Bölüm 357: Amca

avatar
907 0

Xian Ni - Bölüm 357: Amca


Çevirmen: Zawoske

Editör: Lord Viole Grace


Kadın Zhou Ru’ya sarıldığı sırada hüzünlü bir ifade takındı ve yardım etmesi için kocasına baktı.

 

Zhou Ru biraz düşündü ve konuştu, “Dao Chang, bu çocuk dilsiz.”

 

“Dilsiz mi? Sorun yok!” Yaşlı adam parmağını şıklattı ve kadın birkaç adım geri çekilmek zorunda kaldı. Yaşlı adam Zhou Ru’yu tuttu ve gülümsedi. “Tamamdır, benimle gel bakalım!”

 

Zhou Ru’nun yüzü korkuyla kaplıydı. Titredi ve yanaklarından gözyaşları akmaya başladı. Sadece üç yaşındaydı, dolayısıyla şu anda dehşete düşmüştü.

 

Zhou Ru’nun babası yumruklarını sıktı ve konuşmak üzereyken yaşlı adam kaşlarını çattı. Bir bakış attı ve soğukça söylendi, “Çocuğunuzun seçilmesi şanslı olduğunuz anlamına geliyor. Yaygara koparmayın!”

 

O anda, köyün büyüğü çabucak Zhou Ru’nun ebeveynlerini sakinleştirmeye geldi.

 

Yaşlı adam homurdandı ve devam etti, “Buraya çocuğunuzu çalmaya değil ona iyi bir gelecek vermeye geldim! İleride hala onunla görüşme şansınız var!” bununla birlikte, Zhou Ru’yu tuttu ve köyün çıkışına doğru yürüdü.

 

Zhou Ru panikledi ve haykırmaya başladı. Sesi korkuyla kaplıydı.

 

“Baba! Anne!”

 

Birdenbire zayıf bir sesle konuştu. Yaşlı adam güldü. “Demek dilsiz değilmiş. Böylesi daha da iyi!”

 

“Ru Er!” kadının yanaklarından gözyaşları aktı. Kızının peşine düşmek üzereydi ki kocası yolunu kesti ve mırıldandı, “Seçilmesi kızımızın şansı.”

 

Yaşlı adam köyden ayrıldıktan sonra, Zhou Ru’ye ne kadar bakarsa, o kadar mutlu oluyordu. “Yüksek kalite bir ruh taşı! Haha! Bununla, orta aşama Temel Oluşturma’ya atılım yapmayı deneyebilirim. Küçük kız, sana kötü davranmayacağım. Büyüyünce, seni öğrencim olarak alacağım!”

 

Tam tarikata dönmek için uçan kılıcını çıkartmak üzereyken Zhou Ru elini ısırdı. Ancak, üç yaşındaki bir çocuğun gücü ne kadar olabilirdi ki?

 

Bu yine de yaşlı adamın kaşlarını çatmasına neden oldu. Homurdandı ve söylendi, “Gerçekten kendin için neyin iyi olduğunu bilmiyorsun!” Bununla birlikte, Zhou Ru’yu tokatlamak için elini kaldırdı. Ona bir ders vermek istiyordu, böylece sanki başkasının çocuğunu çalmış gibi yol boyunca ağlamazdı.

 

“Bu ne cüret!?!!”

 

Yaşlı adam henüz elini kaldırmıştı ki bedeninin donduğunu ve sırtının ter içinde kaldığını hissetti. Beyaz cübbeli bir genç adam gizemli bir şekilde önünde belirdi.

 

Yaşlı adam hızlıca Zhou Ru’yu bıraktı ve saygıyla konuştu, “Kıdemli, küçüğünüz...”

 

Konuşmayı bitirmesini beklemeden, Wang Lin kolunu savurdu ve yaşlı adam güçlü bir rüzgar tarafından uzaklara savruldu.

 

Wang Lin Zhou Ru’ya baktı. Bir yıl önce, Tie Yan’a Bulutlu Gök Tarikatı’na dönmesini ve şahsen Li Muwan’ı koruyacağını söylemişti. Aslında daha önce harekete geçmek istiyordu ama belirmeden önce yaşlı adamın Zhou Ru’yu almasını beklemeye karar vermişti.

 

Wang Lin’e bakan Zhou Ru’nun gözlerindeki korku yerini kafa karışıklığına bıraktı.

 

Zhou Ru tatlı bir sesle, fısıldadı, “A...amca...”

 

“Amca....” Wang Lin derin bir nefes verdi ve söylendi, “Amcanla gel, tamam mı?”

 

Zhou Ru’nun gözlerindeki kafa karışıklığı daha da güçlendi. Neden olduğunu bilmiyordu ama önündeki amcaya karşı büyük bir çekim hissediyordu, dolayısıyla onayladı.

 

Wang Lin karmaşık bir ifade sergiledi ve Zhou Ru’yu kucakladı. Uçarken soğuktan etkileneceğinden korkuyormuşçasına bedenini ruhsal enerjiyle kapladı.

