Bölüm 372: Ateş Bulutu Köyü

avatar
895 1

Xian Ni - Bölüm 372: Ateş Bulutu Köyü


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Bu geçmiş yarım ayda, Wang Lin biraz kuru yemek biriktirmiş ve bir bohça oluşturmuştu. Ay ışığı eşliğinde, köyden çıktı.

 

O anda, birdenbire beş yüz yıl öncesi aklına geldi. Heng Yue Tarikatı’ndan reddedildiğinde, evinden de gece yarısı ayrılmıştı. Ayrıldıktan sonra, yolculuğu başlamıştı. O zamanın üzerinden beş yüz yıl geçmişti.

 

Derin bir nefes verdi ve mesafeye yürüdü. Şu anda nerede olduğuna dair hiçbir fikri yoktu. Aktarım dizisi tarafından ışınlandığında, nerede olduğunu çıkaracak zamanı yoktu. Şu an sadece bir ruh damarı bulmak istiyordu ki böylece biraz ruhsal enerji elde edebilir ve üzerindeki mührü kırmanın bir yolunu bulabilirdi.

 

Gece geç saatlerde, soğuk rüzgar esti ve Wang Lin’in bedeni titredi. Wang Lin acı acı gülümsedi ve gerçek bir ölümlü olmayalı ne kadar zaman geçtiğini düşündü.

 

Bir ölümlüye döndüğünde bile, bundan sayısız kat daha iyiydi.

 

Yol boyunca, Wang Lin’in nefesi kesilip duruyordu, bu yüzden mola vermek zorundaydı. Doğal olarak çok yavaş ilerliyordu. Yedi gün sonra, hala ana yolda yürüyordu.

 

Hiç ruhsal enerjisi olmasa da, hala hissedebiliyordu. Ruhsal enerji olan birkaç yer bulmuştu, ama ne kadar yetişim yapmaya çalışırsa çalışsın, bedeninde ruhsal enerji toplayamıyordu.

 

Wang Lin acı acı düşündü, ‘Belki de sadece yerel tarikatlarda kalın ruhsal enerji bulunuyordur.’

 

Ancak, şu anki bedeniyle nasıl olabilir de bir tarikata girebilirdi?

 

Wang Lin iç çekti. Gökyüzüne baktı ve içinde bir umutsuzluk belirdi. Lakin bu umutsuzluk kararlılığı tarafından çabucak ezildi. Derin bir nefes aldı ve mırıldandı, “Xue Yue ve Devasa İblis Klanı, olanları unutmayacağım. Bir gün bana çektirdiğiniz acıları yüz katıyla geri ödeyeceğim!”

 

Ayaklanıp yürümeye devam ederken bakışları kararlıydı.

 

Lakin tam o anda, arkasından at sesleri geldi. Bu sesler geceleyin özellikle dikkat çekiciydi.

 

Wang Lin sesleri duyduğu gibi, bir grup siyah at birer birer yaklaştı. Atların üzerinde katil yüzlerine sahip iyi yarı adamlar yer alıyordu. İri yarı adamlardan birisi geçerken Wang Lin’i gördü ve çabucak atını çevirerek söylendi, “Haha, ne çirkin bir velet ama, güzel bir para kaynağı!” uzandı ve Wang Lin’i kavradı.

 

Arkadan bir bağırış duyuldu. “Dördüncü Ma, ne yapıyorsun?”

 

“Patron, bir para kaynağı buldum. Bu çirkin veledin bacaklarını kırarsak, Göksel Güç kafilesinin araçlarını durdurmak için kullanabiliriz. Kendi kardeşlerimizi kullanmaktan daha iyi olur.” Yüzünde bıçak yarası olan iri yarı adam atını yürüttü.

 

Bıçak yarası olan iri yarı adam atıldı, Wang Lin’i kaldırdı ve gülümsedi. “Patron, bak!”

 

Wang Lin’in gözleri kapalıydı. Genç adam son derece öfkeliydi. Ölümlü dünyanın birkaç dövüş sanatçısı kolayca kendisini böyle aşağılayabiliyordu.

 

Önlerindeki atın üzerinde oldukça iri bir adam oturuyordu. Wang Lin’e baktı ve onayladı. “Tamam, al onu.”

 

18 at ileriye yardırdı.

