"En büyük bilgelik şu andan zevk almayı hayatın en büyük amacı kılmaktır, Çünkü tek gerçek budur, başka her şey düşünce oyunudur. Ancak bunun en büyük budalalığımız oldugunu da söyleyebiliz, çünkü yalnızca kısa bir süre için var olan ve bir rüya gibi kaybolan içinde bulunduğumuz bu an asla ciddi bir çabaya değmez." #Arthur Schopenhauer

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 16: Kader Mağdurları


K.N: Bu bölümden öncesinde, konuşma kısımlarını ve açıklamalarını ayrı yazıyordum. Artık, normal bir ‘novel’ gibi iç içe yazacağım. Bölüm içinde ne demek istediğimi fark edeceksinizdir.

******

******

Bu durum hakkında bir espri patlatmak istesem de, ben daha bir söz söyleyemeden boyutlar arası spiral bölgedeki yolculuğum bitti.

“Pat!”

Yolculuğum bittikten hemen sonra, arkamda duran kapı kapandı. Anlaşılan, buraya tekrar aynı kapıyla gelmiştim.

Geldiğim yeri süzmeye başladım.

“Ha? Gene mi lan!”

Şu an… zindan görünümlü bir odadaydım.

İlk görevimde büyük bir tehlikeye girerek geçtiğim, ızdırap dolu yer.

Bir iç çektim ve çaresiz bir ses tonuyla, “Peh. Neyse. En azından bu konuda tecrübem var.” diye söylendim, Ardından, durumum hakkında değerlendirmelere başladım.

Ancak, tam o anda,

Görev: İtbarak’ın Gözünü Ele Geçir

Ödül: 1000 Puan - 1000 TP

Görev açıklamasını içeren bir yazı grubu önüme geldi.

Şu an bir çıkarım yapamayacağımdan, bunun üzerinde fazla durmadım.

Sol elimde duran Demir Yatağan isimli silahı kaldırdım ve incelemeye başladım.

“Bu… neden içe doğru eğik?”

Yatağan isimli silah, bildiğim kadarıyla türk klanına ait bir silahtı.

Ecdadımın, soğuk silah devrinde kullandığı korkutucu bir silahtı.

Gördüğüm kadarıyla, bu silahı diğer normal kılıçlardan ayıran çok kesin bir yan vardı.

Aslında, bu silah japon katanaları ile karşılaştırılabilirdi.

Japon katanaları, bir tarafı kör diğer tarafı keskin olacak şekilde hazırlanırdı. Silahın ucu kör tarafa doğru, yani diğer bir deyişle dışa doğru eğik olurdu. Bu durum, bildiğim kadarıyla rüzgarı daha rahat aşabilip tüm gücüyle sürat kazanmak için vardı. Sonuçta, katana denilen kılıçların çoğu çevik silah konumundaydı. Tabi, bunlar sadece benim tahminimdi. Ancak, şekline bakarak herkes bu tür bir tahminde bulunabilirdi.

Elimde duran bu yatağan ise… katanaların tam zıttı gibi görünüyordu.

Katanalar dışa doğru bükük iken, elimde duran bu yatağan içe doğru büküktü. Sanki, hafif eğilmiş bir çubuk gibiydi. Ancak, sırt kısmı katanalara benzer şekilde kördü. Anlaşılan, tek taraflı bir kılıçtı. Tahminime göre bunun anlamı, çevik bir kılıç olmasıydı.

Şekli nedeniyle rüzgarı nasıl deleceğini bilmesem de, gelen saldırılardan sıyrılmak için ideal görünüyordu. Kılıcın ucunun eğik olması, gelen saldırıları bir kanca gibi karşılayıp başka bir yöne fırlatmasına yarayabilirdi. Ancak, bu durum çok ağır kılıçlara karşı ters de tepebilirdi. Kılıçlar hakkında detaylı bilgim olmamasından, şimdilik sadece bu çıkarımı yapabiliyordum.

Her halükarda, elimde orjinal bir kılıç vardı.

“Hıh. En azından birileriyle karşılaştığımda beni onlardan ayıran bir yanım olur.”

“TAK! TAK! TAK!”

Ben incelemekle meşgul olduğum sırada, bir tıklama sesi duydum.

Ses, kapının olduğu taraftan geliyordu.

“TAK! TAK! TAK!”

Biri kapıyı tıklıyordu!

Yüzümü bir şok ifadesi kapladı; Burada, başkaları da mı vardı?

Bu durum birkaç saniye düşünmeme neden oldu. Ardından, şaşkın ifademi korurken “Kim o?” dedim.

“Ah! İçeride gerçekten biri var! Sana söylemiştim Agata!”

Bir kız?

Dışarıdan gelen ses genç bir kıza aitmiş gibi geliyordu.

Ve anlaşılan, dışarıdaki bu kişi benimle aynı dili konuşabiliyordu.

Bir türk olabilir mi?

Yo dur. Türklerin ‘Agata’ diye ismi olmaz ki.

Ben düşüncelerin içindeyken, “Efendim, eğer sizi rahatsız etmiyorsak, kapıyı açabilir misiniz?” diye seslendi, dışarıdaki kız.

Bu ses beni kendime getirdi ve ardından kapıya doğru yürüdüm. Kulpunu tutup tahta kapıyı hafifçe araladım ve dışarıya baktım.

Kapının önünde, dizlerine kadar uzanan tek parça beyaz kıyafet giymiş, genç bir kız vardı. Bu kız, sarı saçlara sahipti ve ortalama boyu ile zayıf kiloluydu.