 

Gökyüzüne atıldı ve kollarındaki Zhou Ru’yle birlikte yavaşça ufukta kayboldu.

 

Wang Lin pagodanın altında belirdi ve tıpkı öncesi gibi bir taş ev inşa etti.

 

Wang Lin Zhou Ru’yu indirdi ve yumuşakça konuştu, “Eve geldik.”

 

Zhou Ru sessizce onayladı. Büyük gözleri her tarafa bakındı ama hiçbir şeye dokunmadı. Aksine, Wang Lin’in yanında durdu.

 

Wang Lin nereye giderse, peşinden geliyordu. Wang Lin yetişim yaptığı zamanlarda bile, gözlerindeki kafa karışıklığıyla yanına oturuyordu.

 

Geceleyin, Zhou Ru uyuya kaldıktan sonra, Wang Lin yatağın yanında durdu ve Zhou Ru’nun yüzüne bakıp fısıldadı, “Wan Er, şu anda Kadim Ruh’un dengesiz durumda, bu yüzden anıların geri dönemez. 19 yaşına ulaştığında, doğal olarak dönecekler.”

 

Zhou Ru’ya baktı ve Li Muwan’la olan anıları zihninde belirdi.

 

Derin bir nefes verdikten sonra, Wang Lin Zhou Ru’nun üstünü örttü ve odadan ayrıldı.

 

Zhou Ru bedeninin gereksinimlerini karşılaması için sadece yetişim yapması yeten kendisi gibi değildi. Üç yaşındaki bir çocuk için bedenine en çok yemek iyi gelirdi.

 

Wang Lin bir mutfak inşa etti ve bir sürü yemek almaya gitti. Beş yüz yıldır yemek yapmamış birisi şimdi Zhou Ru için yemek yapıyordu.

 

Zhou Ru sabah uyandığında, ilk gördüğü şey sessizce yetişim yapan Wang Lin’di. Koluyla çenesini destekledi ve Wang Lin’i izledi.

 

Wang Lin gözlerini açtı, Zhou Ru’nun kafasını okşadı ve gülümsedi, “Aç mısın?”

 

Zhou Ru onayladı.

 

Wang Lin sağ elini salladı ve bir kase yulaf lapası belirdi. Zhou Ru yemeği bitirdikten sonra, sordu, “Amca, bu kase nasıl uçabiliyor?”

 

Wang Lin hafifçe gülümsedi. Yanıtlamak yerine gözlerini kapadı ve yetişime devam etti.

 

Zaman yavaşça geçti ve Wang Lin yavaşça Zhou Ru’nun büyümesini izlerken kendisini hayatına odakladı. Ölümlüye döndüğü zamanki hissiyat bir kere daha içinde belirdi.

 

Bu son derece sakin ve huzurlu bir hissiyattı.

 

Bir gece, Wang Lin yetişim yaparken, taş evden ansızın bir çığlık yükseldi. Wang Lin’in gözleri parladı ve hemen odaya atıldı. Küçük Ru Er’in yorganı tekmelediğini ve yüzünde mücadele eden bir ifadeyle ellerini sıktığını gördü.

 

“Amca... Kurtar beni... Amca... Baba... Anne....”

 

Wang Lin sağ eliyle Zhou Ru’nun alnına dokundu ve biraz ruhsal enerji gönderdi. Çok geçmeden, Zhou Ru sakinleşti ve gözlerini açtı. Gözleri adeta yıldızlar gibiydi.

 

Wang Lin’i görünce, ağlamaya başladı ve yavaşça Wang Lin’e gördüklerini anlattı. Genç adam gülümsedi. Hepsi bir rüyaydı. Rüyasında karanlık bir yerde olduğunu ve annesiyle babasının, hatta amcasının bile kendisini terk ettiğini, bu yüzden de karanlıkta tek başına olduğunu görmüştü.

 

“Al bunu. Böyle bir şey yine olursa, sadece bu çanı sallaman yeterli.” Bununla birlikte, Wang Lin bir çan çıkardı ve küçük kızın eline koydu.

 

Bu çan Qiu Siping’in verdiği çanlardan biriydi. İnceledikten sonra, Wang Lin bu çanın antik yetişimcilerin verdiğiyle aynı yerden geldiğini fark etmişti.

 

Araştırdıktan sonra, üç çanı kullanmak için birkaç yöntem bulmuştu. Wang Lin güçlerinden epey keyifliydi.

 

Daha da değerlisi bu üç çanın birbiriyle bağlantılı olmasıydı. Çanlardan birisini tuttuğu sürece, diğerleri nerede olsun, tutan kişiler birbirini hissederdi.

 

Bundan başka, Wang Lin Qiu Siping’in çantasında bir kılıç kını daha bulmuştu.

 

Wang Lin kılıç kınını gördüğü anda, hemen kendisinde olan üçünü çıkardı. Kıyaslanırsa, dört kılıç kını tam olarak aynı gözüküyordu, yalnızca üzerlerindeki semboller farklıydı.