 

1.5 kilometre ötede yolda bir çatalda durdular. Her biri çabucak maskelerini taktı, yolun kenarlarına yayıldı ve kendisini gizledi.

 

Bu kişiler epey yetenekyiydi. Bu tarz şeyleri sık yaptıkları belliydi.

 

Göz açıp kapayıncaya kadar, geriye sadece bıçak yarası olan iri yarı adam ve Wang Lin kaldı. İri yarı adam Wang Lin’i tutuyordu.

 

“Küçük altı, kardeşinin atını al.” Konuşmayı bitirirken, ince bir genç adam geldi ve atı götürdü.

 

“Küçük velet, kendini şanssız say.” İri yarı adam Wang Lin’i yere yerleştirip çenesini tutarken vahşice gülümsedi. Ardından parmağıyla Wang Lin’in omzunda ve bacaklarında bazı yerlere dokundu.

 

Birkaç çatlama sesiyle, Wang Lin’in omzu ve bacakları parçalandı. Bedenini acı dalgaları kapladı ve alnında devasa ter boncukları belirdi. Bakışları bıçak yarası olan iri yarı adama kilitlendi. Bu adamın yüzünü anılarına kazıdı.

 

Bıçak yaralı iri yarı adam homurdandı. Biraz merhem çıkardı ve Wang Lin’in üzerine sürdü. Ardından çalılarda kayboldu.

 

Wang Lin yerde yatarken, bedenini bir katliam arzusu kapladı. Hayatında kendisine hiç böyle davranılmamıştı, lakin bedeni çok zayıftı, dolayısıyla nihayetinde bilincini kaybetti.

 

Zaman yavaşça aktı. Bir saat sonra, mesafeden araç sesleri duyuldu ve yavaş yavaş yaklaştı.

 

Ardından araçlar birden durdu ve birisi at üzerinde ileri atıldı. Hızlıca geldi ve bağırmadan önce Wang Lin’e baktı, “Lider, burada ölü bir beden var!”

 

Bununla birlikte, attan indi ve Wang Lin’i yolun kenarına tekmeledi. Ardından ata geri bindi ve at arabalarına geri döndü.

 

Arabalar bir kere daha ilerlemeye başladı, lakin tam Wang Lin’in olduğu yerden geçerlerken, ansızın meşaleler yakıldı ve havayı kahkahalar kapladı.

 

“Göksel Güç kafilesi, uzun yoldan giderseniz sizi soymayacğaımı mı düşündünüz? Hazineleri verin bakalım!” Ormandan bir bağırış duyuldu ve on sekiz vahşi adam açığa çıktı.

 

Birisi Wang Lin’in üzerine sürdüğü merhemle bir meşale yaktı. Bu merhem çok geçmeden araçları kaplayan bir gaza dönüştü.

 

“Ateş Bulutu Zehri!” Araçlarda bir bağırış koptu. Kısa süre sonra, kafilenin her üyesi güçlerinin bedenlerini terk ettiğini hissetti.

 

“Doğru. Bu 18 Ateş Bulutu Kahramanı’nın kullandığı özel zehir! Hehe, bu zehir kanı etkiler ve ateşle aktifleştirilir. Bugün, hiçbiriniz kaçamayacaksınız!”

 

Bir katliam başladı. Beş dakikadan kısa sürede, kafilenin yarısından çoğu öldürülmüştü.

 

Gece gece bir çığlık ardında başkası koptu. 18 haydut kafileyi katlederken meşalelerin ışığı altında son derece vahşi gözüküyordu.

 

“Haha, ağabey, üç kadın bile varmış! Bu geri dönünce biraz eğlenmemize yeter.” Bıçak yarası olan iri yarı adam birisinin kafasını kesti ve kadınlardan birisini aldı. Bu kadın tatlıydı, ama çığlık atarken yüzü solgun ve korkuyla kaplıydı.

 

Bıçak yaralı adam kahkaha attı. Kadını sırtına almadan önce biraz elledi ve kendisine vurmasına izin verdi.

 

İki adam daha çabucak öne çıktı ve ilk kadına gülerken diğer ikisini aldı. Çok geçmeden, yolun kenarından atlar getirildi.

 

İri patron bir kutu çıkardı ve içine baktı. Tatmin olmuş bir ifadeyle, bağırdı, “Kardeşlerim, gidelim!”

 

Bu kişiler atlara bindi ve üç ağlayan kadınla ayrılmak üzereydi.

