz kat kat artabilirdi.

Agata isimli bu kız, okçuluk yeteneklerine sahip gibiydi. Savaş zamanı, eğer çok fazla düşman ile karşılaşırsak arkadan destek verebilirdi.

Lucie isimli bu kız ise… olayını pek anlamasam da elinden bir şeyler fırlatabiliyor gibi görünüyordu…

Şu anda yaptığım seçim, iki ucu keskin kılıç niteliğindeydi. Ancak, hayatta kalmak için buna ihtiyacım olduğunu hissediyordum.

Sonuçta, ilk iki görevimde yalnız olmama rağmen, bu görevde yanıma iki kişi gelmişti.

Bu duruma bakarak, şu anki görevin diğerlerinden daha zor olduğunu düşünebilirdik.

******

Agata ve Lucie ile barış anlaşması imzaladıktan sonra, etrafı incelemek için daha çok fırsatım oldu.

Bulunduğumuz bölge bir ormandı.

Ancak, öncekinden zıt olarak tamamen canlı bir ormandı. Etrafta yemyeşil ağaçlar vardı ve gündüz vaktiydi. Havada şakıyan kuş sesleri vardı ve arada sırada ilkbahar rüzgarı misali bir esinti oluyordu.

Benim bulunduğum yer içeriden bir zindan gibi olsa da, dışarı çıktığımız zaman sıradan bir kulübeydi.

Bu durum çok uyuşmaz görünüyordu. Bana, telefon kulübesi ile uzay-zaman seyahati yapan çatlak birini hatırlatıyordu.

Agata ile Lucie’nin hikayesini dinleyince, durumları hakkında daha iyi bir fikir sahibi oldum.

Görünüşe göre bu görev Agata ile Lucie’nin de üçüncü göreviymiş ve aslında ikisi ikinci görevde bir araya gelmişler.

İlk görevlerinde, ikisi de benimle benzer bir şekilde zindanımsı bir odada başlamışlar.

Ve aynı şekilde ikisi de mavi hapı yutmuşlar.

Bu durumu duyduğumda, biraz şaşırmıştım. Çünkü, bana direkt olarak mavi hapı yuttuklarını söylemişlerdi.

Onlara, doğru hapın hangisi olduğunu nasıl anladıklarını sorduğumda, daha da şaşırmama neden olan bir cevap verdiler; rastgele seçtik.

Bu cevabı duyduğumda, ağlasam mı gülsem mi bilemedim.

Ancak, onlara kırmızı hapı yuttuklarında ne olacağını söylememeye karar verdim; Boş yere ortamı germeye gerek yoktu.

İkinci görevlerinde ise, o trajik olaylar yaşanmış.

İkinci görevlerinde 6 kişilik bir gruba atanmışlar. Bu grup, 3 erkek 3 kızdan oluşuyormuş. Yani en azından, bulabildikleri bu kadarmış.

Söylediklerine göre hepsi yalnız başlamışlar ama görev sırasında karşılaşmışlar. Görevlerinin geçtiği yer, benimkinden farklı olarak tropikal bir ormanmış. Beklenenin aksine etrafta olan sadece 1 hayvan türü varmış. Adı da Kırmızı Gözlü Papağan’mış. Benim karşılaştığım Virüslü Tavuk’lar ile aynı güçteler miydi bilmiyorum. Ancak, daha zor oldukları kesin.

Sonuçta, ikisi de kuş türü olsa bile birisi yeryüzünde yaşarken diğeri gökyüzünü mesken tutabiliyordu.

Bu Kırmızı Gözlü Papağan’ları ulaşılması zor olduğu için doğal olarak avlayamıyorlarmış.

Hatta, Agata’nın yay kullanmasının bir diğer sebebi de bu Kırmızı Gözlü Papağan’ları avlamakmış.

Bir diğer sebebi dememin nedeni, bunun sadece yan sebep olması.

Asıl sebep ise… erkekleri avlamakmış!

6 kişilik grup ilk toplandığı zaman, oraya gelmelerinin 2. günüymüş.

Kırmızı Gözlü Papağan’ların saldırıları yüzünden hepsi bitkin haldeymiş.

Bu nedenle, bir sığınak bulmuşlar.

