“Dövüşte usta olanlar öfkelenmez, kazanmakta usta olanlarsa korkmazlar. Dolayısıyla akıllılar dövüşmeden önce kazanır, cahiller kazanmak için dövüşürler.” #Zhuge Liang

Hımbıl: Zindan Kemiren - Bölüm 8: Cennetin Giriş Kapısı


Virüslü Tavuk katliamını yapmamda yardımcı olan Tahta Sopa’mı tutarken ki ilerleyişim, ilk başlarda hiçbir sorun yaratmadı. Katliamın olduğu kuzey yolunda ilerlerken, doğal olarak başka bir Virüslü Tavuk ile karşılaşmadım.

Ancak, Virüslü Tavuk katliamını bıraktığım noktaya vardığım zaman ne kadar ilerlediğimi görmek için arkaya baktığımda, hiç beklemediğim bir manzarayla karşılaştım.

Virüslü Tavuk’lar… ortaya çıkmıştı!

Daha doğru söylemek gerekirse, öldürdüğüm Virüslü Tavuk’ların olduğu noktadaki cesetler yok olmuştu ve yerlerine başka Virüslü Tavuk’lar gelmişti.

Bu durum beni çok şaşırttı ve biraz korku ile gerginlik içinde kalmama neden oldu.

Arkadaki bu duruma bakarsak, klasik rpg oyunlarındaki gibi tekrar dirilme fonksiyonu burada da geçerliydi. Virüslü Tavuk’ların tüm alana yayılıp devasa bir sayıya sahip olması nedeniyle, bu ihtimalin gerçekleşeceği aklıma bile gelmemişti.

Sonuçta, hali hazırda bu kadar yaratık varken tek başına bir kişinin neden daha fazlasına ihtiyacı olsun ki? Bu durumun oluşma sebebi muhtemelen seviye kasmamı kolaylaştırmak değildir. Hali hazırda bulunan Virüslü Tavuk’lar ile birkaç seviye atlamam zaten zor olmazdı.

Bu Virüslü Tavuk’lar, zorluğu arttırmak için ortaya çıkmış olmalıydı.

Eğer, durmadan Virüslü Tavuk’lar ile savaşıp ilerlersem, önünde sonunda her tarafım onlarla çevrilmiş olacaktı ve geri dönüş için de savaşmam gerekecekti.

Bu durum, zaten açlık derdi ile kafası dolu olan benim için, gerçekten üzücü olurdu.

Aklımda, her tarafım Virüslü Tavuk’lar ile çevriliyken yerde yorgun bir şekilde yattığımı canlandırdım... yemeye muhtemelen gözlerimden başlarlardı.

Bu düşünce ile, vücudum bir anlık titredi ve kısa olduklarından belli olmasa da saçlarım diken gibi bir hale geldi.

Şuan ki tempomla daha fazla devam edemeyeceğimi anladım ve elimdeki Tahta Sopa’yı sıkıca tutarak tekrar kuzey yönüne döndüm.

Yolumun üzerinde duran Virüslü Tavuklara baktım ve tek başına dolaşan bir tanesine odaklanıp o tarafa doğru ilerlemeye başladım.

İçimde kanlı bir öldürme arzusu olmasa bile, aklımdan geçen tek şey bu Virüslü Tavuk’ları hızlıca öldürüp ilerlemekti.

Bir saat kadar bu katliama devam ettikten sonra, bir tepenin yanına vardım.

Artık, toplamda 370 adet Virüslü Tavuk öldürmüştüm. Virüslü Tavuk’ların tekrar ortaya çıkabildiğini öğrediğim için hızımı arttırmamın, öldürme hızımın da öncekine göre artacağını düşünmeme neden olmuştu .Ancak, beklediğimin aksine yavaşlamıştım.

Çünkü, acele etmem nedeniyle Virüslü Tavuk’lardan aldığım hasar sayısı artmıştı. Her ne kadar, bunlar sadece çizikler olsa da, gözlerimin önünden geçen kırmızı renkli sayılar beni korkutmaya yetmişti.

Öncesinde, vücuduma hasar alsam bile biraz dinlendikten sonra iyileşebilirdim. Ancak, hızımı arttırmamdan sonra iyileşme hızım ile yaralanma hızım birbirini karşılayamaz oldu. Bilinmeliydi ki, Virüslü Tavuk’lar her saldırılarında sadece çizik atıyor olsalar bile, 1 ila 3 can puanımı alabiliyordu. Bu can puanlarımın her biri aslında 10 saniyede iyileşiyordu.

Ancak, bir problem vardı.