 

Bıçak yaralı adam sırtındaki kadınla Wang Lin’i geçti ve söylendi, “Patron, bu velet hala hayatta. Tekrardan kullanmak için bir iki gün daha yanımıza almaya ne dersin?”

 

İri adam onayladı ve çabucak atıyla ayrıldı.

 

Bıçak yaralı adam Wang Lin’i başkasına tekmeledi. Bu kişi genç adamı aldı ve taşıdı. İleriye sürerlerken hepsi bağırarak, arkalarında güçlü bir kan kokusu yayan cesetleri bıraktı.

 

Sabahleyin güneş doğduğunda, 18 adam dağın yarısına çıkmıştı. Burada öndeki tahtada üç devasa sözcüğün olduğu büyük bir köy vardı.

 

“Ateş Bulutu Köyü!”

 

“Herkes döndü. Kapıyı açın!”

 

Köyün kapısı açıldı ve 18 adam çabucak girdi. Çok geçmeden, köy epey canlı bir hal aldı.

 

Kadını taşıyan bıçak yaralı adam atından indi ve söylendi, “Patron, ilk gidip kendimi tatmin edeceğim.” Bununla birlikte, bir eve girdi ve çok geçmeden kadının acınası çığlıkları duyuldu.

 

Bu iri yarı adamlar açıkça böyle şeylere alışkındı, hepsi güldü. Diğer iki kadın da götürüldü. Wang Lin köyün arkasıdnaki bir su zindanına atıldı.

 

Zindanın içi tamamen karanlıktı; ışık veya ses yoktu. Ayaklarının altında bir şey de hissedemiyordu. Sanki havada sallanıyordu.

 

Bedeni havada asıldı ve ileri geri sallandı. Wang Lin şişmiş kafasını oynattı ve birdenbire teni yanıyor gibi aniden kollarından ve bacaklarından acı dalgaları geldi.

 

Wang Lin gözlerini açtı ve tamamen ayıldı.

 

İlerden acınası bir çığlık yükseldi, ancak bu zindana ulaşana kadar epey solgunlaşmıştı. Ne var ki, burası çok sessiz olduğundan, çığlık sonsuza kadar devam edecek gibiydi.

 

Bütün ruhsal enerjisini kaybettikten ve Has Ruh’u çöktükten sonra, Wang Lin artık önceden olduğu gibi tek bir bakışla her şeyi değiştirebilir gibi hissetmiyordu. Çevresi tamamen karanlık olsa da, küçük bir yerde kısılı olduğunu fark etti. Kolları bağlıydı ve soğuk suda sallanan bedeniyle bırakılmıştı.

 

Rengini göremediği su boynuna kadar geliyor ve mide bulandırıcı iğrenç bir koku yayıyordu.

 

Wang Lin nefes alabilmek için çabucak kafasını kaldırdı. Bir kuyuya hapsedilmiş gibi duruyordu. Acınası çığlıklar kaybolduktan sonra, bir kere daha etraf mezarlık kadar sessizleşti.

 

‘Görünüşe göre her şeyi kaybeden bir yetişimci ölümlülerden dahi daha beter duruma düşer...’ Wang Lin’in bakışları sakindi. Gözlerinin içinde epey gizli bir öfke vardı.

 

Gökleri ve yerküreyi sarsabilen Wang Lin artık yoktu. Bütün ruhsal enerjisini kaybetmişti, Has Ruh’u çökmüştü ve bir ölümlünün gücüne dahi sahip değildi. Boyutsal çantasını açamıyordu bile.

 

Ayrıca boyutsal çantasının izini kaybetmişti. Kesinlikle bu dövüş sanatçılarının eline düşmüştü.

 

O anda, Liu Mei’nin güzel figürü Ateş Bulutu Köyü’nün üzerinden geçti. Aradığı kişinin bu köyde olduğunu bilmediğinden aşağı bile bakmadı.

 

Wang Lin sessizce düşünürken, gözleri gittikçe daha da parladı. Bu su zindanındaki ruhsal enerji köyden ayrıldıktan sonra bulunduğu diğer her yerden daha yoğundu.

 

Bu ruhsal enerji dağdan değil sudan geliyordu!

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18328 Üye Sayısı
  • 791 Seri Sayısı
  • 37556 Bölüm Sayısı


creator
manga tr