“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 9: Gerçeğin Gözü Antoine


“GGRGWWW!”

Bu ses, midemden gelen guruldama sesiydi.

Saatlerce savaşmak, normal ben için imkansız olsa da bu yeni ortamda durum değişmişti.

Bu yeni ortam, bana normalden kat kat fazla dayanıklılık vermişti. Ancak, bu dayanıklılık sınırsız değildi.

Sonunda, açlığım gerçek anlamda tavan yapmış durumdaydı. Karşımda, halüsünasyon yaratma yeteneği olan korkutucu ağaçlar dursa bile, bu konuyu kafama takabilecek pozisyonda değildim. Çünkü, bir süre daha yemek bulamazsam artık elimdeki sopayı bile sallamakta zorlanacaktım.

Yemek aramaya devam etme düşüncelerinin içindeyken, 2 korkutucu ağacın arasındaki boşluktan, tam seçemediğim şekiller görmüştüm.

Net görebilmek için, ağaca hiç yaklaşmamaya dikkat ederek yatay bir biçimde ilerledim.

Ağacın içini görebilmek için duruşumu ortalığımda, artık içeridekileri seçebiliyor olmuştum.

İçeride, tüm kenarlar ağaçlarla kaplıydı ve görünüşte daire biçiminde sıralanmışlardı. Orta kısımda bir boşluk vardı ve o boşluğun da ortasında bir ağaç duruyordu. Bu ağaç, kapı gibi görünen 2 ağaç ile aynı boydaydı. Ancak, onlardan tamamen farklı bir özelliği vardı.

Bu ağaç… canlıydı!

Her tarafında yemyeşil yapraklar vardı ve o yaprakların arasında da kavun büyüklüğünde kırmızı renkte meyvemsi ögeler vardı.

Bu meyvemsi ögeleri görünce heyecandan deliye döndüm ve gidip onları koparmayı düşündüm.

Ancak, bu düşünce bir an sonra aklımdan silindi. Çünkü, daha önce bir halüsünasyon benzeri durumla karşılaşmıştım. Şuan ki de onlardan biri olabilirdi. Bu nedenle, önceki gibi bir ağrı ile bu halüsünasyondan kurtulmak için beklemeye başladım.

Beklediğim sırada, başından beri 4 metrelik ağacın gövdesinin yukarısındaki meyvelerde olan bakışlarım, aşağı doğru inmişti.

Bakışlarımın bu inişinden sonra… ağacın halüsünasyon olup olmamasına aldırmayarak oraya girmekten korkmama neden olan bir görüntüyle karşılaştım.

Bu görüntüyü oluşturan… yerdeki cesetlerdi!

Tam olarak ne olduklarını seçemesem de, yerde en az 1.5 metre büyüklüğünde cesetler vardı. Görüntüleri kapkaraydı ve vücütlarında Virüslü Tavuk’larınkine benzer mor çizgiler vardı.

Mor çizgileri görmem ile, bu cesetlerin de yaratıklara ait olduğunu tahmin ettim.

Ceset olduklarını düşünmemin sebebi ise basitti.

Bu canavarların en az yarısı uzuvlarının birkaç tanesini kaybetmişti ve o noktaların çevresindeki zemin bölgeleri kırmızımsı bir maviye boyanmıştı.

Cesetler rastgele dağılmış gibiydi ve bu daire şeklindeki boş alanı doldurmuşlardı.

Ancak, bu canavarlardan daha daha şaşırtıcı olan bir şey vardı.

Ağacı dibine sırtını yaslayarak çömelmiş olan… bir şovalye vardı.

Bu şovalye orjinalde gümüş bir zırha sahipmiş gibiydi. Ancak, zırhının her tarafına kan bulaşmıştı ve bazı bölgeleri de delinmiş gibiydi.

Yere çömelmiş bir şekilde ağaca yaslanan bu şovalyenin hemen yanında, yerdeki bir yaratığın karnına saplanmış şekilde duran bir kılıç vardı. Bu kılıç, sapına kadar kanla kaplıydı ve orjinal rengi seçilemiyordu. Ancak, özel olarak dikkat çeken, sarmal bir ejderha oymalı kabzaya sahipti.

Ancak asıl olay, bir şovalye ve havalı kılıcının burada bulunması değildi… bunların boyutlarının devasa olmasıydı!

Şovalye’nin boyutu en az 3 metre kadardı! Resmen bir dev!