Toplamı 100 olan can puanlarımın kendiliğinden iyileşebilmesi için, 1 dakika boyunca savaştan uzak kalmam gerekiyordu. Aslında, bir dakika boyunca hasar almazsam da iyileşebileceğimi düşünüyordum. Ancak, Virüslü Tavuklar ile yaptığım savaşları o kadar uzatmaya cesaret edemezdim. Sonuçta, her ne kadar çizik de olsalar 1 dakika içinde bir düzineden fazla saldırıya maruz kalabilirdim. Alacağım normal hasar bile çok iken, hali hazırda Virüslü Tavuk’ların özel bir saldırısı olup olmadığını da bilmiyordum. Oyunlarda, yaratıkların birden fazla saldırı biçimi olabilirdi. Şimdiye kadar karşılaştığım Virüslü tavuklar sadece sıradan saldırılar yapmış olsa bile, bunlar sadece birkaç saniye süren savaşlarda gördüğüm hareketlerdi. Savaşın uzaması durumunda, ne olacağı belli olmazdı.

Bir süre daha dinlenip can puanlarımı doldurduktan sonra, yanımdaki tepenin etrafından dolanmaya başladım. Şu ana kadar kuzey tarafında ilerlemiş olsam da, artık bu tepeyle karşılaştığım için yönümü değiştirebilirdim.

Önceden belirlediğim kuzey yönü, kapıyı merkez alarak yarattığım bir durumdu. Şu anda bulduğum bu tepe, 5 katlı bir bina ile eşdeğer uzunluğa sahip gibiydi. Bu nedenle, belirli bir mesafeye kadar her yönden görülebilirdi.

Kararlılık ile karşıma gelen Virüslü Tavuk’ları öldürmeye devam ettim ve kısa süre önce kendini gösterip artan açlığıma katlanarak tepenin etrafından dolanışımı tamamladım.

Bunu yaptığımda, hiç beklemediğim bir sahne ile karşılaştım ve şaşkınlıkla ağzımın sonuna kadar açılmasına engel olamadım.

“Wooow!”

Karşımda, hayat dolu bir hava yayan ve bölgedeki diğer ölü ağaçların tam zıttı olarak canlılıkla dolu 2 ağaç duruyordu. Bu 2 ağacın boyu yaklaşık 4 metre kadardı ve gövdeleri birbirlerine doğru eğilmiş gibi duruyordu. Dalları ve yaprakları da birbirlerine girmişti. Sanki, bir cennetin giriş kapısı gibiydi. Bu düşünceyi yıkacak tek etken… etrafta koşuşturan hiçbir canlının olmamasıydı.

Karşımdaki görüntü, bir anlığına tüm detaylı düşüncelerimin ve çizikler nedeniyle hissetiğim acının yok olmasına neden oldu.

Vücudum, istemsizce bana en yakın olan ağaca doğru hareket etmeye başladı. Aklımda, diğer tüm düşünceleri yıkarak ortaya çıkan ve güneş gibi parlayan bir düşünce oluşmuştu; Burası iyi. Acı yok. Endişe yok. Açlık yok.

Bu düşünce ile, ağaca doğru bir attım.

Ancak o anda, kafamın içinde ani bir ağrı hissettim ve bir anda bütün bu güzel düşünceler yok oldu.

Sanki, bilinmeyen bir güç tarafından hayallerimden uyandırılmış gibiydim.

Bu ani ağrı ile ellerimi şakaklarıma götürüp ovmaya başladım.

Ağrı nedeniyle oluşan şaşkınlığım yok olduğunda, bakışlarımı tekrar o cennet kapısı gibi olan ağaçları gördüğüm yere yönlendirdim.

Ancak, o yöne doğru bakmam ile az öncekinden tamamen farklı bir duyguya kapıldım; korku.

Karşımda, hala birbirine kenetlenmiş duran 2 ağaç vardı. Ancak, hayat dolu demek için kör olmanız gereken ağaçlar. Çünkü bu ağaçlar… tamamen ölüm havası yayan ağaçlara dönüşmüştü!

2 ağacın da üzerindeki tüm yapraklar yok olmuştu ve 2 ağacın dalları da sanki birbirlerini boğmak istiyor gibi kendi dallarının arasından diğer ağacın dallarına sarılıyordu. Ancak, asıl korkutucu olan bu 2 ağacın gövdesiydi. Ağaçların gövdesinde… insanımsı suratlar vardı!

Onlarca insanımsı surat, ağaçların gövdelerinde sivilce gibi çıkıntılar oluşturmuştu. Her suratta aynı şekilde kazınmış olan bir korku ve çığlık ifadesi vardı.

Bu görüntü karşısında kafam allak bullak olmuştu. Az önce ne olduğunu tam olarak anlayamasam da, eğer bu ağaçlardan birine doğru gitseydim pek de iyi şeyler olmayacağını tahmin edebiliyordum.




Yorumlar


Giriş Yap

Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1045

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 952

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 793

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 756

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 628

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 561

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 557

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 555

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 507

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 472

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 251

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 198

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 166

Altı Medeniyetin Dünyası
Altı Medeniyetin Dünyası
Beğeni Sayısı: 164

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 142

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 133

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 113

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 105

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 73

Mavi Elma
Mavi Elma
Beğeni Sayısı: 70

Site İstatistikleri

  • 10981 Üye Sayısı
  • 278 Seri Sayısı
  • 15090 Bölüm Sayısı


creator
manga tr