Lafla pilav pişerse deniz kadar yağı benden. #Atasözü

Yükselen Efsane - Bölüm 1:Üç Prens


Sessiz bir gece vakti, iki çift ayak sesi ile sessizliğini bozdu. Biri otuzlu yaşlarında görünen sıradan tipli, diğeri yüzünde gözünden ağzına kadar uzanan bir yara izine sahip, kırklarının sonunda görünen iki adam nefes nefese ıssız Altın Kılıç Pazarı'nın sokakları arasında koşuyordu. İkisi de kendilerini zorlayarak koşarken, arada arkalarında bıraktıkları karanlık sokaklara gergin bir şekilde bakış atıyorlardı.

"Hay sokayım seni dinleyen aklıma! Ne bok yemeye evi soyduktan sonra adamı öldürüp karısına tecavüz edersin ki! İkisini de sadece bayıltsaydık, yakalansak ta en azından birkaç yıl zindana atarlar sonra salarlardı. Şimdi ne bok yiyecez beyinsiz azgın or*spu evladı! Hahhhhhhh.."

Sıradan görünümlü adam yanındaki yara izli adama bağırarak sövdükten sonra soluklanmak için bir dükkanın duvarına yaslandı ve kılıcını çekerek arkasını döndü. Bu gerizekalı yüzünden şimdi peşlerindeki usta ile ölümden iki adım uzaktalardı.

Tam şehirden ayrılmak için tüm hazırlıkları tamamladıklarında, peşlerindeki şerefsiz birden onları gördüğü yerde saldırmaya başlamıştı. Adamın yüzünü bile görememişlerdi.

"Senin konuşmaya hakkın var mı lan şerefsizin evladı! Önceki durağımızda o çocuğu öldürmeseydin buraya gelmemiz gerekmezdi! Hay s*keyim! Biz neden başkente geldik ki?!"

Yara izli adam arkadaşına altta kalmamak için söverken o da hançerini çıkardı ve duvara yaslandı. İkisi şimdiye kadar birçok cinayet işlemişlerdi, ev soymuşlardı. Ama ilk defa bu kadar zor duruma düştüler.

"Şşşş! Fazla sesli konuşma, belki atlatmışızdır. Sonuçta k*çımızdan ter aktı kaçarken! Buradan kurtulursak ilk işim senden olabildiğince uzağa gitmek olacak. Aramızda en az bir kaç şehir sokmadan rahatlayamam."

Geçtikleri sokaktan kimsenin gelmediğini gören sıradan görünümlü adam hafiften rahatlayarak diğerini uyardı. Eğer peşlerindeki adam bu sığırın sesini duyup onları bulursa, manyak adam daha onlara saldırmadan önce ilk kılıç darbesiyle burada olmalarına sebep olan aletini arkadaşının kasıklarından ayırırdı.

"Konuşmanızı bitirdiniz mi?"

Arkalarından gelen soğuk sesi duyan ikili yerlerinden iki metre sıçrayarak arkalarını döndüler. Karşılarında karanlıkta alev alev yanan bir çift kırmızı gözle karşılaştılar. Ama peşlerindeki gizemli kişinin yüzüne bakan ikili hafiften rahatladılar. Gizemli kişi 16-17 yaşında görünen, uzun kahverengi saçları olan bir gençti! Gencin sağ ve sol tarafında bulunan iki kın, iki kılıcı sadece kabzaları görünecek şekilde saklıyordu. Bu devirde iki kılıç kullanan sadece iki tip insan bulunurdu. Biri gerçekten korkunç ustalar, diğeri ise havalı görünmeye çalışan soytarılar. Birinci gruba kıyasla ikinci grupta bulunan soytarılar fazla yaşamazdı. Önlerindeki gencin yaşı dikkate alınınca, ikiliye ustadan çok soytarı gibi görünüyordu. Gencin arkalarında nasıl belirdiğini düşünmeyi unutan ikili, yüzlerinde zalim bir gülümseme ile gence doğru yürümeye başladılar.