Dışarıdaki kız beni görmesi ile yüzüne bir gülümseme yerleştirdi. Ardından, “Merhaba efendim, biz, Yıkılan Dağ Gün Çiçeği isimli bir bitki arıyoruz, nerede bulabileceğimizi bize söyler misiniz?” diye söyledi, umutlu bir ifade ile.

Hö?

Yıkılan Dağ’ın neyi?

Bu kız neden söz ediyor?

Bu kızın sorusu karşısında, yüzüme çekingen bir ifade yerleştirdim ve, “Üzgünüm, neden söz ettiğinizi bilmiyorum.” diye cevapladım.

Cevabımı duyduktan sonra, zayıf görünümlü bu kızın gülümsemesi yok oldu ve yerini mutsuz bir ifadeye bıraktı.

O anda, “Ha ha! Gördün mü, Lucie? Alakasız bir köylüymüş işte.” diye bir ses yükseldi, kapının önündeki kızın arkasından.

Bu ses de, bir kadına aitmiş gibiydi. Ancak, biraz kalın çıkıyordu.

Kapının önündeki ‘Lucie’ diye hitap edilen kız, bu sesi duymasından sonra öfkeli bir ifadeye büründü ve arkasını döndü. Ardından, “Hey! En azından bir şeyler deniyorum! Senin gibi koca kıçımı devirirsem, nasıl ilerleyebiliriz?” diye konuştu, alaycı bir ton ile.

Lucie’nin bu sözleri Agata isimli kişiyi kırmış olmalıydı ki, daha sözlerini bitirdiği anda, “Sen kime koca kıçlı diyorsun be! Çalı Fasulyesi!” diye seslendi, öfkeli bir tonla.

Hemen ardından, Lucie ilerlemeye başladı ve görüş açımdan çıktı. O anda, “Ahh! Bırak saçımı düz göğüs!” diye bağırdı, kalın sese sahip kız.

Bu durum, görüş açımdan çıktıkları için ne olduğunu anlayamama neden oldu.

O anda, merakıma yenik düştüm ve kapıyı sonuna kadar açıp dışarıda olanları izlemek için başımı çıkardım.

Aniden “Piuw!” diye bir ses duydum.

Hemen sonrasında, sağ yanağımda bir ıslaklık hissettim ve istemsizce sağ elimi oraya götürdüm. Ardından, elimi görüş açıma getirdim ve… kanadığını gördüm!”

“Çih. Iskaladım. Lucie! Sıra sende!”

Karşımda, elinde yay tutan şişman bir kız vardı. Bu kızın üst kısmında deri bir zırh giyiliydi ve alt kısmında da parçalanmış mavi bir pantolon vardı.

Agata isimli şişman kızın seslenmesinden sonra, beyaz elbeli kız iki elini bana doğru birleştirdi. O anda, elinde kırmızı bir ışık parlamaya başladı.

Ardından, “Özür dilerim.” dedi, yüzünde mahçup bir ton varken.

Bu durum, içimin korkuyla dolmasına neden oldu.

Hiç düşünmeden, sol elimdeki Demir Yatağan’ı sıkıca tuttum ve ileriye atıldım.

“Pat!”

Anlamadığım birkaç söz mırıldanmakta olan Lucie isimli kıza sert bir omuz darbesi attım.

Darbenin etkisi ile, Lucie isimli kız kıç üstü yere kapaklandı.

Hemen ardından, elimdeki Demir Yatağan’ı yan tarafımda duran ve yüzünde şok ifadesi oluşmuş Agata isimli kıza doğrulttum.

O anda, kılıcımın içe doğru bükük kısmı ile uç kısmının arası, Agata’nın boynunun dibine ev sahipliği yapıyordu.

Yüzümde bir öfke ve şaşkınlık ifadesi varken, “Ne yapıyorsunuz!? Neden bana saldırıyorsunuz!?” diye sorguladım, baskıcı bir ifade ile.

Bu sözlerimi söyledikten sonra, hala yerde olan Lucie’ye göz ucuyla baktım ve, “Sakın hareket edeyim deme, yoksa bu Agata isimli kızın kellesini alırım!” diye seslendim, soğuk bir ses tonuyla.

Tekrar o garip sözleri söylemeye hazırlanan Lucie isimli kız, benim bu tehdidimden sonra hafifçe titredi ve bir hareket daha yapmadı.

Ardından, bakışlarımı tekrar Agata isimli bu kıza çevirdim.

Agata isimli kız, yüzünde az önce oluşan şok ifadesini atmış gibiydi. Artık, daha kararlı bir ifadesi vardı.

Agata isimli kız, “Ya öldür ya öl. Daha öncekilerle arkadaş olmaya çalıştığımızda, bize tecavüz edip her şeyimizi alıp gitmeye çalışmışlardı. Senin erkek olduğun kesinleştiği an, bizim gözümüzde bir düşman oldun.” diye konuştu, kararlı ifadesini korurken.

Agata isimli kızın bu sözleri ile, içimdeki öfke biraz dindi.

Kader mağdurları ha?

İçimdeki öfke biraz dinmiş olsa bile, bunu dışa belli etmemiştim.

Yüzümde soğuk bir ifade varken, “Ulan öyleyse sadece benden uzaklaşmanız yetmez miydi!? Neden gelip öldürmeye çalıştınız!?” diye konuştum, sorgular bir ifade ile.

Agata isimli kız, bu sözlerim karşısında küçümser bir ifade takındı ve, “Eğer sana bulaşmasaydık, görev başarılı olduğunda ve diğer göreve geçtiğimizde, tekrar karşımıza çıkmayacak mıydın?” diye konuştu.

Agata isimli kızın bu sözlerinden sonra, içimde istemsizce şaşırdım.

Görev mi?

… onlar da mı benim gibi?




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 558

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15091 Bölüm Sayısı


creator
manga tr