Kılıç da ondan aşağı kalır bir yanı olmadan 3 metre boya ve aşağı yukarı 15 santim bir kalınlığa sahipti! Bu kılıcın boyutu normal bir insan için ağır kılıç durumunda olabilirdi. Ancak, bu devin ellerinde muhtemelen tek elle kullanılan hafif bir kılıçtan farksız olmalıydı!

Gözlerim, gördüklerime inanamıyordu. Karşımda, resmen bir titan duruyordu.

Böyle bir tipi, fantastik filmlerde tanrı katili veya tanrının ta kendisi olarak görebilirdiniz!

Orada öylece duruyor olsa bile, ona bakmaya devam ettikçe her an ayağa kalkıp üzerime saldırabilecekmiş gibi hissediyordum.

Tahminime göre, etraftaki bu yaratık katliamının sorumlusu da bu şovalye kıyafetli titandı.

Bu tanrı katilinin muhteşemliği içinde kaybolurken, bir anlığına görevimde onunla savaşmam gerekebileceğini düşündüm ve korkuyla doldum. Ancak hemen sonra, görevimde bir domuz öldürmem yazıldığını hatırladım ve biraz olsun rahatlayabildim.

Bir süre daha o deve baktıktan sonra, bakışlarımı tekrar ağacın meyvelerinin olduğu noktaya yönlendirdim.

O anda… ağacın hala aynı kaldığını gördüm!

Ancak bu durum, beni pek sevindirmemişti. Aksine, biraz tedirgin olmama neden olmuştu.

Buradan çıkardığım sonuç, ya bu ağaç gerçekti, ya da aklımdaki o ağrı tekrar devreye girmemişti ve bu halüsinasyonu silememişti.

Derin bir nefes aldım ve durumu değerlendirmeye başladım.

Açım. Yemek yemem lazım.

Karşımda yiyebilirmişim gibi duran meyveler var ama tehlikeli görünen bir bölgedeler.

Yemek aramak için başka bir yere mi gitsem?

Hayır, bu imkansız. Etraftaki tek tepe bu ve görüş alanımdaki diğer ağaçların hepsi ölü. Yemek bulabilecek olsam bile bu birkaç saatten fazla sürecektir ve o zaman geldiğinde dayanıklılığım dibe vurursa kendimi bile korumaktan aciz hale gelirim.

******

Bir süre devam eden beyin fırtınasından sonra, kararımı verdim.

Elimdeki Tahta Sopa’yı her zaman tuttuğumdan daha sıkıca tuttum ve tüm dikkatimi etrafa vererek ilerlemeye başladım.

İlerlediğim yön… meyveli ağacın olduğu yöndü.

Bu düşünceye karar kılmamın sebebi, daha uzaklara seyahat etmem durumunda enerjimin kritik bir noktaya düşecek olmasıydı.

Karşımda bir risk olsa bile daha büyük bir riskle karşılaşmadan önce ilerlemeliydim. Mevcut enerjimle, geriye bile dönme şansım yoktu. Çünkü, öldürdüğüm Virüslü Tavuk’ların kayda değer bir çoğunluğu çoktan doğmuştu. Geri dönüş yolunda enerjimin neredeyse tamamını harcamam muhtemeldi.

Karşımda duran alan, tehlikeli olsa bile bir gösteriden ibaret gibi duruyordu.

Havalı bir şovalye, ormana kötülük yayan yaratıkları avlamak için hayatını feda eder.

Bu durumu, daha önce oynadığım oyunlarda da görmüştüm.

Ancak, bu gösterişli bölgeler hakkında hatırlayamadığım bir şey vardı. Beyin fırtınası sırasında bunu değerlendirsem de, bir türlü aklıma gelmemişti. Bu nedenle, önemsiz olduğuna karar verip bu düşünceyi bir kenara attım.

İlerleyişim sırasında, sonunda kapı gibi görünen iki ağacın arasından geçmeye başladım. Bu olduğu sırada, bakışlarımı etrafta tutsam bile benim sadece 2 gözüm vardı ve aynı anda 2 yöne bakamıyorlardı. Bu nedenle, ağaçlara sıra sıra bakmam gerekiyordu. Ancak, ne zaman bir taraftaki ağaca baksam, sanki diğer taraftaki ağaçta bulunan suratlar tarafından izleniyormuş gibi hissediyordum.