"Heh velet! Bizi gerçekten korkuttun! Nereden geldin bakalım sen he? Annen veya kızkardeşlerin evde mi? Bizi evine götürürsen amcaların sana şeker verir bak. He he."

Yüzünde iz bulunan adam, son dakikalarda onlara gerginlik dolu anlar yaşatan kişinin bir çocuk olduğunu fark edince gerginliğini atmak için çocuğu alaya almaya başladı.

"Konuşmanızı bitirdiniz mi?"

Kırmızı gözlü genç sorusunu soğuk bir şekilde tekrarladı. Sanki önünde iki suçlu değil de, hakkında verilecek yargıyı bekleyen iki mahkum duruyordu. İçlerinde derin bir soğukluk hisseden ikili biraz daha temkinli hale gelmelerine rağmen hala önlerinde duran gencin onlar için bir tehlike oluşturabileceğini düşünmüyorlardı. Çocuğun iki yanından yaklaşarak kaçarsa diye çocuğu şaşırtmak için yerden birer taş aldılar.

"Çocuk, söyle şimdi bakalım amcana. Neden bizi takip ediyorsun? Amcalardan isteyeceğin bir şey mi var?"

"Kevın amca element gücü kullanan iki katil deyince daha büyük bir şey bekleyip heyecanlanmıştım. Neyse fazla uzatmaya gerek yok."

Sıkılmış bir sesle konuşan genç sanki günlük işini yapıyormuş gibi kılıçlarından birini eline alıp ikiliye doğru saldırıya geçti.

"Bizi görmezden mi geliyor yoksa sağır mı anlamadım ama bir yerlerinin kaşındığı belli! Beş para etmez bir soytarı gibi görünsen de kılıçların biraz para eder gibi. He he."

Yüzünde yara izi olan adam küçümser bir şekilde hançerini gence doğrultup koşmaya başladı. Adam koşarken hançerde değişiklikler meydana geldi. Hançerin kılıç kısmı toprak rengine bürünerek etrafa hafif kahverengi bir parlaklık yaymaya başladı. Bunu gören sıradan görünümlü arkadaşı, artık çocuğun öleceğinden emin olduğundan fazla dikkat etmedi. Sonuçta arkadaşı kendisinden bir seviye düşük te olsa, hala 3. Seviye Toprak Acemisi idi. Hançer üzerinde bir uzmanlığı olmasa da böyle bir soytarıyı halletmekte çok zorluk çekmez.

Hançerin hafif bir parlaklık verdiğini gören gencin gözlerinde hafif bir şaşkınlık parıltısı belirdi. Ama geldiğinden daha hızlı kaybolduğu için ikili bunu fark etmedi.

"3. Seviye Toprak Acemisi? Bugüne kadar sağ kalmanıza şaşırmamak gerek. Neyse sizinle fazla vakit kaybettim."

Genç konuşmasını bitirdiği anda önceki hızının üç katı kadar hızlanarak hançerli adam daha tepki bile vermeden adamın yanından geçti ve kılıcını daha bir saniye önce arkasını dönmüş olan adamın sırtından kalbine sapladı.

"Huh?"

Adam daha biraz önce gördüğü karanlık sokaklar tamamen gözünün önünden kaybolurken tepki bile veremedi.

"Sen...? Eden? Öldün mü lan? Noluyor?!"

Az önce olanlara anlam veremeyen adam, ölen arkadaşına doğru koşmak istedi. Ama birden..

"Hağğ..?? Pfff!"

Bir adım bile gidemeden adamın boynunda ince bir kırmızı çizgi belirdi ve çizgi saliseler içinde genişleyerek adamın kafasını vücudundan ayırdı. Kesik boyundan kanlar fışkırırken adamın kafası yere doğru düştü. Daha az önce bu gence soytarı gözüyle bakan ikili, nasıl öldüklerini bile bilmeden bu dünyadan ayrıldı.

"Bu cesetleri sana bırakıyorum Kevın amca. Gübre olarak kullanma sakın bunları. Böyle insanların cesetlerinden bile fayda gelmez."

"Bana bırakın Prens Teo. Böyle insanların cesetlerine ne yapılacağını biliyorum."