O buldukları sığınakta ilk başta mutlu mesut yaşamışlar. Görevleri bir çiçeği bulmak olduğundan ve etraf çiçeklerle dolu olduğundan, bulmaları kolay değilmiş. Ancak, etraf canlı ve meyve veren ağaçlarla dolu olduğundan, hayatta kalma sıkıntıları olmuyormuş. Sonuçta, yakın çevrede onlara zarar verebilecek tek etken, Kırmızı Gözlü Papağan’larmış. Düzgün bir şekilde kendilerini savundukları sürece, orada yaşamaları sorun olmuyormuş.

Bu kısımları düzgün ve istikrarlı bir şekilde anlatsalar da, buradan sonrasına geldiklerinde sesleri titremeye başlamıştı.

Aradan 15 gün geçtikten sonra, bir gece, beklenmedik bir çığlık duyulmuş.

Bu çığlığı duyup ilk ayaklanan Agata olmuş. Ancak, ayaklandığı anda karşısında ona doğru bakan 2 vahşi göz görmüş. Bu vahşi gözlerin sahibi… grubun bir erkek üyesiymiş!

Bu kısımdan sonrasını sadece Agata anlatmıştı. Lucie ise biraz yaşarmış gözleri ile susmuştu.

Agata, o gece hakkında fazla detay vermese de, şunları söyleyebilmişti; O gece, onlar bizim tarafımızdan birini aldı, biz de onların tarafından birini aldık.

Agata, o geceden sonrakilere geçerken, Lucie ile kendisinin pek zarar görmeden kaçtığını söylemişlerdi. Anlaşılan, diğer erkeklerin saldırıları başarısız olmuştu ve bir tanesi başarılı olsa bile sonunda canını kaybetmişti.

Ertesi gün ve sonrasında, Agata oğlanlara karşı durmak için kendini geliştirmeye başlamış.

Ölen kızın bir yayı varmış. Agata, kaçmadan önce onu elde edebilmiş.

Kırmızı Gözlü Papağan’ların da üzerinde deneyerek, günden güne kendisini eğitmiş.

Ancak bir gün, hiç beklemedikleri bir şey olmuş.

...Görev tamamlanmış!

Bir anda önlerine bununla ilgili bildirim gelmiş ve sonrasında ödül seçimi olan ekranı geçip buraya gelmişler. Ancak, geldiklerinde etrafta erkekleri görmemişler.

Kendi kulübeleri dışında sadece bu kulübeyi görmüşler ve yoklamaya karar vermişler.

Ses verdiğim zaman içeridekinin gruplarındaki erkeklerden olmadığını anlasalar da, tek başına bir ‘erkek’ olmam bile düşmanlık beslemelerine neden olmuş.

Sonrası belli zaten...

Bu hikayeyi duyduktan sonra, onlara karşı daha da bir acıma ile doldum.

Ancak, hissettiğim sadece bu değildi.

İçimde… şüphe de vardı.

Eğer görev tamamlandıysa… diğer erkekler neredeydi?

Bu düşünceden sonra çıkardığım 2 sonuç vardı; Ya, erkekler görevi tamamlamıştı ve şu an buralarda bir yerdelerdi. Ya da, erkekler başarılı olmalarına rağmen hayatlarını kaybetmişlerdi.

İlk kısım mümkün olsa bile, ikinci kısım biraz zor gibi görünüyordu.

Her ne kadar, benzer bir durum buraya gelmeden önce benim başıma gelmiş olsa da, bu çok düşük bir ihtimaldi.

******

Şu anda Agata, Lucie ve ben (yani hımbıl), yeni bir görevi tamamlamak için ormanda beraber ilerlemeye başladık…. neden tekrar ormana geldiğimiz konusunda bir fikrim yok.




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1316

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1117

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 930

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 851

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 737

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 690

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 667

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 619

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 572

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 540

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 435

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 209

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 193

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 146

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 146

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 121

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 117

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 116

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 83

Ejderha İmparator
Ejderha İmparator
Beğeni Sayısı: 71

Site İstatistikleri

  • 17071 Üye Sayısı
  • 470 Seri Sayısı
  • 22917 Bölüm Sayısı


creator
manga tr