Bu durum, kapı gibi görünen 2 ağacın ortasından geçmeyı bitirinceye kadar beni tedirgin etti. Sonunda, ağaçların ortasından geçmeyi bitirdiğimde, bir rahatlama nefesi verdim. Ancak bu rahatlık bir an sürdü. Çünkü, henüz tehlikenin geçmediğinin farkındaydım. Elimde bulunan Tahta Sopa’daki kavramamı gevşetmeden ilerlemeye devam ettim. Bulunduğum yönün sonunda, ağaca yaslanmış olan dev şovalye vardı. Bu yönde ilerlememin sebebi, ortada bulunan ağacın hiçbir alçak dalının olmaması ve gövdesinin pürüssüz görünmesiydi. Ben akrobat değilim. Bu nedenle, 4 metre yüksekliğindeki bu düz ağaça tırmanmam çok zordu. Mevcut enerjim ile de bununla uğraşmak istemiyordum ve bir plan düşündüm; Ağaca tırmanmak için, şovalyenin bedenini kullanmak.

İlerleyişim devam ederken, arada sırada yerdeki yaratık cesetlerine de bakış atıyordum. Bu yaratıklar bana bir hayvan türünü hatırlatıyordu ama tüm dikkatim etrafı incelemede olduğu için bunu düşünmeye zamanım yoktu.

Kısa süre sonra, ilerleyişimi tamamladım ve dev şovalyenin önüne vardım.

Bunu yaptığımda, Tahta Sopa’daki kavrayışımı hala gevşetmemiştim ama karşımda duran bu dev şovalyeye hayranlıkla bakamadan edemedim.

Sonuna kadar savaşmış birinin imajıyla her tarafı kanlarla kaplıyken ve üzerindeki zırhın bu kan banyosuna rağmen belirli yerlerinden gümüş rengi yayılırken, tam olarak hikayelerdeki baş rollere benziyordu.

Birkaç saniye boyunca, dev şovalyeyi hayranlıkla izledim ve sonra bakışlarımı çekmeye karar verdim. Ancak, tam bakışlarımı çekmek üzereyken, dev şovalyenin kafasının önünde bir yazı dizisi göründü.

>>>Bilgi Edinildi<<<

Bilgi: Gerçeğin Gözü  Antoine

Açıklama: Kutsal Braunya imparatorluğundan yüzbaşı Antoine. Sıradan halka olan sevgisi nedeniyle sürekli küçük köyleri ziyaret edip kendisini gösterirdi. Bir gün, her zamanki gibi sıradan bir köyün yanından geçerken, ormanın içinde 5 adet yavru domuz gördü. Gerçeğin Gözü sayesinde bunların daha yeni doğmuş güçsüz yaratıklar olduğunu anladı. Daha yeni doğdukları için benimsedikleri bir isim yoktu ve sadece tür isimleri olan ‘Domuz’ yazıyordu. Ancak, aralarından birinin isminin yanında (kötü) eki vardı ve bu Antoine’nin dikkatini çekmişti. Bu hayvanın adının yanında kötü yazdığı için, kendi türüne(insanlara) zararlı olabileceğini düşündü. Ancak, Antoine yumuşak bir yüreğe sahipti. Daha yeni doğmuş ve herşeyden habersiz bir yavruyu öldürmek istemiyordu. Biraz tereddütte kalsa da, yoluna devam etme kararı almıştı. Aradan birkaç yıl geçtikten sonra, Antoine’nin yolu tekrar o domuzların olduğu yere yakın bir köye düştü. Antoine, bu köye vardığında, korkunç bir manzarayla karşılaştı. Köydeki tüm insanlar öldürülmüştü. Antoine, bu görüntüye baktığında çok sinirlendi ve üzüldü. Ardından, aklına yıllar önce canını affettiği domuz geldi. Kendi kendine düşündü ‘yoksa’. ve bu düşüncesinden sonra, adamlarını sıradaki köye yollayarak en yakındaki ormana ilerledi. ‘Eğer bu iş düşündüğüm gibiyse, kendi başıma halletmeliyim.’ diye düşündü. Bir süre sonra, ormanın derinliklerinde gizli bir bölge buldu. Bu bölgenin içine girdiğinde, sayısız domuz ile karşılaşmıştı. Ancak bu domuzlar, öncekinden farklı olarak Virüslü Domuz ismine sahipti. O anda, Antoine yıllar önce yaptığı hatanın farkına vardı ve Gerçeğin Gözü’ne sahip olmasına rağmen sayısız insanın ölümüne yol açtığını fark etti. Bu nedenle, kılıcını çekti ve kendi yaptığı hatayı düzeltmek için ilerledi.

>>>Pasif Yetenek Edinildi<<<

Pasif Yetenek: Gerçeğin Gözü

Açıklama: Tüm canlıların kendine atanmış rolleri ve sahip oldukları potansiyellerinin ortaya çıkan seviyesi görünür.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 557

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15090 Bölüm Sayısı


creator
manga tr