Kendisine Prens olarak seslenilen gencin arkasında birden bir adam belirdi. Bu adam soylu ailelerin hizmetçilerinde sık sık görülen bir hizmetçi kıyafeti giyiyordu. Ama herhangi birisi bu adamı sadece hizmetçi olarak görürse, çok yanılırdı. Daha az önce gəncin arkasında yoktan belirmesi bunu kanıtlıyordu.

"Biraz terimi atarım diye gelmiştim. Ama bu çöp yığınları bırak ter akıtmayı, element gücümü bile kullanmamı sağlayacak yeterlilikte değiller. Ben saraya dönüyorum."

Sesinde hayal kırıklığıyla konuşan genç prens, daha fazla oyalanmak istemeyerek saraya doğru yürümeye başladı. Belki saraya gidince kardeşlerinden birini bulur ve onunla biraz savaşırdı. Böyle düşününce Teo'nun kırmızı gözleri alev alev yanmaya başladı.

Prensin arkasından gözlerini deviren Kevın isimli hizmetçi, cesetlere doğru baktı ve içinden düşündü.

Bu prensin savaş arzusu çok güçlü.. Böyle giderse Altın Kılıç Sarayı muhafızları işsiz kalacak. Bu kadar birbirinden farklı üç prens... Üçü de aynı anneden gelmelerine rağmen birbirlerinden bu kadar farklı üç kardeş... Hahhh.

Düşüncelerini temizleyen Kevın, cesetleri iki omzuna attı ve adamın temiz bir şekilde kesilmiş kafasını eline aldı. Bunlar onun düşünmesini gerektirecek meseleler değildi. Sonuçta o sadece bir hizmetçiydi. Kevın birden bu prensleri yetiştiren kralına daha fazla saygı duymaya başladı.

....................................................

Saraya geri dönen genç prens odasına doğru yürüdü. Yoldan geçerken bazı hizmetçiler ona bakıp aralarında fısıldaşmaya başladılar. Algısı güçlü olan genç prens bunu fark etti ve kendisine yakın olan iki hizmetçinin yanında belirdi. İkiliyi korkudan yerlerinden sıçratan prens, beklenti dolu bir ifade ile hizmetçilere baktı.

"Efendim... Prens Hazretleri... Bu iki kulunuz sizin için ne yapabilir?"

Yürekleri hala yerine tam oturmamış ikiliden birisi sesi hafifçe titreyerek önündeki prense saygıyla sordu. İkinci Prens insanlarına karşı hep iyi olsa da, statüsü onları çok aştığında dolayı, doğumdan kaynaklı bir korku tüm hizmetçilerin içinde vardı.

İkilinin durumunu gören prens kendini biraz suçlu hissetti ve yüzüne hafif bir gülümseme ile sordu.

"Ne hakkında konuştuğunuzu sorbilirmiyim? Herkes büyük bir coşkuyla konuşunca benim de merakımı cezbetti."

"Eeh.. Kral üç prensi de taht odasına çağırdığından dolayı meraklıydık. Lütfen bizi affedin efendim. Bizi aşan şeyleri konuşmak haddimiz değil."

Ha? Babam bizi taht odasına mı çağırdı?

Durumdan haberi olmayan Teo biraz şaşırdı ama bunu dışında belli etmedi.

"Anlıyorum. Fazla gerilmenize gerek yok. İşinize geri dönebilirsiniz."

"Emredersiniz."

Hızlı adımlarla işine geri dönen ikiliye bakan Teo, yolunu kendi odasından taht odasına doğru çevirdi. Babası onları her gün taht odasına çağırmıyordu sonuçta.

Kapıda duran iki kraliyet gardiyanı Teo'nun geldiğini görünce kapıyı açıp eğilerek selam verdiler. Vücutlarından dışarı sızan element gücü, Teo'nun gücünden üstün olduğundan dolayı, prensin içinde birden bir savaşma arzusu belirdi. Kapıdan geçerken kafasıyla gardiyanlara selam veren Teo, içeri doğru döndüğünde iki kardeşinin de ondan önce geldiğini gördü.