 

Göz açıp kapayana kadar, iki yıl geçti.

 

Zhou Ru artık beş yaşındaydı.

 

Bu iki yılda, Wang Lin gülse mi ağlasa mı bilmiyordu. Zhou Ru daha sessizleşmiş ve daha çok oyun oynamaya başlamıştı. Ne zaman Wang Lin yakınlarda olmasa, çanı çıkartıp oynayarak, genç adamın hemen belirmesine neden oluyordu.

 

Wang Lin buna karşı çaresizdi ve durmasını söyleyemiyordu. Ne var ki, Zhou Ru son derece akıllıydı. Birkaç kereden sonra, çalmayı kesmiş ve bir hazine gibi yakınında taşımaya başlamıştı.

 

Bu iki yılda, Wang Lin küçük kızı ebeveynlerini görmeye götürmüştü, lakin bu ancak ebeveynleri uykuya daldıktan sonraydı.

 

Bu günde, Wang Lin yetişim yapıyordu. Gözlerini açtı, Zhou Ru’nun gizlice elinde bir kase yulaf lapasıyla paghodadan çıktığını gördü. Wang Lin’e dil çıkardı ve ona doğru koştu. “Amca, amca, büyük kardeş periyi tekrardan gördüm, ama hala yemiyor.”

 

Zhou Ru dört yaşındayken, gizlice pagodaya girmiş ve kadın cesedini görmüştü. Bunun ardından, Zhou Ru kadın cesedini düşünmeye başlamıştı ve ara sıra kontrol etmeye gidiyordu.

 

Bir keresinde Wang Lin’in kendisine yaptığı yulaf lapasını alıp kadın cesedine yedirmeye çıkmıştı.

 

Wang Lin gerçekten gülse mi ağlasa mı bilmiyordu, ama küçük kızı durdurmadı. Sonuçta, hala küçüktü, dolayısıyla ne yapmak isterse izin veriyordu.

 

Ancak, kadın cesedine yemek yedirme konusunu ciddi bir şekilde açıklamıştı, lakin Zhou Ru hala neden beyaz giysili ablanın sadece uyuyup yemek yemediğini anlamıyordu.

 

Wang Lin çaresizce mırıldandı, “Ablan yemek yemiyor, bu yüzden artık yemek götürmeyi bırak.” Wang Lin bunun biraz karmaşık olduğunu hissetti. Zhou Ru kadın cesedine abla diyordu ama kendisini amca diye çağırıyordu. Zhou Yi bir gün geri gelir ve bunu duyarsa, nasıl bir ifade takınırdı?

 

“Acıkmayacak mı? Ben bir gün yemek yemezsem, çok acıkırım.” Küçük Zhou Ru büyük gözleriyle Wang Lin’e baktı ve devam etti, “Yemeği yanına koyacağım, böylece uyanınca yiyebilir. Amca benim hakkımda endişelenmene gerek yok.”

 

Wang Lin acı acı gülümsedi ve bir şey söylemek üzereydi ki ifadesi birdenbire değişti. Mesafeye baktı ve söylendi, “Ru Er, pagodaya gir.”

 

“Tamam. Kötü adamlar yine mi geldi? Çok can sıkıcılar.” Zhou Ru onayladı ve yulaf kasesiyle pagodaya geri döndü.

 

Bir yıl önce, diğer ülkelerden bir sürü yetişimci Ceng Niu’ya meydan okumak adına buraya gelmişti.

 

Başlangıçta, Wang Lin onları tamamen görmezden geliyordu. Pagodanın etki alanıyla, yaklaşamıyorlardı bile. Ne var ki, durmak yerine daha da agresifleştiler. Yandaki dağlardan ikiliyi izliyorlradı ve büyülü hazinelerini savuruyorlardı.

 

Bir gece Zhou Ru uyurken bir büyülü hazine yüzünden uyanmıştı. O kadar korkmuştu ki ağlayarak koşuşturmuştu.

 

O anda, Wang Lin dışarı çıkmıştı. Geri döndüğünde, çevredeki dağlarda kanlar içinde yedi kafa bulunuyordu. Bunun ardından, kimse geceleri ses yapmaya cesaret edememişti.

 

Ancak, mücadeleciler gelmeyi asla kesmiyordu. Aralarında ünlü Ruh Oluşturma yetişimcileri dahi vardı.

 

Katliama başladıktan sonra, genç adam işleri kolay tutmuyordu. Ne zaman birisi gelse, hayatını bırakıyordu. İnsanlar yavaş yavaş kendisine kafa tutmayı kesmişti, lakin ara sıra birileri geliyordu.

 

Dağlardan soğuk bir ses geldi. “Ceng Niu, Xue Yue’den Liao Fan yelpazemizi geri almaya geldi.”

 

 






Giriş Yap

Site İstatistikleri

  • 18179 Üye Sayısı
  • 792 Seri Sayısı
  • 37503 Bölüm Sayısı


creator
manga tr