"Sonunda gelebildin abi. On beş dakikadır burada seni bekliyoruz."

Yüzünde parlak bir gülümsemeyle konuşan çocuk, uzun sarı saçları ve parlak mavi gözleriyle güzel bir elf gibi görünüyordu. Bu yıl daha 14 yaşında olmasına rağmen, şimdiden tüm şehirdeki genç kızların hayallerindeki büyüleyici prensti. Sırtında asılı, üstünde mistik işlemeleri olan bir yay vardı. Bu Teo'nun küçük kardeşi Keun'du. Bazen bu kardeşinin elf olduğu hakkında şüpheleniyordu Teo.

"Bizi neyse de babamızı, kralımızı bekletmen hiç uygun değil. Biliyorsundur umarım."

Keun'un arkasında bir asker gibi dimdik bekleyen genç adam konuştu. Çatık kaşları, içinde yıldırımlar çakıyormuş gibi görünen açık mavi gözleri ile cesur bir general gibi görünüyordu.

Gözlerini babamdan almış...

İkisini birlikte gördüğü her seferinde bu düşünce aklından geçiyordu. Bu general gibi sırtında mızrağı ile dimdik duran genç adam, Teo'nun büyük kardeşi Sein'di. Bu 20 yaşındaki prens, askeri bir deha olarak görülüyordu. Yaratıcı stratejileri ve kahramanvari görünüşü ile askerler arasında oldukça popülerdi.

Askeri deha abim, elf gibi cazibeli ve kurnaz küçük kardeşim... Nedense kendimi bu canvarlarla birlikteyken işe yaramaz hissediyorum..

"Öhm!"

Güçlü ve mistik öksürük sesini duyan üçlü, hemen aralarında konuşmayı keserek kralın önüne geldiler ve tek bacak üstüne dizlerini çöktüler. Bu kral, gezegende ve tüm galakside en üst derece statüye sahip insan, bütün insan ırkının hakkında konuşurken saygı ile bahsettikleri insan, babaları, Dane Demiryürek idi.

"Bugün sizleri buraya bir şeyler konuşmak için çağırdım"




Yorumlar


Giriş Yap


Duyurular

Popüler Seriler

Against The God
Against The God
Beğeni Sayısı: 1385

King of Gods
King of Gods
Beğeni Sayısı: 1162

Tales of Demons & Gods
Tales of Demons & Gods
Beğeni Sayısı: 960

True Martial World
True Martial World
Beğeni Sayısı: 889

Emperor’s Domination
Emperor’s Domination
Beğeni Sayısı: 781

I Shall Seal The Heavens
I Shall Seal The Heavens
Beğeni Sayısı: 740

Martial God Asura
Martial God Asura
Beğeni Sayısı: 698

Coiling Dragon
Coiling Dragon
Beğeni Sayısı: 629

Swallowed Star
Swallowed Star
Beğeni Sayısı: 594

Heavenly Jewel Change
Heavenly Jewel Change
Beğeni Sayısı: 554

Popüler Orjinal Seriler

Kara Büyücü
Kara Büyücü
Beğeni Sayısı: 520

KAREN
KAREN
Beğeni Sayısı: 214

GÖKYÜZÜ İMPARATORU
GÖKYÜZÜ İMPARATORU
Beğeni Sayısı: 200

DİPTEN EN TEPEYE
DİPTEN EN TEPEYE
Beğeni Sayısı: 156

Yıldızlar Kralı
Yıldızlar Kralı
Beğeni Sayısı: 148

Acemi Ölümsüz
Acemi Ölümsüz
Beğeni Sayısı: 129

Beyond Eternity
Beyond Eternity
Beğeni Sayısı: 126

THEODEN
THEODEN
Beğeni Sayısı: 124

Lord Of The Demons
Lord Of The Demons
Beğeni Sayısı: 122

SAHİPKIRAN
SAHİPKIRAN
Beğeni Sayısı: 120

Site İstatistikleri

  • 20211 Üye Sayısı
  • 570 Seri Sayısı
  • 28273 Bölüm Sayısı


creator
manga tr